Aras Dinçer: İran’dan Pele Çıkar mı?

Aras Dinçer

2008’e janjanlı bir giriş oldu İstanbul Rallisi. Şaka bir yana, parkuruyla, zorluğuyla, puan verdiği şampiyonalarla Dünya’nın gözünün üzerimize çevrildiği bir organizasyon oldu. Adeta mahalli ralli kadar kolay yaptı organizasyonu TOSFED, tebrik etmek lazım. Herkes işini gözü kapalı yapabiliyor artık. Yalnızca, Cuma günü start listesini alt üst edilmesi ekiplerin sinirlerini biraz gerdi. “Çok giderim, fena yapıcam” modundaki pilotlarımız “Önümüze N/2 koydular, İran’lı verdiler” diye endişelendiler ama start aralarının açılması ve İran’lıların Finlandiya’lı gibi çıkmasıyla pek problem olmadı gördüğüm kadarıyla.

Katılım listesine bakıldığında, kayıt yaptırdığı halde otomobili yetişmeyen Gilles Panizzi dışında bütün ağır abiler buradaydılar. Listeye bakıldığında, kazanabilecek en az 15 pilot/otomobil kombinasyonu görünüyordu. 8 yıldır bir Türk’ün kazanmadığı bu ralliyi, kaliteli yabancı pilotlar geldiğinde çatır çatır gazlayarak kazanabilen en son Türk –herhalde- Azmi Avcıoğlu veya Renç Koçibey idi. Herhalde diyorum çünkü henüz doğmamıştım, emin değilim. Bir de Emre Yerlici’nin kazandığı 89 yarışı var ki, hala dedikoduları konuşulur…

Neyse, inşallah bu sefer tarih yazılır diye umaraktan etapların yolunu tuttu seyirciler. Bu yarış, seyirci sayısında biraz kıpırdanma vardı sanki. Sezon açılışı olması ve listenin kalitesi “Yarışmazsam evde otururum” diyen birçok pilotu bile etaplara çekmişti. Yarışı seyrederken gördüğüm isimler arasında Nejat Avcı, Emin Ali Sipahi, Ercan Kazaz, Rıza ve Alpaslan Çukurova, Hamdi Ünal, Yüksel Özgür, Süheyl Polatoğlu, Ali Gökhan Yazıcı, Mert Soley, Cevdet Durmaz, Erdinç Yeşilyurt vardı. En azından seyirci noktaları doluya yakındı.

Yarışa ağırlığını koyması umulan sadece 2 pilot vardı, Volkan Işık ve Serkan Yazıcı. Ancak Serkan Yazıcı verdiği aranın ardından bırakın elinin soğukluğunu, kendi deyimiyle “lastik değiştirmeyi” bile unutmuştu. Servis alanında yapılan lastik değiştirme idmanlarında herşeyin farkına varmıştı Serkan Yazıcı ve önemli bir yarış olmasına rağmen, gazlanacak yarışın bu yarış olmadığına belki de tam orada karar vermişti. Yine de takla attığı yere kadar, daha ilk lupun sonunda genel klasmanda 9. gitmesi ve önündeki Super 2000’lere ve neredeyse her hafta yarışan pilotlarına çok yakın olması bile, ilerleyen yarışlar için beklenen “Serkan Yazıcı sürati”nin yok olmadığını göstermeye yetti.

Volkan Işık ise ilk etapta besttime yapan Vouilloz’dan KM’de sadece 0.3 saniye yavaştı ama ikinci etapta artık kronikleşen bir aksiyon haline gelen lastik patlamasıyla durup lastik değiştirince, bir başka lastik kurbanı Freddy Loix ile kol kola girip yarışın sonunu beklemeye başladılar. İşin daha da enteresanı, bu yarışı kazanma ihtimali en yüksek pilotlardan biri olan Freddy Loix ile yarış sonunda araları 1 saniyeden azdı ve Volkan Işık öndeydi.

Türk pilotlardan başka hata yapan yok muydu? Basso takla attı, Travaglia defalarca yoldan çıktı, Alen doğru süspansiyon ayarını bir türlü bulamadı (çok aramış, bulamamış) Hatasız yarışan tek pilot olan Vouilloz’un ise 207’sinde ise motor problemi vardı. Tirabassi’nin, Sola’nın ve hatta yarışı kazanan Rossetti’nin de lastikleri patladı. Lastik patlamasından bahsetmişken, aynı etapta 2 lastik patlatan ve tek stepneyle yarışan Tirabassi hariç tüm Super 2000 pilotları yarış boyunca sadece birer kez jant üstüne düştüler, buna Volkan Işık da dahil.. Ama lastiklerin patlama noktaları farklı oldu, bunun için de ne lastikleri, ne pilotları ne de yoldaki taşları suçlamak mümkün değil. Aynı pilot 4-5 kere lastik patlatsa, “kaşındı” denebilirdi. Ama görünen o ki, herkes yerli veya yersiz birer lastik patlatmış.

Yabancı pilotların ne kadar hızlı olduklarını anlatmaya gerek yok. İzlerken “Yok artık, daha neler” diye bol bol şaşırttılar hepimizi. Hatta bazı noktalarda virajlara öyle bir yaklaştılar ki, hepimiz “Ne olacak şimdi, acaba ne yapacak” diye dumurlara sürüklendik, “şimdi enkaz oldu” dediğimiz tepelerden virajlardan hayattan bıkmış gibi döndüler, gittiler, bizim de aklımız gitti. Yeni Subaru N14 ile tanışmış olduk, ama gördük ki, Evo 9 ile aralarında henüz uçurum var. Tabii kıyaslanan Evo 9 hangi Evo 9 diye durup sormak lazım. Luca Betti’ninki mesela, düzlüklerde “Bu Evo 9 ise, ötekiler ne kullanıyor, Çin malı Evo 9 mu?” diye sorduruyordu. Betti’nin yarışı iyi bir yerde bitirmesini çok isterdim. Rakiplerinin buna ne tepki vereceğini, nerelere itiraz edeceğini görmek, çok eğitici ve ilham verici olabilirdi! Ama su geçişine astronomik bir hızla girince, o muhteşem Evo 9, kiralık bir Focus’a bağlanıp servise çekildi.

Türk pilotlar arasında ise hafta içi testte ağır bir kaza yaparak Kerem Üstünkaya’nın otomobiliyle start almak zorunda kalan, ama üzerindeki şanssızlığı yine de atamayan Güven (O’na ve Vedat’a tekrar geçmiş olsun diyorum) ve takla atan Serkan Yazıcı’dan sonra, liderliği devralan ve yüksek bir tempo ile çok iyi giden Mehmet ise, “malum tepe üstünde” çok sert düşünce, co-pilotu Erkan maalesef yarışa devam etmesini engelleyecek şekilde darbe aldı. Son yıllarda çok ağır kazalar geçiren sevgili Erkan Güleren’e de buradan geçmiş olsun diyorum. Neyse ki, bir yarış aradan sonra tekrar koltuğuna geri dönebilecek. Zaten o düşüş sonrası Erkan yarışa devam edebilseydi bile, otomobilin pek yarışın sonunu görebilecek hali kalmamıştı doğal olarak. Başa koşan Türk pilotlar bu şekilde oyundan düşünce, tüm dikkatler Yağız ve Fatih’in üzerine çevrildi. Volkan Işık kaybettiği zamanları telafi ederek Onları geçti ama iki Punto Super 1600’ün kapışmasını zevkle izledik. Fatih’in 1 dakika erken cezası alması heyecanı daha da arttırdı. Sonuçta Yağız yarışı önde bitirdi. Geçen sene çiziksiz yarışan Dağhan ise takla atınca, erken düştü oyundan. Burak, Palio ile Punto arasındaki farka ve Michelin’e karşı Lassa kullanıyor olmasına rağmen ilk lup sonuna kadar ceza yiyen Fatih’in önünde, Yağız’ın ise 23 saniye arkasındaydı. Yapacak fazla birşey kalmıyor Burak’a bu noktada, gidebildiği kadar hızlı gidip, önündeki Fatih ve Yağız’ın hata yapmalarını bekliyordu. Önümüzdeki yarışlarda Super 1600 pilotlarından daha fazla kompetisyon gelecektir.

N/3’de Koray ve Hamdi kendi tempolarında gittiler. Koray zaten hiç zorlanmadı. Hamdi ise Cumartesi günü uyuyarak rahat bir 2.’liği zora soktu. Biraz ciddiye alsa Dani Fischer’in arkasında kalmazdı. Burcu’nun performansının altını çizmek lazım, özellkile bazı etaplardaki zamanları yine dikkat çekici. N/2’de ise intihar komandosu Ekrem Tezel, not hatasından yoldan çıkınca, puana giden ve sezon kovalayan Orhan rahat kazandı. İntercomsuz yarışan Orhan’a yarış öncesi “bu kaskları artık değiştir, eskidiler” dediğimde “hı, olur” diye kem küm etmişti. Bu yarışa sıfır kaskla girer artık. En keyfe keder yarışan ekip olarak da Gökhan Büyüksuda-Tibet Çelepgil’i seçtim, her yönüyle “ağır” bir ekip…

Ege’nin sıcak havası ve asfaltında neler olacak, merak ediyorum.

Sürçü lisan ettiysek affola, hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com