Aras Dinçer : LASSA “HIT-IT”

Aras Dinçer

Rallidergisi giriş sayfasındaki Serkan Yazıcı fotoğrafına baktım. Açıkçası bakıp bakıp dumur oldum diyebilirim. “Hiç mi yan giden Evo 9 fotoğrafı görmedin” diyenler olacaktır. Ama bu resimde bir mesaj var aslında. Evo 9’un arka lastiklerinin geçtiği yere bakın. Bir de yoldaki bir önceki geçişten kalan lastik izlerine bakın. Kimsenin lastiğinin geçmediği, olabilecek en kaygan, en spektaküler çizgiden geçiyor lastikler. Seyirciyi etaplara çekmesi umulan “Serkan faktörü” burada işte. Bu adam bunu yapabildiği için, bunu yapsın diye burada, yoksa ispatlaması gereken birşey yok Serkan Yazıcı’nın. Böyle olunca ne mi oluyor?

Şu oluyor: Ankara’nın bir avuç seyircisi vardı yarışta, her Hitit Rallisi’nde gördüğüm, tanışmadığım, ismini bilmediğim ama görünce hatırladığım simalar bunlar. “Serkan yarışıyor bu sene” diye sabahın köründe dayanmışlar ilk etabın startına, ellerindeki seyirci kılavuzundaki tarifler ile. Daha ilk etabın ilk kombine virajında gölgeye yatıyoruz, otomobiller geçecek, biz de geyik yapıyoruz. Derken Serkan geçti. Kimsenin denemediği, yapmadığı bir şekilde geçti kısa aralıklı iki sol virajı. Hakan Gürel ile “gördünmü ne yaptı, bakalım böyle dönen olacakmı” dedik. Ama esas mesele şuydu: Serkan geçene kadar sadece 1. etap ve servis alanına gidip gelmeyi planlayan bir grup Ankara seyircisi, bu geçişi görünce “Biz diğer etaplara da gelmek istiyoruz, nasıl gideriz?” diye sordular bize. Yolun çok uzun ve çok bozuk olduğunu, gelebilip gelemeyeceklerini sorduğumuzda “Yok yok, gelicez, Serkan’ı izleyeceğiz” diyorlar. “Peki” diyoruz, “takılırsınız peşimize”. Sonra diğer pilotlar da geçtikçe bu sefer “Vay, Mehmet de güzel geçti, Hasan yan çıktı, Güven de gazladı”ya dönüyor iş. Farkediyorlar ki, diğerleri de onca yol tepip seyretmeye layık, “tın tın” gitmiyorlar. Olayı bir başrol oyuncusu tetikliyor ama, geçen diğer ekipler de bundan faydalanıyorlar. Amaç bu sporu yaymak ise, kitleleri etkileyecek unsurlarınız olmalı önce. O unsurları önce keşfetmeyi, sonra şekillendirmeyi ve nihayetinde kullanmayı bilmek gerek. Mesela “Subaru” markasını bugünlere gelmesindeki Colin McRae payını kim inkar edebilir? Bir ülkede WRC, Formula 1 gibi dev organizasyonların düzenlenmesi, harika birşey. Hele ki, bu organizasyonları kulağından tutup, Türkiye’ye getirmek daha da büyük bir başarı. Fakat bunları “kullanabilmek” adına birşeyler yapılmazsa, olduğumuz yerde patinaja devam edeceğiz gibi görünüyor. Sonuçta o Ankara’lı yarışseverler, yepyeni otomobilleri ile bizimle beraber 3. ve 4. etaplara gelip, 150 km’ye yakın toprak yol teptilerse, bunu yapmaya değdiğini bizzat gördükleri için teptiler.

Bir kez daha otomobil sporlarını kurtardıktan sonra, gelelim Hitit Rallisi’ne. Öncelikle etaplar arasındaki zamanlar bir hayli sıkışıktı. Bırakın lastik değiştirmeyi, bazı etapların sonlarında hacet gidermeye bile vakit yoktu denebilir. Starttan önce servis alanının ortasında bangır bangır misket havası çalan minibüs sayesinde, konuştuğumuzu duyamadık, hatta otomobil sporundan soğuduk. Ankara hakem grubu yine işini iyi yapıyordu, insiyatifse insiyatif, kararsa karar, kuralsa kural, dört dörtlük bir yarış çıkardı Ankara hakemleri. Bir tanesi hariç, ısrarla saatini saklayan ZK hakemi, co-pilotlar anlamıştır kim olduğunu. “Teke” yarışsaydı, çok bağırırdı O’na…

İlk etapta, starttan içeri yürüyüp, gölgede yarış izleme olanağı veren terkedilmiş binanın duvarına konuşlanıyoruz. Serkan, yukarıda anlattığım gibi, apayrı bir çizgide dönüp gidiyor. Hasan başka bir çizgiyle ama geç frenle, Mehmet gösterişsiz dönüyor ama en iyi zaman Mehmet’in. Yağız çıkıyor Punto ile sağ hızlıdan, Ragnotti’yi aratmıyor, full kontra… Fatih ise sıkışmış frenleri ile sürünerek geçiyor, maalesef yarış dışı. Ayağı gaza gitmeyen Burcu, gazın üstünde yaşayan Koray’dan iyi bu etapta. Anlayamıyoruz… Türkiye’nin en haşin lastik ısıtan pilotu Hamdi geçiyor, amortisör ayarlarını bozmuş nasıl başardıysa, ilk lupu çöpe atıyor. Sonra intercom problemi, derken tekerleği bağımsızlığını ilan ediyor ve sağa çekiyor Hamdi. O efkar ile yarıştan sonra, alkol komasına girme denemeleri kısmen başarılı olmuş. Klasiklerimiz geçiyorlar, eski millet vekilimiz Demir Berberoğlu yan yan gelip bizi şaşırtıyor. Bu arada ANOK’a teesüf ederim, klasiklerin adı bile geçmiyor web sayfasında. Bu arada her sene rahmetli Kemal Uludağ’ın Hitit etaplarında boy göstermesini sağlayan Celalettin Uludağ ve Kemal Abi’nin co-pilotu Deniz Gülcan, Clio ile bu sene de geçiyorlar önümüzden aynı şekilde. Mahalli pilotlardan Tan Uydaş, Opel Kadett’ini yaş haddinden emekliye ayırmış, Palio’su ile girdi yarışa. Geçen sene “Ankara’nın Simon Jean Joseph’i” diye methiyeler düzdüğümüz Nebil Erbil ve Punto Kit-Car sahibi olan Mustafa Göçer, maalesef ortalarda yoktular. Ani olarak tatile çıkan ve bu yüzden İstanbul Rallisi’ni kaçıran Sinan Pulat da, bu yarışa girecekti ama tatil uzadı herhalde, giremedi TOK Sport pilotu.

TOK Sport uzmanlarının Mustafa Söylemez’in Evo 9’una verdikleri servisi izleyip, 7. etaba gidiyoruz. Kadroya Tibet, Ahmet Deniz Azmak ve Serkan Duru da katılıyorlar. Finişe yakın ufak bir su geçişi var ama esas mesele yokuş aşağı inişde otomobili durdurabilmek. Duramayanlar için 3 tane kallavi ağaç var. Yokuştan aşağı en spektaküler inen Hasan. Serhat da çok afilli iniyor aşağı, freni tam yerinde yapıp devam ediyor. Koray da aynı şekilde. Sabahtan beri gaza basmaya tereddüt eden tüm Fiesta’ların aksine, motorun sesini kesintisiz duyabiliyoruz Koray görünmeden önce. Serkan ve Mehmet’in ufak tefek motor problemleri devam ediyor. Özellikle 2. etapta herkesin harareti tavan yapıyor, ALS’ler kapatılıyor, “dikkatli” diye not yazılan virajlar “şevkatli” dönülüyor. Super 1600’leri ise düşünmek bile istemiyorum. Burak’ın viraj demiri, Yağız’ın ise direksiyon pompası işi bırakıyor 2. etapta. Neyseki devam edebiliyorlar. Cenk yeni otomobil ama eski şansı ile yarıştı, kalan yarışlarda dilerim ki, kendisine ve sosyete co-pilotu Kenan’a kelebek konsun (şans kelebeği)

Servise dönüp, Mustafa Söylemez’in bir evvelki servisin aynısını almasını izledik. Yine rot kolları, rotiller, “sekiz” olmuşlar. Ekstra olarak Evo 9’un sağ yanı vuruk, vaziyet perişan. Yumuşatıkça yumuşatıyorlar Proflex’leri. Hafif bir kaporta operasyonu ekleniyor, hemen arabalara binip, son etabın finişten önceki sol U’suna gidiyoruz, yine 7. etaptaki aynı kadro ile. Tam seyirlik mekan, hızlı bir düzlükten gelinip, bir sağ tam gaz dönülüyor, oradan da otomobili taşıyarak U’ya bağlıyor kabiliyetli arkadaşlarımız. Bağlayamayarak aşağı düşme tehlikesi atlatan veya pandülde ters yöne doğru spin atanlar da oluyor, onları endişe ve kaygıyla seyrediyoruz. U’yu en havalı dönen Metin Çeker, Isuzu ile. Döndükten sonra uzun bir süre 32 dişi görünür şekilde gülüyor bizlere. Serkan el frenini tavana kadar çekmesine rağmen zar zor dönüyor Evo 9. Mehmet ise inanılmaz “çabuk” dönüp, gidiyor. Nasıl yaptı hala, anlamış değilim. Hasan yerine razı şekilde yamaçtan iniyor, bizleri görünce gazlıyor, fiyakalı dönüp gidiyor O da. Özden’i görüyorum otomobilin içinde, sabahtan beri ilk kez son etabın başında tuvalete gidebilmiş olmaktan dolayı mutlu. ANOK’un sıkışık programı yüzünden prostat’a ilk adım durumunda zavallı Özden. Güven, kaynatıldıktan sonra derhal tekrar kırılan aksesuarları ile geliyor ama olabildiği kadar hızlı. Uğur, Serhat, Koray bitse de gitsek modunda dönüyorlar U’yu. Serhat, yaşadığı sprey problemleri ile dördüncülüğü kaptırıyor, altıncılığa programlayıp, otomatik pilota almış, balıketi Evo 7’sini. Burak ve Yağız, hazır düzgün yol bulmuşken gazlıyorlar. U’da Super 1600’lerinin hakkını verdiler. Binek otomobiller kategorisini bu kez Koray kazanıyor. U’ya gelirken kendisini gaza getirme çalışmalarımıza cevap vermediği yetmiyor, dönünce bir de el hareketi ekliyor. “Ne yapsa yeridir” teşhisi koyuyoruz kendisine. Beşinci olan MenajerCan ise sırf bu virajı çalışmış galiba, gazın üstünde yaşayıp, pergel gibi dönüp gidiyor, tebrik ediyoruz kendisini. Sağ koltukta Erdener var bu kez. Akabinde, ilk lupta Koray’ı “yusuflatan” Burcu geliyor, klasmandaki yeri çok iyi, ama U’yu pek istediği gibi dönemiyor, suratı asık devam ediyor O da. N2 düellosunda hem Ali Onkök hem de Orhan Avcıoğlu helak oldular. Özcan Söke ilk birinciliğini alıyor. Ünal’ın son etapta lastiği patlamış, şanssız bir şekilde Eren’e geçiliyor. Eren ile Burcu’nun arası ise 4 dakika. Menderes bu yarış çok keyifsiz, not problemleri var.

Fatih’in kalmasıyla şampiyonada ilk 3 ekibin puan farkları çok azaldı. Bundan sonra Uludağ taraflarında, gece ve asfalt zeminde koşulması beklenen Yeşil Bursa ve toprak olacağını umduğumuz Kocaeli Rallisi var. Fatih’in asfalt sevgisi, Serkan’ın ise Uludağ bilgisi göz önüne alınırsa, şanslar eşit görünüyor. Hasan da Özden ile artan formu ile şans arayacak, o da ortak yarışa. Heyecanlı bir sezon oluyor, şanslar ortada…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Ek Bülten:
1- Etapları ve servis alanı Uludağ gecelerinde olacak olan Yeşil Bursa’ya polar, kazak, mont, ne bulursanız getirin.
2- ERC’de iddialarını arttıran Volkan Işık-Kaan Özşenler’e yaklaşan Madeira ve Barum Rally’de, Ağustos’da Finlandiya’da start alacak olan Koray, Emre ve Burcu’ya WRC’de bol şanslar dilerim.
3- By-Pass ameliyatı geçiren Yüksel “Teke” Özgür’e de acil şifalar, tez zamanda etaplara dönecek, artık sigara içemeyecek. (Rakıda problem yok ama)

Editörün Notu:
Sevgili Aras’ın yazıları biriktirip biriktirip yollaması nedeniyle üç ralli birden arka arkaya yayınlandı. Aras’ın da dediği gibi, heyecan artınca, sadece pilotlar, seyirciler değil, yazarlar da coşuyor. Gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ederiz, ancak yönetime yolladığınız Aras Dinçer yazıları taleplerinizi arasdincer@rallidergisi.com adresinden direk kendisine yollarsanız, kendisine de iyi bir motivasyon olur belki.