Aras Dinçer: WRC’de Full Time Çalışacak Kahraman Aranıyor

Aras Dinçer

İşten güçten en son hangi yarışı yazdığımı unutmuşum, şimdi baktım da, Ege Rallisi’nde kalmışız. Sonrasında Antalya’ya gittik WRC’nin “ağır abileri”ni seyretmeye. Lakin Marcus Gronholm’ün de işi bırakmasıyla gördük ki, artık WRC’de “kahraman” sıkıntısı var. IRC’deki heyecanı vermiyor WRC. Zaten 4 tanesi 1 Fiesta ST değerinde olan süspansiyonlar, ağırlık dağılımı için taban sacında oturan pilotlar vesaire sayesinde artık kayan otomobiller tarihe karıştı (Allahtan aktif diferansiyeller yasaklandı) Ama artık “kayan pilot” da kalmadı. Hirvonen ve Latvala nispeten daha seyretmesi zevkli gidiyorlar. Solberg ve Atkinson da yeni Subaru ile yer yer güzel görüntüler verdiler. O kadar… Bugünün en spektaküler pilotları Galli ve Aava bile uslanmışlar sanki. Gerçi Galli hastaydı, zaten 2. günün sonunda bizzat kendisi yatak sardı ve yarışı bıraktı. Urmo Aava’nın Swift Super 1600’ü virajdan viraja attığı günleri hatırlıyoruz, aynı şekilleri C4 ile de yapmasını bekliyoruz tez zamanda… Hızlı olduğu belli Aava’nın, Citroen de destekliyor O’nu, önü açık pilotlardan biri…

Bir de tabii, otomobiller Acropol’ü, hatta birçoğu hem Sardunya hem Acropol’ü yapıp, öyle geldiler Türkiye’ye. Hepsi okeye dönüyordu. Hele ki, PWRC otomobilleri resmen darmadağın geldiler Antalya’ya. Çarşamba günü servis alanında bütün mekanikerler işi gücü bırakıp, kaporta-boya yaptılar. Otomobillere de, servis ekiplerine de acıdım. Takım yöneticileri ise yedek parça derdine düşmüşlerdi. Servis kamyonlarındaki parçaların çoğunu Acropol’ün etaplarına gömen PWRC ekiplerinin takım koordinatörleri, uçakla yollanan yedek parçaları karşılamak için Antalya’ya gidip gelirken, yolda bol bol radara girip, ülke ekonomisine katkı sağladılar.

Durumlar böyle olunca, kimse otomobilini fazla zorlayamadı. Hatta PWRC pilotlarından çok düşük tempo bekliyorduk bu yüzden ama beklentimizin üstüne çıktılar yine de. Hakikaten acaip bir çekişme var PWRC’de, best time ve liderlik sürekli el değiştiriyor. Hem izlemesi hem kompetisyonu takip etmesi çok keyifli. Pilotların kalitesi de her sene yükseliyor, PWRC’nin prestiji ve izlenirliği JWRC’yi geçti artık. Bu şampiyonaya Super 2000’ler de ortak olabilirse, seyirci PWRC’leri beklemeye başlar etaplarda. Aralarında seyretmesi en keyifli olan Souza idi. Seyirci etabında bariyerlere vuran, Phaselis’de de bir gazetecinin üzerinden geçen Souza, etrafa ve kendisine daha fazla zarar vermemesi için ikna edildi ve yarışı bıraktı. Aigner ve Attiyah hem hızlı hem de istikrarlı gidebiliyorlar ama Attiyah’ın N14’ü, Acropol’deki gibi yarı yolda bıraktı din kardeşimizi. Sandell de 207 Super 2000’in gaz pedalına ayakkabısını soktu, hatta liderliğe ortak bile oldu ama şanzıman problemi ile yavaşlamak zorunda kaldı. Buraya gelmeyen Finliler Hanninen ve Ketomaa da olsaydı, çok daha keyifli olacaktı. Otomobillere baktım da, hazırlanış ve spesifikasyon olarak Türkiye’deki Grup N’lerle aralarında yıllar var. Bu fark tabiiki bütçe ile orantılı. Sıfır km, üst spek bir Evo 9’un yurtdışı fiyatı, burada hazırlanan Evo 9’un neredeyese iki katına ulaşıyor. Ralli Art İtalya’nın hazırladığı Araujo’nun otomobilinin alt kaplamasının ağırlığına bakma fırsatım oldu, bizdeki kaplamaların yarısı kadar ancak vardır. Subaru N14’ün işi zor, Prodrive’ın tez zamanda teyakkuza geçmesi gerek, yoksa Mitsubishi uzaya gidecek Evo 10 ile.

S14 WRC ise biraz daha umut verici görünüyor. Prodrive, sezonun ne kırıcı 2 yarışı Acropol ve Türkiye Rallileri için, otomobillere en kalın ve en ağır alt kaplamaları takmıştı ve otomobiller baya yüksek ayarlanmıştı. Otomobilin ağır olduğu hızlanmalarda anlaşılıyor zaten. İlerleyen toprak yarışlarda daha hafif ve daha alçak olacaklar S14’ler.

Türk pilotlardan Hamlund Ünalsson (Kısaca Hamdi Ünal diyoruz biz) rahat bir yarış çıkardı, kurtlarını döktü, rahat etti… Biz “Hamdi Abi paslanmıştır, 3. gün ancak açılır” diyorduk ama, inatla öyle olmadığını gösterdi bize. Antalya’lı Evo pilotları Mustafa Söylemez ve Ömer Erdem mekanik bahtsızlık yaşadılar. Ömer önce turbosuna sonra motoruna veda etti. Mustafa ise, yaratıcı takım direktörü Seyhun Duru kumandasındaki öğlen servisi operasyonu ile yarışa devam edebildi, arkasında yarısı olmayan bir şaft, yarık bir arka diferansiyel kaplaması ve kulakları kopuk arka diferansiyel bırakarak. N2’de Ali Önkök ve tatile gelmiş olan co-pilotu Gökhan Serim, sarı fırtına Palio’ları ile kendilerini aştılar. Volkan Işık’tan daha fazla taraftara sahip olan Kumluca’lı pilot Süleyman Derici ve “Arap” lakaplı co-pilotu Yücel Geçmen, senede sadece bir kez start almalarına rağmen, hem tempoları ile takdir topladılar, hem de lastik değiştirme hızları ile bizleri dumurlara sürüklediler. “DEW” görünümlü Corsa Super 1600 ile start alan Özen, ilk gün erken kaldı, kalan iki günde ise otomobilini finişe getirmek derdindeydi. B Service ekibini baya uğraştırdı Corsa.

Fiesta eşrafında ise biraz aks problemi yaşandı. Ünal ve Berkay hafif kazalar yaptılar. Menderes ise biraz şaşkındı, çok yavaş gitmesine rağmen sorun yaşıyormuş. Bir ara Berna’yı gördüm serviste, o da aksı değiştirilen otomobilinin altına bakıyordu merakla. Selay ise tuhaf bir takla attı, kendisi dahil kimse anlayamadı nasıl attığını… Fakat esas merakla beklediğimiz, Koray-Burcu-Emre-Baran (Ukraynalı olan, tam ismini yazamıyorum) dörtlüsü arasındaki FST savaşıydı. Koray 5. etapta kariyerinin 500. taklasını atarak, bizimle yarış seyretti. Otomobilde ciddi bir hasar yoktu ama bütün takımların korkulu rüyası, FIA’nın Fransız tekniik kontrolörü Jerome, cage’in üstünde oluşan bir “benek” yüzünden, Koray’ı plaja yolladı. Emre ile çekişen Baran da 6. etapta teknik problemler yaşayınca meydan boş kaldı ama esas enteresan olan, Burcu ısrarla “hiçbirşey gitmiyordu” Bunu hem zamanlarda hem de seyrederken görmek mümkün. Daha hızlı gidebileceği belli, çünkü ilk günün ikinci yarısından itibaren kendi zamanlarını baya geçiyordu. İkinci gün km’de 1 saniyeye kadar düştü Emre ile aralarındaki fark. Hatta ikinci günün son etaplarında Emre’yi geçebildi. İlk gün “yat bekle” taktiğinin kurbanı oldu belki de, çünkü son Olimpos’da Emre şanssızlık yaşayıp lastiği patlamasa, Burcu elbette kazanamayacaktı. Fakat esas enteresan olan, beklemeyip gazladığında Emre ile mücadele edebiliyor olması Burcu’nun. Burada “MenajerCan”ın da hakkını vemek lazım. Olayların farkına varıp, Burcu’ya “yürü yürü” dediği için. Bunu öyle bir yerde yaptı ki MenajerCan, o an super rally’e düşseydi bile, Müller Wende’ye geçilmeyecekti Burcu.

Son olarak, bilmemkaç bin euro verilip VIP Cateringi kurulan, bütün sponsor ve lordlar kamarasının davet edildiği seyirci etabına dökülen ilaç “çalışmayınca”, o catering, davetliler, biz, FIA görevlileri, çevredeki apartmanlar, herkes, heryer bir karış toz içinde kaldık. İlacın son kullanma tarihi mi geçmişti acaba? Bu arada arazös etaba girdi, sulamaya başladı yolu, köprü geçişine kadar gitti ve köprünün altından geçemeyerek geri döndü. FIA müşahitleri baya eğlenmişlerdir raporları yazarken herhalde. Bu sene üç önemli uluslararası yarış üstüste geldi. Önce IRC, sonra Formula 1 derken, Türkiye Rallisi sona kaldı, insanların da gücü bitti herhalde, bu sene organizasyon biraz çuvalladı sanki.

Yarış sonrası Henning Solberg ve taraftarlarının Dakapo’da verdiği “alternatif rally partisi” ise görülmeye değerdi…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com