Motor Sporları ve Otomotiv Haberleri

Aras Dinçer : Untouchables

Aras Dinçer

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba!

“Neden bu kadar uzun süredir bir tek kelime bile yazmadın?” diye soranlara / merak edenlere hemen basitçe cevap vereyim: Ne yazacaktım? 2008 sezonunun 2. yarısından itibaren her yerde aynı ralliler, aynı senaryolar vardı: IRC’de Peugeot pilotları, WRC’de Sebastien Loeb ve C4’ü, Türkiye’de ise Lassa Ralli Takımı, kendi senaryolarını oynadılar. Üzerine ne söylense, en az yarışların kendileri kadar sıkıcı olacaktı. Arada Serhat ve Ünal İstanbul Şampiyonu oldular, ama kendileri bile öyle aman aman bir keyif alamadılar herhalde. Çekişecek rakip olmayınca, başarılı olmanın da tadı kalmıyor. En çok Serhat isterdi, o yarışları dişe diş ve saniye saniye mücadele edip öyle kazanmayı.

Madem durum böyle, şimdilik geriye ancak, yeni başlayan 2009 WRC ve IRC sezonları kalıyor konuşacak… 2009’a baktığımızda da başlıktaki unutulmaz mafya filmi “Dokunulmazlar” geliyor akla. Özellikle WRC, artık “Kim 2. Olacak Rallisi”ne dönüştü. Dev sponsor Arap’ların desteklediği Ford takımı, artık komik duruma düşmeye başlıyor. Fırtınalı, yağmurlu hatta topraklı etaplara sahip İrlanda Rallisi’ni “asfalt zeminliydi” diye geçiştirdi Malcolm Wilson, haydi onu anladık. (Asfaltta Sebastien Loeb’ü geçmek yasak çünkü FIA kurallarına göre) “Kar bizim işimiz, bizim çocuklar karda çok gider” dedi. Norveç’de bırak C4’ü, Xsara WRC ile Petter Solberg bile üstlerinden atladı. Kıbrıs’a gitmeden dünyanın en uzun testini yaparak bir rekora imza attılar, 1250’şer km test yaptılar. Loeb dakikalık yaptı, Solberg podyuma çıktı. Portekiz’de Latvala’yı yoldan 150 metre aşağıdan topladılar, Hirvonen kariyerinin galiba altıyüzüncü ikinciliğini aldı… Bu böyle sürüp gidiyor, şimdi sırada Sardunya var. Ama “Seyredecek ne var?” diye soracak olursanız, “Aynı film oynuyor, Dokunulmazlar” diye cevaplayabiliriz. Sebastien Loeb’ün sporcu kimliğine, pilotajına ve kariyerine saygı duymamak elde değil. Ama artık WRC rallilerini takip etmek, aynı filmi farklı televizyonlarda seyretmek gibi bir şey oldu. Onun dışında elimizde sadece, en iyi yardımcı erkek oyuncu adayları Petter Solberg ve girdiği yarışlarda Atkinson kaldı.

WRC’ye ilişkin bir de şu var: Conrad Rautenbach, Matthew Wilson, Khalid Al Qassimi gibi kontürlü yarışan kabiliyet düşmanı pilotlara rica ediyorum. Bu sporu seviyorsanız, lütfen koltuklarınızdan inin. Kullandığınız otomobillere, lastiklere, benzine hatta kaldığınız otellere günah. Ralliyi seviyorum diyen adam, 13. olmak için bu kadar para harcamaz, o parayı, kazanabilecek kabiliyete sahip bir pilota harcar. Sporun doğası bunu gerektirir. Federico Villagra bile bunlardan hızlıdır! -İsmi yeter zaten- Bu adamlar için kullanılan imkanlar, Chris Atkinson, Gigi Galli, Petter Solberg, Francois Duval için harcansa, en azından bu kadar sıkılmayız yarışları seyrederken. Bunlar seyirci çeken, aksiyon sunan pilotlar. Veya bunca imkan, Sandell, P-G Andersson, Hanninen, Wilks gibi yeteneğini kanıtlamış ama WRC’de yarışma fırsatı bulamayan genç pilotlara harcansa, ileriki yıllarda bu kadar monoton bir Dünya Şampiyonası izlemeyiz. Bu cümleler, senelerce Türkiye’deki motorsporları camiası için söylendi, ama WRC için söyleyeceğim hiç aklıma gelmezdi, kendimize benzettik WRC’yi de…

Bir buçuk yıldır tarlada traktör kullanıp, 2 rallikrosa girdikten sonra, kendisinden başka hiçbir otomobili geçemeyen Subaru Impreza WRC 2008’e binip, 2.liğe çıkan Marcus Gronholm’e de selam olsun… “Arkadan start alıyordu, temiz yoldan gitti” diye kendilerini teselli edenleri de tebrik ederim, adam 41 yaşında ve 18 aydır bırak ralli yapmayı, yol notu bile çıkarmamış. Kapıyı kapattı ve gitti… Prodrive, hazırladığı bu işe yaramaz otomobile müşteri bulmak istiyorsa, Gronholm’ü daha fazla yarıştırsın, biz de izleyelim.

Bunun dışında, PWRC’de müthiş çekişme yaşanıyor. Patrik Sandell, Fabia Super 2000 ile ilk iki yarışı kazansa da, Portekiz’de kaza yaparak sıfır çekti. PWRC çekişmesi izlemeye değer. Hatta Pirelli Star Driver organizasyonunda Evo 9’lar ile yarışan genç pilotlar, tecrübesiz olmalarına rağmen, Portekiz’de PWRC’de podyuma çıkan pilotlardan km’de 1 saniyeden az fark yiyorlar. 2008’deki Türkiye Rallisi’nde de en keyifle izlediğimiz ekipler, PWRC ekipleri idi.

WRC muhalefetini burada bağlayıp, IRC’ye geçelim. IRC’de daha fazla heyecan var! Geçen sene Peugeot’ların hegemonyasında geçmişti, bu sene de aynı şekilde başladı ama bir farkla: Her yarışın podyumunda farklı isimler vardı. Çekişme ve ilgi gitgide büyüyor IRC’de. Önce nefis bir Monte Carlo seyrettik. Monte Carlo’daki sıkıcı ve kompakt WRC etapları yerine, Col De Turini tarafındaki klasik ve karlı-buzlu etapları seyrettik. Gece etapları koşuldu, zevkten geberdik Eurosport’da seyrederken. Skoda sezona “Oha” dedirten bir başlangıç yaptı. Hanninen kendisi dahil bütün Dünya’yı hayrete boğdu. Bravo demekten başka birşey kalmıyor Skoda için. Keşke Brezilya’ya da girselerdi. Kopecky asfaltta, Hanninen toprakta, kan alacaklardır rakiplerinden. Hanninen önce mekanik sorun yaşadı, sonra da o kaybettiği zamanı kapatmak için gazlarken uçtu. İşte ralli böyle olmalı. Bir şeylerin telafisi veya bedeli olmalı. Kris Meeke de çok iyi gitti uçana kadar. Ki Brezilya’da da bunun tesadüf olmadığını gösterdi. Meeke’in katılımı daha da renk kattı IRC’ye. Şampiyonanın kaşar pilotları Vouilloz, Loix, Basso’ya, Meeke ve bir yarışlık bile olsa Ogier ve Sarrazin gibi hızlı pilotlar katılınca, kan gövdeyi götürdü, buz üstünde vites büyüten yiğit pilotları izlerken, ekran başında biz bile yusufladık. Brezilya’daki Curitiba Rally’de Mavi Evo 9’u ile bütün virajları Manta 400 gibi dönen, Aljandro Cancio arkadaşımızı da tebrik edip, ellerinden sıkıyorum. 3. yarış ise Safari Rallisi idi ama şampiyona kovalayanların hiçbiri girmedi Safari’ye. Abarth, 2009 spec Grande Punto super 2000’i parkura sürdü. Geçen sene Peugeot’dan hep dayak yiyen İtalyan’lar, yeni şanzımanlı Grande Punto ile, Monte Carlo’da olmasa da, toprak zeminli Brezilya’da hızlı göründü. Basso, yarışın bitimine 2 etap kala attığı spin ile ikinciliği Vouilloz’a bıraktı. Gelecek yarışlarda Brezilya’daki gibi mücadeleye girebilecek gibi görünüyor. Yalnız Abarth takımının Anton Alen’den bir an önce kurtulması gerek. Otomobil kırmaktan başka bir şey yapmayan Alen’in yerine, Gardemeister, Andreucci veya Scandola gibi pilotları görsek keşke 2. fabrika aracında. “Alen” soyadını, Markku Abi ile ansak ve daha fazla kirletmesek iyi olacak, çocuk gidemiyor işte, gitmeye kalktığında da kafasına geçiriyor, zorlamanın anlamı yok…

Sadece iyi pilotların değil, markaların da ilgisi WRC’den IRC’ye kaymış durumda. Şu an mücadele eden Abarth, Peugeot ve Skoda’ya, yeni araçlarının geliştirilmesi bitmek üzere olan Opel ve Proton ile, bir görünüp bir kaybolan Toyota, Volkswagen ve MG de katılırlarsa, kimse WRC’yi seyretmez artık.

Türkiye Ralli Şampiyonası’nın başlamasına az kaldı. Kimler nasıl start alacaklar, – ya da alabilecekler mi- bilmiyoruz. Burak’ın hem Türkiye hem de İtalya’da yarışacağı kesin. Serkan Yazıcı ve Burcu da sanırım o şekilde olacak. Emre de zannederim Dünya Şampiyonası’nda devam edecektir. Şans, yurtdışında şansını deneyecek olan tüm Türk pilotlarının yanında olsun. Fatih kışlada Land Rover ile antrenmanlarına devam ediyor. Cem Acar’ın yeni aldığı Abarth Grande Punto Super 2000 ile şampiyonayı kovalayacağı söyleniyor. Bunların dışında Yağız, Mehmet, Hasan, Güven, Dağhan, Cenk gibi kafaya gidecek kıymetli pilotlarımızın da spordan kopmamalarını Cenab-ı Haktan niyaz ediyoruz.

Amin.
Ek Bülten:
1- Ciddi rahatsızlığından kurtulup sağlığına kavuşan Serdar Abi’ye, bir kez daha geçmiş olsun…
2- 17 Nisan’da Çubuklu Hayal Kahvesi’ndeki İMK Parti’de buluşmak üzere…
3- Sevgili Cihat Abi’nin yazılarını severek okuyorum, kendisine yöneltilen eleştirileri de haksız ve hatta yersiz, hatta ve hatta densiz buluyorum.

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Son Haberler : Aras Dinçer

Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: