Aras Dinçer : 31 KAYIT

Aras Dinçer

Türkiye Ralli Şampiyonası’nın -Artık Arkas yok, sadece Türkiye Ralli Şampiyonası veya trendy deyimle “Te-Re-Şe” ilk ayağını da oluşturan İstanbul Rallisi, geçtiğimiz haftasonu klasikleşen 3.5 etaplık parkurunda koşuldu. FIA’nın ters-düz geçilen parkurlardan hiç haz etmemesine rağmen ve o bölgede onca güzel etap varken, işin kolayına kaçılıp, ısrarla 3.5 etap içinde koşulup bitirilen bu format sayesinde, şükürler olsun ki, rallimiz artık IRC’den de uzaklaştırıldı. Artık sadece, kimsenin tenezzül etmediği, 9 yıl önce 20 katsayıya ulaştığımız için sevinçten havalara uçtuğumuz Avrupa Şampiyonası’na puan veriyor İstanbul Rally. O yüzden bu sene yabancı katılımcı olarak, daha 1’den 2’ye takarken paramparça olan aksları ve şanzımanı ile Clio R3’lü ekibi saymazsak, boş kaleye gol atmakta gitgide ustalaşan, Avrupanın sosyetik pilotlarından Solowow, Betti, Fontana ve Donchev geldi sadece. HANS zorunluluğunu ve Türkiye’de motorsporlarının kalan son kırıntılarını da sömüren ekonomik krizi de eklediğimizde, sonuç manidar: 31 kayıt.

Bu rakam kimileri için komik olabilir ama, motorsporlarında gelinen durum, Mevlana’nın “ne olursan ol, yine gel” sözünü hatırlatıyor artık. Bu yarışı bir istisna kabul etmek için çok iyi bir neden var, o da HANS. Uyumlu kasklarıyla beraber, bir çift HANS almakla, Armani’den gardrop dizmek neredeyse aynı bütçeyi gerektirdiği için, parkura çıkacak babayiğit sayısı düştü belki. Ama listeden yabancı yarışmacıları çıkardığımızda, bir sonraki yarışta kaç araç start alacak acaba? 40’ı bulur mu? Kayıt listesindeki 7 yabancı ekibi çıkarsak, yerlerine 7 Türk evladı koyabilsek bile, ancak 31’e ulaşabiliyoruz. Bu durumda rahmetli Kemal Sunal’ın, 100 numaralı adam filmindeki, müthiş sözleri akla geliyor: “O paraya niyet bile çekilmez…” İstanbul Rally’yi bir kıstas olarak kabul edersek, demek ki bu sezon ki hedefimiz bu…31’i aşmak, ileriye götürmek…

Ralli’ye gelince, Cuma günü herkesi sırılsıklam, Fenerbahçe’deki startı berbat, beni de grip eden yağmur dışında, organizasyon gayet iyiydi. İyi bir servis alanımız var, organize ve tecrübeli bir ekibimiz var, ama yukarıda söylediğim gibi, bu kadar vasat yapılı bir parkur ile, bundan daha ileri gitmez bu yarış. Yağız’ı herkes büyük bir keyif ile izledi. Hızlı gitmenin zaman zaman bedelini ödese bile, tempo farkını ortaya koydu, arkasıyla araya güvenli bir fark koydu Yağız. Sapakta yanlış yönü tercih etmesi bile, hiç tasalandırmadı Junior Avcı’yı. O’na ve Ersan’a tebrikler. Cuma günkü start kapalı parkında Solowow’un canavar 207 Super 2000’inin bir yanında Anadol, bir yanında Yüksel Özgür spec Murat 124’ü görünce, “fotoğraflayıp Peugeot Sport’a mail atsak mı acaba” diye düşünmüştük. Utandık, çekindik, yapmadık ama, yarışta gördük ki, keşke yapsaymışız. Betti ve Solowow gibi pilotların altında o otomobiller ızdırap çekiyorlar. Krum Donchev ve her tarafa çarptığı çaresiz Impreza’sı da, umutsuz vaka izlenimi verdi. Tommi Makinen Racing’in hazırladığı Impreza, Prodrive’dan bile kötüymüş. Krum da toprakta kötü zaten, o yüzden hiç haz etmedik kendisinden bu yarışta. İzleyen herkes aynı şeyi düşünmüştür herhalde, bu sene Avrupa Şampiyonası’nı kovalayanlar, çok standart, tam anlamıyla 2. sınıf pilotlar. Toprak üzerinde Fontana da öyle. Yağız’ın, Dağhan’ın, Burak’ın, yarışsalardı Mehmet Besler’in veya Serkan Yazıcı’nın, biraz daha üst spec otomobillerle bu yarışı kazanmaları işten bile değildi, buna eminim. Emre ve Burcu, antreman havasında geçirdiler yarışı, daha iyi zamanlar yapabileceklerini düşünüyorum. Ama herhalde sadece ellerini ısıtacak birer tempo bulup, o şekilde devam ettiler. Onların arkasında “geridekiler” grubu vardı. Yarışın ilk lupunun sonuna kadar bu grubun başını Halim ve Ünal çekiyordu. Daha sonra zamanlarda bir karışıklık oldu sanırım, Halim zamanının düzeltilmesi için dilekçe verdi.Sonuçta Ünal 3 dakikaya yakın bir farkla kazandı ama aralarındaki rekabete etap etap bakıldığında, keyifli bir kompetisyon görünüyor. Benzer bir rekabet, önde Burak ve Dağhan arasında geçti. Burak kaldığı yere kadar Dağhan’ı arkasında tempo arttırmaya sürükledi, biri kaçmak, diğeri kovalamak için ikisi de gazladılar. Burak kalınca Dağhan da biraz gaz kesti. Burak ve Betti’nin kalması ile bahtsız Cenk, yıllardır hak ettiği yere tırmandı. Necip Türk milleti adına kendisini ve aristokrat takılan co-pilotu Bay Engin’i içtenlikle tebrik ederim. İlk gün yaşadığı hidrolik direksiyon ve motor problemlerine ve yediği cezalara rağmen, sekizinciliğe kadar tırmanan Menderes de, puan almayı haketmişti. Umarım bu yarışı çabuk unutur Menderes. Aynı şekilde N2’de lider giderken şanzımanını imha eden Hakan Kargın’a da çok yazık oldu. İlerleyen yarışlarda N2’de hakimiyet kuracaktır. Benim uğursuz geldiğimden midir nedir bilmiyorum ama, kendisini seyrettiğim her rallide birkaç kaplamayı tarihe gömen Mustafa Söylemez yine geleneği bozmadı ama bu kez Cem Abi ile ilk ciddi sınavlarından 6.’lık çıkardı. İlk etapta iyi zaman yapıp, Darlık’da geri düşünce gaza gelip uçan, agresif pilotlarımızdan Gökhan Serim’e de geçmişler olsun. Parkurlara geri dönen Levent Erkmen hoşgeldi, sefalar getirdi, ilerleyen yarışlarda hızlanacaktır. Co-pilotu Deniz’in kaskını ve HANS’ını çalan ve diskalifiye olmalarına sebebiyet veren haysiyetsiz arkadaşa da, sahibinden.com’da iyi satışlar diliyorum.

Bu arada Ulupelit asfalt geçişinin hemen öncesine yapılan suni jump harika olmuş, o noktaya biraz olsun hareket getirmiş. En spektaküler atlayan, 000 Isuzu idi, acaba pilotu yine Metin Abi miydi? Kavşağın geçiş şekli de biraz farklıydı bu sene, daha hızlı hale getirilmiş. öncü Lancia’yı kavşakta neredeyse ağzımıza sokan Aslan Acar’ı da ayrıyetten tebrik ediyorum.

Bu kez ek bülten yok, herşey yolunda, herkes iyi ve sağlıklı gözüküyordu. Amatörlük öldü, yaşasın profesyonel ralli hayatı…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com