Motor Sporları ve Otomotiv Haberleri

Aras Dinçer: Mikko vs Citroen Boys

Aras Dinçer/Dünya Ralli Şampiyonası

Akropol Rallisi yine çok heyecanlı geçti. Bu sene, 80’lerin ve 90’ların klasik Akropol etaplarına geri dönüldü. 2006’da ilk elden şahit olmuştum Akropol’ün ne kadar kırıcı ve zor olduğuna. Ama bu eski etaplar, benim gördüklerimden bile daha korkunçtu. Yunanlılar, “Akropol’e saygı duymazsanız, size nazik davranmaz” diyorlar, kesinlikle doğru. Bir saniye bile rehavete fırsat yok, yollar kötü sürprizlerle dolu.

Geçen yazımda Loeb’ün Atina’da Hirvonen’e kemer şakası yapıp, sirtaki oynayacağını iddia etmiştim. Ama Şövalye sağolsun, yılda bir kere kaza yapar, o da bana denk geldi, iddiamı yemiş bulunuyorum. Yine de Fransız usulü kemer şakası az kalsın gerçek olacaktı. Fransız tahtının Loeb’den sonraki veliahdı, “Prens 2. Sebastien” Ogier biraz daha bastırabilse, Mikko yine 2. olacaktı. Dahası, 2 gün boyunca Petter Solberg ve Dani Sordo’nun önünde ecel terleri döktü Mikko Hirvonen. Biri Citroen’in hiç yarış kazanamamış 2. pilotu, diğeri ise artık son nefesini vermek üzere olan 2006 spec’e dönüştürülmüş 2003 doğumlu Xsara’sını cepten yürüten bir William Wallace örneği… Ford gibi bir takımda birinci pilot tulumu giyen bir Fin, toprakta bunların zamanını alıyorsa, ah Malcolm abim, vah Malcolm abim derim ben… Yine de Mark Dean’den görevi devralan yeni Motorsporları Direktörü Gerard Quinn uğurlu geldi herhalde. İşe başlamasından hemen önce Sardunya’yı kazanan Ford, hemen sonrasında Akropol’ü de kazandı. Bakalım bu yakışıklı ve karizmatik abinin uğuru sezon sonuna kadar idare edecek mi İngilizleri? Ama bu yarışı kazanabilecek potansiyeldeki 3 Citroen’in de oyundan düşmeleri, hakikaten Çingene şansından başka bir şey değil. Hatta 4. Citroen’i kullanan Ogier, bu ikinciliğe çok ihtiyaç duymasaydı, eminim daha fazla risk alıp, daha çok zorlayabilirdi. Bu hızlı ve genç Fransız, sürüş tarzı ve kariyerinin gidişatıyla Didier Auriol’ü hatırlatıyor bana. Böyle devam ederse, geçmişte Toyota’yı uçuran Sainz-Auriol ikilisine benzer bir İspanyol-Fransız takımı oluşturabilirler Dani Sordo ile. Az kaldı unutuyordum, Hirvonen’in peşinde pusuda bekleyen bir Citroen daha vardı… Orta diferansiyeli kırılana kadar 4. giden Novikov, yine iyi iş çıkardı. Sonradan yoldan çıktı ama sorunsuz gittiği yere kadar hem hızlıydı hem de hatasız yarıştı. Soğuk savaştan bu yana görülmüş en başarılı Rus operasyonu olacak bu çocuk, göreceksiniz. Zavallı Hirvonen, 3 gün boyunca kaç Citroen başına bela oldu? Galiba 5! Biri kalsa, öteki takıldı peşine, kâbus gibi… Ama bu duruma gelinmesinde başka bir Fin’in payı çok büyük diyor Malcolm Wilson. İlk gün son etapta yoldan çıkıp vakit kaybederek hem liderlikten düşen, hem takım stratejisinin mahveden, hem de Mikko Hirvonen’i Citroen’lerin kucağına atan Jari-Matti’ye pek kızmış Malcolm Amcası, kulaklarını çekmiş. Jari-Matti de cumartesi ve pazar çok gitmiş, podyuma çıkmış, kendini affettirmiş. Masal da burada bitmiş.

PWRC’de ise Athanassoullas rüzgarı esti. Gitgide renk kazanan bu şampiyonada her yarış “wild card” adı altında bir misafir yerel yarışmacı yer alıyor. Şimdiye kadar bu wildcardlar, esas oğlanlar karşısında pek varlık gösterememişti ama yerel Pele Athanassoullas bu hegemonyayı kırdı, yarışı kazandı. Daha ilk etaptan, PWRC’nin kaşarları -röportajlarda tam tersini söyleseler de- gazlamaya başladılar. Maalesef Akropol, sadece gazlayarak kazanılabilecek bir yarış değil. Bir pilotun herhalde en çekineceği ve istemeyeceği şey, Akropol etaplarında WRC’ler geçtikten sonra, ortaya çıkan kayalardan oluşmuş patikalarda bir grup N ile gazlamak zorunda olmaktır. Buna rağmen ilk gün sonuna kadar 30 saniye içinde 6 araba vardı  PWRC’de. Bunlar, domestik Pele Athanassoullas, bu yarış eski günlerindeki gibi giden Arai ve her yarış başa koşanlar olan Sandell, Araujo, Prokop ve Attiyah’dı. Ama zavallı grup N’ler, Acropolis’in kayalarında ve sıcağında gazlayan hızlı jokeylerine ancak 1 gün dayanabildiler. 2. günün startından itibaren çeşitli sorunlar yaşayan ekipler, teker teker oyundan düştü. Patrik Sandell, bir sensör yüzünden dakikalar kaybetti ve sezonunu yaktı. Armindo Araujo ise çok iyi giderken, gerçekten çok tuhaf  işler oldu. Mükemmel zamanlar yaptığı o set-up’ı çöpe atıp, otomobili fazlasıyla yumuşattılar ve yükselttiler. Bu parlak fikir kimindi bilmiyorum ama bir otomobil ancak bu kadar sabote edilebilir herhalde. Böyle olunca ışık hızıyla giden Araujo, bir anda yavaşladı, birincilik şansını kaybetti. Araujo’nun servisini veren Ralliart İtalya, iki yarıştır acayip işlere imza atıyor. (bkz. Sondan bir önceki  paragraf). Toshi Arai, yeni Subaru’ya geçtiğinden beri yüzü gülmemişti. Uzun aradan sonra yine çok giderken, süspansiyonundan bir parça kırılınca, zaman kaybetti ve 4. bitirebildi. Martin Prokop ise, Acropolden biraz fazla tırsmış herhalde, ilk günün ilk lupuna çift stepne ve öyle bir yedek parça yüküyle çıkmış ki, Evo 9’u, diğerlerinden yaklaşık 150 kg ağır çıkmış servis girişindeki teknik kontrolde. Herhalde çevreden “manyak mısınız, servis kamyonuyla girseydiniz oldu olacak” şeklinde uyarılar gelmiş olmalı ki, Prokop bu yükleri atarak devam etti ve çok daha hızlı zamanlarla podyuma yaklaşmıştı ki, şanzımanında sadece 2. ve 5 vitesleri kalınca, Arai’nin arkasına düştü yine… Öyle oldu, böyle oldu derken,  Athanassoullas arkadaşımız,  hayatında ilk defa pazartesi bindiği Skoda Fabia Super 2000 ile ilk yarışında PWRC’yi kazandı. Din kardeşimiz Attiyah, şaşırtıcı derecede sağlamlık gösteren Impreza’sı ve iman gücüyle son etaba kadar Yunanlıyı yakından kovaladıysa da, şampiyonayı düşündüğünden olsa gerek ki ikinciliğe razı oldu. Yine de bu altı pilotu tebrik etmek lazım. Akropol’deyiz diye, tın tın gitmediler, gazladılar, çekiştiler ve zarlarını attılar. PWRC’de ünvan kovalayanlar, bir avuç korkak olmadıkları ve her zaman şartların izin verdiği en hızlı tempoda -hatta bazen olabilecekten daha bile hızlı- gittikleri için, bu şampiyona bu kadar prestij kazandı zaten. Şu anki durum gösteriyor ki, Attiyah işi götürdü gibi PWRCde. Sezona süper başlayan Sandell’in şansı döndü ve artık matematiksel şansı kalmadı. Sadece Araujo’nun gerçekçi bir şansı var, ve Portekizli pilot 5 puan gerisinde Attiyah’ın. Kozlarını Galler’de paylaşacaklar. Attiyah’a Araujo’nun arkasında finiş görmek yetiyor. Bu arada 2 yarışı da kazanıp rakiplerinin yolda kalmalarını bekleyecek olan Brynildsen’in de şansı var ama bence şampiyon olması büyük sürpriz olur, zor iş. Bu üçünden başka kimsenin matematiksel şansı kalmadığından, herkes son yarışı kazanmak için gazlayacak, Attiyah ile Sandell ise kendi aralarında yarışacaklar.

Son olarak, Pirelli Star Drivers rekabetine bakalım. Otomobillerin sorunsuz yürüdüğü etaplarda, bu gençler hakikaten enteresan zamanlara imza atıyorlar. Araujo’nun Evo 9’unu Cadillac set-up’larına getiren Ralliart İtalya, aynı zamanda bu organizasyondaki Evo 10’ları da hazırlıyor. Hatırlarsanız Sardunya’da, ralli tarihinin en tuhaf seri arızasına imza atmışlardı. Bu yarışta da pek farklı olmadı, yepyeni Evo 10’lardan ikisi motor bitirdi, ikisi de aksları ve şanzımanları kırılarak can verdi. Afrika’lı John Williams, Sardunya’da olduğu gibi, finişe gelebilen tek Pirelli çocuğu oldu. Takım arkadaşları da Selanik’te Ouzo’ya vermişler kendilerini…  Pirelli işinde fena çuvallayan ve itibarlı lastik firmasını bütün dünyaya madara eden Ralliart İtalya alarmdaymış, kupadaki bir sonraki yarış Finlandiya için çok sıkı çalışıyorlarmış. Pirelli Motorsporları Direktörü Mario Isola, küplere binmiş, indiğinde İtalyan’ları yakalarsa, kırılan akslardan unutulmaz bir anı yaşatmayı düşünüyormuş kendilerine.

Bu hafta sonu menümüzde Pamukova Tırmanma ve Ypres Rally var. Pamukova’daki Tırmanma keyfine bizzat katılacağım ve izlenimlerimi önümüzdeki hafta aktaracağım sizlere. Ypres ise yarın başlıyor, gece etapları geçiliyor ve cumartesi uzun bir günün ardından bitiyor. Her zamanki gibi, uzun düzlük sonu kavşaklar, virajlarda bol çamur, etrafta telgraf direkleri ve derin banketler var Belçika parkurunda. Kayıt listesinde 20’ye yakın Super 2000 görünüyor. Aynı zamanda Proton ve Opel’e “IRC’ye hoşgeldiniz” partisi olacak bu yarış. Alışageldiğimiz IRC savaşçılarına, yeni sahne alacak bu araçlar ile Guy Wilks ve Alex Bengue, Skoda’ya taze kuvvet olan Francois Duval ve VW Polo Super 2000 ile kurt pilot Patrick Snijers katılıyor. Her marka Super 2000’e rastlamak mümkün. Ve müjde, Fiat Abarth en azından bu yarışlık Anton Alen’den kurtulmuş, ikinci Grande Punto’yu Berndt Casier kullanacak. San Marino Rallisi’nde ise Serkan Yazıcı ve renkli kişilikli kopilot’u Ünal bizi temsil edecekler, onlara da bol şanslar.

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Son Haberler : Aras Dinçer

Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: