Motor Sporları ve Otomotiv Haberleri

Aras Dinçer: Pendik’te Gece Yarısı Ekspresi

Aras Dinçer/Türkiye Ralli Şampiyonası

Devlet erkânının da kıymetli katılımlarıyla, bir İstanbul Rallisi’nin daha hakkından geldik… Gece yarısı ekspresinde Menajer Can’ın copilotluğunu yapan ve kabinede ne tip bir fonksiyonu olduğunu bilmediğim sayın bakan’a kaskı taktık, fırıl fırıl doughnut yaptırdık, seyirci spesiyaline şanlı siyah Mercedes’i sokup, arka koltuğa oturtarak arkasından el salladık. Can keşke S500 ile gezdirseydi bakanı daha orijinal olurdu? Zaten hızını alamamış belli ki, pazar akşamı TEM’ de Navigator ile gazlarken, arkasından herkes çok selam söyledi…

Yağız ve Ersan -the tamuray-a “bravo”dan başka diyecek bir şey yok. Nasıl gittiklerini herkes gördü. Nejat Abi’yi uzun zamandır bu kadar keyifli görmemiştim (Hala içinde heyecan var O’nun da…) Bu arada, Parkur Racing çadırı altında Yağız’ın Mitsubishi’sini yarıştıran efsane ekip B Service’e de selam olsun. Sevgili Şaban Can da bu yarış onlara katılmıştı, eski ekibi tekrar bir arada görmek güzeldi. Yağız’a en yakın tempoda yine Burak ve Aykan gittiler. Evo 9’un set up’larıyla başı dertteydi Burak’ın. Düzeltmek için uğraştıkça daha da kötüye gitti herhalde, bu set up işi deniz derya, test manyağı olmak lazım…  Finish takından geçmeden hemen önce servis çıkışındaki atmosfer görülmeye değerdi. Eski rallileri hatırlıyorum da, koşa koşa itiraz dilekçesi yetiştirenler, rakibinin açığını kollayanlar, hatta bazen kavga-gürültü normal sayılırdı. Ne ki, pazar akşamı Yağız ve Ersan’ı ilk tebrik edenler, en yakın rakipleri Burak, Aykan, Güven ve Vedat’tı. Parkur Racing’in finish takındaki renkli aile fotoğrafında Güven’in pozuna dikkat. Evo 9’u kendisi icat etmiş gibi duruyor Güven, ama 3. vitesin üstünde yan giderken el sallayıp selam verecek kadar da maharetli. Yarışa bakarsak, ön tarafta Kerem Üstünkaya-Cem Acar hariç pek bir çekişme yoktu, 4 çeker kullanan herkes kendi temposunda gidip stop masalarında zaman tabelalarını kolladı İstanbul Rallisi’nde. Menderes ve Burak, 4. giderken üç kuruşluk bir cıvatanın yalama olması yüzünden yolda kalmasalardı, çok daha iyi olacaktı. Bunun servis çıkışındaki normal etapta olması, en iyimser tabirle “düşündürücü” tabii… Mustafa Söylemez ve Cem Ağabey, bu yarış biraz geriden takip ettiler kompetisyonu. Kerem Ağabey’in son etaplarda Cem Acar’ı yakalamak için yaptığı ataklardan uzak durmayı başardılar ama Mustafa Söylemez bu yarış biraz fazla yordu Evo 9’u. Patlayan lastikler ve serviste değişen parçalar bunun kanıtı gibi…

Peki, 4 çeker olmayanlardan kimler bu yarış çok gitti? Klasmana bakarak değil, çıplak gözle seyrettiklerime istinaden söyleyebilirim ki, Süheyl, Burcu, Halim, sevgili ev sahibim Yüksel Ağabey (yağcılık olsun diye değil, hakikaten) ve sonlara doğru 10 yıl önceki temposuna yaklaşan Levent Erkmen ve Palio Gr.N’in dayanabildiği yere kadar Ekrem Tezel… Süheyl’in isterse ne kadar hızlı olabileceğini zaten biliyorduk. Önünde bitiren ve bu yarış gazın dibini çıkaran Burcu, genelde Türkiye’deki yarışları biraz antrenman havasında geçirir olmuştu ama bu yarış Fiesta’nın motor sesi çok nadir kesildi. R2 speclerine biraz daha yaklaşan C2’si ile Halim her ne kadar Süheyl ile mücadeleye giremediyse de, hemen her yarışta olduğu gibi yine Ünal’la kapıştılar. İkisi de eminim yine çok keyif almıştır… Erdinç Yeşilyurt her defasında özenle hazırladığı Saxo’su ile maalesef yine hayal kırıklığı yaşadı ve yarışı bıraktı. Motor problemi ile yarışı bırakan Ahmet ve Grande Punto’su ile kaza yapan Mehmet’e de geçmişler olsun, kem talihleri tez zamanda mundar olsun… Bu yılki Gençler Şampiyonluğu’nun iki adayından Murat, yaptığı zamanlar ile herkesin takdirini kazandı, ellerine sağlık. Ama kontrollü yarışmayı öğrenmesi lazım. Böyle şuursuz devam ederse, daha istikrarlı giden Özen’e şampiyonluğu kaptırır… Yeni Fiesta R2 ile Emre, pek umduğunu bulamamış gibi görünüyordu. Sağdan direksiyon efektini de unutmamak lazım, bakalım R2 ile yıldızları barışacak mı ilerleyen yarışlarda. N2 mücadelesinde Cem Özdemiroğlu 120’lik Palio ile uçunca, Hakan Kargın liderliğe yükseldi. Klasik’lerin bazı etap zamanları bizleri dumurlara sürükledi, ilk başlarda BMW 2002’li Haydar Güçlü ile kıyasıya çekişen Engin Kap, istikrarlı pilotajı ile Escort’unu zafere sürdü. Normal etaplarda yolun ortasından gidip sürekli gazlayan beyaz Peugeot 106’yı da en son, bir kısmı harap vaziyette çekicinin üstünde gördük, Allah şifa versin…

Gece seyirci etabı, beklediğimden fazla ilgi gördü. Etabı yürüyerek geçmeye üşenen ve “tamam ya, yaz şuraya 300, sol U yaz, dönüş de 300, hebele hübele” diye goy goy yapan pilot zümresinin, startlar verildikçe elleri ayakları birbirine dolandı. Yağız’a yine aferin, 2 gün antrenman yapmış gibi geçti SSS’i. Servis alanı ise ilk başta biraz garip karşılandı ama ona da alıştık… Önce otopark, sonra hafiften yarış merkezi, saat 20.00 gibi kapalı park olarak devamlı kimlik değiştiren saha, pazar sabahı servis alanı oldu. Yeşilvadi etabına yine araç girdi -ne hikmetse o etaba hep araba girer-, bir Türkiye klasiği olarak “tek sıfır” ve diğer sıfırlı arkadaşlar yine yollarda kalıp sefil oldular, yarışın sonunda öncü namına bir psikopat Land Rover ve Serdar Abi’nin imdada yetişerek ödünç verdiği emektar Fiesta kalmıştı.

Son bir mevzu da, gözetmen-seyirci-organizasyon üçgenindeki abukluk. Bu ülkede zaten az olan seyirciyi düşünen, gözetmenleri de buna yönelik davranmaya yöneltecek kimse yok mu? Etabın flying finiş ile stop masaları arasına jüt çekmeye hiçbir sözüm yok. Ama akıl var, mantık var, bu jütleri tutup yolun iki kenarından birer karış mesafe ile çekeceğinize, seyircilerin yürüyebilmesi için, yolun bir kenarından yarım metre mesafe ile çekseniz, o yarım metre kimseye kaza yaptırmaz, ama seyircinin etaptan içeri yürüyebilmesine olanak tanır. Emir kulu gözetmenlere de “yoldan kimse yürümeyecek” diye direktif veriliyor, haydi buyur… O etaba seyirci nasıl girecek, yamaç paraşütüyle mi? O jüt zaten en fazla 50 metre sonra bitiyor, yolun ortasından yürüyüp ezilmeye hevesli olan, 50 metre sonra yine yolun ortasından yürümeye devam edebilir. Ama o 50 metre, aklıselim insanlar için, ağaç dallarının bir taraflarına girip çıkması, toprak tepelerinden kayıp düşme riski veya çalılardaki böceklerle akraba olma durumu şeklinde geçiyor. Jüt dünyanın her yerinde var ama öte yanında yürünecek yer bırakılıyor. Bunu düşünmek için Einstein olmaya gerek yok sevgili büyüklerimiz, yapmayın etmeyin… Seyirci gelmiyor, ilgi düşük diye sızlanacağımıza, bunlara dikkat etsek, bu yarış ilk kez ralli seyretmeye gelen 3 kişiyi, stop masasında durup karne yazdıran otomobilleri seyretmeye mahkûm etmez ve bir daha ralliye gelmeye tövbe ettirmezdik… Maalesef, bu tür bir olaya bu kaçıncı şahit oluşum.

Neyse, cümleten geçmiş olsun. Önümüzdeki haftanın menüsüne baktığımızda, şefin tavsiyesi olarak Abant Tırmanmayı öneriyorum. Efsane köpek Muharrem de bizimle birlikte olacakmış. IRC’nin de Rusya ayağı var ve maalesef Anton Alen yine direksiyonda… Latvala, Alen gibi 2. göbek Finlerin hepsi kelek çıktı, umarım Gronhölm erkek çocuk yapmamıştır…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Son Haberler : Aras Dinçer

Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: