Aras Dinçer : Hepinize teşekkürler!…

%s Aras Dinçer/Türkiye Tırmanma Şampiyonası

Bizlere keyifli, centilmence, heyecanlı, -hatta sürükleyici- bir tırmanma sezonu yaşattığınız için… Upuzun bir teşekkür olacak bu: Cem Abi ve Ünal’a emektar 309’u ve bitik lastikleriyle meydan okumaya çalışan Ufuk’a, Tırmanma’ya Ünal, Taner başta olmak üzere birçok pilot kazandıran ve Maxi Megane’ı, Lancia Delta’yı, Renault 19’u, Grande Punto Super 2000’i doyasıya izlememizi sağlayan Cem Abi’ye, Gürsu’daki kuzu çevirme gecesi için Ünal’a, Evo 9’larıyla dolu dizgin rekabete giren ama gülümsemeyi hiç unutmayan Öğül Abi ile Tolga’ya, Kit-Car garajının Astra’ları ile her yarışta boy gösteren Şeref Akgün’e, Sezon boyu kaçan Doktor T ve kovalayan Burak’a, şampiyonaya heyecan katmasını beklediğim ama talihsizlikler ve kaza yaşayan Barkın’a, bizleri her çıkışta heyecana boğan Can ve Eytan’a, kadroya sonradan giren ama kendini bizlere hemen sevdiren Bülent McRae’e, gittikçe hızlanan Atakan’a, her yarışta derin ralli üzerine toplantılar yaptığımız Delta Sport ve TOK Sport ekiplerine, son yarışta parça yardımlarını esirgemeyen Harun Yurt’a, takla atana kadar her yarış çatır çatır gazlayan Burcu’ya, tüm Clio cemaatine, çok sevdiğim Alfa Romeo’yu parkurlarda koşturan Ümit’e, birer yarış da olsa çorbada tuzu olan Menderes, Murat Üçbaşaran, Kenan Seferler, Hakan Kargın, Yüksel Özgür ve ismini hatırlayamadığım tüm pilotlara, iyisiyle kötüsüyle günahıyla sevabıyla yarışların organizasyonunda yer alan herkese -bir kişi hariç, O kendini bilir- bu güzel sezon, neşeli ve keyifli yolculuklar, lezzetli yemekler, bol kahkaha, yüksek heyecan için, her kilometre için, kendi adıma çok teşekkür ediyorum. Önceki yıllarda Bursa’sından Ankara’sına, İstanbul’undan Antalya’sına kadar birçok tırmanmaya gittim, ama sezon takip etmek, şampiyona heyecanlarını yaşamak bambaşka oldu. Herbir yarış centilmence ama kıran kırana sprint mücadeleler halinde geçti. Zeminler, yol karakterleri her yarışta farklıydı, ve herkes otomobillerin olmasa da, eminim kendilerinin limitlerini sonuna kadar zorladı. Ümit Köse, Murat Üçbaşaran, Burcu Çilingir gibi arkadaşlarımız ciddi kazalar yaşadılar, kimilerinin otomobilleri kullanılamaz hale geldi. Kendilerine neyse ki, hiçbir şey olmadı, önemli olan da bu zaten…
Bozhane’ye gelince… Bozhane yine Bozhane’liğini gösterdi. O kadar enteresan bir parkur ki, yavaş gideni de, abartıp fazla hızlı gideni de fena cezalandırıyor. Üstelik bu sene Paşamandıra etabına doğru uzatılan parkur, daha da süratli ve heyecanlıydı. Türkiye’nin tartışmasız en zor, en tuzaklı asfalt etabında bu kez şampiyonluk şansları da hiç olmadığı kadar ortadaydı. Tam bir “Ya herro ya merro” yarışı oldu, son kurşunlar namlulara sürüldü,  vukuatlar daha antrenmanlarda başladı. Kayıtlar kapanmadan önce yapılan “gayrı resmi” antrenmanlarda ilginç görüntüler yakaladık. Kaza yapanlar, kaza yapan arabasını düzeltip, macunlatıp, geri gelip, antrenmana devam edenler, motor patlatanlar, jant kıranlar, asfalt üstünde metrelerce lastik izleri, ortalık Mad Max seti gibiydi yani. Mehmet Akif Ersoy’un “Bir hilal uğruna ya rab, ne güneşler batıyor” dizeleri eşliğinde biten gayrı resmi antrenmanlarda yaşanan tek üzücü olay, etap boyunca çeşitli noktalarda yaşayan köpeklerden ezilen üçü idi… Hepimiz antrenmanlar boyunca bu güzel köpekleri itina ile yoldan uzaklaştırdık ama buna dikkat etmeyen birileri vardı demek ki. Vicdan muhasebesini kendisine bırakıyoruz her kim ise…

Kategori 1’de daha antrenmanlarda karşılıklı olarak yoldan çıkan Eytan ve Can’dan, sinirleri daha sağlam olan Eytan, işi ilk çıkışta bitirdi. Gerçekten tebrik etmek lazım, sezon başındaki Eytan’a bakarsak, bu adam gelmiş geçmiş en büyük geri dönüşlerden birini yaptı. Uzun zamandır bu kadar geriden gelip şampiyon olan bir pilotu hatırlamıyorum. Kategori 2’de, günün işi en kolay olan pilotu Tunç, Honda’sının kurbanı oldu. Son yarışta sadece finişe gelmesi yeterli iken, son bir kurşun atıp standart şanzıman ve 2 yeni aks ile yarışa girseydi, rahatlıkla şampiyon olurdu. Sezon başından beri elinden geleni yapan Burak, sprinter değil ama iyi bir maratoner olduğunu gösterdi. Kategori 3’de, önce hatalı bayrak olayı yaşandı -alt paragrafta değineceğim bayrak konusuna- Ama Tolga, yaptığı zamanlar ile, bayrak gözetmeninin yaptığı hatayı, yeni bir gözetmen skandalına dönüşmeden bertaraf etti. Öğül Ağabey’i tebrik etmek lazım. Tüm sezon O da elinden geleni yaptı, heyecan kattı Kategori 3’e. Kategori 4’te ise, iş olacağına vardı. Cem Abi bu kez Grande Punto Super 2000’i sürdü parkura ama aslında Ünal’a kazanmak yetiyordu. Ufuk ise mucize peşindeydi ama olmadı. Ünal sadece birkaç virajda Maxi Megane ile biraz risk alırsa, zaten bu zamanları yapması normaldi, O da yapması gerekeni yaptı.

İSOK çok itinalı hazırlamış yarışı, servis alanını zemini hariç, herşey yolunda idi. Müşahid raporunda kırılmış notlar da var tabii.

Yanlız şu gözetmen işine TOSFED’in çok acil el atması lazım, yoksa birgün hakikaten kıyamet kopacak. Gördüklerime inanamıyorum, bu ülkenin gözetmenleri Şubat’ın karında, yazın sıcağında dört dörtlük WRC, IRC, ERC’lere imza attılar. Türk gözetmenleri hakikaten çok yüksek bir seviyede idi bu sezona kadar. İstisnalar kaideyi bozmaz ama, bu sezon yaşananlar akıllara durgunluk veriyor. Daha önceki yarışlarda 23’ü 53 diye föye yazan, kemeri kaskı tam bağlı olmayan ekiplere start veren, etabın içinde pilotu durdurup, sonra devam ettiren, finiş takında yerinde olmayan, karnenin yanlış olduğunun bile farkına varmayan gözetmenleri-direktörleri gördük. İSOK’un çok özenerek yaptığı bu yarışta da gözetmen hataları neredeyse yeni bir şaibeye yol açacaktı. Üstelik bu hatalar karşısında yarışın yöneticileri de çok zor durumlarda kaldılar, yarışmacılar haklı olarak tepki verdiler çünkü. Öğül Ağabey’e gösterilen -gösterilip gösterilmediği bile şüpheli olan- bayrak, önce ceza olarak yorumlandı, sonra gereksiz yere kaldırıldığı anlaşıldı. Hem de iki çıkış arasında. Kıyasıya çekişen iki pilottan birine, iki çıkış arasında böyle sürüncemede bırakan bir karar verilirse, şampiyonanın kaderiyle oynanmış olur, adamlar saliseler ile uğraşıyorlar. O yanlış bayrak yarışı bitirebilirdi o noktada. Ya Öğül Ağabey yarışı az farkla kazansaydı? Kim nasıl açıklayacaktı bayrak olayını? Galip Bilgin finişe geliyor çift sıfır ile, camda kocaman “00” yazıyor, ama gözetmenler tabelaya 1974 Günaydın Rallisi’nde Aytaç Kot’un kapı numarası olan 2 numaraya yazıyorlar zamanı. Yani Eytan’a. Son yarışa Can ile puan puana giren Eytan’a. Ben, Kaan Özşenler ve Yusuf Aramacı olmasak, orada uyarıp müdahele etmesek, Galip Bilgin ile Eytan’ın zamanları karışacaktı. Hatta bir ara, tüm zamanlar karıştı, Kaan eline kalemi alıp tabelayı bizzat düzeltti. Bir gözetmen, o “2” numaranın sembolik olduğunu bilmeyecek kadar bu spora uzaksa, o kalemi eline almamalı. Ama çadırdaki üç gözetmenden birinin bile bundan haberi yoktu. Camda yazan numarayı esas almaları gerektiğini bilmiyorlardı. Dikkat ettiğim kadarıyla, tüm bunlara imza atan gözetmen arkadaşlar yeni, son 1-2 yılın gözetmenleri. Çünkü eski nesil gözetmenlerin çoğunu sima olarak tanıyorum. Yeni nesil gözetmenlerin sıkı bir eğitime ihtiyacları olduğu kesin. Şimdi yine gözetmen ve gözcülerin ne kadar zor şartlarda görev yaptıklarından dem vurulacaktır, evet doğru, bu sporun kahrını çekiyorlar O’nlar. Ama görev tanımlarında yazan işleri doğru yapmakla yükümlüler. Bu seçimi yapan bizzat kendileri çünkü. Eleştirilere tepki vermeden önce hataları düşünüp, gerekli dersleri çıkarmak lazım. Bu tip basit ama sonuca direk etki eden bir hatayı bir fabrika takımına, veya örneğin Ercan Kazaz gibi bir pilota yaparsanız, dünyayı başınıza yıkarlar, kurunun yanında yaş da yanar.

Avustralya Rallisi’ne baktığımızda, şu an 15. Etap geçildi ve Latvala 1, Ogier 2, Hirvonen 3, Sordo 4, Loeb 5. durumda. Burada Ogier’ye sezonun en önemli görevi düşüyor: Önüne Hirvonen’i geçirmemek. Olivier Quesnell eminim, 2. Sebastien’e, “Ne yap et, bu yarışı 2. bitir” diyordur. Neden?

Senaryo 1- Ogier kendini aşarak, hem Hirvonen’i arkasında tutar hem de C4 WRC’yi kafasına geçirmez, yarışı 2. bitirir. Bunun karşılığında Olivier Quesnel kendisine önümüzdeki sezon “sen devam et” der ve Sordo’yu yavaşlatıp, Loeb’e yol verir. Puan farkı 4’e çıkar. Loeb son iki yarışı kazanırsa otomatikman dünya şampiyonu olur. Kazanamazsa ben Hirvonen’den bu satırlarda özür dilemek zorunda kalırım …

Senaryo 2- Ogier C4 WRC’yi kafasına geçirirse, herkes 1 sıra yukarı çıkar, Latvala Hirvonen’e, Sordo Loeb’e yol verir, puan farkı 7’ye çıkar. Catalunya’da Loeb ve Sordo 1-2 olacaklardır, Tekrar 3’e düşer puan farkı. RAC’de Loeb’ün kazanması ve Hirvonen ile arasına 1 otomobil daha girmesi gerekecektir. Bu otomobil Mathew Wilson, Henning Solberg veya Jari-Matti Latvala olamayacağına -oldurulmayacağına- göre, iş Dani Sordo’ya kalıyor. Sordo o işi kıvıramaz, ama gününde ve Quesnel amcadan bir C4 WRC kopartmış olan bir Petter Solberg kıvıramaz mı?  Hatta daha cüretkar olalım: C4 WRC ile Petter Solberg, İspanya’da podyumu tamamlayıp Hirvonen’i üzemez mi? Neden olmasın…

Üstelik İspanya’da podyum için yüksek şansı olan Citroen sayısı üç değil, dört. Bir başka asfaltçı Sebastien Ogier, Quesnel amcasının gözüne girmek için, intihar komandosu modunda kullanıyor. İspanya’da Citroen’in elinde dört papaz olacak, Hirvonen ise tek başına bir vale. Ama her halukarda son yarış “RAC” Galler Rallisi inanılmaz heyecanlı geçecektir…

Son dakika edit’i: Süper Special’e bitik arka lastiklerle çıkmayı akıl eden ve buna göre set up hazırlayan Citroen Sport, “pes” dedirtecek bir hamle yaptı. Avustralya’da ertesi günün sıralaması, seyirci etaplarından önce oluşturuluyor. Seyirci etabından önce Hirvonen’in gerisinde bekleyen Loeb, bu taktikle hem klasmanda öne geçti hem de yarın Hirvonen’den sonra çıkacak yola. Fransızlara yapılabilecek tek şey şapka çıkartmak. Ancak şeytanın aklına gelirdi bu…

Ek Bülten:

1-  Hitit Rallisi’nde yarışacak-görev alacak herkese kolay gelsin ve bol şanslar !

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Son Haberler : Aras Dinçer

Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: