Motor Sporları ve Otomotiv Haberleri

Aras Dinçer: Acil Kutup Ayısı Aranıyor!

Aras Dinçer/Türkiye Ralli Şampiyonası

Ege Rallisi için İzmir’de Menderes ile buluştuğumuzda, aklımızda yine o aynı soru vardı: “Acaba bu yarışta başımıza neler gelecek, ne tür bahtsızlıklar bizi bekliyor??” Geçtiğimiz sezon sonu İstanbul Ralli Şampiyonası’nda kırdığımız lastik patlatma rekorlarından sonra, birinci olma ümitleriyle başladığımız Kocaeli Mahalli Rallisi, “Ralliye frensiz ilk adım” seminerine dönüşmüştü. Bitmek bilmeyen aksilikler sonrasında Rally Of Turkey için “adam gibi gidelim, şu yarışı tulumumuzu kirletmeden bitirelim” diye düşünürken, her markadan lastiği patlatabilme başarısı göstermiş, sadece lastikleri değil, arka diferansiyelimizi de patlatmış, aldığımız benzinler zehir zıkkım olup, motorumuzu 3 silindir bırakmıştık. Bunca atraksiyonu kim yaşasa, spordan soğur tabii. Biz de haliyle pek istekli değildik Ege Rallisi için uçağa binerken. Hatta test sırasında arka diferansiyel yine kırıldığında “Etrafta kutup ayısı da var mıdır acaba” diye çevremize bakınmadık da değil… Arkasından, son etap öncesi lastiklerimizi ön-arka yaptıktan sonra etabın içinde stepnemiz ve krikomuz yerinden kurtulunca, Beyler’in 22 km’si bitmek bilmedi… Araya iki de spin sıkıştırdık, biri ilk etapta, diğeri son etapta. Tüm bu kötü şans, dönüş uçağı için otelden çıkarken cüzdanımın bir süre için kaybolmasına dek sürerken, yine de bunca uğursuzluğa rağmen, bu yarıştan umabileceğimiz en iyi sonuçla dönmek, bize tekrar moral kazandırdı. Gelelim Ege Rallisi’nin bu seneki falına…

Ege Rallisi’nde bazı şeyler çok değişmiş, bazı şeylerse hiç değişmemiş. Öncelikle, asfalt ralli – toprak ralli ayrımlarına girmek istemiyorum, dünyada zaten üç tip zemin var, bence iyi pilot her zeminde gidebilmelidir. Sonuçta Ege Rallisi de, herhangi bir ralli; ister asfaltta, ister toprakta, isterse Ege adı altında şubat ayında İsveç’te düzenler EOSK. Gelgelelim, geçen yazımda söylediğim “yine yamalar başımıza iş açacak” tahminimde yanılmadığımı da gördüm maalesef. Duymayan kalmasın: Artık yukarıda saydığım ve herkesçe bilinen 3 zemine ek olarak, yeni bir zemin türü geliştirilmiş bulunuyor: Mıcır Rallisi! Antrenmandan birkaç gün önce yapılan “yol düzeltme” çalışmalarının meyvelerini, daha ilk virajda yoldan çıkma tehlikesi yaşayarak topladık. Diğer arkadaşlar da birçok yerde 3.5 rakamının, bir yol notundan ibaret olmadığını düşünmüşlerdir eminim. Artık tekrar tekrar yazmanın anlamı yok, ama bu yola yama yapmak zihniyetinin kime ait olduğunu çok merak ediyorum ve tanışmak istiyorum bizzat… Değişimlere gelince, ilk akla gelen ve dikkat çeken nokta, “Geleneksel Ege Rallisi zamanları birbirine karıştırma şenlikleri” bu sene düzenlenmedi. Gözetmenler dikkatliydiler, kimsenin zamanlardan yana şikayeti olmadı… Yalnız cumartesi akşamı seyirci etabı öncesi servis girişi masası ile, etap öncesi ZK masasının çok acayip bir şekilde düzenlenmiş olması, Burak’ın baya canını sıktı, kafaların karışmasına yol açtı. Zira, güzergaha göre, ilk önce varılması gereken masa, seyirci özel etabının ZK masası olmasına rağmen, yarışmacıların karşısına ilk çıkan masa, bir sonraki masa olan servis giriş masası idi. Bu durum biraz kaosa yol açtıysa da, sonuçta kimseye bir zararı olmadan düzeltildi. Bunun dışında ciddi bir sorun yoktu organizasyonda, herkes işini doğru biçimde yapmaya gayret ediyordu. Ege Rallisi son yıllardaki en yüksek notlarından birini almıştır sanırım…

Parkurdaki mücadeleye baktığımızda, ilk lupta Serkan Yazıcı’nın, ikinci lupta ise Burak Çukurova’nın performansları dikkat çekiyor. İşin ilginç yanı, 1 numara ile yarışan Burak, parkur temizken Serkan Yazıcı’nın 10 saniye gerisinde kalırken, ikinci luptaki bozulmuş yollarda bu farkı Beyler öncesi kapattı. Serkan Ağabey’in lastiğinin patlaması, büyük şanssızlık oldu ama iki Super 2000 pilotunun bu mücadelesi kesinlikle müthişti. Bir diğer Super 2000’in direksiyonundaki Mehmet, “çalışmamız lazım” derken, Evo 9 ile bu şartlarda yine olabildiğince hızlı ve temiz giden Fatih, Super 2000’lerden tırtıkladığı bu bonusları, ikinci olmak için kullandı. Askerden geldiği gibi, direk gazlamaya başlayan Fatih, eski formunu buldu bence. İlk dört kendi arasında uzayıp giderken, Serhat, okey masasına uzak kaldığı bu yarışta, yancı olarak 5. geldi. Ünal ve Mustafa Söylemez’in, asfalt dürtüleriyle kaydettikleri performanslar, kaçınılmaz lastik patlamalarıyla hüsrana dönüştü. Oysa, klasmandaki yerleri rahattı lastik patlattıkları noktaya kadar. Bir başka asfaltçı Ali Gülan da, Saxo’su ile harika zamanlar çıkarmış.

Bu yarışta da, yine yurduma özgü bazı insan davranış şekillerine şahit oldum. İlk hatırladıklarım, durup durup yarışa girecekleri gün ladese tutuşan ve lastik değiştirirken birbirlerine devamlı “aklımdaaa” diye bağıran renkli ekip; bu işi çok iyi biliyoruz diye ortada dolaşan ama asfalt rallide frenlerin, jantların hatta bijonların ne kadar ısındığını düşünemeyip, eldivensiz yola çıkan, sonra da bijonları tutamadığı için maymun gibi elinde hoplatıp duran insancıklar…

Memleketten diğer manzaralara gelince, biz 2011 WRC takvimine alındık gibi bir laf çıktı ortaya, afişler filan… Sonra baktık ki, yokuz takvimde? Başka bir takvime mi aldı bizi acaba Jean Todt ağabey, saatli marif veya Pirelli takvimi filan? Bu arada, biz bütün sezon, dörder etaptan iki lup mu yarışacağız? Koskoca ralliyi neredeyse tek servis ile geçiştiriyoruz, en ufak sorun yaşayan ekip, yarıştaki iddiasını kaybediyor. Şu formata bir el atılsa olmaz mı? KOSDER’in düzenlediği mahalli ralliye değinememiştik. Kısıtlı imkanlarla ama olabildiğince iyi düzenlenen bu rallide gördük ki, “daha çok yarış yapılsın, arabalarımız çürüyor, memleket elden gidiyor, amatörler amortisör oldu” gibi yaygaralarla ortalıklarda dolaşanların, bırakın katılmayı, evlerinden çıkıp seyretmeye bile gelmediklerini gördük. Haklı olarak Kocaeli’liler gönül koydular tabii. Oysa ki, gayet keyifli ve zaman karneleri haricinde oldukça düzgün bir organizasyondu mahalli Kocaeli Rallisi. KOSDER emek vermiş, para harcamış, Outlet Center’ı sponsor yapmış, ama 10 küsür start. Bu mahçubiyet KOSDER’in değil, “yarış yapılsın” diye ortada dolaşanlarındır. Basın da sınıfta kaldı bu konuda, kimse kusura bakmasın. Ne olursa olsun bir ralli yapılıyor, kayıtsız kalmamak lazım. İğneyi kendimize batıralım, Çağlar Bey ve Sait Bey’ler de teşrif etmediler Kocaeli’ye. Başta Şeref Akgün olmak üzere, Kocaeli’liler ne deseler haklılar, zaten kimse de gıkını çıkaramadı o demeçlerden sonra. Umarım seneye bu güzel yarış yine bu tarihlerde yapılabilir de, yine yarışabiliriz.

Biz kendi çöplüğümüzde bunları yaşarken, gezegenin öbür ucunda WRC pilotları, müthiş bir Yeni Zelanda Rallisi’ne imza attılar ve prematüre Fin Jari-Matti Latvala, feleğin çarkını tersine döndürerek, Loeb’ün hataları sonucu bir yarış kazandı. Şimdiye dek hep arabayı kafasına geçirenin kendisi olduğu ve Loeb’ün şampanya banyolarına seyirci kalan Latvala, kendisi bile şaşırdı bu zafere. Bu arada ortada bir iddia var: Ford, 75. ralli birinciliğini alarak, “rallide en başarılı üretici” ünvanını devraldığını ilan etti. Etti de… Bunun ölçütü salt birincilik sayısı mı, yoksa “kaç yılda kaç birincilik” alınmış, onun ortalaması mı? Ari Vatanen’in lise yıllarından beri WRC’de üretici olarak bulunan, ne olursa olsun bu spora dünya kadar kaynak aktarmasıyla takdire layık olan Ford, kaç yıl fabrika takımı olarak kovalamış WRC’yi? Şampiyonanın kurulduğu 77 yılından beri… Yani 33 yıldır… Bu 33 yılda bir tek pilotunu Dünya Şampiyonu yapabilmiş mi? Yapamamış mı? Hakikaten yapamamış. Ford ile yarışıp Dünya Şampiyonu olabilen yok. “Geride bıraktıkları” Lancia takımı, bu 75 birinciliği kaç yılda kazanmış? Yine 77 yılından, kazanmaktan bıktıkları ve Delta’nın üretimi bittiği için bıraktıkları 93 yılına kadar. Yani 16 yılda… Ford’un 33 yılda yaptığını 16 yılda yapan, ve 5 pilotlar şampiyonluğu, 6’sı üst üste olmak üzere 10 adet markalar şampiyonluğunu, 16 yıla sığdıran Lancia şimdi, 2. en başarılı marka mı oldu yani? (Ford’un 3 markalar şampiyonluğu var) Ne diyeyim ki, hayallerin son kullanma tarihi yoktur, durmak yok M-Sport, siz çalışmaya devam edin…

IRC’de heyecan, geçen seneye göre oldukça düştü. Peugeot Belux takımının bırakması, fabrika takımı olarak sadece Skoda’nın kalması, geçen seneye kadar üst düzey pilot olarak 7-8 katılımcı varken, bu sene Meeke, Wilks, ve düşük performansıyla Nicolas Vouilloz ile idare eden IRC, bu sene tat vermiyor pek. Fabrika Peugeot’ları, hatta zayıf kalan Grande Punto Super 2000’ler olmayınca, gözler tekrar WRC’ye döndü bu sezon. Birşeyler yapılmazsa, IRC ivmesini kaybeder. Şöyle birkaç flaş pilot, yeni homologe otomobillerin gelişmesi lazım. Gösterişli lansmanlar filan… Aaah ah, paramız sponsorumuz yok ki, bir araba da biz tutalım uygun fiyatlılardan şöyle… Çok şey de istemiyorum, az arabalı ama Fransız şıtandartlarında bir takım kursam, direktörü olsam… Birinci pilotum hızlı profiliyle Fatih, ikinci pilotum ultra yüksek finish yüzdesiyle Kutlu Demiriz veya Tolga Çilingir filan olsa şöyle… Lansmanı Savarona’da yapsak, arabaları helikopterler indirse tekneye, bir şampanya tufanı, bir alkış fırtınası derken, teknenin altından neon ışıklar denizi aydınlatsa, pilot ve copilotlar nükleer bir denizaltı’dan su yüzeyine fışkırsalar. Giriş müziği Harvester Of Sarrow, vokalde James Hetfield, lead gitarda Kirk Hammett, köftelerde Osman Tüter… Copilotlar, Nicky Grist ve Luis Moya; parası neyse vermişiz, tutmuşuz… Gravel crew’umuz Markko Martin… Sabunu bol tutalım (temizlik imandan), takımın ismi de Hacı Şakir Motorsport olsun…

Bir fotoğraf bir nasihat köşesinde bu hafta sevgili Berkay Haymana’nın objektifinden bir manzara var. Teyzem yaş itibarı ile herhalde bu kavşakta Ali Sipahi’yi, Ayhan Tokyay’ı filan seyretmiştir, usanmış artık orada yarış beklemekten, ömrü çürümüş… “Size deee, yarışınıza daaa…” şeklinde küfrederken, arka plandan teker teker bizler geçiyoruz. Jandarma da teyzeyi kovalarken, yarışı seyretmeyi de ihmal etmiyor. Bantlarda “No Go” gibi tuhaf bir uyarı yazısı var filan. “Bir yerlerde bir yanlışlık var” diyeceğim ama, neresinden tutsan elinde kalıyor fotoğraf. Yanlış olan ülke galiba. Yanlış ülkede mi yapıyoruz bu işleri biz acaba?

Ek Bülten:

1-   Bir baba haberi daha: Vedat Bostancı da beşik sallamaya başlamış. Allah analı babalı büyütsün…

2-   Haftaya Pazar Abant Tırmanma var. ANOK ekibi kasmış, daha da iddialılar. Çok uzak değil, gidip göreceğim, bu sene servis alanı da göl başındaymış (Ankara’daki Gölbaşı değil aman! Abant gölü…) Bu hafta şefin tavsiyesi Abant Tırmanma…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Son Haberler : Aras Dinçer

Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: