Motor Sporları ve Otomotiv Haberleri

Aras Dinçer: Sebastien’den iyisi, yine bir Sebastien’dir

Aras Dinçer/Dünya Ralli Şampiyonası/IRC/Türkiye Tırmanma Şampiyonası

Bu yazıda ağırlıklı olarak WRC ve IRC’nin son yarışlarına değineceğiz, biraz da Antalya’ya uzanacağız Tırmanma için. Geçen sene başladığımız Tırmanma PR’ına devam ediyoruz!

Ancak bütün bu gündem maddelerinden öte bazı şeyler görüyorum son zamanlarda sporumuzda. Çok direkt söyleyeceğim… Aramızda “Ay biz bu sporu çok seviyoruz, nasıl seviyoruz anlatamayız, bayılıyoruz vallahi” diye her fırsatta dile getirip, kendilerinin yarışmadıkları yarışlara bırakın gitmeyi, haberleri bile olmayan bay-bayan arkadaşlar var. Bu sporu sevmek, biraz da etrafta olup biteni gözlemlemek, ders çıkarmak, insanlarla ilişkiler kurmaktır. İstisnalar hariç, yeni jenerasyon çoğu arkadaşımız, kendilerinin girmedikleri yarışları gidip izlemek derdinde değiller. Tek dert, ödül törenlerinde ellerine tutuşturulan tenekeden kupalar. Katıldıkları yarışın ek yönetmeliğinde sadece kime ne kupa veriliyor sayfasını okuyan zihniyetteki insanlardan ben şahsen hiç hazzetmiyorum, sizleri bilemem, gocunan gocunsun… Neden “yeni jenerasyon” dedim yukarıda, Abant Tırmanma’ya gittim, izleyenlere bakıyorum, Erdinç-Ergün Yeşilyurt, Gökhan Saraçoğlu, Murat Üçbaşaran, Serkan Yazıcı’ya destek için gelmiş dahi olsa Kaan Özşenler (Ki Kaan fırsat bulduğu her yarışı izlemeye gider), Cem Özdemiroğlu. Sevgili Yağız, Hakan Kargın, Yüksel Özgür üşenmeyip İzmir’e Ege Rallisi’ni izlemeye gelmişlerdi mesela. Burak Çukurova’yı, Kaan Özşenler’i, Yağız Avcı’yı, her İstanbul mahalli rallisinde seyirci olarak görebilirsiniz. Bu isimlerin çoğu, artık yarış izleyerek bir şeyler öğrenme safhasını çoktan geçmiş, belli tecrübede insanlar. Orada olmalarının tek sebebi yarış atmosferi ve muhabbet. Zaten bu yüzden bu yolun hancıları olmuştur bunlar artık… Bu durumu sadece yeni jenerasyona yüklemek haksızlık olur, büyüklerimizden de bu tutum içinde olanlar var… Bazı insanların Pazar günleri çalışmak veya yarışları takip etmeye müsait maddi durumları olmaması gibi mazeretleri olabilir, bu başka bir şeydir ve geçerli bir sebeptir. Ama pazar günü İstanbul’da dalga geçmeyi, yarış seyretmeye tercih eden birçok “spor sever” insan tanıyorum ve üzülüyorum açıkçası geldiğimiz duruma. Bu işi sevmek, sadece forumlarda TOSFED’e, organizatörlere, yarışmacılara eleştiri getirmekten geçmiyor. Elleri taşın altına koymak lazım ki, ülkemizde bu spor yayılsın ve sevilsin. Neredeyse bir yıldır “Tırmanmalar çok keyifli, gelin şu yarışlara” diye yırtınıyorum. Yalan söyleyecek değilim herhalde, her gelen “hakikaten öyleymiş” deyip, yine geliyor sağolsun… Çok basit bir misal, geçen sene Gürsu Tırmanma’da finişten 1.5 km önceki söğüt gölgeli sağ U virajda dönen ağır geyiği videoya çekmediğime hala pişmanım, hayatım boyunca bir yarış esnasında yapılan en uzun, en komik ve en dedikodulu meclisti bu, kimler yoktu ki… Ama tabii ki, bunu kaçırdığına üzülmek ve yenisini yakalamayı istemek için, bu sporu gerçekten sevmek lazım. Yoksa Ari Vatanen gelip anlatsa ne yazar…

Şimdilerde bu ekabirlik daha da ilerletildi. 2-3 sene yarışıp, Mahmut Şevket Paşa’nın yolunu dahi bilmeyenler, “Para yoksa ben de yokum”, “araba N2 mi, hmmmm yok be sağolasın” diye teklif reddetmeye başlamışlar. Adım gibi eminim ki, binilecek otomobil N2 değil de, N4 olsa, etekleri zil çala çala gelecekti bu arkadaşlar… Vay be, Türkiye’miz, profesyonel ralliciler cenneti olmuş, haberimiz yok…

Velhasıl, sporu sevmek, sadece para harcamaktan, para kazanmaktan veya facebook’a tulumlu resim koymaktan geçmiyor. Yeni başlayan insanlara karşılık beklemeden yardımcı oluyorsanız, araba seçmeden sadece yarışma zevki için start alıyorsanız, eve kupa götürme derdinde değilseniz, dünyada ve etrafınızda olup bitenleri izleyip, bir takım çıkarımlar yapabiliyorsanız, ve bu yazıyı buraya kadar okuyabildiyseniz, bundan sonraki satırlar sizler için, Tırmanma, WRC ve IRC’ye geçiyoruz…

Nefes nefese bir Sardunya Rallisi izledik. 2006 yılında gördüğüm Sardunya Rallisi, gerçekten çok sıkı pilotaj isteyen ve en ufak hatayı affetmeyen türden etaplara sahipti. IRC’nin başa güreşen esas oğlanlarının bu yarışı Andreucci’den pek de kolay alamayacaklarını düşünüyordum. Nitekim öyle oldu, Andreucci, yavaş kaldığı için değil, kendi hatasıyla verdi yarışı. Hem de tecrübesinden hiç beklenmeyecek bir set-up hatası ile. Yarışı kazanan Hanninen gerçekten enteresan bir pilot. Belli bir süratin üzerine çok kolay çıkıyor ve o süratte hata yapmadan gidebiliyor. Üstelik bunu sadece hızlı karakterli parkurlarda değil, Sardunya gibi değişken karakterde yollara sahip yarışlarda da yapabiliyor. 2’nci Andreucci oldu, 3’üncü ise Kopecky. Çek pilot da bilindiği gibi, Hanninen’in, Meeke’in tempolarına çıkamıyor ama onlara yakın tempoda gidip, rahatlıkla finiş görebiliyor ve puanları topluyor. Tam bir şampiyona pilotu yani Kopecky. Sardunya etapları yapıları gereği taklaya tumbaya çok elverişli yerler olduğu için, Meeke’in kaza yapmasına pek şaşırmadım. Andreucci ve Hanninen ile uğraşmak yaramadı Meeke’e. Sezonun daha yarısındayız ve sadece 7 yarıştan puan getiriliyor, yani Meeke’in şampiyonluk şansı bitmedi. Ama hata yapma lüksü de kalmadı artık. Bundan sonra o kadar da cesur kullanamayacaktır. Şampiyona puanlarına bakarsak, Skoda pilotları Hanninen ile Kopecky arasında sadece 11 puan var. 3’üncü Guy Wilks ise, bir başka Skoda ile yakın takipte. IRC’nin keyfinin biraz kaçtığını düşünüyordum ama, Avrupa yarışları artık başladı ve, 3 Skoda pilotu arasında güzel bir mücadele izleyeceğiz gibi görünüyor. Belki Peugeot’su ile Meeke de dahil olabilir bu mücadeleye, çünkü ne zaman ne yapabileceğini kendisinin bile bilmediği bir pilot Kris Meeke. Freddy Loix, Ypres Rally’den itibaren devreye giriyor, kalan yedi yarışta sihirli dokunuşlar yaparsa, O bile dahil olabilir şampiyonluk yarışına. Skoda fabrika takımı, iyice asıldı işe, yakında Fabia Super 2000 Evo 2 çıkıyor. PSA grubu ise artık 207 Super 2000’i bırakıp, DS3 Super 2000’e odaklandı. Ancak 207’ler sanırım 2011 sonuna kadar müşterilere hizmet vereceklerdir, 1.6 turbo motorlu DS3 Super 2000’in müşterilere hemen sunulacağını zannetmiyorum. M-Sport SWRC’ye odaklandı, Fiesta Super 2000 ile IRC kovalayan hiç yok. Ama Malcolm Wilson’ın bu pazarı göz ardı edeceğini sanmam. Proton takımı da Ypres’den itibaren boy gösterecek. Bu yılın 2. yarısı ve 2011 enteresan bir dönem olacak IRC için. Monte Carlo heyecanından sonra biraz sönük kalmıştı IRC, ama şimdi ortalık ısınacak gibi.

WRC’de ise, fazlasıyla dramatik bir yarış izledik Portekiz’de. Citroen’lerin Ford’lar karşısında ulaştıkları hız, artık dalga geçer hale gelirken, 2 yıldır bahsettiğim Ogier gerçeği de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Loeb’ü hızı ile geçebileceğini bu sene ispatlayan Ogier, artık sadece hızı ile değil, o hızını finiş takına kadar güvenli bir şekilde taşıyabileceğini de gösterdi. Tamam, “Loeb’ün devri kapandı” demiyorum, ama Loeb’den sonra Hirvonen’in ve Bay Wilson’ın başına kim bela olacak, o belli oldu, Ogier… Loeb bu işi zirvedeyken mi, yoksa Sainz gibi kazanamaz hale gelince mi bırakır bilinmez ama, kesin olan bir şey var ki, şu an dünyada kimse Malcolm Wilson ve Ford pilotlarının yerinde olmak istemez. Yakalayamadıkları Sebastien sayısı ikiye çıkarken, bir de Petter Solberg’le uğraşacaklar. Kötü haberler bununla da bitmiyor Ford’çular için. Kalan 7 yarışın 4’ü asfalt zeminli. Asfaltta Loeb-Ogier-Sordo-Solberg gibi pilotların altında C4 WRC varken, Hirvonen ve Latvala için fazla iyimser olmak mümkün değil. Hatta diyebilirim ki, şu noktadan sonra 2010 Dünya Şampiyonluğu için Loeb’ün tek ve en ciddi rakibi Ogier’dir bence… Ben Malcolm Wilson’ın yerinde olsam, bu yılı pas geçerdim ve önümüzdeki seneye umutla bakabilmek için, Citroen DS3 Super 2000’in kelek çıksın diye dua etmeye başlardım. Ki Citroen Racing sağolsun, kötü bir huyları var, arabayı parkura koyar koymaz yarış kazanıyorlar, rakiplerde ne moral kalıyor ne cesaret doğal olarak… Markalar Şampiyonası’nda her şey hala ortada gibi görünse de, asfalt yarışlar için Citroen’in hanesine en azından 35’er puan banko yazılır diye düşünüyorum. Zor be Malcolm Abi…

SWRC şampiyonasında en büyük şans, Fiesta Super 2000 pilotları Pons ve Ketomaa’nın görünüyor. Ketomaa eskiden daha hızlıydı, ama yine de son iki yarışı kazandı ve formda. Bu noktada, geriden gelecek olan Prokop’un da az da olsa bir şansı var. Ketomaa ve Pons sadece 2 yarışta karşılaşacaklar, ama Prokop girdiği her yarışta bu iki pilotu geçmek zorunda. Özellikle, üçünün de gireceği Fransa ve Galler Ralli’leri çok renkli geçecektir. Aynı zamanda JWRC’ye puan veren Portekiz Rallisi’nde, yetenekli Hollandalı Abring’in zaferini izledik, sonuna kadar hak etti. 100 yıldır utanmadan JWRC kovalayan ama hala şampiyon olamayan ve bu sene inşallah yaş haddinden emekliye ayrılacak olan Aaron Burkart ile aralarında şampiyonluk mücadelesi geçecek. Hafif Super 1600’ü ile eşek ölüsü ağırlığındaki R3’leri geçemeyen Burkart’a karşı, umarım Abring kazanır bu sezonu. Çünkü gerçekten yetenekli bir pilot. Ancak JWRC’de kalan dört yarış asfalt, Super 1600’lerin R3’lere karşı avantajlı oldukları kesin… Portekiz, PWRC’ye puan vermiyordu. Bu klasmanda, hem spektaküler hem de hızlı pilotlar Araujo ve Flodin arasında büyük çekişme izleyeceğiz kalan yarışlarda.

Dünya’dan bu kadar haber yeter, gelelim Antalya Tırmanma’ya. Öncelikle ilk ulusal yarışını organize eden AMK’ya hoş geldin demek lazım. İzlemeye gidemedim, söylenenlere göre, bazı eksikler vardı ama genelde sorunsuz bir yarış oldu deniyor. İleride daha iyi organizasyonlara imza atacaklardır. Zamanlardan gördüğüm kadarıyla, Öğül Ağabey, Ünal’ı sallamış ama yıkamamış. Önümüzdeki çarpışmalarda neler olacağını göreceğiz. Cem Ağabey’in de zamanları sallantıda, “2 Şeker Kupası”nı da zaten Mehmet Pınarbaşı almış. Mustafa Çakal, Doktor T’yi terletmiş ama Doktor birincilik puanlarını indirmiş cebe. Kategori 1’de zirve değişmemiş, Palio’lar arası mücadelede Bay Özaltolmaz çuvallamış, Salih Çağlayan 2’ncilikde muvaffak olmuş. Katılan herkesi tebrik ederiz. Ağabey’ler Kupası’nda Türkiye Şampiyonaları kuralları gereği 3 start olmadığı için, bu yarış puan veremiyoruz maalesef, geçen yazımda belirttiğim puan durumu geçerliliğini koruyor.

Bu haftaki “1 fotoğraf 1 nasihat” köşemizde, bir Türk geleneğini inceliyoruz. Fotoğrafta Sinan ve Gökhan Bey’leri, öldürdükleri Evo 6’nın başında görüyoruz. Nasıl ki avcılar vurdukları domuzun üstüne çıkıp poz verirler, Sinan ve Gökhan da aynı gururla, muzaffer bir poz vermişler. “Bir halt ettik, bari keyfini çıkartalım” demişler. Neymiş: Akacak su, radyatörde durmazmış…

Bu haftanın menüsünde Kocaeli Rallisi var. 2 gündür süren ve dineceği yok diye düşündüğüm sağanaklar devam ederse, parkur enteresan bir hal alacaktır. Bakalım en çok seyirci toplayan yarışlardan biri olan Kocaeli Rallisi’nde yine aynı görüntüleri görebilecekmiyiz…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Son Haberler : Aras Dinçer

Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: