Motor Sporları ve Otomotiv Haberleri

Aras Dinçer: Bir karar verin yahu…

Aras Dinçer/Türkiye Ralli Şampiyonası

Bu yazıyı büyük bir keyif içinde yazıyorum. Her ne kadar bu bir canlı yayın olmasa da, şu an Moto 2 yarışında Kenan’ı izliyorum. İlk kez start aldığı bu seride 2. gidiyor. Hepimizi O’nunla gurur duyuyoruz. Yetenekli alçakgönüllü, şampiyon hamurlu Kenan kardeşimizin, Superbike’dan sonra Moto 2’de ve zamanı geldiğinde Moto GP’de de bayrağımızı göndere çektireceğinden hiç kuşkum yok. Keşke bu ülke, şampiyonuna daha fazla sahip çıksa, desteklese… Ama nerede…

Evet burası Türkiye… Bırakın Dünya Şampiyonuna sahip çıkmayı, desteklemeyi, daha bir rallinin yapılıp yapılamayacağı bile, starta 6 gün kala belli olmuyor bu ülkede. Öyle son anda meydana çıkmış bir ralli değil, takvimde yeri belli olan, ertelenen, ama tarihi aylar öncesinden belirlenmiş, üstelik Türkiye Ralli Şampiyonası’na puan veren, ve bazı ünvan ve dereceleri etkileyebilecek bir ralliden bahsediyoruz. Bu  nasıl bir spor atmosferidir, nasıl bir zihniyettir, bu konuya nasıl kimse sahip çıkmaz, böyle ciddi bir durum nasıl netleştirilmez, anlamıyorum diyeceğim, ama demiyorum. Bu ülkede bu iş ancak bu kadar oluyor, bunu yıllardır anlamış olmamız gerekir. Üzülmek ve hatta gidişata isyan etmek mümkün, fakat bu gidişatı değiştirmek maalesef mümkün değil. Belirsizlik, çıkarlar, entrikalar, saklambaç, tiyatro, bu sporun bir parçası olmuş artık Türkiye’de. Hani Bosphorus Rally yazısının başlığında demiştim ya, “Devlet Şehir Tiyatroları sunar” diye… Helal olsun, iyi çalışıyor aktörler-aktristler. Komedi, dram hatta bazen polisiye, ne arasanız var. Bravo yahu, valla bravo…

Bravo sayın büyüklerimiz… Şurada gidip 2 km yarışacağız alt tarafı. Bütün derdimiz buydu. Hem oraları görmüş olacaktık, daha önce görenler tekrar göreceklerdi, hem de sporumuzu yapacaktık. Ama olmayacaksa, yapılamayacaksa, dünyanın sonu da değildi. Dünya’da ilk defa bir ralli iptal edilmeyecekti. Yani iptal edilmesi gerekiyorsa, edilebilirdi, bu da sorun değildi. 5 arabayla, 8 arabayla ralli yapmak, traji komik bir ortam yaratacağı gibi, o bölgede spora duyulan saygıyı da geri götüreceği kesin. Yarışın yapılması veya iptal edilmesi hiç dert değil, başka yarışlar yapılacak, onlara gireriz. Veya yapılırsa, seve seve gidip yarışırız Mardin’de. Buraya kadar sorun yok. Sorun, startına 6 gün kala, bir yarışın yapılıp yapılmayacağını belli olmaması, bir kayıt listesinin dahi açıklanmaması, sürekli değişen kayıtlar, yarışı yaptırmaya çalışanlar, yaptırmamaya çalışanlar vesaire… Neden böyle oldu ki? Bir yarış bu alt tarafı… Yapılsa ne olur, yapılmasa ne olur. Yapılıyorsa neden köstek olunuyor, yapılmayacaksa neden zorlanıyor bu kadar? Ve her şeyden önemlisi, bunca takım, yarışmacı, görevli, odun mu kardeşim??? Bir açıklama yapılmaz mı? Ulusal otorite bir netlik getiremez mi konuya, starta 6 gün kalmışken? “Yapmıyorum çünkü şöyle şöyle, kusura bakmayın” veya “Yapıyoruz, planlarınızı bozmayın” denecek alt tarafı. Bir açıklama yahu…

Evet, bu açıklamayı Muazzez Abacı yapacak değil, TOSFED tarafından yapılmalı. Bunca kaos-karmaşa da bu açıklamanın bir türlü gelmemesinden ortaya çıkıyor zaten. Tamam, Metin Abi, gerçekten büyük gayret gösteriyordur kuşkusuz yarış yapılsın diye. TOSFED adına, spor aşkına, hatta varsa –ki vardır, olabilir, kimsenin gözü yok- TOSFED’in çıkarları için, büyük mücadele veriyordur orada. Metin Abi’nin gayretleri her zamanki gibi maksimumdadır mutlaka. Her şeyin sorumululğunu Metin Abi’ye yüklemek doğru değil. Fakat, “olmayınca olmuyor” demek lazım bazen. Ve bunu açıklamak lazım. 3-5 araba ile ralli yapmak, spora da, sporcuya da, izleyene de saygısızlık olur, spora zarar verir. Yok eğer varsa 10’dan fazla araba, tamam, bilelim, öğrenelim, herkes işini, gücünü, parasını, planını ona göre ayarlasın. Bir açıklama hepi topu… “Yapıyoruz, şu kadar kayıt var” veya “Yapamıyoruz, bu kadar kayıt alabildik”. Bu açıklama bu kadar gecikmeseydi, bu yarış yapılırdı gibime geliyor. Mesela Ford takımı girmeyecek şimdi… Kayıtları yapılmıştı, arabaları hazırdı ama “bu saatten sonra biz yokuz” dediler. Şu andan itibaren kim “ben de girmiyorum” dese, haklı olacaktır. Neye gireceğiz biz? Ortada hiçbir şey yokken, insanları, arabaları oraya gitmek için nasıl örgütleyeceksiniz? Biz de hazırız, diğer katılacak ekipler de hazır, uçak, otel, kiralık araba, yarış arabası hepsi hazır, maymun gibi bekliyoruz… Bu işin sonu ralli fest gibi olacak korkarım… O harika fikri de vurdum duymazlık ile çarçur etmiştik. Şimdi de bu güzel yarışı ettik. Bravo Türk motorsporları camiası, bravo bizlere… Hepimize aferin…

Epeydir WRC’den bahsetmedik, Auto Show fuarındaki Citroen standında yeni DS3 WRC’yi görünce, kanım kaynadı, zaten Katalunya Rallisi’nin etkisinde kalmıştım, dikkatimi çekenleri paylaşmak istedim.

Daha biraz evvelki satırlarda bahsettiğim gibi, biz kendine Müslüman bir camiayız. “Ben yarışayım, ben yapayım, ben kullanayım, gerisi ipimle kuşağım” mantalitesinde olduğumuz için başımıza geliyor bunlar. Kendi arabamızdan başka araba, kendimizden başka yarışmacı umrumuzda değil. WRC bile değil. Forumlara bakıyorum, belli bazı isimler hariç, Katalunya Rallisi’nden bahseden bile yok… Şu an Türkiye’de sadece TRT yayınlıyor WRC’yi, berbat bir dublaj ile bile olsa, buna da şükür. Kaç kişi seyretti acaba… Kaç kişi müthiş Katalunya Rallisi’ni takip etti… Son yıllarda verilen en güzel parkuru kim gördü? C4 WRC gibi bir otomobil, asfaltlara veda etti, kim ilgilendi bununla? Citroen bir otomobil yaptı, bu otomobil 4 yıl boyunca girdiği bütün asfalt WRC yarışlarını kazandı, bunu yapabilen başka bir otomobil yok, bunun kimler farkında? Baylas firması, -eminim büyük bir fedakarlık ve zorlukla- DS3 WRC’yi almış, fuara getirmiş, insanlar görsün diye. Aramızdan kaç kişi akıl edip de, Baylas’a bir mail attı “Teşekkür ederiz, biz ralliyi seviyoruz, bu otomobili bize getirdiniz” diye acaba? Bunun geri dönüşü olmazsa, bu adamlar bir daha fuara yarış otomobili getirmek için bu kadar yırtınırlar mı?

Bizler de de kabahat var… Bencil düşünen bir camianın yönetimi de ona göre olur, kaderi de…

Katalunya’da bir kere daha gördük ki, “Loeb kaymadan gidiyor” diye ahkam kesenler yine ve hala yanılıyorlar. Kayıyor, hem de ne kayıyor… Hatta Katalunya’da hiç görmediğim kadar yan gördüm Loeb’ü. Planını milimi milimine uyguladı. İlk asfalt günü önde bitirdi, belirli bir fark koydu. İkinci gün toprağın nemli olmasından dolayı, süpürücülük yapmayacağının da farkındaydı bence. Citroen ekibi, yarışı yarıştan önce yaşıyor. Onun için stratejileri asla yanılmıyor, çünkü ihtimaller üzerine strateji kurmuyorlar. Neyin gerçekleşeceğini bilir gibiler. Latvala’yı bu sezonun ikinci yarısında kendisini ne kadar geliştirdiğini gördük. Asfaltta Hirvonen’den daha hızlı bir görüntü çiziyor. Dani Sordo’ya ise üzüldüm. Takımdan gönderildikten sonra ne kadar tükendiği çok belliydi. İkinci bir Carlos Sainz olabilirdi Sordo. Ama bir türlü kıramadı zinciri. Bundan sonra toparlayabilir mi bilmiyorum. Belki IRC ile devam eder. C4 WRC’ye gelince. Ben eminim ki, şu an dünya üzerinde kaç tane C4 WRC varsa, değerleri her yıl binlerce pound artacaktır. Gelmiş geçmiş en iyi ralli otomobillerden biri oldu ve daha şimdiden bir klasik haline geldi. Peugeot 205 Turbo 16 kadar değerli bir otomobil olacak çok yakında. Hiçbir otomobil C4 WRC’nin yaptığını yapamadı. WRC seviyesinde 4 yılda girdiği bütün asfalt yarışları kazanan tek otomobil… Neslinin de son örneği Citroen için… Artık JWRC de yok. Loeb, Sola, Sordo, Ogier, Sandell gibi üst düzey pilotlar yetiştirdikten sonra, Burkart gibi bir kabiliyetsiz şampiyon olduktan sonra, zaten misyonunu tamamlamıştı JWRC. Super 1600’ler de tarih oldu, vay be…

Bu yazının sonu burada geliyor. Kenan düştü. Ama seneye Moto 2’nin şampiyonluk adayıdır, bunu bütün Dünya gördü…

Ek Bülten:

1- Aramıza iki minik sporcu katıldı. Sevgili Cem Ağabey’in oğlu Can Bakançocukları ve kadim dostum Osman Tüter’in oğlu Rüzgar’a uzun, sağlıklı ve mutlu birer hayat dilerim.

Son Haberler : Aras Dinçer

Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: