Motor Sporları ve Otomotiv Haberleri

Aras Dinçer: İlk Halid Atlasın

Aras Dinçer/Mahalli Ralliler

Koskoca bir sezonu daha devirdik ve 2010 İstanbul Ralli Şampiyonası geldi çattı işte… Geçen sene ıskaladığımız şampiyonluk hedefini bu yıl tutturabilmek için Mendo ile her şeyi en ince detayına kadar planlarken, bir taraftan da bütün bir sezon çok temiz kullandığımız ve hiç yanımızdan ayrılmayan kara bahtımızın bulutları bu yarış bize neler hazırlıyor diye merak ediyorduk. Gerçi bir yarışlığına Dağhan ve copilotu Ahmet Abi’ye devretmiştik onları ama bizi çok seviyor olmalılar ki, hiç peşimizden ayrılmadılar. Cuma akşamı eve dönerken kendi arabamın lastiği yolda patladığında “bu yarış bedevi mesaisi erken başladı” diye düşünürken, ertesi gün patlak lastiği tamir için Ufuk’un dükkanına götürdüğüm sırada bu sefer de Lancia’nın devirdaim pompası sizlere ömür oldu. “Tamam” dedim… “Bunlar bir işaret olmalı, ya bu yarış tam şapa oturacağız veya bahtsızlık limitimizi doldurmuş bulunduk” diye düşündüm. Fakat sorunsuz bir antrenman gününden sonra, bir de yarış sabahı Evo 9’umuzun üzerine konan ve uzunca bir süre orada dolaşan dev boyutlu uğur böceğini görünce, “Galiba bugün şans bizden yana olacak” demiştim. Nitekim öyle oldu… Yarışta hiçbir sorun yaşamadık…

Yaşamadık, çünkü iyi hazırlandık ve çok ciddiye aldık. Aslında erken başladık hazırlığa. Hava tahminlerinde yarışın kuru havada yapılacağı belli olduktan sonra, 1 kapı numarasını Şimşek Hoca’ya satmak için epey uğraşmak gerekti. Cuma gecesi antrenman arifesinde Şimşek Hoca’ya Fransız Sokağı’nda 3 şişe şarap içirdim! Şaka bir yana, lastik seçiminden tutun da, etapları sektörlere bölüp, her kısım için farklı stratejilere kadar, her şeyi doğru öngörüp, ona göre planlarımızı yaptık. Bu tip kısa yarışlarda küçük hataların bile birinciliğe mal olduğunu geçen sene bizzat görmüştük Mendo ile. Bu sene hiçbir şeyi şansa bırakmak istemedik. İlk yarış için hesaplarımız tuttu. Fakat daha iş bitmedi, iki yarış daha var ve Grande Punto Super2000’in sürati, Şimşek Hoca’nın determinasyonu ile Cem Abi’nin profesyonelliğine karşı işimiz hiç kolay olmayacaktır. Sonuç ne olursa olsun, Onlar ile bu kadar samimiyet ve dostluk içerisinde bu rekabeti yaşamak, inanılmaz bir keyif. Cem Abi, Levent Gür ile birlikte copilotlukta benim iki hocamdan biri. Kesinlikle O’nun eline su dökemem ben, ama O da benim her başarımda en az benim kadar mutlu olur. O’nunla yakın rakip olabilmek bile benim için müthiş bir şey. Tabii bütün bu rekabet içinde olan Serkan Duru’ya oluyor, sürekli bir şeyler soran, bir şeyler söyleyen, bir şeyler isteyen dört kişiyle uğraşmak da kolay değil. Her iki otomobili de en yüksek kondüsyonda sorunsuz olarak, hazırlayıp, servis veren TOK Sport ekibine de tebrik koyuyorum.

TOK Sport demişken, takım arkadaşımız Cem Özdemiroğlu ve Ufuk Uluocak’ın geçirdikleri kazaya hepimiz çok üzüldük. Arabayı kapalıparka koyar koymaz Ünal, Emire, Menderes ve Ben soluğu hastanede aldık. Cem’i kendi gözlerimizle iyi durumda görmek çok iyi oldu. Operasyon sonrası kendine gelmişti, sohbet ettik. Ufak bir hasar hariç kalıcı bir durum olmayacak olması sevindirici, hem zaten hangimizde yok ki hasar… Cem’in tekrar yarışmak konusunda kesin bir olumsuz tavrı da yok, yüzü gülüyordu, morali yerindeydi. Kısa zamanda yaraları iyileşecektir. Ufuk yine sapasağlam maşallah, Dubai Rallisi yolcusu Orçun ile birlikte…

Yarışa gelince, iki bölümde değerlendirmek lazım, sportif rekabet ve dedikodu-polemik kısımları. Dedikodu polemik kısımları için fazla bir şey söylemek istemiyorum, çünkü anlayamıyorum bu “ben yaptım, güzel oldu, sen beceremedin” muhabbetlerini… Forumlardaki “ben pele oldum”, “tırnağım kırıldı, yoksa ben var ya ben, ne giderdim”, yok efendim “falancayı niye önüme koydular, filancanın ikincisine niye kupa yok” gibi tuhaf yorumları hepimiz okuduk. Bence bu kadar “Kupa” AS’ı olacağımıza, biraz “Maça” Valesi olup, daha iyi pilot, copilot, organizatör nasıl olunur onu düşünsek, rakibimizi tanıyıp, saygı duymayı öğrensek daha iyi olacak. Her şeyi devletten beklememek lazım! Bu yıl işini eğrisiyle-doğrusuyla iyi yaptığına inandığım üç klübünün yetkililerinin “biz böyle yaptık, siz şöyle yaptınız” diye forumlarda birbirlerine laf yetiştirmesine, hırs yaparak bir şeyleri ispatlamaya çalışmalarına gerek yok. Kutuplaşmanın ve polemiğin spora zarar verdiğini Mardin’de daha yeni gördük. Eleştiriler elbette olabilir, hangi organizasyon hatasız kapatıldı ki? Ben kendi eleştirimi Halid’in ve Vedat’ın yüzüne karşı yaptım, bu yazıda da yapacağımı söyledim: Seyirci etabındaki zıplama noktası bir fiyasko idi. Nitekim, yanlış olduğunun farkında olduklarını ve düzeltileceğini söyledi Halid. Fakat, eleştiri yapmak başka şey, yaptıklarıyla kıyaslayıp, kendine pay çıkarmak başka şey. Haklıyken bile antipatik görünürsünüz bu durumda. Para cezaları biraz insafsız görünüyor, ama haftalar öncesinden çıkan bir yönetmelik var. Biraz ciddiye alıp, o yönetmeliğe göre plan yapmak lazım, sonuçta ralliye giriyorsunuz, langırt maçı değil bu. İdari kontrolde, teknik kontrolde, kapalı park girişlerinde yığılma problemi olabiliyor, geç kalmasanız bile en azından zamanında orada olduğunuzu zaman föylerine işletmelisiniz. Olamıyorsanız da, ceza verirler. Yine de telaffuz edilen rakamlar da, geç kalınan zaman dilimleri de oldukça yüksek geldi bana… Sonuçta hem rallinin, kayıt döneminden, kesin sonuçların açıklanmasına dek süren bir müsabaka olduğunu, hem de para cezalarını belirlerken, amatörlerin imkanlarının ne kadar kısıtlı olduğunu unutmamak lazım. Şu camia, armudu bırakıp, sapıyla uğraşmaktan bıkmadı bir türlü…

Yarışın kendisiyle ilgili, enteresan durumlar var. Şu seyirci etabındaki jump için Şimşek Hoca, Cem Abi, Mendo, Ben ve Serkan Duru motorsporları tarihinin en uzun sempozyumunu yaptık. “Atlar mısın, yer mi, yemez mi, sen atlarsan ben de atlarım, ilk Halid atlasın, sağ kalırsa biz de atlarız” gibi dipsiz tartışmaların ardından, sonunda bir anlaşmaya vardık ve ilk geçişte iki ekibin de 2. vites ile geçmesine ve durumu ona göre değerlendirmeye karar verdik. İkinci geçişte işler kızışınca Allah ne verdiyse atladık. Neyse ki o berbat düşüşler sonrasında otomobillere bir zarar gelmedi. Hem Şimşek Hoca ile Cem Abi, hem de biz, baştan sona full tempo ile yarıştık. İzleyenler görmüştür, gerçekten hepimiz canımızı dişimize taktık, arabaya aldığımız montları bile son etap öncesi bıraktık, ne koparsak kardır diye… Son etaba 1.7 saniye ile girmek, oldukça stres yarattı tabii. Ama aksiliklerin stresiyle uğraşmaktansa, rekabetin stresiyle uğraşmak çok daha güzel. En son 2004 Kocaeli Rallisi’nde, Super 1600 için Burak ile çekiştiğimizde bu kadar yoğun son etap stresi yaşadığımı hatırlıyorum, özlemişim! İlk etabın dereceleri verilseydi dahi, çok az farkla önde bitirebiliyorduk yarışı. İşin hakkaniyeti açısından içimizi rahatlatan bu oldu. Şimşek Hoca bitime 3 km’den az kala yoldan dışarı taşıp, lastiği patlatmasa, ne olurdu bilmiyoruz. Çünkü Cumhuriyet’in ilk geçişinde biz de bir spin attık. Fakat  Hoca’nın bileğine sağlık, inanılmaz zorladık birbirimizi ve çok keyifli oldu böyle baştan sona tam gaz gitmek. Bu yarışta Palio ruhunun geri dönüşüne şahit olduk. Bu Palio arabası, bu iş için lazım… N2’nin bu kadar kalabalık olması ve kazanma şansı yüksek pilot sayısının fazlalığı, ayrı bir rekabet havası getirdi yarışa. Osman ve Nehir gerekeni yaptılar, beni yanıltmadılar. Riva’nın ikinci geçilişinde öldürücü bir atak yapmış Osman. Eskişehir Rallisi’nin dikkat çeken ismi Tezcan, ilerleyen yarışlarda daha fazla sıkıştıracaktır diye tahmin ediyorum. Sorunlar yaşamış olsa bile, kazanacak araba olan Saxo’nun avantajını kullanamamış Murat. Ekrem’den ve Kemal’den daha rekabetçi olmalarını bekliyordum. Aynı rekabet seviyesi A6 için de geçerliydi ama başa güreşecek iki pilottan biri olan Süheyl daha seyirci etabında kalınca, Ferhat’ın işi kolaylaştı. İlk lup sonunda 18 saniye ile lider idi A6’da. Orçun’un C2’si de arıza yapınca, A6’yı kolay kazandı Ferhat ve Soner. Gençler Klasmanında da iddialıydı Orçun ve Bora ile çok yakın gidiyorlardı. Üçüncülüğe düştükten sonra, Orçun’un işi zorlaştı, kalan iki yarışı kazanması lazım Gençler’de. Bora da bırakmak istemeyecektir. Bir başka güzel mücadele de, Gençler’de olacak yani… Mustafa Çakal ve Nebil Erbil’in performansları da takdire layık. Ümit Kemal, Renault 19 ile Grup H’ı çok rahat kazandı, 19’un kondüsyonu iyi olsa, çok daha iyi zamanlar yapabilirdi zannederim, fakat arabanın hali içler acısı gerçekten. Hakan A5’i rahat kazanacak gibi görünüyor. Aferin alanlardan biri de Ahmet. İntercom olmamasına rağmen, cezalı çıktığı servise kadar beklediğimden çok daha iyiydi zamanları. 130bin Euro’luk arabaya yedek intercom koymayan zihniyete yapacak bir yorum bulamıyorum. Keza Selçuk da, daha ilk rallisinde servise gelene kadar hiç fena zamanlar çıkarmamış. Pistten sonra ralli yapmak, üstelik ilk ralliye de Super 2000’le çıkmak, Messi’ye NBA’de basketbol oynatmak gibi bir şey. İkinci yarışda daha iyi işler yapacaktır sanırım. H10’daki güçlü arabaların arasından 131 ile sıyrılan Eytan’a da helal olsun… Bu başarısından ötürü, kendisine bir daha ki yarış 131’e yapıştırması için Fiat fabrika takımından bir sticker vereceğim ödül olarak… Ankara tayfasını parkurlara geri dönmüş olarak görmek güzeldi. Nebil Fiesta’sı ile gazladı, Oğuz Abi yine gülümseyen suratıyla muhabbetimize muhabbet kattı, Meriç ve Onur yine canla başla çalıştılar. Gözlerim Tan Abi’yi ve Kadett’ini aradı. Güvenilir kaynaklardan aldığım bilgilere göre, Yiğit Top, sunumlarıyla izleyicilerden tam not almış, bundan sonra bu sunum işi Yiğit’ten başkasına verilmemeliymiş, ilgililerin dikkatine… İlginçliklerin tükenmediği güzel ülkemizde, bu yarış da türlü tuhaflıklara vasıl oldu. Ralli tarihinin gelmiş geçmiş en kısa imza gününe de şahit olduk –imza dakikaları diyelim- Daha da güzeli var, aklı evvel bir pilotumuz, kaçak antrenman için, bula bula seyirci etabını bulmuş! Turlarken Halid ve Vedat’a yakalanmış. “Hadi geçmiş olsuuuun, bin liralık oldun” diye ceza kesilecekken “yapmayın etmeyin, dileyin benden ne dilerseniz” demiş. Lambadaki cin ortaya çıkınca, Halid öldürücü teklifte bulunmuş: “Sen atla bakalım şu jumptan, nasıl olmuş bir görelim”  Pilotumuz da gerilip bir güzel atlamış, zavallı antrenman arabasının önü çarşamba pazarına dönmüş tabii, ne radyatör kalmış ne karter. Halid “teşekkür ederiz, biraz daha çalışalım biz” derken, arabadaki zarar, cezayı geçmiş… Gökten üç elma düşmüş, üçü de bu arkadaşın kafasına… Kendisinin ismi, bende, Halid’de ve Vedat’da saklıdır, içi rahat olsun…

Organizasyondan küçük bir ricam var: Şu beton bariyerlerden oluşan şikan biraz sevimsiz değil mi sevgili Halid? Musalla taşı gibi beton yerine, saman ya da su bariyerli bir şikan olursa, insan sağlığı açısından daha iyi olur sanki… Bir de şu seyirci etabındaki U viraj bölgelerini sağlam bir malzeme ile tamir ederseniz çok iyi olur, büyük çukurlar açıldı.

Bu arada, bizim kara bulutları Hakan Kargın’a sattık. Ne bahtsız bedeviymişsin sen be kardeşim. Daha yarışa başlarken start takı başına yıkıldı. Kazasız belasız bitirdi derken, kapalı park çıkışı TIR’dan kayan Super 2000 bula bula gitti, “bir masum mor menekşe”yi buldu çarpacak. Evo 7’de ağır hasar var. Vallahi geçmiş olsun, kimin gözü kaldıysa, gözü çıksın, gerçekten hayret!!!

Mardin yazısı mı? Çok soran oluyor. Mardin Rallisi o kadar anlamsızlaştırıldı, o kadar tu kaka oldu ki, bir şeyler söylersem gerçekten ayıp edeceğim… Yaşananlar yaşandı, görenler gördü, duyanlar duydu. Aman yahu, bugün kavga edenler, yarın barışıyor bu sporda. Ben ne kavgalar hatırlıyorum… Develer tepiştiğinde, olan çimenlere olurmuş, sonra yazan kötü oluyor, değer mi?…

2. yarışta görüşmek üzere…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Son Haberler : Aras Dinçer

Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: