Aras Dinçer : Bakanlar Açılsın, Başbakan Geldi!

Aras Dinçer

Çok soran oldu, e-mail’ler geldi, neden bu kadar uzun süre yazmadığıma dair. Öncelikle teşekkür etmem, sonra da açıklamam lazım neden bu kadar uzun zaman
geçtiğini. 1. Mahalli ralli sonrası bir daha yazmadım, daha doğrusu yazmamaya karar verdim. O günlerde hem İstanbul Şampiyonasına, hem de kendi özel projelerime odaklanmam gerekiyor olması bir yana, başka sebepleri de vardı yazıları kesmemin. Mesela Tolga (Şansal) ile girmiş olduğum diyaloğa gelen tepkiler.

Rallivideo oluşumunun patronlarından Burak, bir başlık altında “Burada sadece geyik yapmayın. Yaparsanız da, falanca filanca foruma neden yazmıyor diye şikayet etmeyin” diye bir ileti yazmıştı zamanında foruma. Ne kadar haklı olduğu, bizim Tolga ile konuşmalarımıza gelen tepkiler ile anlaşılmıştır sanırım. Bu konuşmaların detayları, kamuoyundaki bazı arkadaşların algı kapasitesini aştı sanırım. Çünkü, bazı bölümleri saymazsak, kafası çalışan bir insan, bu konuşmalardan pek çok ders çıkarabilir, bazı detayları da öğrenmiş olabilirdi. Açıkçası ben biraz da bunu hedef almıştım -tıpkı yaklaşık 5 yıldır yazılarımda yaptığım gibi-. Gerektiğinde gülelim, ama gülerken bir şeylerin de hep beraber farkına varalım, öğrenelim, keşfedelim diye uğraştım hep… Ama bu işi ciddiye alıp, konuşulanlardan bir şeyler öğrenmek yerine, sadece altı okka ve geyik
muhabbetlerine meze hazırlayan, ciddi birşeyler konuşulduğunda da şikayetçi olan kişilerin nezdinde tartışmanın bir manası yok. Bu konuşulanlar, genel itibarı ile bu tip insanların spora bakış açısını aşar nitelikte oldu, çünkü bazılarının spora dair nosyonu, ellerine tutuşturulan iki kupanın değeri kadar oluyor. Dolayısı ile, böylesine düşük algı-bilgi seviyesindeki bir kamuoyuna bir şeyler yazmak, bana çok saçma geldi.

Bir süre sonra, sporu gerçekten sevdiğine inandığım, Aydın (Hoşgör) Abi’nin deyimi ile -sporun gerçek emektarlarından- “Neden bıraktın” diye serzenişler gelmeye başladı. Bunların başında Sait ve Çağlar, sevgili Vedat (Bostancı), Kaan (Özşenler), Aydın Abi (Hoşgör) geliyordu, tek tek isimlerini sayamayacağım, sağolsunlar kendilerini biliyorlar. Maksat komşular alışverişte görsün mantaliteli (facebookda-MSN’de resmim olsun), ucuz kahramanlık peşinde koşan (ben ralliciyim edebiyatı), hatta şikayetlerini
bizzat şikayetçi oldukları kişilere değil, forum adminlerine yapacak kadar medeni cesaret yoksunu kişilerin, bu sporda yolcu olduklarını, hancıların da mülke sahip çıkmaları gerektiğini, o günkü şartlar altında ben unutmuştum, bana “devam et” diye telkinde bulunan dostlar sayesinde hep beraber idrak etmiş olduk.

Ben bu iş için canımdan olma noktasına geldim. Tekrar gelmekten de zerre kadar korkmuyorum, çünkü bu sporu, geyik olsun diye değil, sevdiğim için yapıyorum. Sakın kimse karşıma “Filanca forumda kişisel konuşmuşsun” diye çıkmasın, kendimi düşünecek olsam, şu an arabanın içinde olmazdım. Benim yaşadıklarımı yaşayıp, spordan kopmayan ve tekrar arabaya binebilecek kadar bu işi sevdiğine emin olmadığım kimseyi de, bundan böyle sanal ortamda muhatap almayacağım. İş döndü dolaştı, Burak Temizsoy’un dediği yere geldi işte bir kere daha. Sonuçta, ne kadar anlatırsan anlat, bildiklerin, karşındakinin anlayabileceği kadardır. Bu ülkede bir tane sidikli Palio alıp, 3 yarışa girenler kendilerini Jean Todt veya Ari Vatanen sandığı sürece, ister federasyon değişsin, ister devrim yapılsın, ister Prodrive Türkiye’ye taşınsın, hiçbir şey fark etmez, etmeyecektir. Kendinden başka hiçbir şeyi düşünmeyen, hiçbir gelişmeyi takip etmeyen, hiçbir haltı araştırıp bilgi sahibi olmayan camiaların sonu, her zaman karanlıktır çünkü. Ancak direksiyon sallayıp, not okursunuz böyle bir ortamda. Ha pardon, bir de havasını atarsınız.

Bu kadar zılgıt, herkese bir süre yeter herhalde, gelelim, neler oldu, neler bitti, neler olabilir faslına.

Ülkemizden başlarsak, İstanbul Şampiyonası’ndan beri pek bir şey olmadığı ortada. Ama bazı üzücü olaylar olmadı değil, hatırlamakta fayda var. Sevgili abimiz Cahit Alkan’ın rahatsızlığı, camianın mekanik şifa kurumunun sahibi Yüksel Özgür’ün babasının hastalığı, duyanları üzdü. Şampiyonumuz Kenan Sofuoğlu’nun babasının vefatını da unutmamak lazım, başın sağolsun Şampiyon.

Türkiye Ralli Şampiyonası’nda start kapalı parkları bu sene çok şenlikli olacak. Skoda, Peugeot, Ford gibi S2000 klasmanının en iyi örneklerinden çifter çifter görebileceğiz, daha fazla Subaru, daha iyi Mitsubishi’ler ve hatta belki Mini JCW S2000’i bile izleme ihtimali var bir avuç seyircimizin.

Malumunuz, Kulüpler Birliği Platformu kuruldu. Satvet Çiftçi-Oyman Atabay-Erol Hülagü üçlüsünün son derece ciddi iddiaları, hukuki girişimleri ve belge-kanıt niteliğinde silahları var. Elbette bunların doğruluğuna hukuk karar verecek, ama iddialar akıl almaz boyutlarda. Seçimlerdeki ibralardan tutun da, bütçelere kadar pek çok konu didik didik
edilecek, hepimiz merakla bekliyoruz sonucu. Bu arada eski muhalifler federasyona tekrar katılıyor, birileri gidiyor, öbür taraftan geri geliyor, şirketler açılıp kapanıyor, ama eski tas eski hamamda görevine devam ediyor, sporu umursayan bir avuç bizler de bunları şaşkınlık, hayret ve hatta kahkahalar ile takip ediyor. Kulüpler birliği, web sitesi aracılığı ile, bazı açıklamalarda bulunuyor mütemadiyen. Aslında bir toplantı düzenlense, hatta bu toplantı bir forum gibi yapılsa, taraflar belli çerçevelerde kendilerini
kamuoyuna açsalar, anlatsalar olanı biteni, bizler de aydınlansak iyi olur. İyi olur diyeceğim de, kaç kişi umursuyor, kaç kişi bu sporu direksiyon sallamaktan ibaret olmadığının farkında ki.. Sen, ben, bizim oğlan. Umursamayanlar ise geyiğe tam gaz devam, lafa gelince herkes McRae.

Dünya arenasında ise gündem hareketli, 2012 WRC takvimi açıklandı, yine yokuz. 12 yarışlık takvimin en ilgi çekici yarışları, İsveç-Norveç’in ortak düzenleyeceği kar rallisi ile, yine bir başka sınırlar ötesi yarış olan Arjantin Rallisi. 2012 Arjantin Rallisi, eski safari Rallisi türünde bir uzun mesafe dayanıklılık rallisi olacak. Uruguay’a kadar gidecek ve son yıllarda ortaya çıkan pek çok yeni nesil ekibi zorlayacak.

IRC ve WRC start aldı, bu haftasonu her iki şampiyonada da, kıran kırana iki ralli var: Ürdün ve Kanarya Rallileri. Bu yarışları ilerleyen yazılarda değerlendireceğiz. Monte Carlo’da piyangodan Bouffier çıktı, birçok ustayı mat etti. WRC’de ise değişen kurallara rağmen, değişmeyen şeyin Loeb olduğunu görüyoruz. Yepyeni bir döneme girildi WRC’de. Çok daha basit yapılı ve sınırlı güce sahip motorlu araçlar var artık. Küçük hacimli motorlar artık daha çok devir çeviriyor, şanzımanlar ve diferansiyeller artık tamamen mekanik, kısıtlamalar arttı.

Yine de, bunlar birer gelişme, kısa zamanda bu kurallar dahilinde daha da hızlı otomobiller yapılacak. FIA, ulusal şampiyonalar için WRC’leri -belli kurallar dahilinde- serbest bıraktı. Body kit’i olmayan ve sadece 30 mm restriktörlü WRC’leri, Super production adı altında izleyeceğiz ulusal şampiyonalarda. Yeni yeni ortaya çıkan R4 araçlar ise, 34 mm restriktörleri ile, daha fazla motor gücüne sahip olacaklar ve super production/S2000 araçlara karşı yaşadıkları dezavantajı, bu fazladan motor gücü ile kapatmaya
çalışacaklar. Bunun ilk örneğini geçtiğimiz aylarda yapılan Bettega Rallisi’nde gördük. Armindo Araujo’nun kullandığı Evo X R4, yarışı S2000’lerin sadece birkaç saniye ardında bitirdi.

Sporda teknik gelişmeler olması güzel, rekabetin artması ve heyecanın geri gelmesi hedefleniyor. Ama sanki her şey çok komplike olmaya başladı. Sanki eski Grup A günlerine dönsek, her şey çok daha keyifli ve kolay anlaşılır olacak gibi. En çok katılım, en fazla çekişme Grup A yıllarında yaşandı çünkü WRC’de. 87-96 yılları arasında geçen 10 sezonda, 6 farklı dünya şampiyonu çıkmış. WRC’ler ile 14 yılda sadece 4 şampiyon gördük, yarısını Loeb kazandı zaten. Tamam, Loeb bir süper yetenek, bir daha dünyaya
gelmeyecek bir makine. Belki rekabeti öldürdü Loeb, ama “nasıl kazanılır”ı demonstre ediyor, gösteriyor. Tabii görebilene, anlayabilene. Loeb’ü izlemek çok keyifli olmayabilir, ama gözlemlemek çok keyifli muhakkak. Bakmak ile görmek arasındaki farkı bilenler için, bulunmaz bir nimet Loeb. Yine de, otomobillerin daha basit olduğu Grup A yıllarını özlememek mümkün değil. Grup A’dan WRC’ye geçilmesinin ardından, Sainz, McRae, Kankunen, Makinen, Auriol gibi şampiyonluklara ambargo koyan ustalar, bu fazlasıyla karmaşık otomobillere ayak uyduramadılar maalesef. Saf ralli pilotu devri kapandı, mühendisiyle kanka olan pilotlar kazanmaya başladı. Demek ki, gelişim her zaman iyi bir şey olmuyor.

Başka olaylar da izledik son birkaç ayda. Robert Kubica’nın son teknoloji Skoda Fabia Super2000’in içinde ölümle burun buruna gelmesi, hepimizi irkiltti. Geçtiğimiz hafta balkanlarda yapılan bir rallide, bir pilot hayatını kaybetti. Demek ki hala tam olarak güvende değiliz bu otomobillerin içinde. En önemli gelişmelerden biri, Mini’nin geri dönüyor
olması. Portekiz’de sonuç çok iyi olmadı ama, İtalya’daki Ralli Adriatico’da, Andrea Navara’nın kullandığı Super Production speklerindeki Mini, yarışı kazanmayı bildi. Tabii esas otomobil, Sardunya’da ortaya çıkacak. Ama bu otomobilde hız anlamında potansiyel var gibi görünüyor. Araujo, -her ne kadar etapları ezbere biliyor olsa dahi- yolda kalana kalmadan önce Portekiz’de genel klasman puan barajına sokabildi Mini’yi. BMW ile Prodrive 80’li yıllardaki Grup A M3 projesinden beri eski ortak. Aynı sinerjiyi Mini’de de devam ettireceklerdir.

Şimdilik bu kadar, bakanlar açılsın, başbakan geldi.

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com