Aras Dinçer:ACELEN NEYDİ BE CAHİT ABİ?…

%s Aras Dinçer

Daha geçen hafta yazdığım yazıda andım O’nu… Maalesef doktorların biçmiş oldukları zaman doldu, kaybettik sevgili Cahit Abimizi. Kimseyi kırdığına, üzdüğüne, haksızlık yaptığına şahit olmadığım ve duymadığım, elinden geldiği kadar ve hastalığının çok ilerlediği son birkaç ay hariç otomobil sporuna kesintisiz hizmet etmiş, kocaman yürekli, güler yüzlü, bol muhabbetli Cahit Abimizin gülümseyen siması, her zaman kalplerimizde kalacak. Her kadeh kaldırdığımızda sevdiğimiz-saydığımız merhumlara, bizim jenerasyonun “kardeşleri” Erol Tellaloğlu’na, Burak Ulusoy’lara, Ömer Koçyiğit’lere, ağabeylerimiz Gürol Menderes’lere, Yavuz Malkoçoğlu’na, Ömer Kutluay’lara, Renç Koçibey’lere, Kemal Uludağ’lara, Lem’i Tanca’lara, tanıma şansını yakalayamadığımız ama bu sporun mihenk taşları Ali Sipahi’lere, Ayhan Tokyay’lara, Cahit Abi’nin de ismini elbette ekleyeceğiz. Elinde telsiziyle, boynunda görev kartıyla, gözünde Ray-Ban’iyle, uzun kır saçlarıyla, sakin ve sakinleştiren tavırlarıyla, bir daha böyle bir tipleme olmayacaktır sporumuzda. Şimdi kim sakinleştirecek herkesi, kızdığımızda, parladığımızda, ortalık karıştığında… Hepimizin başı sağolsun…

Geçtiğimiz hafta sonu dünya yıldızlarının yarıştığı 2 “mahalli” ralli izledik: 260 km etap geçilen Ürdün ile, IRC takviminin en kısa güzergahına sahip 190 km’lik Kanarya Adası Rallisi. Mahalli dedim, çünkü tam birer sprint ralli tadında geçti bu yarışlar. Biri zaten kısaydı, Ürdün Rallisi de mecburen kısaldı. Sebep şaka gibi: Gemi bozuldu. Evet, WRC kafilesini taşıyan meşhur Ro-Ro’nun motorlarında çıkan sorun ve sonrasında Akdeniz’de yakalandığı fırtına, takımların Ürdün’e gelişini son ana sıkıştırdı. Durum böyle olunca, herkes sabahlara kadar servis kurmak, servis vermek için çalıştı Ürdün’de. Bu sefer pilotlar değil, bizzat organizasyon yaptı “süper ralli”yi, sadece 260 km etap… Gelgelelim, bu “kısacık” iki yarış da, ralli tarihine geçecek –ve belki de bir daha hiç kırılamayacak- iki rekorla bitti: IRC ve WRC şampiyonalarının tarihlerinin en küçük farkla kazanılmış yarışları oldu Ürdün ve Kanarya. Hatta WRC’de önceki rekor, 0.3 sn farkla 2007 Yeni Zelanda Rallisi’ni kazanan Latvala’ya aitti. Ürdün’de Latvala, sadece bir kez fazla göz kırpmış olmalı ki Ogier’den, rekorunu kendi eliyle –ya da gözüyle- Fransız’a kaptırdı. Böylece Citreon de, 2007 Yeni Zellanda’nın rövanşını aldı Ford’dan.

Son etap, belki de son 10 yılın en enteresan son etabı oldu. Çünkü hem yarışı kazanmak için ölesiye gazlayan Ogier ile Latvala, hem de son etaba kadar lastiklerini koruyarak gelen ve bu etaptaki bonus puanları kaptırmak istemeyen Loeb ile Hirvonen, gidebilecekleri ne varsa gittiler. Sonuç akıllara ziyan: 0.7 saniye içinde 4 ekip… İnsanın matematiği kilitlenir böyle bir heyecan içinde. Seb Ogi, baskı altında hatasız gidebileceğini, Meksika’da sadece bir iş kazası yaşadığını gösterdi kanıtladı. JM Latvala’da büyük gelişme var. İki sene önce kendisi bile bu kadar olgun ve hızlı bir pilotaja kavuşabileceğine inanmazdı belki. Peter Solberg’in kaza yaptığı yer, etabın en kalabalık yol notu okunan kesimlerinden biri. Chris Patterson, neredeyse mükemmel bir senkron ile notu okuyor ama etabın o kısmında arka arkaya o kadar çok tepe var ki, sanki Solberg “Tepe üstü sağda kal” notunu yanlış yorumluyor kafasında ve tepeyi sağdan ama düz geçmek yerine, DS3 WRC’yi tepeden hemen önce sağa çeviriyor. Bakıyor ki, iş mocha sarıyor, bu sefer sola çeviriyor arabayı ama yolun şekli bu manevralara izin vermiyor tabii ve soldan aşağı iniyor. Yine de şanslı Solberg. Hem kaza anında, hem de oradan çıkmak için debelenirken DS3 WRC daha aşağı takla atmadığı için dua etmeli. Baya uğraştı arabayı uçuruma düşürmek için, Allahtan Patterson dur dedi.

Yarışın en kritik anlarından biri ise, Hirvonen’in lastik patlattığı etap idi. Yalnız, enteresan bir durum var, ilk gün yolu temizleyen ve liderliği paylaştığı Loeb’den fark yiyen Hirvonen, liderliği Loeb’e de yar etmemek istermişçesine, duruyor etapta. Işık hızıyla, insan üstü bir gayretle, patlayan lastiği değiştiriyorlar Jarmo Lehtinen ile. Bagajdaki lastiği ve krikoyu –önceden patlayacağını bilmezseniz- bu kadar kolay ve çabuk çıkarmanız pek mümkün değildir. 2 dakikadan kısa süren değişimden sonra, yine ışık hızıyla arabaya binip bağlanıyorlar Hirvonen ve Lehtinen, sonra da Loeb’ün 10 saniye kadar önünde yola çıkıyorlar. Tabii Loeb tozda kalıyor ve öndeki Ogi-Latvala ikilisi de kopuyor. Röportajlardan anlaşıldığına göre, papaz olmuşlar, ama Loeb kesinlikle haklı görünüyor.

Loeb her ne kadar sezona çok hızlı başlamamış olsa da, puan tablosuna bakıldığında yine lider… Lakin şöyle bir durum var ki, -Loeb de bunu kabul ediyor-. Marcus Gronholm sporu bıraktığından beri, “Loeb ve diğerleri vardı WRC’de. Bu sene “farklar çok azaldı” diyor Loeb de. Fakat benim düşünceme göre, Loeb yavaşlamadı, hatta diğerleri de pek hızlanmadı. “Ee ne oldu peki” derseniz, bence işin sırrı otomobillerde… Eskiden beri hep merak ederdik “Eski Gr.A hatta Gr.B otomobiller olsa, yine Loeb bu kadar fark atabilir mi herkese” diye. Şimdi otomobiller, “eski tip”. Mekanik tip sıralı şanzımanlar, “beyinsiz” diferansiyeller, yüksek devirli küçük motorlar, bambaşka bir sürüş tipi talep ediyor. Kaymadan gidince daha iyi zaman çıkaran WRC’ler artık geride kaldı. Artık arabaların üzerine gittikçe zaman çıkıyor. Loeb gibi, zamanı çok ince sürüş ayrıntılarından çıkaran bir pilot, bu otomobillerle rakiplerinden kaçmakta zorlanıyor artık. Şöyle bir şey daha var: Citroen Sport’ta çalışanlar mekaniker, mühendis filan değil, adeta birer terzi. Bu terziler, eskiden Loeb’e göre kostüm diker gibi otomobil geliştiriyorlardı. Xsara WRC’nin ilk tam sezonunda, Carlos Sainz’dan otomobil geliştirme üzerine çok şey öğrendiğini söylüyor Loeb. 2005 ve 2006’da çıkan Xsara WRC’nin son iki versiyonunda, final rötuşlarına kendisi imza atmıştı. Xsara’dan sonra C4’ün yaratılması ve geliştirilmesinde zaten tek adam olarak görev yaptı ve C4 WRC’nin ölümsüz bir klasik olmasını sağladı. Ama artık kurallar kökten değişti. DS3 WRC, Loeb’e göre değil, FIA’ya göre yapıldı. Yine de, Loeb’ün farkı yaratacak birkaç küçük numarayı hala şapkasının altında sakladığını düşünüyorum.

Ait olduğu yere, WRC’ye geri dönen Michelin, uzun aradan sonra ilk sezonunda çok afalladı. İsveç’te jantlardan çıkan ve patlayan lastiklere “kaza kurşunu” dendi. Ama toprak lastikleri de balon gibi patlayınca, herkes isyan etti doğal olarak. Ürdün’de Michelin, toprak lastiğinin yeni bir versiyonunu çıkardı. Patlamaması için sağlamlaştırılan lastik, katı yapısıyla hem tutunmasından ödün verdi, hem de ağır olmasıyla araçların performanslarını düşürdü. Yeni lastik daha sağlam, ama çok kayıyor. Ürdün’de özellikle önden start alanların normal üstü kaydıklarını gördük. Hele ki, U ve U’ya yakın sertliklerdeki virajlarda neredeyse durup dönüyordu pilotlar. Michelin yaş tahtaya bastı, bundan sonra sezon sonuna kadar yeni lastik çıkarma hakları da yok…

İkinci yarışı koşulan SWRC’de çok enteresan bir sezon izleyeceğiz. Favorilerden Al-Attiyah, kariyerinin en yüksek form seviyesinde. Fakat 2006 ve 2008 PWRC şampiyonu Attiyah’ın bu formu, ne yazık ki, aynı zamanda en bahtsız olduğu zamana denk geldi. Çöldeki bedevi misali, ilk yarışta takımının ihmalinden kaynaklanan çok basit bir parça yüzünden (benzin dolum musluğunun ucundaki bilya olmadığı için) diskalifiye oldu. Ürdün’de ise, motor arızasıyla yarış dışı kaldı. Buna Qatar International’da yaşadığı yedeği olmayan şaft rezaleti de eklendiğinde, sanırım Fiesta’sını kiraladığı Autotek takımı ile seneye çalışmayacaktır. Attiyah’ın bahtsızlığı, Kanarya’daki IRC rallisinde yarışan Hanninen ile bu yarışı nomine etmeyen Prokop’un yokluklarında, Bernardo Souza SWRC’de zafere yürüdü Ürdün’de. Sezon Hanninen ile Prokop arasında geçecek sanırım. Attiyah bunlara dahil olurdu ama bu kadar puan kaybından sonra artık olamaz. Souza bu pilotların kalibresinde değil. Markko Martin’in SWRC kovalayan iki öğrencisinden Kruuda çok hızlı ama şampiyon olabilmek için daha çok toy. Diğer öğrencisi Tanak ise üst düzey pilotlarla uğraşacak kadar hızlı değil sanki.

IRC Kanarya Rallisi’nde ilk gün sonunda Skoda’lar hakimiyet kurdu. Hanninen, Kopecky ve Loix’nın Fabia S2000’lerine karşı direnebilen tek Peugeot pilotu Neuville idi. Bu yarışta bir kez daha –ve nedendir bilinmez- hiçbir Fiesta S2000 göremedik zirveye oynayan. 2. gün daha da karıştı ortalık. Bir ara 3 Skoda ve Neuville’in 207 S2000’i sadece bir saniye içindeydi genel klasmanda. Tabii burada en büyük alkış Neuville’e gidiyor, çünkü tecrübesi diğerlerine göre gerçekten çok az, ve buna rağmen podyuma çıkabildi. Yarış 1.5 saniye ile bitti ve görüldü ki, Juho Hanninen artık bir toprak pilotu değil, her yerde ve her şartta gazlayabilen bir şampiyon. Kopecky, genelde yaptığı gibi ikinciliğe yatmadı, ama ikinci oldu. Proton’ları ilk kez bu kadar derli toplu gördük. Basso çok şey katmış belli ki. Skoda’lar ve Peugoet’lar ile farkı km’de 1 saniyenin altına indirebildi proton’lar. Bakalım gerisi gelecek mi ve toprakta da bu kadar ilerleme kaydedebilecekler mi… Şampiyonluk için en şanslı isim, Hanninen gibi görünüyor, çünkü artık her yerde hızlı… Bouffier eğer O’na ayak uydurabilirse, çekişirler. Hata yapanın cezasını Kopecky keser, yerini alır, Loix da bütçe problemlerini aşabilirse, en az Bouffier kadar şansı olur diyorum.

Türkiye Ralli Şampiyonası da önümüzdeki hafta sonu İzmir’deki Ege Rallisi ile start alıyor. Yeni –uzatılmış- formatlı ve daha fazla etap km’si içeren güzergahlı ralliler, biraz daha hata affeden ve daha akıllı yarışmayı gerektiren bir yapıya kavuştular. Geçen haftanın en önemli olayı, Peugeot Sport Türkiye’nin saman alevi gibi sönüşüydü. Bu karar, sanırım birçok ralli severi Peugeot almak konusunda bir kere daha düşünmeye itecektir. Daha yarışamadan 207 S2000 koltuğunu kaybeden Serkan Yazıcı, kıvrak bir manevra ile, Mini JCW Super Production’ın koltuğuna rezervasyon yaptırdı. (bir açıklama, bu aracın ismi S2000 olarak geçiyor, ama aslında S2000 değil, yeni nesil turbo motorlu S2000’lerin isimleri Super Production oldu. FIA daha ne kadar karmaşıklaştıracak bu kural-isim işlerini acaba) Ege Rallisi’ne yetişmiyor Mini, Serkan Yazıcı Evo 9 ile sahne alacak ve Bosphorus Rally’den itibaren Mini ak mı, kara mı görebileceğiz. “Serkan çok avantajlı, turbo motorlu yavru WRC kullanıyor” diyenlere bir not: Mini JCW’nin restriktörü sadece 30 mm. Grup N’de 32 mm’den 33’e geçtiğimizde dünya değişti. 30 mm ile, ciddi bir güç kaybı olacaktır Mini’nin. Yani Fiesta S2000 ile aralarında performans anlamında pek fark olacağını sanmıyorum.

Serkan Yazıcı’nın kağıt üstünde en büyük rakibi, şampiyon ünvanını savunan Yağız Avcı. Fabia S2000 ile devam edebilirse, Burak da bu üçlüye dahil olur bence. Emre’yi kesinlikle yabana atmıyorum, bence bindiği gibi gidecektir Fiesta S2000 ile. Ancak bu tabloya bir de şöyle bakmak lazım: Ford pilotları, uzun süredir mevcut copilotları ile yarışıyorlar. Yağız, Bahadır ile, Emre de Burak ile göz ile gözlük gibiler artık. Burak ve Serkan ise, yeni copilotlarıyla çalışacaklar. Bu kadar üst seviyede yarışırken, uyum sürecinde ciddi zaman kayıpları olabilir.

Geçen yazımda son aylarda Türkiye’de hiçbir önemli gelişme olmuyor diye yazdım, ve haksızlık yaptığımı düşündüm. İki farklı Türk malı yarış aracı lanse edildi dünyaya Birmingham’da. Bunlardan biri, Volkan Işık ve ekibinin geliştirdiği, ve bu sezon bir şampiyona şeklinde yarışacak olan Volkicar’dı. Katılımcı pilotlara bakılırsa, çok renkli, bol eğlenceli, masraflı yarışlar izleyeceğiz. Diğer araç ise, Avitas’dan Halid Avdagiç ve ekibinin geliştirdiği Control 1. Pist aracı olan Volkicar’ın aksine Control 1, bir toprak otomobili ve ralli homologasyonuna hazır durumda. Hatta “Control 1″in yeni versiyonu bile hazırlanmış, isminin “İdari Control” olmasını tavsiye ettim Halid’e…

Bir küçük haber de İngiltere’den. Rally GB, 90’lı yıllardaki nostaljik RAC rallisi parkuruna dönüyor. Hani şu ömrümüzü bilgisayar başında çürütmemize sebep olan eski ve meşhur PC oyunu International Rally’deki etaplar geçilecek bu seneki Rally GB’de.Hayırlara vesile olsun diyoruz…

Ege Rallisi’nde görüşmek üzere…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Tags:

Son Haberler : Aras Dinçer

Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: