Motor Sporları ve Otomotiv Haberleri

Aras Dinçer: Türk Tipi Ralli; “2-3 saniyeden bir şey olmaz”

Aras Dinçer

Eskişehir’in ilk ulusal sınavı geride kaldı. Geçen seneki mahalli rallinin tadı damağımızda kalmıştı. Bu sene gördük ki, şehrin asfalt etapları da, en az topraklar kadar keyifliymiş. Her üç etabın da kendine has karakterleri vardı. Birinci etap, maçası yiyenlere çok uyuyordu. İnce işçilik gerektiren hızlı tepe arkaları ve uzun hızlı virajlar gördük. İkinci etabın başları da hızlıydı ama kısa bir mesafe sonra çok keyifli bir iniş etabına dönüşüyordu. Yolun geniş olması, inişlerde risk alabilmenizi sağlarken, pilotların frenaj yeteneklerini de sınadı bu etap. Üçüncü etap ise, önce dar yollar ile başlayıp, birkaç kilometre sonra tırmanmaya dönüşüyordu. Güçlü otomobillerin bile soluğunu kesen bu tırmanış, yine geniş yollar ile etabın sonuna kadar devam ediyordu. Kısaca her tür yol karakterinden birşeyler bulduk Eskişehir etaplarında. Rakımın 1000 metrenin bile oldukça üzerinde olması, otomobillerin motor gücünü çok aşağılara çekince, zaman çıkarmak için herkes gaza daha bir yüklendi. Etrafta “aman yine çok çakıl vardı yollarda” diye sızlanan arkadaşlar vardı ama, İzmir etaplarına göre çok daha düzgündü zemin. O kadar çakıl dünyanın heryerindeki çoğu rallide oluyor, sızlanmanın anlamı yok. Ama yine de şikayeti olanlar varsa, Madeira veya Antibes rallilerine filan girsinler bence, orada hiç çakıl yok… (Şimdiye kadar hep Fransa’da yarıştı ya arkadaşlar, beğenmiyorlar bizim asfaltı. Sanki çakıl olmasa, Yağız’ı geçecekler)

Yarışın akışıyla ilgili en ufak bir sorun yaşanmadı. Sadece, antrenmanda ikinci etabın gözetmenleri zamanında starta getirilemediği için, yarım saat boş yere beklemiş olduk. İşin komik yanı, gözetmenler gelmeyince, etabın antrenman karnelerini, oraya ulaşan Murat Kaya doldurdu, Murat için de nostalji olmuştur… Sonuç olarak ESOK’un yarışmacılara sunduğu tüm olanaklar ve kolaylıklar, yarışın tanıtımı, güvenliği, hepsi güzeldi. Servis alanı ve start, düzenli ve ferahtı. Türkiye standartlarının üzerinde bir seyirci vardı. Belki etaplara giden yollara tabela konulsa iyi olurdu. Normal etaplarda giderken, çoğu seyirci bizlerden yol tarifi almak zorunda kaldı, biz tabii seve seve tarif ettik yolları. Kısaca organizasyonun ESOK tarafında çoğu şey doğru ve güzeldi diyebiliriz. Ama total olarak bakıldığında, ralli sporunun en önemli unsuru olan, neticelerle ilgili yaşanan hatalar ve karışıklıklar, yarışın tüm pozitif havasına gölge düşürdü. Bu noktada bir es verip, sap ile samanı ayırmamız lazım. Çok net bir şekilde görünüyor ki, burada iki farklı kurumdan kaynaklanan iki büyük sorun var.

Bunlardan ilki, klasmandaki bir çok ekibin derecelerinin karıştırılmış veya yanlış yazılmış olması idi. ESOK’un dereceler için daha tecrübeli bir ekip görevlendirmesi, veya gerekiyorsa dışarıdan getirmesi iyi olurdu. Hepimiz otomobilin içinden zaman tutuyoruz ve hatalı derece verilenler doğal olarak itiraz ettiler. Sonuç olarak, kulübün neticeler ekibinin hatası ile derecelerinde yanlışa maruz kalanların hepsinin itirazları alındı ve bildiğim kadarı ile herkesin dereceleri düzeltildi.

İkinci büyük sorun, elbette Burak ve Ünal’ın maruz kaldıkları son etap olayı. Aslında bu olaya tek maruz kalan Burak ve Ünal olmadılar. Yaşanan bu büyük ahmaklığın etkisi, doğal olarak Yağız ve Bahadır’a da yapıştı. Yaşananlar, Burak’ın kendi ağzından verdiği ifadeler ile ihtisas basınına ve forumlara yansıdı, benim tekrar anlatmama gerek yok. Bu saatten sonra anlatılması gereken, bu olayın sebepleri ve tekrar yaşanmaması için yapılması gerekenler… Çok net biçimde söylenmesi gerekir ki, yaşanan gözetmen hatasını, ESOK’a mal etmek büyük hata ve haksızlık olur. Çünkü bu ülkede, gözetmenleri federasyon eğitiyor, kulüpler ise onlara ücret ve görev veriyorlar. Dolayısı ile, ortada bir insan hatası varsa, TOSFED kurumunun da, kaliteli insan gücü yetiştirmediği için, en az o kadar hatası var. Bugüne dek yazılarımda, benim ve başkalarının birçok gözetmen hatasına şahit olduğumuzu, bu işe bir an önce el atılması ve eski nesil gözetmenlerin aldığı türden eğitimler düzenlenmesi gerektiğini, yoksa bu ciddi hataların birgün birilerinin başına dert olacağını birkaç defa dile getirdim. Ve en sonunda oldu… Rahmetli Mazhar Abi’nin “zamanla düzelteceğiz” dediği ama vaktinin yetmediği bu önemli konuya daha ne kadar seyirci kalınacağını merak ediyorum. TOSFED eğitim komitesi ne iş yapar, gözetmenleri ne zaman nasıl denetler, bir bilen varsa, beni aydınlatsın lütfen. Burak, asla yalan söyleyecek bir sporcu değil. Burak’ın “2-3 saniyeden birşey olmaz” cevabını aldığı gözetmeni yetiştiren ise TOSFED. Hedef göstermek gibi olmasın, ama maalesef doğruları kabul etmemiz lazım. 2012 sezonu başlayana kadar, gözetmenlerin çok ciddi biçimde sınanmaları, elenmeleri ve eğitilmeleri gerekiyor. Hatta bu eğitim ve elemelere, gözetmenlerin hatalarını görmekten aciz olan BAZI direktör yardımcılarının, etap sorumlularının da katılması gerek.

Burada kurunun yanında yaşı da yakmayalım, Eskişehir gözetmen ekibi, son birkaç sezondur birçok yarışta görev aldı. Başlarında işlerini ciddiye alan arkadaşlar olduğunu ve geçmiş yarışlarda iyi iş çıkardıklarını bizzat biliyorum. Ama yarışanlar kadar, gözetmenler de, bir takım oyununun parçaları ve bir kişinin hatası, takımın başarısını işte böyle gölgeleyebiliyor. Gözetmenler analarının karnından Metin Çeker olarak çıkamayacaklarına göre, esas onları eğitenlerin kulaklarını çınlatmak lazım.

Tabii bunca tantanadan sonra, hem Burak ve Ünal, hem de Yağız ve Bahadır’ın tüm emekleri de heba oldu gitti. Onca virajda, onca tepe üstünde aldıkları o riskler, o stres, hepsi boş yere tüketildi. Burak’ın olaylarla ilgili açıklamasını iyi okumak lazım, çok metanetli dile getirmiş olan biteni. “Biz kaybetmiş de olabiliriz, kazanmış da” diyor. İşin bu kısmında bir iddiası yok Burak’ın. Manuel kronometreden kaynaklanan hataya veryansın ediyor, haklı olarak. Hem Yağız, hem de Burak “keşke zaman fotosel ile tutulsaydı da, birinciliğe de, ikinciliğe de razı olsaydık” diyorlar. Onlar böylesine gösterirken, elde ettikleri tek şey belirsizlik. Kimse iki pilotu olan bitenden dolayı suçlayamaz ama, biliyorum ki, Burak ne kadar hayalkırıklığı içindeyse, Yağız da bir o kadar mahcubiyet yaşamak zorunda kalıyor şimdi. Belki geçti Burak’ı, belki geçemedi… Ama bu şekilde kazanmak da, kaybetmek de, insanı kötü etkiler mutlaka…

Yarıştaki mücadeleye gelirsek, bazı gedikli ekiplerin bu yarışta start almadıklarını gördük. Yeni pilot-copilot-araba kombinasyonlarına şahit olduk. Kabul etmek gerekir ki, her şartta gidebileceğini bir kez daha gösteren Ercan Kazaz’ı bir kenara koyarsak, bu yarışın kamikazeleri, Orhan ve Sinan oldular. Sinan, Ercan’ı atak menzilinden kaçırmamak için uğraşırken, önce bir lastik talihsizliği yaşadı ve klasmandaki yerini kaybetti. Sonra da o hırs ile bariyerlere vurdu yeni Evo 9’unu. Arabası arkadan ağır hasar aldı ama Sinan hiç istifini bozmadı, finişe getirdi Mitsubishi’yi. Orhan ve Burçin ise, bu sezonki zirve performanslarını yaptılar. Özellikle iniş etabında otomobillerinin hafiflik avantajını, yüksek seviye bir pilotaj ile birleştiren Orhan, Super2000’lerden biri öksürse, ilk 5’e girecekti. Topraklara Bilge ile, asfaltlara ise, Güray ile giren Fatih, çok sevdiği asfaltta Super1600’ü konuşturdu yine. Son etapta motordan kalması yazık oldu çünkü Murat ile yakın bir mücadele içindeydi. Mahalli klasmanda Ahmet ile Doktor T arasında büyük savaş olmuş. Corsa’sının potansiyometresi su koyuverince motor problemi yaşayan Ahmet, Doktor T’ye boyun eğdi, ama izleyenler, ikisinin de iyi gittiğini söylüyorlar. Bunların dışında, her yarışta gördüğümüz gibi, Burak ve Yağız’ın çok yakın gittiğini gördük. Bu defa abarttılar ve yaşanan kronometre hatasını gözardı edersek, neredeyse aynı bitirdiler yarışı. Ortaya koydukları mücadele, IRC yarışı gibiydi. 130 km bu seviyede ve hatasız yarışmak kolay değil, tebrik etmek lazım. Yarışın uçak kazasını Orçun-Sinan ikilisi yaptı ve Evo 6’yı öldürdüler. 34 SLJ 22’ye elveda diyoruz. Engin Kap haricinde, neden hiçbir historic arabanın start almadığını anlayamadım? Historic araçlar, dünyanın her yerinde asfalt üzerinde çatır çatır yarışıyorlar oysa ki!

Menderes ile benim yarışımız biraz tutuk geçti. Bunda, daha ilk gün patlayan lastik yüzünden oyundan düşmemizin de büyük etkisi oldu. Henüz üçüncü etapta, akıl almaz bir şekilde kendiliğinden infilak eden Pirelli, bizi 7 km jant üzerinde gitmeye zorladı ve dakikalar kaybedip, 19’unculuğa kadar düştük. İkinci gün ancak 10’unculuğa kadar toparlayabildik, buna da şükür diyoruz. Yarışın ilk etabındaki 5. vites ile geçilen tepe arkalarından birinde, yolun ortasında gezinen bir gözetmen gördüğümüzde, “allah” dedik ama neyse ki, arkadaşı ezmeden yırttık pozisyondan…

Rallide asfalt heyecanı Bursa ile devam edecek. Bu defa sanırım zemin de ıslak olacak ve büzük sensörlerine çok iş düşecek. Drift ve özel seyirci etabı gibi farklı atraksiyonlar hazırlamış BOSSEK. Umarım geçen senelerde olduğu gibi, atraksiyon peşindeyken yarışın kendisinde çuvallamazlar… Bursa’nın ardından, 29 Ekim’de, sadece iki çeker araçlara açık olan Cumhuriyet Rallisi’ni izleyeceğiz. Çok uzun yıllar sonra, EOSK ilk defa mahalli ralli düzenliyor…

Geçtiğimiz haftalarda Kartepe Tırmanma’daydım ama, Katar’da olduğum için bu haftaki Pamukova’ya gidemedim. Tırmanma sezonu sona erdi, herkes kupalarına kavuştu. Bu sezondan akıllarda kalanlar, kelle koltuk giden Ümit ve Clio’su ile Porsche’yi geçen, ama kopan rot koluna boyun eğen sevgili Arslan Acar oldu. Hakikaten ismiyle müstesna, aslan gibi bir pilotaj gösterdi bu sezon Arslan Abi. Volkicar’lar da Suadiye mesaisindeydi bu haftasonu. Motorsporlarını şehrin bu kadar içinde görmek, hepimizi memnun ediyor.

Bursa’da görüşmek dileğiyle…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Son Haberler : Aras Dinçer

Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: