Motor Sporları ve Otomotiv Haberleri

Aras Dinçer : Her Canlı Meydey’i Tadacak!

Aras Dinçer

Yeşil Bursa Rallisi’nde ben de seyirci idim. 2009 yılında rallilere geri döndüğümden beri geçen 2 sene boyunca, birkaç yurtdışı ralli ve ulusal tırmanma-kroslar dışında hiç yarış seyredememiştim. Çünkü Menderes ile 2009’dan bu yana Türkiye’de yapılan, mahalli-ulusal bütün rallilere katılmışız. Dolayısı ile, iki yıldır ilk defa arabaya atlayıp, yarış seyretmenin sefasını sürme şansım oldu. Ben de bu fırsatı kaçırmadım ve cumartesi sabahı Kutlu-İlhan ve ben, düştük Bursa yollarına… Ve bakın neler yaptık…

Yarışın ilk özel etabı olan Dağgüney’in ortasına çıkan kavşağı, camianın müzmin seyircisi “Würth Selim” ve müstakbel pilotu Hakan Uçucu’nun lezzetli tarifleri sonrasında bulduk. Süpürücü geçene kadar herkesi seyredip, oradan seyirci etabına geçtik. Özellikle Burak ve Murat’ın 2. turlarının keyif verdiği bu etapta, 1000 civarı seyirci vardı. Önce drift otomobilleri güzel bir gösteri yaptı, sonra da yarışa maddi-manevi destek veren Serkan Yazıcı, Volkicar ile gazladı. Tabii seyircinin toplanmasında bütün bu aksiyonun büyük etkisi oldu. Elbette bunlar hep Atıl’ın başının altından çıktı…

İkinci gün etaplarına Şeref Akgün ile devam ettik. Öğlen servisine uğradık, Murat’ın talihsizliğine şahit olduk, son lup için tekrar yola çıktık. Uludağ yollarında kar birikintileri gördük, biraz üşüdük ama bolca enstantane ve atraksiyona şahit olduk. Bir viraj ötemizde yoldan çıkan Hakkı-Akın ikilisine yardım etmeye çalıştık ama maalesef bir faydası olmadı. Yarışı, pazar akşamı iskender yiyerek tamamladık, keyifli bir ralli oldu.

Yaptıklarımız böyleydi işte, şimdi biraz da gördüklerimize gelelim… Son birkaç yılda şahit olduğumuz organizasyonel çuvallamaların, bu yıl hayli azaldığını gördük mesela…Serkan Yazıcı yarışın sadece maddi ve lojistik problemlerini çözmekle kalmamış. Anladığım kadarı ile, iyi bir iş çıkarılabilmesi için, düğmeye de basmış. Serkan’ın eski copilotu Atıl da, yarışın hem tanıtımında, hem de akışında ciddi bir efor koydu ortaya. Yarşın formatı biraz Kocaeli Rallilerini anımsattı bana. Start, servis ve seyirci özel etabının tek bir noktada olması, herkes için büyük bir kolaylık oldu. BOSSEK işi basitleştirmenin, en iyi çözüm olacağını nihayet keşfetmiş. Bu basitleşmenin en net göründüğü taraf ise etaplar olmuş. Önceki yıllarda kullanılan ve önemli kavşaklardan geçen etaplar yerine, içinde fazla sapak barındırmayan, iki ucundan kapatılabilecek etaplar seçilmiş. Böylece güvenlik zaafları önlenmiş oldu. Neticeleri yine rallidergisi.com’dan takip ettik. Bu kez İzmir ekibinden Onur’u merkeze yerleştiren Çağlar ve Sait bu işin ne kadar hızlı yapılabileceğini bir kez daha göstermiş oldu. Yine önceki yıllarda görülen karne basım hataları, etaplara giren araçlar gibi abuklukları bu yarışta görmedik. Ancak sadece Bursa değil, diğer tüm rallilerde de gördüğümüz, gözetmen kaynaklı sorunlar, yine yaşanmaya devam etti. Kulübün gözetmenleri geç toparlamasından mı, yoksa gözetmenlerin kendilerinin geç kalmalarından dolayı mı olduğunu bilemediğimiz bir şekilde, gözetmenlerin etaplara ulaşımlarında çok geç kalındı. Sırf bu yüzden nötralizasyon verildi, hatta bazı finish masaları kurulurken, ilk otomobiller o etabın startını almak üzereydiler. Karnelerin yanlış doldurulduğunu yine gördük, hatta resimde örneği de mevcut…

Öncü otomobillerin yolda kaldıklarını yine gördük. BOSSEK neden öncü işini hep canı burnundaki otomobillere emanet ediyor, anlamıyorum. Asfalt yarışı bile tamamlayamayan bir otomobile, en baştan bu iş verilmemeli. Son olarak, yarışla ilgili yapılacak en önemli eleştiri, ve bir kişi dışında herkesin hemfikir olduğu tek husus, Hüseyinalan etabının zemininin bozukluğu idi. Toprak haliyle keyfine doyum olmayan bu etaba dökülen malzeme, zemini asfalt-toprak karışımı hale getirmiş. Üzerine bir de yolun yüzeyindeki göçmeler eklenince, bir asfalt ralli ile alakası olmayan bir etap çıkmış ortaya. Asfalt rallilerde yer yer zemin bozukluğu ve virajlarda kirlenme olmasının çok doğal olduğundan bahsetmiştik. Ancak Hüseyinalan’daki durum, bu tarifi çok aşıyor, verilmemesi gereken bir etaptı.

Bu mevzular dışında, yarışın formatıyla ilgili birçok eleştiri geldi yarışmacılardan. Normal etapların çok uzun olmasından anlamsızca yakınanlar vardı. Bu yeni moda… Önüne gelen normal etaplardan ağlayıp sızlıyor. Arkadaşlar, beğenmiyorsanız, girmezsiniz yarışa. Nitekim girmediniz de… Ralli bu… Monte Carlo Grand Prix’si değil… Uzun normal etaplar olabilir, WRC pilotları insan değil mi, yüzlerce km normal etap geçiyorlar her yarış… Yine benzer isimler “Yağmur yağacak” diye yarışa girmekten kaçındılar. Bu zihniyete sahip bir toplumdan, uluslararası kalitede pilot çıkmaz. Ralli yapıyorsanız, asfaltı, yağmuru, karı ve normal etapları seveceksiniz. İşine gelmeyen yarışmasın…

Etaplardaki mücadeleye gelirsek, açıkça belli ki, zirveyi hedefleyen herkes, Bursa’ya farklı bir amaç için gelmişti: Burak ve Ercan Abi kazanmak, Yağız yarışı bitirip, şampiyonluğu alıp gitmek, Murat ise, sadece toprakta hızlı olmadığını, asfaltta da gidebileceğini ispatlamak derdindeydi. Bu dörtlünün performanslarına bakarsak, içlerinde yarışı en enteresan geçiren, Ercan Kazaz’dı. Ercan Abi’nin değişen şartlara çabuk uyum sağlayan bir pilot olduğu aşikar. Herkes, Ercan Abi’nin, yeni kopilotu Emire ile zorlanacağı düşünüyordu ama Eskişehir’i kazasız belasız atlatan ikili, Yeşil Bursa’nın daha ilk gününde kazanma temposuna çıkıverdiler. Üstelik daha önce Ercan Abi’nin hiç kullanmadığı, Fabia Super2000 ile. İlk gün sonunda işler daha da ilginç bir hal aldı. Yukarıda, Hüseyinalan etabı konusunda, bir kişi dışında herkesin hemfikir olduğunu söylemiştim. O bir kişi, Ercan Kazaz’dı. Hüseyinalan etabına tek itiraz etmeyen, hatta Hüseyinalan’ın iptal edilmemesi için elinden geleni yapan Ercan Abi, tecrübesine güvenerek, rakiplerini bu etapta sobeleyeceğini düşünmüştü belli ki. İkinci günün ilk lupuyla beraber, saklambaç başladı. Emire ile daha ikinci yarışında ve ilk defa kullandığı Super2000 ile gözlerini yuman Ercan Abi, 100’e kadar saydı, saklanan herkesi tek tek yerinden çıkardı, ama sobelemek için geri koşarken, Fabia’nın motoru pes etti. Ve ironik bir şekilde, herkese meydan okuduğu Hüseyinalan’a varamadan, Meydey çekicisine verdi anahtarları… (Bakınız: Fotoğraf)
Sonuç: Eğri oturalım, doğru konuşalım… Türkiye’deki (hala) en hızlı kuşak, bizim çocukluğumuzda izlediğimiz, 90’lı yılların “genç kuşağı”. Bu böyle biline…

Bu tezimin her zaman arkasında olmakla beraber, burada bu yarışa mahsus bir parantez açalım: Yağız ve Bahadır, şampiyonluğu ilan edebilmek için, fazla forse etmediler yarışı. Zaten hidrolik direksiyon problemi de yaşadılar ve yavaş bir tempo ile bitirdiler yarışı. Burak için ise, farklı bir engel vardı: Yıllardır tanıdığım Burak’ı, ilk defa bir ralli sırasında bu kadar demotive ve dağınık gördüm. Bu durumun kendisi de farkındaydı zaten. Eskişehir’de olan bitenleri hazmedip, tekrar direksiyon sallamak, bir pilot için kolay bir psikoloji değil. Burak ilk gün sonundaki seyirci etabına kadar, bu durumda yarıştı. İkinci gün birkaç iyi zaman yapınca, temposu ve konsantrasyonu yükseldi. Murat da, birkaç etaptaki zamanları ile, asfaltta da herkesi terleteceğini gösterdi. Punto Super1600 ile son asfalt yarışını yapan Fatih ve Bilge, süper bir tempo yakaladılar. Super2000’lere bu kadar yakın gidebileceklerini düşünmüyordum. Podyumu tamamlayan Emre ve sevgili Erdener’i de tebrik etmek lazım. Yukarıdan fire verildikçe, yükselmiş gibi görünseler de, zamanlarına bakıldığında, yüksek tempoda hatasız kalabildikleri görülüyor. Dışarıdan bakıldığında çok sade ve sakin bir gidişi var Emre’nin, direk zamana oynuyor.

İyi gidenleri saymaya devam edelim. Ferhat-Burak ikilisi bu yarış, zamanlarını iyi yerlere çektiler. Az araba bitirdiği için, genel klasmana bakarak kıyaslama yapmak hata olur, ama önlerdeki arabalar ile kıyaslandığında, güçlü otomobillerden yediği farkı azaltmış Ferhat. Alptekin de eski günlerini anımsatan bir performans gösterdi. Sadece kronometreye değil, seyirciye de oynayan Tezcan’ın da zamanları kayda değer. Kendisinden daha güçlü C2’ler ve Fiesta R2’lere olan farkı, toprağa göre biraz daha aşağı çekti Tezcan. Önümüzden her geçişinde güzel görüntüler verdi, arabaya söz geçirmeyi biliyor. Eytan ve Burak da fena bir yarış geçirmedi. Tezcan’a göre, zamana oynayan çok daha sade bir pilotajı avr Eytan’ın. Arabayı o kadar zorlamıyor. Hakkı bu yarış Super2000’lere biraz daha yaklaştı. Bu yarış birlikte girdikleri Akın ile, önümüzden geçtikten bir viraj sonra uçtular maalesef. Yoldan çıktıkları nokta, Soğukpınar etabının en sert virajlarından biri, fren üzerinde dümdüz gitmişler… Yanlarına gittiğimizde, arabayı çıkarmayı denemeyi teklif ettik ama Hakkı istemedi, pek de çıkabilecek gibi görünmüyordu zaten. Akın’ın dar kesim tulum ile, Evo 9’a pansuman yapma çabalarını kaçırmadım ve fotoğrafladım. (Anlama kıtlığı yaşayanlar için, artık yazıları fotoroman şeklinde yapıyorum…) Ünal bu yarış hayalkırıklığı yaşadı. Her zaman asfaltta daha rahat kullanan Ünal, bundan önce asfalt üzerinde hangi arabaya binse, altına aldı ve yürüdü. İlginç bir şekilde, Grande Punto Super2000 ile bu ilişkiyi kuramadı. Üstelik bu otomobili toprakta gayet güzel kullanmasına rağmen..

Bir parantez de, Parkur Racing’e açalım. Saxo’larının şanzımanında delik açılan Tibet ve Erhan, yarış devam edebilmek için ilk günün akşam servisinde yokluk içinde çok uğraştılar. Ben, Deniz Azmak ve İlhan da elimizden geldiği kadar serviste onlara yardım ederek, arabanın yürümesini sağlamaya çalıştık, ama bir lamba ve iki sehpa bile olmadığı için, çok zor olacaktı iş. son bir umut ile Kerem Üstünkaya’dan el feneri istediğimde, Burcu’nun çıktığı çadıra arabayı getirmemizi söyledi. Saxo’yu lambalı çadırın altına soktuk ve Yücel ile ismini bilmediğim bir mekaniker arkadaş daha, arabaya el attılar. Hatta bir ara Skoda’lara servis veren Rene Georges ekibinden birini, Saxo’nun altında gördüm! Bir şekilde kör topal da olsa, şanzımanı devam eder duruma getirdik. Gerçi ertesi gün Tibet şanzımandan kaldı ama, Kerem Abi, rallideki yardımlaşma ruhunun hala ölmediğini göstermiş oldu.

Yeşil Bursa Rallisi’ni canlı canlı takip ederken, hepimizin gözü bir taraftan da, Katalunya Rallisi’nde idi. WRC’de çok kritik son iki yarışa girilirken, oyundan düşen ilk şampiyonluk adayı Sebastien Ogier oldu. Citroen’de hiç alışkın olmadığımız şekilde motor problemleri çıkmaya başladı. Geçen yarış Loeb’ün başını yiyen DS3 makinası, bu yarış da, Ogier’yi buldu ve şımarık Fransız’ız şampiyonluk şansı kalmadı. Şımarık olmayan versiyon Fransız ise, yine ustalığını konuşturdu İspanya’da. İlk günkü toprak etaplarda hem süpürdü, hem döşedi Loeb… İlk günü lider bitirince, sonraki günler geçilen asfalt etaplarda fazla zorlanmadı zaten. Ford’da yine Latvala’nın Hirvonen’i geçtiğini ve sonra yol verdiğini gördük. Bu son hamleye karşın, bonus etabında Loeb bir ekstra puan daha aldı. Şimdi İngiltere’de ikinci olması, ve son etapta ilk üç içinde bir zaman yapması Loeb’e yetecek. SWRC’de beklendiği gibi, Juho Hanninen şampiyonluğunu ilan etti.

Bizim şampiyonumuz da Yağız ve Bahadır oldular, onları da bir kez daha kutluyorum bu vesile ile. Ama Antalya’da çok keyifli bir Hitit Rallisi bizi bekliyor. Bu yarışta bol bol çamur da bulacağız etaplarda sanırım. Ayrıca, bu haftasonu yapılacak Cumhuriyet Rallisi’nde, önden çekişli otomobiller ile yarışan amatörler kapışacaklar. Aralık’ta ise İstanbul Ralli Şamp…. -Az kalsın şampiyona diyecektim, ne ayıp di mi…- İstanbul Ralli Kupası başlayacak…. Yılbaşına kadar ralli heyecanına devam!

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Son Haberler : Aras Dinçer

Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: