Motor Sporları ve Otomotiv Haberleri

Aras Dinçer:Zeki Çevik ve Ahlaklı

Aras Dinçer

Ne güzel… Bu yazıyı yazmak için pazar akşamını beklemek zorundaydım, gerek kalmadı. Beklenen son, farklı bir şekilde geldi. Yazının içeriği biraz değişti, ama esas mevzu aynı kaldı…

Geride bıraktığımız 10 Kasım’da yine saygı ile andığımız Atatürk’ün, hedef gösterdiği üç sporcu meziyetini hepimiz biliriz. Peki sizce bu başlık kime ithaf edilmiş olabilir? Tabii ki Sebastien Loeb’den -ve tabii yıllardır sadece tek bir rallide (2003 Rally Of Turkey) hata yapan Daniel Elena’dan- bahsediyorum. Loeb’ün zeki ve çevik olduğunu biliyorduk zaten. Ama bu sezon ne kadar ahlaklı olduğunu da gördük. Şımarık büyük şehir çocuğu Ogier’nin ve kol kırılsa yen içinde kalan Citroen takımının itibarını iki paralık eden Olivier Quesnel’in tüm baltalama, saçmalama ve kurcalamalarına rağmen, Şampiyon sadece sustu. Bir köylü olduğu için veya büyük şehir çocuğuna ve koruyucusu olan patronuna laf yetiştiremeyeceği için susmadı. Ahlaklı olduğu için, takımına, tulumuna saygısı olduğu için sustu. Kendisine yakışanı yaptı ve gerekeni etaplarda söyledi. Sebastien Loeb zaten en başarılı idi. Kağıt üstünde en iyi O idi. Ama artık sadece en iyi değil. O artık, Colin McRae’in ve Henri Toivonen’in kurucusu oldukları, yönetim kurulunda Carlos Sainz’ın, Walter Rohrl’ün, Timo Salonen’in, Juha Kankkunen’in, Ari Vatanen’in, Tommi Makinen’in, Jean Ragnotti’nin bulundukları “efsane ralli pilotları” klübünün bir üyesi. İtirazı olan var mıdır ki?

Guy Frequelin, bugünlerde herhalde Olivier Quesnel’e bakıp bakıp, “bula bula sersemi mi bulduk dükkanın başına koyacak…” diye hayıflanıyordur muhtemelen… Çünkü Quesnel bu sezon yaptıkları ve söyledikleri ile, Sebastien Loeb markasının, Citroen markasının önüne geçmesini sağladı. Yeni yetme bir pilota “höt” demeyi beceremeyen Quesnel, Loeb’ü kahraman, temsil ettiği markayı da iki paralık yaptı şimdi. İyi de oldu. Loeb takdir ediliyor ama kahramanlaştırılmıyordu.

Ford cephesine bakarsak, yine hayalkırıklığından ibaret bir sezon geçirdiler. Ari Vatanen’den beri hala, Ford kullanan bir pilot, Dünya Ralli Şampiyonu olamadı. Bu acaip durumun, Ford firmasında ve sponsorlarında bir travma yaratmaması, ralli sporu adına bir şans. Hangi marka olsa, şimdiye kadar çoktan terkederdi sporu. Durum onu gösteriyor ki, 3 yıldır Mikko Hirvonen’e verilen destek ve birinci pilot muamelesi, önümüzdeki sene Jari Matti Latvala’ya gösterilecek. Patron Malcolm Wilson’ın beyanatları bunu işaret ediyor. Yine de Ford’un iki pilotunun yeteneğini, karakterini ve olgunluklarını toplasan, bir Loeb eder mi, bilmiyorum.

WRC’deki beklenen sonun aksine, IRC’de yine müthiş bir yarış, unutulmaz bir final ve beklenmeyen bir şampiyon vardı. Güney Kıbrıs’daki son duelloda karmaşık puan hesapları hepimizi merak içinde yarışa kilitledi. Ama tüm tahminlerin aksine, son iki yarıştaki müthiş atağı ve rakiplerinin hataları sayesinde Andreas Mikkelsen, kötü başladığı sezonu zirvede bitirmeyi başardı. Monte-Carlo’daki acemice kazadan sonra, Mikkelsen sanki başka bir pilot oldu. Gamsız, sadece gazlayan Mikkelsen gitti, kendini gelişirmeye yönelik, çok daha olgun bir pilotaja sahip bir Mikkelsen geldi. Son iki yarışa kadar en fazla şampiyonluk şansına sahip olan diğer Skoda pilotları Hanninen, Kopecky ve Loix, küçük hatalarıyla şanslarını kaybetseler de, bu kadar çekişmeli bir sezon izlettikleri için, takdiri hakediyorlar. Ancak, Avrupa ralli çevrelerine bakıldığında, ve göründüğü kadarı ile, en büyük takdir, bir Skoda pilotuna değil, Peugeot 207 Super2000 ile, Skoda’lara karşı neredeyse tek başına savaşan Thierry Neuville’e gidiyor. Geçtiğimiz sene Citroen C2 Super1600 ile JWRC’de dikkatleri çeken Neuville, bir dizi şanssızlık ile Aaron Burkart’a kaptırmıştı şampiyonluğu. Thierry Neuville’i bu sezon seyretmek ise, tam anlamıyla bir keyfe dönüştü. Bir kere, Korsika ve San Remo gibi, uzmanlık isteyen ve çaylakların asla kazanamadıkları iki yarışı kazandı. Hem asfaltta hem toprakta, hatta Monte Carlo’nun buzlu yollarında bile, saf süratten de, olgun pilotajdan da örnekler verdi. Ama Güney Kıbrıs Rallisi’ndeki Golden Stage sürüşü, Neuville’in doktora tezi oldu. Böyle bir tempo, böyle bir risk alış, ve 3 büyük kaza tehlikesine rağmen, hem ayağını gazdan çekmeyip, hem de konsantrasyonunu kaybetmemesi müthişti… Helikopter çekimlerinde Super2000 otomobillerin gaz, fren ve manevra anlarını çok net görebiliyorsunuz. Çünkü çok hassas süspansiyonları var, en ufak bir etkiye tepki veriyorlar. Neuville’in helikopter çekimlerini iyi analiz etmek gerek. Notunun da, otomobili hissedişinin de, kabiliyetinin de yaşıtlarına göre çok ileride olduğu kesin. Belçika’lı artık genç pilot değil, baba pilottur benim gözümde.

IRC’ye bakıyorum, WRC’ye göre çok daha dinamik, istekli ve cesur pilotlar var. WRC’de de genç pilotlar izliyoruz ama, IRC pilotlarının vizyonuna sahip değil gibiler. WRC’de sadece 3 fabrika takımının pilotları ile Petter Solberg heyecan veriyor. Biraz da Mads Ostberg umut verici. WRC kullanan gençlere bakıyorum, Kuipers’de, Markstein JR’da, Novikov’da şampiyon adayı potansiyeli yok. Son kullanma tarihi geçen Henning Solberg, Federico Villagra, Ken Block ve bir halt gidemeyen Mathew Wilson gibilerinin yerine, SWRC, PWRC ve IRC’de potansiyel gösteren Kruuda, Tanakk, Prokop, Mikkelsen, Sandell, Hanninen, Neuville, Andersson gibi isimleri tam sezon WRC arabalar ile görebilsek (Paddon olmaz)… Hatta maalesef unutulan Urmo Aava ve Chris Atkinson’ı da ekleyebiliriz bu listeye. Dikkat ettiyseniz, McRae ve Burns’ü yetiştiren Britanya’dan tek bir yükselen isim bile yok rallide. Barry Clark ve Harry Hunt dikkat çekiyorlar son yıllarda ama yukarıda saydığım listeye girebilecekler mi, göreceğiz zamanla.

Sezonun sonuna doğru gelen en güzel haber, Volkswagen’in Polo R WRC’yi iyice ayaklandırmış olması ve Petter Solberg ile anlaşma yapması oldu. Hem yeni ve farklı bir ülkeye ait bir üretici sahne alacak, hem de Petter Solberg hayranları, Norveç’li idollerini tekrar bir fabrika arabasında görebilecekler. 1.6 turbo şarjlı yeni motoruna henüz yeni kavuşan Polo R WRC, henüz hala biraz Fabia Super2000 durumunda. Aktarmayla ilgili geliştirme hala devam ediyor. Motorda da bazı geliştirmeler olacaktır. Carlos Sainz’in test görüntüleri umut verici. Ama tabii otomobilin gerçek potansiyelini etap zamanları ortaya çıkaracaktır. WRC için, dört üreticinin hala yetersiz olduğunu düşünüyorum. Şu anki 6 fabrika aracı koltuğundan sadece Kris Meeke’inki sallanıyor. Oysa ki, yukarıda saydığımız 10 pilot da, fabrika koltuğu şansını hakediyorlar. Mitsubishi, Subaru, Fiat, Renault gibi genlerinde ralli taşıyan markalar tez zamanda geri dönseler keşke…

Son olarak, geçen yazımda bir eşeklik ettim… Ruhu şad olsun, Marco Simoncelli’nin ölümüne değinmeyi unuttum. Sadece kabiliyetiyle değil, karakteriyle de Moto GP arenasına kendini genç yaşta kabul ettirmiş ve sevdirmişti bu gladyatör… Ölümüyle sonuçlanan kaza sonrası, sadece Moto GP değil, motorsporlarıyla ucundan bucağından ilgilenen herkes üzüldü, anısına büyük törenler düzenlendi. Bunlardan en etkileyicisi, Valencia Pistindeki yarış öncesi, efsane pilot Kevin Schwantz’ın liderliğiyle atılan tur idi. Schwantz, Marco’nun kaskını taktı, tulumunu giydi, O’nun motoruna bindi ve onlarca pilotu arkasına alıp, pistte bir tur yaptı. Simoncelli’nin ölümü, şüphesiz herkesi üzdü. Ancak anısı daima saygı ile konuşulacaktır. Super Sic, seni asla unutmayacağız…

Önümüzdeki hafta Hitit Rallisi’nde görüşmek üzere!

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Son Haberler : Aras Dinçer

Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: