Aras Dinçer: Asa Kimdeyse, Musa Odur

%s Aras Dinçer

Mahalli’nin ikinci raundunu da geride bıraktık. Hemen bu haftasonu bir yarış daha yapacağımız için, adeta iki günlük bir ralliye girmişiz gibi oldu. Herhalde katılan herkes hayatında ilk defa bir hafta arayla iki yarış yapmış olacak. Bence bu son yarışta tüm pilot ve kopilotlar kendilerini daha iyi ve gelişmiş hissedeceklerdir. Elleri sıcakken, bir yarışın hemen akabinde bir yarış daha yapınca, eminim ki, “yarışlar çok yakın” diye yakınanlar bile mutlu olacaklar günün sonunda.

Madem iki yarış arası kısa, biz de lafı kısa tutalım, sonra da dünyada olup bitenleri bir gözden geçirelim…

İstanbul Ralli Kupası’nın ikinci ayağı bir dejavu ile açıldı. Klasman dışı yarışan Ercan Kazaz, 2003’ten beri ilk kez yine Serkan Duru tarafından hazırlanan ve yarıştırılan bir otomobil kullandı. Ercan Abi, Serkan ile en son eski pembe Subaru’suna binerken aynı çadırdaydı. Ama bir farkla: Geçen hafta kullandığı Mini JCW’nin ruhsatında TOK Sport yazıyordu, yani mal sahibi değişmişti. Hatta kaderin işine bakın ki, tıpkı o pembe Subaru gibi, Mini’yi de hazırlayan Prodrive’dı…

Yarışın ilgi odağı Mini oldu, yeni kurallara göre hazırlanmış yepyeni bir otomobil görmüş olduk, herkes kendine göre bir fikir yürüttü, son yarışta Mini yine etaplarda olacak. Değişen etaplar, tüm ekipleri zorladı. Gerek Yeşilvadi’nin önce kırıcı sonra hızlı kısımları, gerekse Esenceli’nin tuzaklarla dolu ve 3 farklı zemini birleştiren değişken karakteri, tecrübeyi ve biraz da şans faktörünü ön plana çıkardı. İki etapta da yer yer lastiklerin patlamasına çok müsait bölümler olunca, ekipler tempo belirlemekte zorlandılar. Ek olarak yarış öncesi ve yarış esnasında yağan yoğun yağmur ve sabah lupunda gördüğümüz sis, gerçekten de zor bir ralli haline getirdi yarışı. Bu hava ve yol şartlarına offroad yarışlarından fazlasıyla alışkın olan Hakkı, özellikle hızlı bölümlerdeki cesur pilotajıyla yarışı kontrol etti ve kazandı. Bu performansında, ilk kez Lassa yerine Michelin kullanmasının da etkisi vardır şüphesiz. Hakan’la da iyi bir uyum yakaladılar gibi görünüyor. “Emanet malın canı burnundadır” diye söylenen Osman ise, bu yarış ikincilikte bekleyip, son zarları Riva ve Cumhuriyet’de atmayı tercih etti. Yine böyle manyak gibi yağmur yağarsa, Hakkı bir fırt daha avantajlı olacak gibi görünüyor. Son yarış, “atan alır” hale geldi. Umarım bir kaza bela veya arabalarda-lastiklerde bir sorun yaşanmaz ve gerçekten hızlı olan kazanır, biz de alkışlarız. Kazanan daima haklıdır, asa kimdeyse, Musa odur sonuçta… Hem Hakkı hem Osman kalırsa, Berkay, Ferhat, Mehmet ve Tezcan’ın bile matematiksel şansları var. Bu yarışın bir başka çok gideni, Doktor T oldu. Çok ilginç adam bu doktor… Aylarca yarışmayıp, arabaya bindiği gibi gidebilenlerden O da. Genel Klasman 6’ncılığını Kuşadası’na götürdü. Arabasının kondüsyonunu ve rakip arabalara göre dezavantajlarını düşünürsek, iki çekerde bu yarışın en hızlı pilotu, şüphesiz Doktor’du. Berkay ve Ferhat iki çeker birinciliği için yine fena kapışmışlar, hatta ikisinin de arabaları arkadan hasarlıydı finiş takından geçerken. Berkay iki çeker klasmanını yine kazandı ve birincilik için avantaj yakaladı. Ama esas önemlisi, yıllardır ilk kez mahalli ralli podyumunda iki çeker bir otomobil gördük. Berkay’a ve copilotu Can’a tebrikler. Tezcan iki çeker klsmanında Gr.N araba kullanmasının dezavantajıyla geride kalsa da, yine de bazı dört çekerleri arkasına dizebilmiş. Sezon boyunca en yakın rakibi olan Eytan, bu kez biraz daha yakın bitirmiş Tezcan’a. Ancak esas sürpriz, İlhan ve Sedat’tan gelmiş. Eytan’ın hemen dibinde, Tezcan’dan da km’de 1 saniye yavaş bitirmişler yarışı. İlhan gibi seyrek yarışan ve Fiesta’ya ilk defa binen bir pilot için iyi sonuç.

Yarışta hayalkırıklığı yaşayanlardan biri de Mendo ve ben olduk. Çok güvendiğimiz ve sevdiğimiz BF lastiklerimiz, maalesef iki etabın henüz başlarında patlayınca, bütün yarışımız berbat oldu. İkinci lastiği durup değiştirmek zorunda kaldık, ve makitaya sıkışan bijon yüzünden bijon anahtarını kullanmak zorunda kaldık. Hayatımda ilk defa genel klasman 28’incisi oldum, bu da gelecekmiş başıma demek ki. Bir başka lastik mağduru da Murat Günarslan olmuş. İlk yarıştaki kadar hızlı olmasa da, patlayan iki lastik, genel klasmanda aşağılara itmiş Murat’ı. Direksiyondan kalan Özen’in Evo 9’undan gelen tuhaf sesleri Özden’e dinlettiğimde artık çok geç idi. Onlar’a da geçmiş olsun.

Bu arada yarışı seyreden Burak Çukurova’ya isabet eden bir taş, bileğinin çatlamasına sebep olmuş. Gerçekten akılalmaz bir şanssızlık, Burak’a geçmiş olsun. Burak, Yağız, Orhan, Emre, Murat, Volkan Işık, Kerem Üstünkaya gibi isimleri, etaplarda seyrederken görüyoruz. Sadece kendi girdikleri yarışlara gelen bazı arkadaşlara örnek olsunlar diyelim…

Bu yarış yine bir araba dolusu saçmalık gördük. Günün en önemli olayı, Yeşilvadi etabının içinde sabahlayıp, arabasıyla yola fırlayan avcı idi. Bize denk gelmedi ama Osman ve Hakkı burun buruna gelmişler bu sersem adamla. Neyse ki bir kaza olmamış ama tüm sapaklara jandarma koymak lazım demek ki. Sayın Yücel Akseki’ye duyurulur.

Hadi avcı kuş beyinli… Peki ya antrenmanda tersten gelenlere ne demeli? Şu yarışların hazırlığını adam gibi yapsanız, haritaya bir göz atıp alternatif yolları bulsanız, beceremiyorsanız bulanlara sorsanız da, antrenman günü etabı tersten geçmeseniz, şeytan şapalağı gibi karşımıza çıkmasanız olmaz mı? Esenceli etabının başına dönen yol varken, etabın bütün asfalt bölümünü tersten gelenler vardı. Kulübün de hatası var, reglamana ters yönde araç kullanmak yasaktır diye yazılıyor ama denetleyen yok?! Son normal etabı yanlış giden kopilot arkadaşlar, hadi pilotlarınız herşeyden bihaber. Sizler ne iş yaparsınız elinizdeki roadbook ile? Normal etap değiştirildi, o geldiğiniz yol artık kullanılmıyor… Yaptığınız hata külliyen diskalifikasyon, ama organizatörler görmezden geliyor, dua edin… Bir başka konu da, antrenman sırasında bir zahmet dikiz aynalarına bakmayı akıl edemeyen ahali… Sevgili Cihat (Gürkan) Abi’mizin o meşhur lafında söylediği gibi, “bu kadar ahmak olmak için, özel tahsil yapmak gerekir”. Standart lastikli, arka amortisörleri patlak arabasıyla antrenman yapan, ama arkasına araba geldiğinde ne hikmetse gazlamaya başlayan tuhaf tipler var aramızda.

Antrenman demişken, son yarışın etapları herkesçe malum. Geleneksel kaçak antrenman işlerini hadi yeni etaplarda çoğu ekip yapıyor. Yahu bari daha geçen sene otuz kere geçtiğiniz bu etaplarda yapmayın. Unutmayın, boş bardak tokuşturmak, uğursuzluk getirir.

Gelelim gezegenimizde neler oluyor faslına. Nasıl olsa bir mahalli kupamız var ya, herkes buna giriyor ya, yine bütün ahali kafasını devekuşu gibi toprağa gömdü yine. Olan bitenden kimsenin haberi yok. Dani Sordo’nun Mini’ye, geçmesinden sonra, Citroen kullanan diğer önde gelen pilotlar’dan Sebastien Ogier’yi Volkswagen, Petter Solberg’i de Ford havada kaptı. Aslında genç pilot denemeleri, sözleşme uzatma süreçleri vs. gibi sudan sebeplerle Ogier ve Solberg’i havada kapmamışlar gibi gösteriliyor ama bir gerçek var ki, her takım Citroen’den işi bilen pilot alıyor. Çünkü merak ediyorlar “acaba ne anlatacak” diye. Büyük takımlar, bu transferler ile, Citroen’de olup bitenleri kendi bünyelerine aplike edebilme umudu içindeler diye tahmin ediyorum. Yine de WRC’nin Petter Solberg gibi bir ismi ve Ford gibi bir markayı kaybetmemiş olması çok iyi bir gelişme. Umarım Ford, Abu Dhabi’nin sponsorluğunu kaybedince, bütçesinde sıkıntı yaşamaz. Çünkü bütçe sıkıntısı çeken Mini takımında bazı dertler olduğu çok belli.

Bir başka iyi haber ise, ralli çevrelerince çok beğenilen ve gelecek vaadeden Thierry Neuville’in yeni kontratı oldu. Skoda’nın teklifini reddeden Neuville, Quesnel amcasından süper bir kontrat kopardı ve önümüzdeki sene hem 207 Super2000 ile IRC’de tam sezon, hem de DS3 WRC ile Dünya Şampiyonası’nın büyük bir bölümünde yarışmak için kendisini PSA grubuna bağladı. Bence yırttı artık Neuville, bu güne kadarki performansını devam ettirirse, buradan Loeb’ün koltuğuna kadar yürür. Şu an sadece 23 yaşında ve altında bir DS3 WRC’si ve bir 207 Super2000’i var. Kemerinin altında San Remo ve Korsika gibi iki efsane rallinin birincilikleri var. Çok tecrübeli bir kopilotu var ve artık kendi tecrübesi de belli bir noktaya geldi. Ve bu adamın ilk yarışı 2008 Finlandiya Rallisi… Bir Türk’ün rüyasında bile göremeyeceği kadar hızlı gelişen bir kariyerden bahsediyoruz. Ben Hirvonen’in, Neuville’e karşı gelecekte işinin kolay olmayacağını düşünüyorum. İki yıl sonra Loeb bırakırsa, koltuğu için Neuville ile Hirvonen karşı karşıya gelecektir. Nasser Al Attiyah’ın da katılımıyla, şu anki DS3 WRC pilotları, dünyanın en formda pilotları diyebiliriz. Çok güçlü bir dörtlüsü oldu Citroen’in. Dördü de fabrika arabası koltuğuna oturacak kalitede. Fakat Attiyah müslüman olduğu için, muhtemelen asla fabrika pilotu olamayacaktır. Zaten Katar’dan para getirmese, ne kadar hızlı bir pilot olursa olsun, takımın 3. arabasını Attiyah’a yar etmezlerdi bence. Hem Neuville’den hem Attiyah’dan sürpriz başarılar ve etap zamanları görebiliriz bu sezon. Monte Carlo’ya birşey kalmadı. Attiyah, Dakar’a girdiği için Monte’de start almayacak.

İstanbul Ralli Kupası’nın son ayağında görüşmek üzere…

Uyarı: Bu yazıyı çocukların erişemeyecekleri yerlerde okuyunuz.
Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Son Haberler : Aras Dinçer

Yukarı