Motor Sporları ve Otomotiv Haberleri

Aras Dinçer:Hoşgeldin 2012

Haberler

“2012 geleli 3 ay oluyor, yeni mi uyandın” diyenleri duyar gibiyim. Malum bizim sporumuza yeni yıl, mart sonu, nisan başı gibi gelir. Türkiye’de tırmanma ve rallilerin başlama zamanıdır bu. Ve geleneksel olarak sezonun ilk yarışı asfalt Ege Rallisi olur. Kimileri, en son Ekim ayında yarışan otomobillerini hazırlar, kimileri mahallilerden sonra hiç dokunmadıkları otomobillerini asfalta çevirir, takımlar lojistik hazırlıklarını yaparlar, sponsorlarını netleştirirler, yeni çadırlar, yeni tişörtler yaptırılır, otomobillere yeni branding yapılır, bazı pilotlar takım değiştirir, hatta bazı takım çalışanları da takım değiştiriyor artık… Böyle bir süreçtir bu. Önce ağırdan alınır, sezon yaklaştıkça ayaklar bir pabuca girer. Şimdilerde başka türlü hazırlıklar da yapılıyor, ünlü olma kaygısı baş gösterdi bazı arkadaşlarda. 2012’de çok özlenen pilotları, çok hızlı otomobiller ile göreceğiz. Türkiye Ralli Şampiyonasına yine döneceğiz birazdan.

Yılbaşı’ndan bu yana neler olduğunu bir toparlayalım önce. Dünya’da neler olup bitti bir idrak edelim. Edelim çünkü, öyle acaip hedefler koyuyoruz ki kendimize, ne dünyadaki motorsporları imkanları ne de kurallar izin vermiyor zaten bu hedeflerin gerçekleşmesine. O yüzden önce bir neler olduğunu, kuralı kitabı öğrenip, ondan sonra “öyle yapalım, böyle yarışalım, şu otomobili getirelim” diye fikir yürütelim…

Uluslararası yarış takvimleri Ocak’taki Dakar ve Monte Carlo Ralli’leri ile start aldı. Sırasıyla WRC ve IRC yarışları ile devam etti takvimler, ve artık Formula 1 bile marşa bastı. Öncelikle, bayrağımızı uluslararası arenada dalgalandıran Dakar motosiklet ekibimiz Kemal Merkit, Şakir Şenkalaycı ve Selçuk Bektaş’a, Dubai’deki pist yarışında boy gösteren Borusan Otomotiv Takımına ve yurtdışındaki ralli operasyonlarında biri ortadoğu şampiyonasının bir ayağı olmak üzere üç tane genel klasman birinciliğine imza atan TOK Sport takımına “ellerinize sağlık” diyoruz. Diğer yandan, Avitaş’ın geliştirip ürettiği Control 2 isimli yerli malı yarış otomobilimiz de önce Birmingham Motor Show’da lanse edildi, sonra da test yollarına revan oldu. Dünyadaki önemli rallycross takımları tarafından şimdiden sipariş edilen Control 2’yi bu sene Avrupa ve Amerika kıtalarında şampiyon adayı sürücülerin pilotajlarında izleyeceğiz. Türkiye Ralli Şampiyonası’ndaki rekabetten uzak kalan Burcu ise, başarıyı Katar topraklarında arıyor bu yıl. Supersport’taki şövalyemiz Kenan Sofuoğlu ise, talihsiz bir kaza geçirdi. Umarım acil şifa bulur ve bu kaza takvimini etkilemez Kenan’ın. Türkler’in uluslararası arenadaki 2012 hikayeleri böyle başladı. Bakalım yıl sonunda bilançomuz ne olacak…

WRC’de bu yıl radikal bir geri dönüş oldu. Monte Carlo Rallisi uzun yıllar sonra takvime geri döndü ve geleneksel sezon açılışı yarışı misyonunu tekrar kazandı. Ancak bu sene hem Monte Carlo’da, hatta hem de İsveç’te yeteri kadar kar göremedik. 5 gün formatındaki Monte Carlo’da sadece bir günün etaplarında biraz kar ve biraz da buz vardı. Zaten Jari Matti Latvala da gitti o minicik buz parçasını buldu doğal olarak. Bu adamın kaza yapmak için özel bir kabiliyeti var. Daha doğrusu, kaza yapmak için en ufak bir fırsat varsa, mutlaka o fırsatı değerlendiriyor. Meksika’da yaptığı kazada da bunu gösterdi zaten. Bir kez daha Citroen’in hakimiyetinde geçen bir Dünya Şampiyonası izleyeceğiz bu yıl. Hirvonen’in de yükselen formuyla Citroen, markalar şampiyonasını kolaylıkla kazanır. Solberg belli şartlar ve belli rallilerde Citroen’lere yakın gidebilir belki. Fakat Latvala’dan istikrarlı bir sürat zinciri kesinlikle beklemiyorum bu yıl da. BMW’den kaynaklanan bir kriz yaşayan Mini markası, fabrika takımı ünvanını Prodrive’ın elinden alarak projenin rotasını İtalya’ya çevirdi ve Mini’nin yeni fabrika takımı garajı artık Autosport Italia oldu. Bunca baltalamaya rağmen, Patrik Sandell gibi bir yeteneği kadrosuna dahil eden ve Dani Sordo ile Monte Carlo’da çok iyi iş çıkaran Prodrive, İsveç’te şanssızdı. Sezonun ilerleyen yarışlarında Mini’lerin genel klasmanda söz sahibi olacaklarını tahmin ediyorum. Ayrıca Citroen’in junior takımındaki Neuville ve Attiyah’ın, M-Sport’un çatısı altına giren Ott Tanak’ın sezon ilerledikçe, sürpriz sonuçlar alacaklarını düşünüyorum. Rakiplerine göre çok zayıf kalan Skoda Fabia Super2000’i ile sınırları zorlayan Sebastien Ogier, geçen yılki performansından çok da farklı görünmüyor. Sürekli kendini zorlayan Ogier, belli bir yere kadar devam edip, ya arabasını kırıyor, ya da kaza yapıyor. Bu kafayla ancak spontane başarılar ve birkaç iyi etap zamanı kazanılabilir. Proton’un da fabrika seviyesinde WRC planları var ve mevcut otomobilleri olan Satria Super2000’in hiç de yavaş olmadığını birkaç kez gördük. Ancak, amansız bir dayanıklılık problemi var Satria’da. PG Andersson’ın, çok iyi gittiği Monte Carlo’da, Proton tutuştu! Umarım 3. resmi fabrika takımı olarak spora girecek olan Volkswagen’in yanısıra, önümüzdeki yıllarda Mini takımı da ayakta kalır ve Proton’u da WRC spesifikasyon bir otomobil ile izleyebiliriz. Lotus da fabrika ralli takımını hayata geçirdi. Bir başka güzel haber de, Renault’nun fabrika takımı olarak IRC’de yer alma kararı oldu. Fabrikaların ralliye geri dönme çağı artık geldi galiba… Daha önce de söylediğim gibi, Sebastien Loeb’ü bir kenara koyarsak, fabrika koltuğunda oturması gereken Sordo, Ogier, Tanak, Neuville, Andersson, Sandell, Mikkelsen, Bouffier gibi isimler var. Bu genç ve hızlı adamlar, Loeb’ün emekliliğini bekleyen Hirvonen, Latvala gibi Fin’lerin dönemlerini daha başlamadan bitirebilecek potansiyele sahipler. Ne kadar çok fabrika takımı olursa, bu hızlı pilotları da o kadar çekişme içinde izleyebileceğiz. Tabii Jean Todt ve Michele Mouton’un son iki yıldır WRC konusunda çuvallamaları, fabrikaların ralliye gösterdiği bu talebin karşılığını almalarına pek yardımcı olmuyor. Maalesef şu an WRC, yayınlanma konusunda Türkiye Ralli Şampiyonası’ndan beter durumda.

Loeb’ü bir kenara koyarsak dedik, emekliliğini bekleyenler var dedik… Fransız’ın durumu ve motivasyonu gösteriyor ki, 10’uncu şampiyonluk kemerini takmadan, bırakmayacak. Kim ne derse desin, ister beğenin ister beğenmeyin, ismini ralli tarihine altın harflerle yazdırmış olan Loeb, 10 şampiyonlukla kariyerini noktalayıp, bir daha kırılamayacak bir başarı rekoru ile ralli sporunun Michael Jordan’ı olacaktır. McRae, Burns, Toivonen, Makinen, Kankkunen, Sainz, Gronholm gibi yaşayan veya yaşamayan pek çok efsane pilotu seyretmek göz daha hoş geliyor olabilir. Fakat eğer Loeb 10 yaparsa, bunu bir daha kimse tekrarlayamayacaktır.

WRC ve IRC’de neler olacağını takip etmeye devam ediyor olacağız. Gelelim ülkemize…

2012 sezonunun başlama vuruşu 1 Nisan’da Bozhane Tırmanma ile yapılacak. Geçen sene katılım anlamında biraz zayıf kalan Bozhane, bu yıl Ege Rallisi’nin shakedown’ı gibi oldu biraz. Bu durum katılımı biraz daha canlandıracaktır diye tahmin ediyorum. Bu yarış aynı zamanda yeni ve daha geniş tabanlı İSOK yönetiminin de ilk sınavı olacak. 1 Nisan’daki şaka gibi Bozhane’nin ardından, bir hafta sonra esas heyecan start alıyor. Sadece son yılların değil, belki de 80’li yıllardaki Tofaş ve Renault takımlarının kalabalık kadrolarından beri ilk defa, kazanmaya giden bu kadar çok sayıda otomobili bir arada izleyeceğiz. Bu otomobilleri genç olsun, tecrübeli olsun, asfaltçı olsun, toprakçı olsun farklı profillerden pilot ve copilotların kullanması, ve şans faktörü, elbette şampiyona ilerledikçe farklar açılmasına yol açacaktır. Ancak ulusal ralli şampiyonamızda belki de 25 yıldır, sekiz tane en üst sınıfa ait otomobil yarışmamıştır. Bu elbette çok sevindirici bir durum. Keşke Fatih de bir Skoda ile veya Skoda’ya denk başka bir otomobil ile yarışsaydı. Hatta keşke Serkan Yazıcı’yı da bu mücadele içinde görebilseydik. 2000-2001-2002-2003-2004-2005 sezonlarında farklı otomobillerin direksiyonunda birbirleri ile mücadele eden Ercan-Volkan-Serkan üçlüsünün rövanşlarına şahit olsaydık, ne güzel olurdu. Serkan Yazıcı mutlaka bir uhde olarak kalacaktır bu sezon. Ancak ben bu sene Serkan Yazıcı’nın hiçbir yarışa girmeyeceğini sanmıyorum. Sezon ilerledikçe, şampiyonanın aritmetik hesapları karışabilir. Bu durumda ihtiyacı olan takım, Serkan Yazıcı’ya bir telefon edip, “kalan yarışlar için sana da bir otomobil getiriyoruz” veya “Yeşil Bursa Rallisi’nde sen de yarışıyorsun” diyebilir. Tabii bunu Serkan Abi kabul edermi, bilemeyiz. Fakat bunun etiğe aykırı bir yanı yok, Formula 1’den WRC’ye kadar buna benzer pek çok “kiralık katil” operasyonunu gördük daha önce. Sporun kuralları dahilinde gerçekleşen bir “doping” bu. Aynı zamanda sadece genel klasmanda değil, R2, Grup N, önden çeker ve gençler gibi bazı gruplarda da birçok denk ekip mücadele edecek bu sezon. Özellikle R2’lerin, Super1600’lerin ve Clio R3’ü ile Ali Gülan’ın mücadele edecekleri önden çeker birinciliği için mücadele çok sert geçecektir.

Mücadele sert geçecek derken, bir noktaya daha değinmek lazım. 8 otomobilin zirveye oynadığı bir ortamda, mutlaka ayağı kayanlar, tökezleyenler olacaktır. Yüksek kompetisyon içinde alınan riskler sonucunda patlayan lastikler, kıyıya köşeye gizlenmiş parçalar, benzinler, hatta büyük zaman kayıplarına yol açacak mekanik arızalar görmemiz mümkün. Bu da beraberinde bir takım gizli kapaklı işler ve itirazlar getirecektir. Kabul edelim ki, hepimiz bu yollara başvuruyoruz. En dürüst olanımız, en iyi gizleyenimiz oluyor. Bu durumda pek çok dedikodu ve itirazın yaşanacağını ön görmek zor sayılmaz. Bu bağlamda, pilotların herşeye hakim olamadıkları, düşünemedikleri veya göremedikleri durumlarda, uyanık kalacak copilotlara fazlasıyla ihtiyaç olacaktır.

Bu yılı özel yapan bir başka unsur, Luca Rosetti’nin Türkiye Ralli Şampiyonası’nda mücadele edecek olması. Üzerimizdeki ölü toprağını bir nebze olsun atacak olan bu durum, seyircinin ve medyanın ilgisinden tutun da, pilotlarımızın gelişimine kadar pek çok konuda faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Rosetti’ye Türk lisansı verilmesinde, sporumuz açısından bir zarar veya hata göremiyorum. Bu ülkede gerek Türk lisansı ile, gerekse kendi ülkelerinin lisansları ile birçok sürücü yarıştı. Mark Higgins Nissan takımında kendi lisansıyla Yeşil Bursa Rallisi’nde yarıştı mesela. David Higgins ise Türk lisansı ile yarıştı. İkisi de doğru düzgün sezon kovalayamadılar ama iki farklı lisans ile iki farklı statü altında yarıştılar Türkiye’de. Kalevi Aho da yarıştı aynı şekilde. İngiltere ve İtalya ralli şampiyonalarında, Fin’ler, İsveçli’ler, Norveç’liler kendi lisansları ile yarışıyorlar ve klasmanlara alınıyorlar. Keza, Burcu Katar’da Türk lisansı ile yarışıyor ve puan alıyor Katar Şampiyonası’na. Bütün dünyada uygulama böyle. Burada Rosetti’ye Türk lisansı şartı koşulmadan, kendisi şampiyonaya dahil edilmeliydi diye düşünüyorum. Adamı geçen sene Antalya’da tepelediğimiz yetmedi, şimdi bir de bayrağını değiştirdik zoraki. Kendi lisansıyla da yarışıp puan alabilmesine izin verilmeliydi bilakis. Ki gerek sportif, gerekse insani yanıyla, Türk bayrağını taşımayı sonuna kadar hakeden biri bence Luca Rosetti, o da ayrı mesele. yukarıdaki örneklere bakarsak, Rosetti’nin Türkiye’de yarışması için, ASN’mizin Türk Lisansı şartı koşması bence gereksiz bir bürokrasi oldu.

Bu arada tüm bu olumlu gelişmelerin ardından, ortalıktaki dedikoducular ve yalancılar da coştu. Ne kadar yarışmayan pilot varsa, hepsi arabasını hazırlıyor diye konuşuluyor ortalıkta. Utanmasalar, Şükrü Okçu da yarışıyormuş diyecekler…

Son olarak, önümüzdeki Ege Rallisi’nden bahsedelim biraz. Etapların yönlerinin değiştirilmesi ve Beyler etabının kaldırılması, pek de doğru bir karar olmadı gibi geldi bana. İki yıldır yarıştığımız parkura ait pek çok done, etap zamanları, ara zamanlar vesaire çöp oldu şimdi. Oysaki aynı etaplardan geçince, kendimizi eski etap zamanlarımız ile kıyaslama şansımız oluyordu. Monte Carlo, Rallye Du Var, Ypres, Sliven, San Remo, Corsica gibi önemli ralliler, yıllardır aynı etaplarda aynı şekilde yapılıyor. Bu, düzenlenen yarışın geleneksellik değeri kazanmasına yol açan bir uygulama çünkü. Etaplara dokunulmasaydı daha iyi olacaktı gibi geliyor bana. Bir de, ufak bir uyarı: Geçen sene de Ege Rallisi’nden önceki yazımda yazmıştım, etaplara mıcır ve zift dökülerek yapılan tamiratlar, bari bu sene yapılmasın lütfen. Bu yamalar hiçbir işe yaramadığı gibi, mıcır ve zift parçaları yolu çok daha tehlikeli bir hale getiriyor. Biz çukurlara razıyız, lütfen yollara yarıştan 2 gün önce yama yapılmasın…

Bozhane’de ve Ege Rallisi’nde görüşmek üzere!

Hatalıysam:
arasdincer@rallidergisi.com

Son Haberler : Haberler

PZero World Münih’te

Pirelli, Avrupa’daki ilk PZero World mağazasını Münih’in merkezindeki Hanauer Strasse (Hanauer Caddesi)
Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: