Çağlar Süren : Cehennemden Selamlar!

Çağlar Süren/Yazarlar

Rallidergisi-CaglarSuren-HellRX_1Norveç’in orta batısında 1500 nüfuslu küçük bir kasaba. Bu kasabanın adı “Hell”! İngilizce’de Hell cehennem demek. Sadece ismiyle turist çekmeyi başaran dünyada sayılı yerlerden birisi. Norveç dilinde ise şans anlamına geliyor. İsmiyle yapılan şakaların sınırı yok. “Cehennem’den sevgiler” etiketiyle paylaşılan fotoğraflar sosyal medyada epey yer tutuyor. Bizi ilgilendiren kısmı ise geçtiğimiz hafta Dünya Rallikros Şampiyonası’nın sekizinci ayağı işte bu küçük kasabada yapıldı:HellRX! Ormanlık bir dağın yamacında, iniş çıkışlarıyla ünlü pistte hafta sonu boyunca yapılan müthiş yarışlar nefes kesti. Sezonun en kuzeyde olan ayağıydı : 63ºKuzey. Resmi rakamlara göre 21.000 bilet satıldı. Davetiyeler, takım misafirleri ve diğerlerini de eklerseniz yaklaşık 25.000 kişilik bir güruh bu küçücük kasabanın yamaçlarında Rallikros heyecanına ortak oldu.

 

Yarışlar diyorum çünkü cumartesi ve pazar günü pistin etrafını çeviren yamaçlardaki doğal tribünlere yerleşen rallikros meraklıları toplam 76 adet farklı yarış izlediler. Yazıyla yetmişaltı. Üstelik bunlara mahalli yarışlar dahil değil. Eleme yarışları (Heat), yarı finaller ve finaller; çarpı SuperCar, Euro SuperCar, Touring Car ve tabii ki gururumuz RX Lites! Pazar günü Heat’ler bitip de finallere doğru geçilmeye başlandıkça, yani en hızlıların savaşı er meydanında tozu dumana katınca, yıllar boyu anlatılacak sahneler çıktı. Örneğin Supercar ikinci yarı finali! Şampiyon Petter Solberg’in arada kalıp sağ önü kırması; Andreas Bakkerud’un lider giderken yine aldığı darbe sonucu önce sağ ön lastiğini patlatıp sonra o lastiği tamamen kaybetmesi; Timur Timerzyanov’un Matthias Ekström’ün S1 Quattro’sunun üstünden sekerek takla atması ama yine de yarışı bitirmesi ve hatta finale çıkması. Hangi birini anlatsam bilemedim çünkü hepsi hepsi 6 turluk yarışta aynı anda birden fazla köşede o kadar çok olay oldu ki, piste hakim bir tepede fotoğraf çekmeme rağmen olanları takip etmem mümkün olmadı. Canlı yayın görüntülerini izledim sonradan ve yayın ekibinin de tüm bu olanları yakalamakta ne kadar başarısız olduğunu gördüm. Neler neler olmuştu da ekranlara yansımamıştı.

Rallidergisi-CaglarSuren-HellRX_4

Rallikros’un en büyük avantajı da bu zaten. En fazla 10 dakika aralıklarla hep yeni yarışlar ama her birinin temposu alabildiğine yüksek. Sıkılmanız imkansız çünkü o kadar çabuk ve yüksek tempoda olup bitiyor ki her şey, arada yemek molası bile verseniz döndüğünüzde yan tarafta oturanlardan neler kaçırdığınızı dinlemek zorunda kalıyorsunuz.

HellRX pistine bu yıl 200.000 Avro harcanarak bazı geliştirmeler yapılmış. F1’de kullanılan led ışıklarıyla yarışanlara Sarı/Kırmızı/Yeşil/Mavi bayrak gösteren ve merkezden kablosuz kumanda edilebilen noktalar, fiber internet altyapısı, (Dağın başında fiber internet?!) tesisler ve elbette pist zemini. Tüm bunların karşılığını fazlasıyla aldıklarını düşünüyorum çünkü hem oraya gelenlerin tepkileri hem de tüm dünyadan televizyon başında izleyenlerin sosyal medyadaki geri dönüşleri bu yapılan yatırımlarla yıllarca kendinden söz ettirecek bir kasaba ve hafta sonu yarattıklarının göstergesi.

RX Lites serisinde 12 otomobil start aldı. Pendik, İstanbul üretimi bu canavarlar en az büyük ağabeyleri SuperCar’lar kadar ilgi çekti. Podyumda ise yine gençler vardı. Birinci olan Norveçli Thomas Bryntesson daha 17 yaşında. İkinci Kevin Hansen Jr. da öyle. Üçüncü Kevin Eriksson ise 19. Yarışanlar arasında 1997 Avrupa Ralli Şampiyonu, Dakar’ın önemli isimlerinden ve Polonya’da inanılmaz bir üne sahip Kryzstof Holowczyc gibi isimlerin olduğunu hatırlatmakta fayda var. Holowczyc yarı finallerden önce yaptığımız ayak üstü sohbette dert yandı: “Bu gençleri yakalamak imkansız, daha ne yapabilirim?” Yüzündeki acı ifadeyi tarif edemem. Geleceğin rallikros dünya şampiyonları bizim ürettiğimiz otomobillerle yetişiyor ki bu gururu anlatmak için kelimeler yetersiz kalır.

Birinci olan Thomas, Norveç Motorsporları Federasyonu’nun uzun elemeler sonucu keşfedip destekleme kararı aldığı genç yetenek. Norveç, genç yeteneğini dünya şampiyonu olma yolunda desteklerken bizim ürettiğimiz otomobili ve sahibi olduğumuz şampiyonayı seçiyor. Düşünsenize o pistte dolaşırken koltuklarımız nasıl da kabarıyor!

Podyum sonrası Thomas’ın ağzı kulaklarındaydı: “Kendi evimde kazanmak benim için önemliydi. Her iki Kevin da benden çok daha tecrübeli, bu açığı kapatmam gerekiyor,biliyorum. Takımım çok iyi iş çıkardı ve bana hızlı ve sorunsuz bir otomobil teslim etti. Bu pistte önündekini geçmek çok zor. Hamle yapsanız da hasar almadan devam etmek imkansız gibi. Bu yüzden ilk turdan itibaren öne geçip arkama bile bakmadan kaçtım. Sonuçta birinci oldum ve çok mutluyum.”

Rallidergisi-CaglarSuren-HellRX_5

Bir başka mutlu isim de Kevin Hansen Jr idi. Lider geldiği Norveç’ten yine lider olarak, hatta farkı 9 puana çıkartmış olarak ayrıldı. “Şampiyon olursan ödül olarak Arjantin’de Fiesta SuperCar kullanacaksın, bu seni heyecanlandırıyor mu?”diye sordum. Konuşmasının tonu bile ne kadar heyecanlandığını gösteriyordu: “Bu inanılmaz bir tecrübe! Bazen kendimi orada, SuperCar direksiyonunda hayal ediyorum. Ama önce bitirmemiz gereken 3 yarış daha var. Her şey sırayla. Şimdilik yolunda gidiyor ve burada ikinci olsam da farkı açmış olarak eve lider dönüyorum. Sponsorlarıma karşı sorumluluklarım var, örneğin RedBull atleti olduğum için sadece yarış kazanmayı değil, sezon sonu şampiyon olmayı düşünmem ve bu hedefte gerekirse daha pasif kullanmam gerekebilir. Ve evet, Arjantin’de o koltuğa oturan ben olmak istiyorum. Sana çok iyi pozlar vereceğim orada, söz!”

Pek de alışık olmadığım bir olgunluk ve profesyonellik bu! Daha 17 yaşında, kısacık konuşmasında hem kendisine, ekibine, sponsorlarına ve hem de medyaya göndermeler yapmak? Ne zaman öğrendiniz bu kadarını?

Gelelim dedikodulara. Hem organizasyondan hem de takımlardan muhabbetim olanların ilk sorusu şu oldu:Türkiye’deki savaş ne olacak? İnsan 63º Kuzeyde böyle bir soruyla karşılaşınca cevap vermekte zorlanıyor. “Ne savaşı, o dediğiniz Suriye’de” diyerek kıvırmaya çalıştıysam da anladım ki hepsi çok yakından takip ediyor durumu. “Pistin 10 km yakınında otomobil patlattılar ama!” cevabıyla Sultanbeyli’de karakol önünde gerçekleşen olayı referans göstermeleri bunun ispatı. Bu kadar yakından takip etmelerinin sebebi ise 3-4 Ekim’de İstanbulPark’ta gerçekleşecek sezonun 11. yarışı ve ne yalan söyleyeyim çok belli etmemeye çalışsalar da hepsi endişeli. Geçtiğimiz yıl yine benzer sebeplerle İstanbul’daki yarışa gelmeyen Amerikalı sporcular Ken Block, Tanner Foust ve RXLites pilotu Mitchell DeJong boşu boşuna yarış kaçırdıklarıyla kaldılar. Ancak sorunun kaynağı tam da burada . Geçtiğimiz yıl İngiliz şirketi olan ve Dünya Rallikros Şampiyonası’nın sahibi IMG kısa zaman önce Amerikalılar tarafından satın alındı. Amerikan Hükümetinin, özellikle geçenlerde yaşanan İstanbul Konsolosluğu baskınından sonra Türkiye’yi güvensiz ülke ilan etmesiyle, artık bir Amerikan şirketi olan IMG de bu yönde sızlanmaya, ne yapsak da yırtsak şu işten demeye başladı. Burada hepimize görev düşüyor. Başta IMG’nin Türkiye ortağı olan Doğuş Grubu (ki şu anda Dünya Şampiyonasında yarışan VW ve Audi takımlarının Türkiye temsilcisi), hükümet yetkililerimiz ve Intercity IstanbulPark yönetimi olmak üzere bir takım girişimlerle niyetimizi ve ısrarımızı göstermeliyiz. Ancak tüm bu yönetimlerin gücü bir yere kadar. Asıl etkiyi gösterecek olan taraftarlar, seyircilerdir. Ne kadar kalabalık olursak, o kadar vazgeçilmez oluruz. O kadar gücümüzü gösteririz. Ancak, “Hükümet kaynakları tehlikeli diyorlar ama onbinlerce insan geliyor seyretmeye, elbette İstanbul’da yarışacağız” dedirtirsek bu tartışmaların tamamı son bulur. (Burada belirtmeden edemeyeceğim. Medet umduğumuz Doğuş grubuna ait NTVSpor kanalı, yayın hakları onlarda olmasına rağmen geçtiğimiz hafta Norveç yarışını canlı yayınlamadı. Voleybol yayınlamayı tercih etti. Spor branşından bağımsız olarak söylüyorum, diğer tarafta Dünya Şampiyonası seviyesinde bir organizasyon varken tercihlerini bu yönde kullanmalarını anlamakta zorlanıyorum. Yani işimiz zor!)

İstanbul yarışına sayılı günler kaldı. Önce 5-6 Eylül hafta sonu Fransa yarışı var ki geçtiğimiz sene 70.000 seyirciyle rekor onlarda. Bu yıl yapılacak versiyonu merakla bekliyorum. Sonra da ilk kez gerçekleşecek İspanya yarışı var. Bu yarış efsanevi Catalunya Pistinde gerçekleşecek. Aylar öncesinden tanıtım çalışmalarına başlayan Katalan organizatörler, şimdiden binlerce taraftarın ilgisini çekmeyi başarmış durumda. Yeni bir seyirci rekoru duyarsak şaşırmayalım. Bizde ise bir Facebook etkinliği sayfası haricinde pek bir atılım göremedim hala. Ama ümidimi koruyorum. Geçtiğimiz yıl olduğu gibi büyük bir atakla yarışımızın tanıtımı tüm mecralarda yerini alacak ve herkesin haberi olacak. Biz de Intercity IstanbulPark’ın tribünlerini doldurarak dosta, düşmana, kalan tek dünya şampiyonası yarışımıza nasıl da sahip çıktığımızı göstereceğiz. Sahip çıkmak için tek yol bilet almak ve tribünde olmak değil elbette. Çok basit eylemlerle farkındalık düzeyimizin yüksek olduğunu yukarıda belirttiğim mercilere bildirebiliriz. Örneğin metin içinde @ntvspor’dan bahsederek canlı yayın istediğimizi belirten bir tweet atmak bu kadar zor olmamalı. Türk reflekslerinden kurtulmalıyız artık. Yumurta kapıya gelince eyleme geçmek çok da faydalı olmuyor. Bunu sadece sporda değil , yaşadığımız günlük hayatımızda görmek, ülkenin durumuna bakınca pek de mümkün. Önümüzdeki günler neler gösterecek yakından takip ediyor olacağız ve ben dilim döndüğünce siz dostlarla buradan paylaşacağım.

Hoşçakalın…

Çağlar Süren
caglar@rallidergisi.com