Aras Dinçer : Serkan Ağabey vs. Serkan Başkan

%s Aras Dinçer

aras-dincerBen Serkan Ağabey diye hitap ediyorum, ama elbette bizim büyüklerimiz ve kendisinin yaşıtları Serkan derler Serkan Yazıcı’ya. Dolayısı ile, siz başlığı durumunuza göre, “Serkan Yazıcı vs. Serkan Başkan” diye uyarlayabilirsiniz.

Çok uzun yıllardır gördüğümüz en –mümkün mertebe- şeffaf, kavgasız, gürültüsüz, dostane ortamda gelişen bir seçimi geride bıraktı sporumuz. Ve sandıktan Serkan Ağabey çıktı. Önce sporumuza hayırlı ve faydalı olmasını, sonra kendisine kolay gelmesini diliyorum. Hafif bir taşın altına koymadı elini Şampiyon. Elbette ki, kendisi de biliyor, herkesin 3 ile döndüğü virajı 4 ile dönmeye benzemediğini bu işin. Çok büyük ölçekli bir sistem tasarlamak zorunda Yazıcı yönetimi. Bu sistem:

a) 3 ile dönülecek virajı, 4 ile dönen/dönecek gençleri bulacak, yetiştirecek,
b) Bulup-yetiştirmek için uygun ortamı ve işleri tesis edecek,
c) Federasyonun mali yapısında başlı başına bir reform yapacak (Bağış vesaire değil, reform),
d) Bu reform ile, Federasyonu kişilere bağımlı olmaktan kurtaracak; kendi başına ve kalıcı olarak ayakta durmasını sağlayacak bir finansal düzen ve mali yapı kuracak,
e) Kulüpleri ve gözetmenleri iyi eğitecek, onlara iyi çalışma şartları sunacak, ama karşılığını da iş olarak isteyecek,
f) Tüm bunları yaparken de, hali hazırda çeşitli seviyelerde ve branşlarda bu sporu yapan bir çok insanı da memnun edebilecek idari ve sportif çözümler üretecek

niteliklerde, bizi en az 20 sene öteye taşıyacak bir sistem olmalı. Daha doğrusu, bizlerin onlardan beklentisi bu… Onların da kendilerine koydukları hedef bu olsa gerek. Neticede Başkan, Arjantin’den Bulgaristan’a, Dünya’nın dört bir tarafındaki rallilerde gün görmüş, farklı motor sporları kültürlerini deneyimlemiş bir sporcu. Keza yönetimde de hem yurtiçinde, hem de yurtdışında yarışmış isimler var. Organizasyonun saha tarafında tecrübeleri yok, ama kurumsal yönetimi iyi bilen bir ekip. Böyle bir başkan ve ekipten beklentilerin büyük olması da normaldi. Ki oldu da…

Bu beklentiler, yılların getirdiği geri gidişin birikimini de temsil ediyor ve belki de bu yüzden bu kadar büyük. Ancak, hepimizin ve sporumuzun iyiliği için, bu noktada herkesin olabildiğince sakin olması gerekiyor. Bu yönetimin elinde sadece 10 ay var. 10 ayda, takribi 30 sene geri kalmış sporumuzu, Fransa, İngiltere, İskandinavya seviyelerine getirmelerini bekleyemeyiz. Serkan Yazıcı sadece direksiyon başındayken sihirbazlık yapabilir. Bu 10 ayı ve 2016 sezonunu, üzerimizdeki ölü toprağını atma ve silkinme süreci olarak yaşamayı göze almalıyız. Bunun için maliyetleri düşürmek amacıyla bazı kısıtlamalar olabilir, hoşumuza gitmeyecek bazı sportif kararlar alınabilir, hatta hatırlamak dahi istemeyeceğimiz kadar kısır bir sezon bile yaşayabiliriz. Bu durumları dile getirip eleştirmek elbette ki normaldir, ve eleştiriler zaten olacaktır. Ama bu eleştirileri yaparken, 10 aylık değil, uzun dönemde bu yönetimin sporumuzu çıkarmaya aday olduğu refah seviyesini de düşünerek yapmakta fayda var. Serkan Yazıcı’nın hedefinin 10 aylığına federasyon koltuğuna oturmak olduğuna inanmıyorum. Mutlaka aklında, sporu yabancı ülkelerdeki seviyeye yaklaştırmak için önlemler, planlar, örnekler vardır. Kısacası, eleştiri yapalım, ama 10 ayda mucize beklemeyelim. Peki ne bekleyelim..?

Vizyonu geniş bir başkandan ben şunu beklerim mesela. 2016 sezonu ile ilgili kural-kitap-plan-düzen vs. ne varsa açıkladığı gün, şunu da açıklasın: Bir sonraki seçim kampanyası…

Diyeceksiniz ki, başkan seçileli daha 1 ay oluyor. Bir sonraki seçime kim öle kim kala… Evet, belki erken olabilir. Ama spor kamuoyunun güvenini kazanmak isteyen bir başkan, bunu bir yöntem olarak kullanıp, algıyı lehine de çevirebilir. 2016 kurallarının açıklanacağı gün, Serkan Başkan çıkıp “Bir sonraki seçime girersem ve kazanırsam, uzun vadeli planlarımın neler olduğunu şu gün açıklayacağım, bana o güne dek müsaade edin” dese mesela… Attım kafadan, 15 Mayıs 2016’yı hedef koysa açıklama için… 2015 seçiminden sonra yaklaşık 6 aylık bir süre demek oluyor… Böyle bir Başkan ve yönetim, 6 ayda, uzun vadeli plan ve projelerini oturtabilir ve açıklayabilir herhalde. İşte yukarıda maddeler halinde saydığım sistem tasarımının projeleri ve planları olacak bunlar. Bu maddeleri yerine getirecek sistemi 6 ayda tasarlasınlar mesela, ve eğer yine seçilirlerse, 2016 seçiminden itibaren uygulamaya koysunlar. Bu sistemi açıklamak, bir tür güvenoyu almak da olur, çünkü eğrisiyle, doğrusuyla bir gelecek planı göreceğiz eğer bu gerçekleşirse… Başkan Mayıs ayında çıkıp derse ki; “Biz 2015 sonunda seçildik, direksiyona geçtik. Sporumuz spin atmıştı. Yetmedi, bir de kaza yapmaya doğru gidiyordu. Biz 2016’da fren yaptık, otomobili topladık, yola geri getirdik. Şu an takvimler Mayıs 2016’yı gösteriyor. Artık gazlamaya başlıyoruz. Seçilirsek de, gazlarken kullanacağımız yol notları bunlar bunlardır”… İyi tasarlanmış bir de sistem ve bu sistemin nasıl çalışacağını da koyarsa ortaya, bu adama kim “in koltuktan” der? Kim eleştirirken belden aşağı vurur?

Yeni yönetim, tez vakitte böyle müspet planlar ortaya koyarsa, 2016 sezonunu kısır geçirmeyi, yarışmaktan daha az keyif almayı sineye çekebilir bu camia. Çünkü önünü görür… 2017’den itibaren neler olacağını, bu sporun nasıl idare edileceğini, finanse edileceğini, tanıtılacağını, yaygınlaştırılacağını anlar. Günü kurtarmalık değil, uzun vadeli planlar olduğunu idrak eder. Aptal değil bu camianın insanı. Yöneticilerin uzun vadeli kurtuluş savaşı planları olduğunu görürse, “hadi hayırlısı” der, destek verir yeni yönetime. Ama tabii, tek ve olmazsa olmaz şart, kamuoyunun, müspet ve mantıklı planlar ile aydınlatılması. Ne olacak, ama, daha da önemlisi… Nasıl olacak, ne zaman olacak, bunları bilmeliyiz.

Bu kamuoyunu aydınlatma işini, seçim kampanyaları esnasında göremedik. Planlardan bahsedildi, ama iki aday da açıklamadı. Havada kaldı hep “planlarımız var” lafları. “Şunu yapacağım” demekle, “şunu şöyle şöyle yapacağım” demek arasında fark var.

Gerek 2016 sezonu, gerekse –açıklandığı takdirde- 2017 ve sonrasıyla ilgili planlar hakkında, olumlu-olumsuz eleştirileri eksik etmeyelim. Bu 10 aylık dönemde ve eğer seçilirse sonrasındaki dönemde, tanıdığımız Serkan Yazıcı ile, görev başındaki Serkan Yazıcı çelişebilirler. Makam, biraz otorite ister. Yeri gelecek, başkan başkanlığını hissettirecek. Spor kamuoyunun hoşuna gitmeyen kararlar çıkabilir Göksu Evleri’nden. Çıkarsa da görgü kuralları sınırlarını aşmadan eleştiri yapmak herkesin hakkıdır. Bu noktada, başlıkta bahsettiğim gibi “Serkan” veya “Serkan Ağabey” ile, “Serkan Başkan”ı ayrıştıracağız. Nasıl ki, Başkan olmak ayrı şey, arkadaş-ağabey ilişkisi başka şey ise, Serkan Yazıcı’nın hatırına, Serkan Başkan’ı eleştirisiz bırakmak da olmaz. Olumlu icraatlara alkış tutarken, gerekirse Serkan Başkan’a sorabilmeliyiz de “Başkan nedir bu?” diye… Zaten kendisi de bunu istiyor. Eleştirilmek istiyor, eleştiriden korkmuyor.

Sportif formatlar açısından, bir sporcu olarak benim de hoşuma gitmeyen duyumlar var şu anda. Ancak bunlar şu an sadece birer duyum. 2016’nın sportif formatlarıyla ilgili olumlu-olumsuz eleştirileri ancak, duyumlar, kitaba dönüştüğünde yapabiliriz. Şu an boş konuşmak olur.

Bir tek kesin husus var, onun hakkında rahatlıkla fikrimi söyleyebilirim. Müstakil yarışlardan oluşan (kendi ayrı takvimi olan) TOSFED Ralli Kupası’nın kaldırılmış olmasına çok üzüldüm. Üzülmem için de, haklı sebeplerim var. İlk önce, bir sporcu olarak şunu söyleyebilirim. Bursa, İzmit ve İstanbul’da 4 farklı kulübün, 5 adet TOSFED Kupası rallisine girdim. Amatör ralli ruhuna bu kadar yakın, ekonomik açıdan da yarışmacıyı bu kadar kollayan bir format neden terkedildi bilmiyorum. Dışarıdan bakınca ise, TOSFED Ralli Kupası için şahısların harcadıkları onca emek ve yarattıkları sinerjinin boşa gitmiş olduğunu görmek üzücü. O veya bu şekilde, TOSFED Ralli Kupası’nın –hem de müstakil bir takvimle- sürdürülmesinde büyük fayda vardı. Kulüplerin koskoca senede tek bir yarış düzenlemesi, pek de çalışkan bir sistem değil. Finansman sorunu olduğu aşikar ve sanırım kupanın kaldırılmasının sebebi de finansal meseleler. Umarım bu geçici bir karardır. Ve umarım, finansman sorunun da çözüldüğü bir formatta, 2017 yılında TOSFED Ralli Kupası geri döner. Hem amatör ralli ruhu açısından, hem genç yeteneklerin keşfedilebilmesi için, hem de mevcut pilotlarımıza daha fazla kilometre yaptırabilmek için…

En acil çözülmesi gereken konu da, başta yarış otomobilleri ve yarış yakıtı olmak üzere, tüm motor sporları ekipmanlarının ithalat, vergilendirme ve bürokratik prosedürlerinden kurtulma meselesi. Bu gidişle, 5 sene sonra faytonla yarışacağız, yarış otomobili sayımız azalıyor git gide…

Sayılı zaman çabuk geçer, şu 10 aylık bilançoyu ve yeni yönetimin –sunmayı planlıyorlarsa eğer- sunacağı gelecek planlarını bir görelim, sonra Serkan Başkan’a yaparız olumlu-olumsuz eleştirilerimizi.

Monte Carlo Rallisi öncesinde bir WRC analizi yapıyor olacağım bir sonraki yazıda. Bu vesile ile yeni TOSFED yönetimine tekrardan kolay gelsin diyorum. Yeni yılın ve yeni sezonun da, Türk motor sporları camiasına keyif getirmesini ve kazasız-belasız geçmesini diliyorum.

Hatalıysam:
arasdincer@rallidergisi.com