Aras Dinçer : Neden Hep Ogier Şampiyon Oluyor?

Aras Dinçer

Ayrılıkçı gösteriler eşliğinde geçti bu yılki Katalonya Rallisi, gerçekten enteresan görüntüler vardı. Neyse ki, bir gürültü patırtı çıkmadan yapılabildi yarış. Etapta bütün öfkesiyle giden bir WRC’nin önüne park edilmiş bir traktör çıkar mı acaba diye korkmadım değil. (Biraz da biz yabancılar hakkında güvenlik spekülasyonu yapalım, di mi…)

Her şeye rağmen, Katalonya Rallisi takvimdeki en keyifli, en renkli ve en güzel yarışlardan biri. Bu sene de olanca neşesiyle geçti yarış. Harika çekişmelere ve son derece dramatik olaylara şahit olduk. Özellikle ikincilik ve WRC2 zaferi için verilen mücadeleler müthiş heyecanlı ve yakındı. Ogier’nin beşinci yüzüğü sipariş edişini izledik.

Bazı dostlarım son birkaç yazımda Ogier’yi epey övdüğümü, eskiden böyle yapmadığımı, U dönüşü yaptığımı söylediler yakın zaman önce. Öncelikle 10 yılı aşkın süredir yazdığım bu köşe yazılarımın hala ve her zaman her nevi eleştiriye açık olduğunu belirteyim. Bu tip eleştiriler de açıkçası hoşuma gidiyor. Birilerinin okuyup ciddiye aldığını görmek güzel.

Ogier meselesine gelince… Artık seviyorum adamı… Bu bir şaka tabii. Şampiyonun pek de popüler ve sempatik biri olmadığını bütün dünya biliyor. Gel gelelim, sevmeyebiliriz ama kariyerine, kabiliyetlerine, sportif kimliğine ve CV’sine de saygı duymak zorundayız. Bu saygıyı icraatıyla kazandı. Farkındaysanız, şampiyonadaki başka hiçbir pilot onun kadar nefret ve saygıyı aynı anda toplamıyor. Adamın kendine ait bir ligi var. Çok basit: Volkswagen’deyken şunu diyorduk; “Polo WRC ile babam da şampiyon olur”, “VWciler Ogier’yi kayırıyor” vesaire… Bu yorumları körükleyen, biraz da rakipleri hakkındaki küstah laflarıydı sanırım! Kimse Ogier’nin bir şampiyonluk daha kazanmasını istemedikçe, o yıllarca kazanmaya devam etti. Kimse onu tutmadı, ama o her defasında şampiyon oldu. Oldukça da, payeyi Polo WRC’nin en iyi otomobil olmasına biçtik. Evet Polo WRC, gerçekten de etaplardaki en iyi otomobil idi. Peki ama işin bütün sırrı otomobilde miydi?

Olmadığını Fiesta RS WRC kanıtladı işte! Volkswagen, dizel skandalı yüzünden son dakikada ortadan sıvışınca, pilotları ortada kaldı. Ogier ne yaptı? Bu adamı hala sevmiyorum ama, yılların kaybeden otomobili ve 2017’nin en “underdog” WRC’si olmaya aday Fiesta RS WRC’yi seçerek, tüm dünya motor sporları kamuoyuna meydan okudu: “Madem beni defalarca şampiyon yapan Polo WRC idi, hadi buyurun, en kötü bildiğiniz otomobile geçiyorum. Fabrika takımı bile değil, üç otuz parayla yaşayan bir takım” dedi ve M Sport ile anlaştı.

Bu arada bir mucize oldu: Polo WRC tahtından indi, Citroen iktidar savaşına tekrar girişti, Hyundailer hızlı olmayı öğrendi ve Toyota neredeyse 20 sene sonra bomba gibi bir geri dönüş yaptı. Bir baktık, sahadaki dört otomobil de eşit hale geldi! İlk 4 yarışı 4 farklı markadan 4 farklı ekip kazandı, puanlar denk gitmeye başladı filan… En önemlisi Ogier artık ipini koparıp gidemiyordu. Fırsatı gören diğerleri, şampiyonu gagalamaya kalkışıyorlardı artık. Bazen beceriyorlardı da… Hatta Almanya Rallisi’ne kadar, puanlar yakın, şampiyonluk adayları çok idi, hangi otomobil daha iyi diye bir soru kalmamıştı, dördü de kazanabiliyordu. Ancak Toyota’nın dayanıklılık problemleri Latvala’nın şansını 3 yarışta yaktı bitirdi. Adam sempatik, centilmen, hızlı, iyi, hoş da, doğuştan bahtsız… Finlandiya Rallisi testlerinde ve yarış esnasında 2 büyük kaza yapan Ogier ise, Thierry Neuville’e bir şans sunmuştu. Finlandiya sonrası kafa kafaya kaldılar, arkadan Ott Tanak geliyordu ama biraz puan farkı vardı.

Ne var ki, bir şeyi bazen göremiyoruz: Tüm takım sporlarında bulunan bir faktör, WRC’de de var: Takımların form durumu. Tıpkı pilotlar ve kopilotlar gibi, takımların form durumları da iniş-çıkış gösterebiliyor. Sardunya Rallisi’nden beri Hyundai’deki düşüş kendini gösteriyordu. Thierry Neuville de bu düşüşe ayak uydurdu, sağlam duramadı. Ogier’nin küçük hatalarını iyi değerlendiremedi. Oysa kendisi küçük değil, büyük hatalar yapıyordu sezon başından beri ve tabii Ogier abisi hiç de affetmiyordu Belçikalıyı. Bu kaybetme girdabı, sezonun ikinci yarısı boyunca içine çekti Neuville’i ve Hyundai takımını. Silkinip kendilerine gelemediler. İhtiyaç duydukları hatayı Ogier Finlandiya’da yaptı. Ama ona bile reaksiyon veremediler… Bırak podyuma çıkmayı, power stage’de yumruğu vurup 3 puanı alamadı Neuville orada. Belki de takımı ona yeterince hızlı bir otomobil veremedi, veya dersini iyi çalışmadı Neuville, ya da her ikisi de?! Bilmiyoruz… Sonuç ne olursa olsun, bütün yollar Roma’ya çıkıyor…

Roma, Ogier’nin bir başka şampiyonluğu. Ama bu defa farklı bir rol oynayarak gidiyor şampiyonluğa Fransız. Polo WRC varken ne yapıyordu Ogi? Yarış başlar başlamaz sopayı çıkarıyordu meydana, girişiyordu hepsine allah ne verdiyse. Ötekiler de artık dayak yemekten yıldıkları için pek direnemiyorlardı. Volkswagen’de hayat güzeldi. Almanlar eşek gibi çalışıyorlardı, parçaları geliştiriyorlardı, Ogier teste gidiyordu, “şunu şöyle yapın, bu da böyle olsun” diyordu. Ayda 1 tane, o da en fazla 1 gün test yapıp, güzel yengemizin yanına dönüyordu. Oysa bu sezon başında Fransız’ın hayatı değişti. Polo gitti… Artık Fiesta RS WRC gibi rakiplerinden görece yavaş, arıza çıkarmaya da meyilli bir otomobil vardı elinde. Malcolm Wilson’ın ve M Sport ekibinin iyi niyeti ve tutkusu yetecek miydi başarılı olmaya? İyi niyet ve tutkuyla değil, puanlarla şampiyon olunuyor çünkü… Sevmeyenleri olarak Ogier şimdi ne yapacaktı diye dört gözle bekledik sezonun başlamasını…

Şimdi kabul edelim… Adam, akıllı… Adam bilgili… Zamanında Michael Schumacher’in Ferrari takımına yaptığının bir benzerini yaptı Ogi: Sedaret devri bitmişti. Aklını ve bilgisini, çalışkanlıkla birleştirmesi gerektiğini gördü. Ralli mühendisliğini Almanlardan kapmıştı, otomobil nasıl geliştirilir iyice öğrenmişti. Girişti bi güzel yeni spec Fiesta WRC’ye. Kural değişikliklerinden iyi faydalandı. Yeni nesil WRCler ile zarların yeniden atılacağını erken gördü, çalıştı, ekibi de çalıştırdı. Kendisi de söylüyor, “evden çok testlerde vakit geçiriyorum, yeni doğan çocuğumu çok az görebiliyorum” dedi. Bu otomobili, eski Fiesta’lardan ve rakiplerinden daha dayanıklı ve daha hızlı yapana dek M Sport’taki herkesin canını çıkardığı söyleniyor. O kadar hakim ki otomobilin dinamiklerine, neredeyse mühendislere gerek kalmadan yarışacak diyor bazıları. Sonuç: Fiesta RS WRC, makus talihi olan hız farkını kapattı rakipleriyle. Tamam, hala çok dayanıklı değil ama diğerlerinin de halleri ortada zaten.

Perde arkasında bunlar olurken, otomobilin içinde de bir stratejik devrim oldu. Baktı ki bu sene pabuç pahalı, strateji değiştirdi Ogier. Sopayı rafa kaldırdı. İstikrarı hızdan daha ön plana aldı şimdi. Çünkü Polo gibi ona ayak uydurabilecek kadar hızlı bir otomobili yok artık. Kazanamayacağı her yarışı ve her power stage’i podyumda bitirmeye odaklandı. Sinekten yağ çıkardı. Bunu yaparken, Fiesta WRC’nin saçma sapan elektrik ve hidrolik arızalarına boyun eğmedi. Belki asla olmadığı kadar iyi bir mekaniğe dönüştüler kopilotu Julien ile. Elinde olmayanla değil, elindekiyle ne yapabileceğine odaklandı. Genç rakipleri “Abi, araba yine kayıyor yaa” diye ağlarken, O, “çilemse çekerim, kaderimse gülerim” dedi, işini yaptı. Romantizme kapılıp, orayı burayı kesip, tekerlekleri kopartmadı. Alın size Yeni Ogier…

Tekerlek kopartmaktan bahsetmişken… Hyundai Motorsport, pilotlardan sonra takımlar şampiyonluğunu da kaybetmek üzere. Bu kopan tekerlekler, bir türlü bulunamayan doğru ayarlar, ortaya çıkan arızalar kimin suçu? Tavuk mu yumurtadan çıkıyor yoksa yumurta mı tavuktan? Tekerlekler yürür aksam zaaflarından mı kopuyor, yoksa bütün Hyundai pilotları bu kadar aptal mı? Galiba ilki daha yüksek ihtimal? Bu taşları ve banketleri sadece Hyundai pilotları mı kesiyor bilmiyorum ama, sanki biraz nazik gibi i20 WRC… Neuville’in Monte Carlo ve İsveç’teki şahsi hataları bariz, ama sonrasında birkaç yarış hariç çok da hızlı görünmedi Hyundailer. Bu sefer Neuville de Küçük Emrah’a bağladı, dağıldı gitti. Toyotalar ise biraz daha farklı problemlerden muzdarip. Paketin bütününde gerçekten hızlılar ama, motoru ve elektronik aksamları sorunlu Yaris WRC’nin. Latvala’nın sezonu gayet iyi giderken, 3 yarışta arızalar yüzünden sıfır çekti. Fordlar’da da bazı sorunlar var. Alternatör, hidrolik sistemler ve piyangodan çıkan başka ufak arızalar Ogier ve Tanak’ın başlarını epey ağrıtsa da, M Sport pilotları sağlam durdular ve işlerini iyi yaptılar. Tanak için, Ogier’den bile daha işkolik deniyor. Testlerde bir çok farklı ayar deniyor, mühendisleri akşamları bile esir alıyormuş. İstikrar konusunda da Ogier’den aşağı kalır yanı yok Estonyalının. İskandinav genleri de var… Yani hızlı, istikrarlı ve çalışkan… Zaten şu an sürücüler klasmanında ikinciliğe çıktı.

Büyük ihtimalle Britanya Rallisi finish takında M Sport’un hem pilotlar hem de Markalar şampiyonluklarını ilan ettiğini göreceğiz. Sonuna kadar hak ediyorlar. Ve bu kadar dayanışma, mesai ve fedakarlıklardan sonra hem Tanak hem de Ogier M Sport’u terk ederlerse de, ayıp olacak sanki biraz…

Bir başka ayıp da, C3 WRC’ye ediliyor. C3’ün yeteri kadar iyi olmadığına Yves Matton bile inanmış olacak ki, “2018 için sıfırdan başka bir C3 WRC yapacağız” diye beyan verdi Matton. Tanıyanlar bilir, şarabı çok sever, iyi içer Matton… Ama artık biraz azaltsa iyi olacak. Bu otomobil Meksika’da çatır çatır yarışıp kazandı. Almanya’da asfaltta yürüdü, ikinci oldu. İspanya’da hem toprakta hem asfaltta mücadele etti ve galip geldi. Sezon başından beri sorunun otomobilde olmadığını savunanlardanım ben. Daha ne yapmalı bu otomobil anlamadım, Dakar’ı mı kazanmalı rüştünü ispat etmek için? Saxo Kit-Car’ı, Xsara Kit-Car’ı, Xsara WRC’yi, C4 WRC’yi ve DS3 WRC’yi yaptı bu takım. İyi otomobil nasıl yapılır biliyorlar. Genleri, bilgileri ve teknolojileri var. Ki Loeb teste geldi, 1 gün kullandı ve aynen şunu söyledi C3 WRC için: “Problem nedir anlamıyorum, bu gayet iyi bir otomobil”. Kazanan bir yarış otomobilini mühendisler yontar, büyük pilotlar ise cilasını atar. Yves Matton şarabı fazla kaçırıp Loeb’ü küstüreceğine, elinde tutsaydı, çok daha erken sonuçlar alabilirdi Citroen. Çünkü otomobil, hızlı olduğunu ve kazanabileceğini, Meksika’da ve Almanya’da gösterdi. Sadece dilinden anlayan ve onu doğru ayarlara getiren bir pilota ihtiyacı vardı. Loeb biraz dokununca, otomobil kendine geldi. Bu sefer de Matton başta olmak üzere arabaya b*k atanlar çark ettiler. Citroen Racing’e, zamanında takımın başında olan Guy Frequelin veya Olivier Quesnel gibi disiplinli bir direktör lazım. Bu makama en uygun adam da Daniel Grataloup’tur.

Katalonya Rallisi’nde beklentileri aşarak yüzümüzü güldüren Orhan ile Burçin’e ve Avrupa Ralli Şampiyonası’nda takımlar birinciliğini ülkemize getiren Castrol Ford Team Turkey’e selamlar ve tebrikler olsun diyerek, bir yazının daha sonuna gelelim. Pistlerdeki başarılarından ötürü Galip Atar ve Ayhancan Güven’i de tebrik ediyorum.

Umarım Marmaris Rallisi’nden yeterli puanları alıp, WRC takviminde bize ayrılan yeri konfirme edebiliriz ve seneye bu güzel yarışımızı bir WRC ayağı olarak yazabilirim. Bu yarışı sadece birkaç sene değil, kalıcı olarak takvimde görmek istiyorsak, herkes işin ucundan değil, iki tarafından tutmalı. Herkes…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com