Motor Sporları ve Otomotiv Haberleri

Category archive

Yazarlar

Aras Dinçer : 2017 WRC Falı ve 10.Yıl Yazısı

Aras Dinçer

Dünya Ralli Şampiyonası yepyeni bir dönemin eşiğinde. 2017 sezonu öncesinde, yeni kurallar, yeni fabrika takımları, transfer olan ekipler gibi pek çok iç dinamiklerinde hızlı değişimler ve reformlar yaşayan WRC’nin, ralli severlere nasıl bir “yeni ve sıcak rekabet ortamı” sunacağı merak konusu. Yeni sezonun başlamasına artık sadece haftalar kalmışken, WRC’deki değişim rüzgarlarını değerlendirmek istedim bu yazıyla… Ama önce kısa bir not geçeyim, neyin 10. yılı imiş bu başlıktaki 10. yıl???

10 yıl önce, 2006 Yeşil Bursa Rallisi yazısı ile başlamıştım rallidergisi.com’daki yazarlık macerama. Evet, 10 yıl geçmiş ilk yazının üzerinden! Her ne kadar bazen lüzumsuz diyaloglara maruz kalmak zorunda kalmış olsam dahi, sağduyulu ve haddini aşmayan her türlü olumlu-olumsuz eleştiriye kulak verdim; okuyanlar sağ olsunlar. Bu 10 yıl zarfında farklı iletişim kanallarında farklı motor sporları yazarları ortaya çıktı. Ki bu bence iyi bir şey idi, çok seslilik, araştırmacılık, gerçeklerin ortaya dökülmesi bazı insanları rahatsız etse dahi, gereklidir. Gel gelelim, koskoca 10 yıl zarfında hiçbiri uzun soluklu olamadı bu yazarların. Oysa ki, ne kadar çok sayıda nitelikli yazar olursa, yazıların kalitesi artacağı gibi, kamuoyunun bilgilenmesi de o nispette mümkün olur. Maalesef, o mecralardaki tüm yazarlar bir süre sonra işi bıraktı veya yok oldu, veya bulundukları mecralar ortadan kalktılar. Rallidergisi.com hala burada, dolayısı ile ben de hala buradayım. Umarım, bir sonraki 10 yılı size haber verdiğim yazıyı yazarken yalnız olmam, bu kelimeleri tekrar etmek zorunda kalmam…

Eveeet, gelelim WRC faslına… Hepimizin gözbebeği Dünya Ralli Şampiyonası, 2017 sezonunu açmak üzere. 19-22 Ocak tarihlerindeki düzenleneceği açıklanan ve şampiyonanın geleneksel açılış yarışı olma özelliğini senelerdir taşıyan Monte Carlo Rallisi ile başlayacak olan yeni sezon, 16-19 Kasım tarihlerinde yapılacak Avustralya Rallisi ile sona erecek. Geçtiğimiz ay FIA tarafından açıklanan 2017 WRC takvimi, 2 kar, 2 asfalt, 8 toprak, 1 de toprak-asfalt karışık olmak üzere 3 farklı zemin tipinde koşulacak toplam 13 ralliden oluşuyor. Bu rakamlar ve bilgiler, aslında ralli severler için pek de yabancı olan durumlar değil. Ancak 2017 sezonunu, yakın geçmişteki sezonlardan farklı kılması beklenen bazı değişimler söz konusu WRC’de. Ve bu değişimler ışığında belki de son 10 yılın en çekişmeli, en heyecanlı, sürprizlere en açık sezonunun 2017 olacağı yönünde tahminler yürütülüyor. Bu sezon yaşanacak değişim rüzgarlarını derleyelim, bu değişimlerden bazı ön analizler çıkaralım, neler olabileceğini, bu sezonun niye farklı ve çekişmeli geçmesinin beklendiğini madde madde anlayalım bakalım… Papatya falına başlıyoruz…

1-Yeni Kurallar:
2017’nin en önemli kural değişikliklerinden biri, özel etaba çıkış sıralama prosedürünün değiştirilmesi oldu. Dünya Şampiyonu Sebastien Ogier için iyi haber! Artık şampiyona liderine daha adil davranan bir sisteme geçiliyor. Geçen sene, rallilerin özel etap mesafelerinin ağırlıklı kısmı ilk iki günlerde geçiliyordu. Bu sezon da durum farklı değil. Ancak geçen sene rallilerin ilk iki günlerinde yola ilk çıkan ekip, şampiyona lideri oluyordu ve etaba çıkış sıralaması, pilotlar şampiyonasının mevcut sıralaması ile aynı şeklide devam ediyordu. Zeminin gevşek olduğu toprak rallilerde bu sıralama, sezonu önde götüren ekiplere dezavantaj yaratmaktaydı. Çünkü etaplardaki gevşek toprağı, yoldan geçen ilk birkaç otomobil süpürüyordu ve yarış çizgisinden uzaklaştırıyordu. Bu durum, önden start alan ekiplerin daha kaygan, arkalardan start ekiplerin ise daha iyi tutunma veren zeminlerde yarışmasına sebep oluyordu ki, bu da adalet açısından tartışmaya açık bir durum yaratmaktaydı. Bu “toprak süpürme” işinden senelerdir en büyük dezavantajı yaşayan ise Sebastien Ogier idi. Çünkü Fransız pilot, senenin ilk yarışları sonrasında pilotlar liderliğini ele geçiriyor, sonraki peş peşe toprak rallilerde ise, bu yüzden en önden start alıp, yolu süpürmek zorunda kalıyordu. Rakipler zaten yeterince zor iken, bir de onlardan daha kaygan zeminde yarışmak zorunda kalmak, son 4 yılın Dünya Şampiyonunun hem canını sıkıyordu, hem de aldığı riskleri arttırmaktaydı.

2017 sezonu öncesinde bu sıralama sistemi değiştirildi. Artık pilotlar şampiyonası sıralamasının, start sıralaması olarak baz alınması durumu, sadece yarışların ilk gününde geçerli olacak. İkinci ve üçüncü günlerde ise, şampiyona sıralamasının tersi geçerli olacak. Böylece, şampiyonada yukarıda yer alan ekiplerin kaygan zeminde yarışma handikapları da çok daha azalmış olacak. Hatta yukarıda olanlar, sadece ilk gün yol süpürecekler, yani en fazla 120 etap km’si… Fal diyor ki: Ogier’ye gün doğdu, 2 vakte kadar yarış liderliği görünüyor. 2 gün mü desem…

Bir başka kural değişikliği ise, genç pilotların yarıştığı JWRC klasmanında oldu. Daha önceki senelerde sadece Citroen DS3 R3T otomobillere açık olan JWRC’de, artık daha güçsüz ama çok daha ucuz yürütme maliyetlerine sahip Ford Fiesta R2T’ler yarışacak. FIA, DMack ve M Sport üçlü konsorsiyumunun ürünüymüş bu iş.
2017 sezonunun esas büyük olaylarından biri ise, otomobillerin teknik özelliklerini belirleyen kurallardaki değişimlerde yaşanacak: Önümüzdeki seneden itibaren yeni jenerasyon World Rally Car’ları izleyeceğiz. WRC teknik regülasyonlarındaki değişimler, sadece otomobillerin süratlerine değil, seyir zevkine ve heyecanına da zirve yaptıracak gibi görünüyor. İşte yeni nesil WRClerin detayları:

2-Yeni spesifikasyon WRC otomobilleri:
Öncelikle bu yeni teknik kurallara neden ihtiyaç duyulduğuna bakalım: 2011 yılı ile birlikte motor hacimleri 2 litreden 1.6 litreye düşürülen WRC otomobilleri, gözle görülür bir performans kaybına uğradılar. Her ne kadar motor, sürüş dinamikleri ve lastik alanlarındaki teknolojik ilerlemeler otomobilleri hızlandırmaya devam ettiyse de, motorların yetersiz güçleri ve teknolojinin getirdiği nimetler sayesinde artan yol tutuş, artık kaygan zeminlerde bile pek yan gitmeyen pilotlar ve otomobiller doğmasına yol açtı. Yan gitmeyen ralli otomobillerini seviyor muyuz peki? Hayır, sevmiyoruz… Dolayısı ile bu durum, seyir zevkini azalttı ve WRC’nin hem seyirci sayısı, hem de popülaritesinde ciddi düşüşler görüldü son senelerde.

Bu durumları gözlemleyen FIA ralli komisyonu, WRC otomobillerin daha izlemesi keyifli hale gelmeleri için, bir takım teknik regülasyonların pozitif yönde değiştirilmesine karar verdi. 2017’de WRCler daha hızlı ve daha güçlü olacaklar ve çok daha spektaküler pozlar verecekler. Nasıl mı..?

En önemli gelişim, turbo restriktöründe olacak. Turbonun ürettiği havanın motora girişini kısıtlayan bu bileziğin çapı, 33 milimetreden 36 milimetreye çıkıyor. “Ne yani, bir hava borusunun çapı 3 milimetre arttı diye, otomobiller uçacak mı?” diye soranlar için açıklama: Şu 3 günlük fani dünyada daha güçlü ralli otomobilleri de gördük elhamdülillah! Ama modern yarış motoru teknolojilerinde bu 3 milimetrelik artış, 2.5 bar basan bir turbo ile beslenen motordan en az 60 beygir daha fazla güç alınabilmesi anlamına geliyor. Ve daha fazla tork tabii ki… 60 beygiri hor görmeyin… Bir Skoda Favorit, 60 beygir ile geçiriyor hayatını.

Bir başka önemli kural değişimi ise, otomobillerin karoserlerinde olacak. Artık 55 milimetre daha geniş iz açıklığına sahip olacak yeni nesil WRC’lerde, ayrıca çok daha büyük boyutlu spoyler ve difüzörlerin kullanımı da FIA tarafından serbest bırakıldı. Daha genişleyen çamurluklara, frenleri daha iyi soğutmaya yarayan hava çıkışları yerleştirilmesine de izin verdi FIA. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, otomobillerin toplam ağırlığı 25 kilo azaltıldı. Daha geniş, daha aerodinamik ve daha hafif yeni nesil WRC’lerin, viraj içi süratlerinde müthiş bir artış olacağı öngörülüyor. Limitler yükseldikçe, merkezkaç kuvvetinin etkileri de artacağından, otomobillerin çok daha yüksek hızlarla yan gideceklerini tahmin etmek zor değil.

Bunlara ek olarak, en son 2010 sezonunda kullanılan, aktif orta diferansiyeller de geri geldiler! Artık pilotlar, etabın içinde seyir halindeyken, orta diferansiyeldeki ön-arka güç dağılımını ayarlayabilecekler.

3-Gelenler-Gidenler: Toyota ve Citroen’in geri dönüşü, Volkswagen’in vedası…

Yaşı 35 ve üzerindeki her ralli sever, Dünya Ralli Şampiyonası’nda yedi-sekiz farklı markanın 30’a yakın fabrika aracı ile yarıştığı Grup A dönemini iyi hatırlar. Çünkü ralli etaplarında çok sayıda ve çeşitli otomobiller görülüyordu ve bu çeşitlilik, ralli sporunu hem daha popüler, hem de daha keyifli kılıyordu. Son yıllarda bir elin parmaklarını geçmeyen sayıdaki fabrika takımları ile, WRC’nin o eski günleri çok aranır olmuştu. 2017 yılından itibaren Dünyanın en büyük üreticilerinden ve WRC’nin eski gediklilerinden iki markanın geri dönüşleri, hem moralleri yükseltti, hem de etaplara büyük heyecan getirdi.

Şu an 9 markalar, 8 de pilotlar şampiyonluğu ile, Lancia ile birlikte ralli tarihinin en başarılı iki markasından biri konumunda olan Citroen, yeni lanse ettiği C3’ün WRC versiyonu ile 2017 Dünya Ralli Şampiyonası’nda yer alacağını yaklaşık 1 sene önce duyurmuştu. 1 sene süren test döneminden sonra, C3 WRC’yi etaplara hazır eden Citroen Racing, bütün gücüyle geri dönmek için sabırsızlanıyor! Fransızlar işlerini bilirler malum… C3’ün de, mirasçısı olduğu Xsara, C4 ve DS3 modelleri gibi başarılı olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Takım Direktörü Yves Matton, gençliğin dinamizmi ile, tecrübenin karışımından oluşan bir pilot kadrosu kurdu. Eğer bu aşı tutarsa, C3 WRC’nin başarıya ulaşmaması için hiçbir sebep görünmüyor.

Ve Toyota… Dile kolay, tam 18 yıl sonra 2017’de WRC’ye dönüyor Japon otomotiv devi. Microsoft gibi dev bir sponsoru da ralli sporuna çekmeyi başararak etaplara geri dönen Toyota, kendi içindeki bir ralli geleneğini yıkarak giriyor kapalı parka: Artık TTE (Toyota Team Europe) yok! WRC’yi terk ettiği 1999 yılına dek, yaklaşık 20 yıl boyunca fabrika otomobillerini Almanya merkezli TTE operasyonu ile yarıştırmıştı Toyota. Yıllar sonra geri dönüşlerinde bu defa daha farklı bir yol izliyorlar: Kendi bünyesindeki TTE yerine, efsane Fin pilot Tommi Makinen’in kurup yönettiği bir ekibe teslim edildi Toyota’nın yeni ralli kariyeri. Ekibin mühendislik kadrosunda, her ülkeden WRC’nin tanıdık mühendis yüzleri var, ama yönetim kadrosu neredeyse tamamen Fin. Tabii takımın garajı da Finlandiya’da oldu bu durumda. Yarış otomobili olarak, güncel Toyota Yaris seçilirken, pilot seçimleri de, tıpkı takımın idari kadrosunda olduğu gibi Finlerden seçildi. Yani otomobil Japon, ama etraftaki herkes Fin nüfus kağıdı taşıyor Toyota Gazoo Racing’de!

Toyota ve Citroen’in yeni oyuncaklarını getirip, oyuna dahil olmalarının ardından, 2017 sezonunun 5 takım ile koşulması bekleniyordu. Ama geçtiğimiz ay, Volkswagen’den şok bir açıklama geldi. Dieselgate skandalından doğan müthiş tazminat ve zarar bedelleri, Alman otomotiv devinin bünyesindeki pek çok markanın motor sporlarından çekilmesine sebep oldu. Bu kadar büyük bedellerdeki ceza ve tazminatları karşılamakta zorlanacağı aşikar olan VW grubu, düştüğü bu durumun faturasını maalesef yüksek maliyet kalemlerinden biri olan motor sporlarına kesti. Audi’yi Le Mans’dan çeken Volkswagen, kendi markasının ise WRC’den çekilme kararını aldı. Böylece, sadece çevreye karşı değil, spora ve sporcuya da saygısız olduklarını göstermiş oldular. Çünkü, ellerindeki 3 pilot, 3 kopilot ve onlarca kişilik takım kadrosu, en az 3 sezon daha çalışacaklarını umarken, yeni sezonun başlamasına 2 ay kala işsiz kaldıklarını öğrendiler!

Dünya Ralli Şampiyonası’nda bulunduğu 4 sezon süresince, toplam 52 WRC yarışında start alan Volkswagen Polo R WRC’ler, bu 52 yarışın 43’ünü kazanmayı başararak, %82 gibi müthiş bir kazanma oranı tutturdular. Bu 4 yıla, 4 pilotlar, 4 kopilotlar ve 4 de markalar şampiyonluğu sığdırmayı başarmıştı Volkswagen Motorsport. Bu açıdan saygıyı hak ediyorlar. Ama yumurta kapıya gelince “ben oynamıyorum” demek, hem etik açıdan doğru olmadı, hem de kendi sahtekarlıklarının bedelini spora ödetmek anlamına geliyor. Almanların ani vedası, WRC’deki pilot piyasasını da karıştırdı! İşte Volkswagen’in gidişi ve Citroen ile Toyota’nın geri dönüşleri sonrası, pilot piyasasının durumu:

4-Pilot transferleri: Kaos!
İşte 2017 WRC sezonunun çok eğlenceli geçmesi için gereken sebeplerden belki de en önemlisi, insan faktörü!

Volkswagen gitti, Citroen ve Toyota geldi. Giden gider, gelen gelir, hayat devam ediyor. Ancak bunun bir de, insan kaynakları boyutu var… Malum, otomobiller, içlerinde birileri olmadan kendi başlarına yarışamazlar… Gelen ve giden markalar bu kadar çok olunca, bazı ekipler hiç tahmin edilmeyen şekilde kendilerine birer fabrika otomobili bulurken, bazıları da açıkta kaldı… Bazıları ise, yıllardır alışkın oldukları otomobillerinden inip, başka otomobiller ile yarışmak zorunda kalacak.

Bunların başında son 4 yılın dünya Şampiyonu Seb Ogier geliyor. Tüm şampiyonluklarını Volkswagen takımı ile kazanan Ogier, Almanların tası tarağı toplayıp kaçmalarının ardından, takım arayışına girmişti. Toyota ve M Sport ile testlere katılan Ogier, M Sport’ta karar kıldı. Bu kararı vermesi manidar oldu aslında. Çünkü neredeyse dünyadaki tüm ralli severler hep şunu demez miydi?: “En iyi otomobil ile şampiyon oluyor. Bir de en zayıf otomobil ile görsek ya şu şampiyonu?!” Hadi bakalım… Ford Fiesta RS WRC, bugüne dek hiçbir zaman en iyi otomobil olmadı. Yeni Fiesta kelek mi, kaymak mı çıkar bilmiyoruz ama, artık otomobil avantajı kalmadı Ogier’nin. Umarım daha çekişmeli ve eğlenceli yarışlar izleyebiliriz artık! Esasında bu sezon M Sport için herkes ve herşey yeni… Yenilenen Ford Fiesta, henüz bayii vitrinlerindeki yerini almadan, M Sport yeni Fiesta’yı dünyaya lanse etmiş oldu ve yeni nesil Fiesta RS WRC’sini, yeni nesil Fiesta’nın üzerine inşa etti. Yani sadece kural değişikliklerine değil, yepyeni bir otomobile ve yeni bir lider pilota da alışmak zorunda M Sport ekibi. Takımın ikinci pilotu da değişti. Daha önce 2 kere M Sport’un resmi pilotu olan, ama her defasında koltuğunu kaybeden Estonyalı Ott Tanak, üçüncü kez M Sport resmi pilotu olarak atandı. Bu durumda, takımın geçen seneki pilotları Mads Ostberg ve Eric Camilli işsiz kaldılar!

Ogier’den bahsetmişken, Volkswagen’in diğer pilotları ne yaptı peki? Vukuatlarıyla tanınan Jari Matti Latvala, vatandaşı Tommi Makinen’in daveti ile, Toyota Gazoo Racing’in lider pilotu oldu. Bu da önemli bir transfer. Toyota’nın ikinci pilotu ise, Yaris WRC’nin tüm gelişim testlerinde bizzat bulunan, eski Avrupa Şampiyonu Juho Hanninen. Tecrübeli Fin pilot da, Tommi Makinen’in yakın dostudur zaten… Ve O’nun davetini kabul ederek, takımın tüm kadrosunun Finlerden oluşmasını sağlamış oldu Hanninen. Sezona 2 otomobil ile başlayacak Toyota. İlerleyen yarışlarda bu sayının 3’e yükselmesi beklenirken, test sürücüsü sıfatıyla Skoda’dan transfer edilen bir başka Fin pilot Esapekka Lappi’nin bu üçüncü otomobili kullanacağı tahmin ediliyor.

Volkswagen’in hızlı ve yakışıklı üçüncü pilotu Andreas Mikkelsen ise, şimdilik bir WRC takımı bulabilmiş değil ve Norveçli sürücü, bu sene parkurlardan uzak kalmamak için takım arayışlarını sürdürüyor.

Gelelim Citroen Racing’e… Takımın birinci pilotu uzun zamandır belli. Takım Direktörü Yves Matton ile uzun yıllara dayanan ahbap-çavuş ilişkisini iyi değerlendiren Kris Meeke, DS3 WRC ile kendisine verilen şansları genelde iyi kullandı ve 2017 sezonu için takımın birinci pilotu olmayı başardı. İrlandalı pilot, takımın tecrübeli yüzü. Diğer otomobilleri ise gençlere emanet ediyor Yves Matton. Sezona iki otomobil ile başlayacak Citroen, ve bu sayı 3’e çıkana dek, ikinci otomobili İrlandalı Craig Breen ile Fransız Stefan Lefebvre paylaşacaklar. Hangisi C3’e binerse, diğeri o yarışa DS3 WRC ile katılacak. (Amortiye bak: DS3 WRC! Ne hayatlar var…) Üçüncü C3 WRC devreye girdiğinde ise, üçü beraber yarışacak. Takımın ana sponsoru Abu Dhabi Racing’in pilotu Khalid Bin Qassimi da bir başka C3 WRC ile birkaç yarışa girecek.

2017 öncesi Pilot-Kopilot kadrosunu değiştirmeyen tek takım ise Hyundai oldu. Koreli üretici’nin tecrübeli Fransız Takım Direktörü Michel Nandan, Belçikalı Thierry Neuville liderliğindeki ekipte, İspanyol Dani Sordo ve Yeni Zellandalı Haydon Paddon ile devam kararı aldı. Hyundai takımında her milletten eleman var maaşallah. Aslında Hyundai de otomobil değiştirdi ama gözlerden kaçtı bu değişim: Dayınızın kullandığı 5 kapılı i20 yerine, markanın performans yüzü olan i20 Coupe girdi devreye.

5-Özel katılımcılar için yeni bir hedef: WRC Throphy

FIA, 2017 sezonundan itibaren yeni nesil WRC’lerin özel katılımcılar tarafından kullanılmasını yasakladı. Yeni jenerasyon araçlar, sadece üretici lisansına sahip fabrika takımlarının pilotları tarafından kullanılabilecekler ve ferdi katılımcılar bu araçlarla yarışamayacak. “Peki zengin çocuklar ve sponsoru olan pilotlar ne yapacak?” diye merak edenler, yeni WRC Throphy’ye göz atabilirler. 2011 ile 2016 spesifikasyonlarındaki tüm 1.6 motorlu eski tip WRC otomobillere açık olacak bu şampiyona, elinde eski versiyon WRC otomobil bulunduran pilotlar ve takımlar için yaratıldı. Her pilot, 2017 takvimindeki 13 yarıştan 7’sini seçip girebilecek ve en iyi skor yaptığı 6 yarışın puanlarını saydırabilecek.

İşte 2017 WRC sezonunun yenilikleri ve falı böyle çıkıyor. Her şey beklendiği gibi olursa, bizi keyifli ve çekişmeli bir sezon bekliyor demektir. Umarım yanılmam, çünkü şampiyonun belli olduğu WRC sezonlarından artık hepimiz bıktık usandık…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Çağlar Süren : 2016 FIA World RX Portekiz’de Start Alıyor

Gün saymaktan yorulduk ama ilk yarışla birlikte bütün bu hasrete değecek. 2016 FIA Dünya Rallikros Şampiyonası bu hafta sonu sezonu açıyor. İlk iki yılında olduğu gibi yine Portekiz’in kuzeyinde yer alan Montalegre kasabası, bu müthiş açılışa ev sahipliği yapıyor. Piste varan ekiplerin bugünlerde paylaştığı son fotoğraflar ise gözlerimizi fal taşı gibi açıyor, çünkü tüm pist karla kaplı halde. Her ne kadar hafta sonu 14-15 derecelere çıkacak sıcaklıkla eriyeceğini düşündüğüm kar ve beyaz görüntü ortadan kalkacak olsa da, yerini yağmur ve geçen sene canımıza okuyan çamura bırakacak. 3 Kıtada, 11 ülkede toplam 12 yarışlık bir maraton var önümüzde ve sezon öncesi genel duruma bir göz atmakta fayda var.

rxsnow
Credit: World RX

İki yıl üst üste şampiyon olarak efsanesini perçinleyen Petter “Mr. Hollywood” Solberg yine DS3RX’in direksiyonunda olacak. Daha önce kullandığı ve şampiyon olduğu otomobillerini satışa çıkarınca dedikodular da alıp yürümüştü ancak hiçbirisi doğru çıkmadı. Şampiyon bu branşta üçüncü, kariyerinde dördüncü dünya şampiyonluğu için marşa basacak. Hep söylerim, Petter’in Rallikros’ta olması bizim için büyük şans; bu kadar spektaküler bir tarza sahip olup üstüne de şampiyon olmak herkesin harcı değil. Bize de keyfini sürmek kalıyor.

IMG_7154

Ancak bu sene işler biraz daha zorlaşacak gibi görünüyor. Cebinde 9 Dünya Ralli Şampiyonluğu bulunan  ve kırılmadık rekor bırakmamış Fransız efsanesi Sebsatian Loeb de rallikros ailesine dahil oldu. Peugeot Hansen takımının 208 WRX’i ile yarışacak olan Seb, daha şimdiden favoriler arasında. Hemen belirtmekte fayda var, Seb için de işler o kadar kolay olmayacak. Hem takım arkadaşı Timmy  Hansen, -ki  kendisi geçtiğimiz sene son yarışa kadar Solberg’e karşı şampiyonluk şansını zorladı- hem de diğer müdavimler, bu işin o kadar kolay olmadığını defalarca ispatladılar.

İnternet üzerinden yayınladığı Gymkanalarla, Kardashian’lar kadar takipçiye sahip tek isim olan Ken Block, bu sene FIA WorldRX yapma kararı aldı. Amerika’daki Global Rallycross Championship (GRC)’de geçirdiği sezonların ardından Dünya Şampiyonası’na dönmesi elbette kendi kararı değildi. Anlaşmaya vardığı FORD, bu yönde tercihini bildirince, zavallı Ken o şaşalı Amerika Şampiyonasından kopmak zorunda kaldı. Çünkü o da biliyor ki burada işi çok ama çok zor. Bence bir pazarlama dehası olan ancak bundan daha öte bir kimliği hak etmeyen Ken, umarım bir kaç takla ve yoldan çıkmayla seyircileri coşturabilir. Bundan fazlasını beklemek zaten hayalcilik olur.

Bu noktada OlsbergsMSE takımına değinmeden olmaz. Bir kaç yerde duyduğum ve okuduğum, aslında hiçbir temeli olmadan sadece dedikodulara dayalı bir yanlışı düzeltmekte fayda var. Ford ile OMSE arasındaki anlaşma öyle bir günde sona ermedi. Bunun sinyallerini 2014 sezonunda vermeye başlamıştı, ki o sezonda OMSE Dünya Takımlar Şampiyonu oldu. Yine de Ford’un verdiği sözleri yerine getirmemesi, Fiesta yerine Focus’ta ısrarcı olması, OMSE’nin patronu Andreas Eriksson’u canından bezdirmiş olacak ki, sözleşmeyi 2016 sezonu için yenilemedi. Yani söylentilerin aksine, anlaşmayı bitiren Ford değil Andreas oldu. Hatta Ken Block ile masaya oturan Ford’un tekrar Andreas’a dönüp etme eyleme gel devam edelim dediğini ben bizzat biliyorum. Bu dönemde Toyota ve Hyundai Andreas’ın peşinden çok koştu ancak o, özellikle Amerika pazarında güçlü olduğu için Honda ile uzun dönemli bir anlaşma yaptı. Yeni Honda Civic bu yıl GRC’de yarışacak. Takip eden yıllarda WorldRX’te de izleyebileceğiz. Belirtmeden edemem, bu yeni Honda Civic Supercar’ın tüm gövde panelleri, kapıları hatta özel tasarımlı spoileri Avitaş Motorsport ekibi tarafından İstanbul’da tasarlandı  ve üretiliyor. Ne kadar gurur duysak az.

IMG_6473

OMSE bu sene Dünya Şampiyonasında Fiesta Supercar ile yoluna devam ediyor. Bunun bir kaç sebebi var ancak en başında geleni sporcu yetiştirmek. Honda Civic hazır olana kadar Amerika’da yarışırken, bu tarafta da onları kullanacak pilotların yetişmesini hedefliyorlar. RX Lites 2014 Şampiyonu Kevin Eriksson ve Fin Niclas Grönholm Fiesta’ların direksiyonunda olacak. Evet, soyadı doğru, efsane Ralli Şampiyonlarından Marcus Grönholm’un oğlu. Zaten Marcus da bu sene OMSE takımının World RX operasyonunun başına geçiyor. Hatta söylentiye göre, Niclas Finlandiya’da bu sezon bitmeden  askere gitmek zorunda kalabilirmiş, bu durumda da Fiesta’lardan birisini Marcus kullanacakmış. Ey Yüce Rabbim, bu günleri göreceksin deseler arkamı döner giderdim. Düşünsenize final yarışı ve start çizgisinde Solberg, Loeb, Grönholm var.  1997 Avrupa Ralli Şampiyonu Krzystof Holowczyc de Supercar ile yarışıyor bu sene, hadi onu da ekleyelim. Gigi Galli henüz  açıklamasa da geçen sene İtalya’da ortaya çıkardığı bir Kia Supercar var garajında. Neden olmasın? Saydıkça bu final grubu şimdiden efsane olmaya doğru ilerliyor. Bunlar hep hayal tabi ama hiç bu kadar gerçeğe yakın olmamıştı.

İşin doğrusu, bu sene her bir ayağın, hem yarı finalleri hem de final yarışları başlı başına efsane olmaya aday. Sanırım yıllarca konuşacağımız bir sezon tam da bu hafta sonu Portekiz’de başlıyor.

IMG_7213

RX Lites bu sene Portekiz’le değil Hockenheim yarışı ile sezonu açıyor olacak. Onu ayrıca yazacağım. Daha şimdiden tam sezon katılımını beyan eden pilotlar ve takımlar listesi, RX Lites 2016 sezonunun da oldukça şenlikli geçeceğini gösteriyor. Ama önce Portekiz! 2014 ve 2015 RX Lites Şampiyonları artık Supercar pilotu oldu ve göğsümüzü kabartmaya devam edecekler. Kevin Eriksson ve Kevin Hansen, bu hafta sonu ilk kez Supercar ile hem birbirleriyle hem de o yere göğe sığmayan efsanelerle yarışacaklar. Hiç belli olmaz. Ödül olarak kazandıkları Arjantin yarışlarında her ikisi de finale kadar yükselirken, Eriksson Supercar ile daha ilk yarışında podyuma çıkmayı başarmıştı. Portekiz’de de sürpriz yapabilirler. Gerçi o kadar ağır çamur zeminde, yağmur altında ve hatta soğukta sezon için bir öngörüde bulunmak zor ama, Rallikros’un da en zevkli tarafı bu: her an her şey olabilir, favoriler dökülebilir ve hiç şans tanımdığınız bir isim aradan sıyrılabilir. Anlık karar verme yetisi, kuleden kulaklığa sürekli direktif veren gözü, kulağı Spotter’in tecrübesi, o yarışta tüm dengelerin değişmesini sağlayabilir. Tozu toprağı, kükreyen motorların sesi, alev alev egsozlar, kor olmuş diskler ve elbette müthiş coşkulu onbinlerce seyirci.  Bir motorsporları tutkunu daha ne isteyebilir ki?

Herkese keyifli bir sezon dilerim. İyi seyirler.

Yazı ve Fotoğraflar:
Çağlar Süren
caglar@rallidergisi.com

 

Aras Dinçer: Yine Ogier Kazandı

Aras Dinçer

Evet, Meksika Rallisi’nden bahsediyorum, İsveç’ten değil. Peki ikinci olduğu halde nasıl kazandı Ogier? Kestirmeden gideceğim…

FIA, WRC yarışlarındaki mevcut start sistemini kurgularken, -biraz da mecburiyetten- anti Ogier bir çözüm buldu: Şampiyona sıralaması, ilk iki gün boyunca aynı zamanda start sıralaması olacaktı. Bu pek adil bir sistem değil, ama ralli severlere çekişmeli yarışlar izletmenin, başka da bir yolu yoktu. Ogier bir şekilde alıp başını liderliğe çıktığı için, toprak rallilerde yolu süpüren olacak, böylece diğerlerinin “yaşama şansı” artacaktı. Yetenekli Fransız, bu sistemin üstesinden bir şekilde geldi ama işte. Tıpkı hocası Sebastien Loeb gibi, hem yolu, hem de birincilikleri silip süpürmeyi başardı. Üstelik, yarışların son günlerinde hep arkadan start aldığı için, bütün power-stagelerden de kolayca maksimum puanları topluyor Ogier. Gerçi önden start alsa, yine aynısını yapar tahminimce…

Artık bu noktadan sonra yapacak tek bir şey kaldı. FIA, kuralı son bir defa değiştirmeli ve lider son günde de önden start almalı. Yoksa biz bu filmi daha çoook izleriz…

İzleriz… Çünkü, bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, Thierry Neuville, Andreas Mikkelsen gibi gençlerimizin de, Mads Ostberg, Dani Sordo, JM Latvala ve Kris Meeke gibi kaşarlarımızın da halleri ortada. Güya yarış kazanacak bu 6 kişiye sezon başından beri gönderilen çekici sayısı kaç? Ben sayamadım… Rally2 -eski ismiyle süper rally- için kurtarılmalarını da sayarsak, bu kadroya çekici dayanmıyor. Sürat anlamında Seb Ogier’ye yaklaşabilenler belli: Hyundai’si el verdiğince Haydon Paddon ve takla atmadılarsa Meeke ile Latvala. Ama işte bu 3 gönüllü de her zaman düşeş atamıyorlar. Lakin Amerika kıtasındaki ralliler biraz istisna galiba..!

Geçen sezon Kris Meeke’in Arjantin’de yaptığı sürprizin bir benzerini bu sezon Meksika’da JM Latvala yaptı: Yarışın sonuna kadar hiçbir şeye çarpmadan, otomobilini çizmeden finişe geldi!

Latvala yarışı pek de zorlanmadan kazandı evet. Ama neden zorlanmadığına ve aslında neden Ogier’nin kazandığına bakmak lazım. Bu yıl Meksika etaplarında bugüne dek hiçbir sezonda veya başka hiçbir rallide görülmemiş türden bir zemin vardı. Toprak o kadar gevşek ve yoğundu ki, bazı etapların ikinci geçişlerinde bile yol süpürmeye devam etti Seb Ogier. Sabahtan öğlene yine kirleniyordu zemin, o derece… Hatta bu kadar yumuşak zeminle karşılaşan pilotlar, bazı luplarda yumuşak lastikleri tercih ettiler. Bu, pek beklenen bir şey değildi. Latvala’nın hiç puanı olmadığı için, en temizlenmiş zemin hep Ona kaldı, O da bestleri topladı. Bugüne dek, Ogier’nin mekanik problem yaşamadığı bir rallide, bir pilotun Ogier’ye karşı neredeyse hiç zorlanmadan kazandığı tek ralli oldu bu. Bir daha olur mu bilinmez…

Peki o zaman, Latvala dışındaki diğer arkadaşlar, size sorarım… Bu Ogier hepinizin önünden gidiyor. 100 değil, 200 değil, 250 değil, 300 km boyunca yol süpürüyor, çuvalla zaman kaybediyor. Yetmezmiş gibi, size tekerlek iziyle en mükemmel çizgiyi gösteriyor. Dahası, Ogier tehlikeli bir zeminde forse etmek zorunda ve yakın rekabetle karşılaştığında hata yapabilen bir adam. Tüm pilotların puan farkını azaltmaları için altın fırsat bu. Üstelik daha sezonun başlarındayız, henüz arayı çok açamadı Ogier. Dolayısıyla bu yarışın sonucu, ilerleyen toprak yarışların kaderini etkileyecek…

Çünkü Ogier Meksika’da kötü bir sonuç alırsa, baskı altına girecek. Yani mükemmel zamanlama diye buna denir, bütün şartlar Ogier’nin aleyhinde… Adamı hep birlikte sıkıştırıp, dayak atacaksınız işte, hepiniz için süper bir durum bu… Topunuzla tüfeğinizle saldırıp, bu adamı geçmeyi nasıl beceremiyorsunuz? Geçememekle de kalmayıp, ya kaza yapıyorsunuz ya da kedi gibi yatıyorsunuz.

Hiç mi isyan etmez bir WRC pilotu? Latvala’nın dakikalık yaptığı Ogier’yi, hiç olmazsa 10-15 saniye geçemiyor musunuz? Yahu hakikaten izlenecek tarafı kalmamış bu WRC’nin arkadaş…

Ha ama pardon, imam gaz çıkarırsa, cemaat ne yapardı..? Pilotlar şaşkın da, patronları aşkın mı sanki? Hyundai takımından Dani Sordo, kırk yılın başı podyum yaptı, o da elinden uçtu gitti…

Sebep: Kuralların izin verdiği sayıdan fazla lastik kullanmış olması… Daha da komiği var. Mantıken, bir yarış otomobiline yeni lastik takacaksanız, bu ya iki, ya da dört adet olur. Bu yüzden, FIA’nın her otomobile tanıdığı lastik kotası 28 adet, yani çift sayı… Malumunuz, 28’i hem ikiye hem de dörde bölebilirsiniz. Peki Dani Sordo kaç lastik kullanmış yarışta? Yirmidokuz… Ne ikiye, ne dörde ne de başka bir sayıya bölünemeyen bir asal sayı, yirmidokuz… Çünkü Sordo’nun otomobiline bir lastik değiştirme bölgesinde 2 değil, 4 de değil, 3 yeni lastik takılmış. Yepyeni bir lastik stratejisi yani… 2 yerine 4 yeni takılsa da, kotayı 2 tane geçseler, hadi onu anlayacağım. Hesap hatasıdır, dalgınlıktır filan dersin. Ama servise gelen bir otomobile 3 yeni lastik nasıl takılabilir, bunu hiç kimse nasıl fark etmez, hayret etmemek mümkün değil. Birileri tekilayı fazla kaçırdı herhalde, bunun başka açıklaması yok? Velhasıl, Sordo 2 dakika ceza aldı ve podyumda bitirdiği yarışta podyumu bir buçuk saniye farkla kaybetti. Lastikleri saymak, pilotun işi değil. O pilota ait otomobilin, araç sorumlusu var, mühendisi var, takım menajeri var. Lastikleri saymaktan acizlerse, 3 yeni lastik ile pilotu etaba yolluyorlarsa, Volkswagen’leri geçecek otomobili nasıl hazırlayacak da pilota verecek bu adamlar, onu da bilmiyorum…

Peki bu yarışı neden Ogier kazandı diyorum? Neticede Seb yarışı ikinci sırada bitirdi ve power-stageden de yine 3 puan aldı. Yani, en savunmasız kaldığı, bunun da gayet farkında olduğu bir durumda çok ucuz yırttı. Sadece hiç puanı olmayan, dolayısıyla iddiası da az olan JM Latvala’ya karşı 6 puan kaybetti o kadar. Daha ilk etaptan durumun vahametinin pek ala farkındaydı ve belli etmese de gergindi Ogier yarış boyunca. Cumartesi öğlen servisine girerken baktı ki arkadakilerde hayat belirtisi yok, “Ben gazdan ayağımı çektim” dedi gazetecilere. İçinden de diyordu ki, “Bu kekolar beni bu zeminde bile yakalayamıyorlarsa, JM’nin arkasında ikinci olmak kaymaklı kadayıf”… Bundan daha iyi bir kurtuluş olamazdı Fransız için.

WRC2’yi Skoda Fabia R5 pilotu Fin Teemu Suninen kazandı. Bu adamı izlemek lazım. Elfyn kadar hızlı olmayabilir ama Elfyn ile sadece Finlandiya’da karşılaşacak bir strateji yaparsa, sezon sonuna doğru onu zorlayabilir. Polonyalı Ptaszek ise, yeni versiyon Peugeot 208 T16 ile ikinci oldu. Bu yeni 208’in rüştünü ispatladığı anlamına geliyor. 80 kmlik Guanajuato da dahil olmak üzere bütün yarışı tek parça, bozulmadan geçti 208. Rakipleri karşısında tek silahı güçlü olmasıydı 208’in. Şimdi rakipleri ondan güçlü motorlara sahip, bakalım bu yeni versiyon, güç anlamında da başa çıkabilecek mi yeni R5’ler ile…

Meksika Rallisi ile aynı hafta sonu, bir başka önemli ralli vardı. 1 yıllık aradan sonra BRC, yani Britanya Ralli Şampiyonası tekrar marşa bastı. Sponsor yokluğu, Gr.A 4 çeker otomobillerin yasaklanması ve bazı tatsız kazalardan dolayı hem katılımcı profili düşen, hem de eski günlerini aratan şampiyona, geçen sene koşulmamıştı. Bu yıl MSA desteğiyle, tekrar 4 çekerlere açık şekilde koşulan şampiyonada, katılım da göz doldurdu. Geçen hafta sonu koşulan ilk ayak yarışı Mid Wales Stages’ı, D-Mack takımının Ford Fiesta R5 Evo’sunu kullanan Elfyn Evans-Craig Perry kazandı. Bu Elfyn’e pazarlama müdürlüğü verme işi çok tuttu ralli sporunda… Malcolm Wilson’dan sonra, Ken Skidmore da, satış pazarlama işini Elfyn’e verdi, artık D-Mack de satıyor Elfyn. Ken Skidmore, D-Mack’in Fiesta R5’ini yarıştıran Autotek takımının sahibi.

Gelelim yurtdışı temsilciliklerimize…

MERC’de TOK Sport’un Evo 10’ları ile mücadele eden Vedat Diker-Erdal Oral ve Yiğit Timur-Ufuk Uluocak ikililerinden sonra, bir başka bölgesel şampiyona olan ERC’de de bir Türk ekip yola çıkıyor. Murat Bostancı ve Onur Vatansever’i, bu haftasonu ERC’nin aslında ikinci, fiilen ise ilk ayağı olan Kanarya Adaları Rallisi’nde takip ediyor olacağız. Vedat Abi ile Yiğit’in ilk yarışları olan Katar Rallisi’nde işler pek iyi gitmedi ve yarışı bitiremediler. Ama Yiğit ile Ufuk’un yaptığı zamanlar, Araplarda biraz telaş yaratmış. MERC’in ilerleyen ayaklarında şans da yanlarında olursa, bazı arapların hallerine çok gülebiliriz…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

WRC de ‘eridi’

Avrupa Ralli Şampiyonası’nın ilk yarışı Liepaja Rallisi ‘olumsuz’ hava şartları nedeni ile ertelenmişti, şimdi tehlike çanları Dünya Ralli Şampiyonası’nın ikinci yarışı İsveç Rallisi için çalıyor. Ancak İsveç’in kaderi Liepaja kadar kötü olmayacak. İsveç Rallisi’nde sıcak hava dalgası nedeni ile bir kaç etap iptal edilip yeni bir zaman çizelgesi oluşturuluyor.

7913_Kirkenaer-2016_001_896x504

Monte Carlo’da da kar ve buz ile fazlası ile haşır neşir olamayan Dünya Ralli Şampiyonası sürücüleri İsveç’te de istediklerini bulamayacak. Bu sezon hava sıcaklıklarının iyiden iyiye artması ile kış rallileri de ipe un sermeye başladı.

21 Özel etaptan oluşması planlanan İsveç Rallisi’nde etap sayısı 13’e inerken toplam kilometre de 331 kilometreden 241 kilometreye inmiş durumda. Ralli etaplarının yoğun olduğu bölgelerde gündüz sıcaklığı 4 derecelere ulaşırken geceleri eksi 11 dereceler görülebiliyor. Ancak bu bile yol notu antrenmanlarının 24 saat ertelenmesine engel olamadı. Karlstad yakınlarında organize edilmesi öngörülen test etabı da iptal edildi.

Cuma günü etaplarının yer aldığı Norveç sınırı ve Norveç içlerindeki etaplar koşulamayacak duruma gelmek üzere. Özellikle en kuzeydeki etap olan Kirkenaer’in iki geçişi de iptal edildi. Sürücüler Karlstad’dan Norveç sınırına kadar çivili lastiklerle neredeyse kuru olan halka açık yollarda gideceklerinden bölgedeki asfalt yolların da tehdit altında olduğu aşikar.

"Sosyetik Etap" Colin's Crest
“Sosyetik Etap” Colin’s Crest
Cumartesi etaplarından Rammen’in sabah geçişi iptal olurken öğleden sonraki geçişi programda kaldı. Fredriksberg ise sabah geçilecek ancak öğleden sonra “tatil”. En kısa etap olan Hagfors Sprint ise hiç geçilmeyecek.

Organizatörler yarışın belki de kış etaplarının en meşhur etabı Vargasen’e dokunmadılar. Colin’s Crest’in de yer aldığı etap en fazla seyirci çekmeyi garantiliyordu artık bu sene rekor kırar. Özel locaların da yerleştirildiği Colin’s Crest artık iyice “sosyetik” etap oldu.

Pazar günü ise sadece televizyon yayının yüzü suyu hürmetine Lesjöfors etabı bir kez geçilecek ve yarış da kabus da sona erecek.

ERC ‘eridi’

Avrupa Ralli Şampiyonası (ERC) 2016 sezonunda kış rallilerinden nasibini alamıyor. Geçen senenin ilk yarışı Janner Rally takvime alınmadığında elde kış rallisi olarak Liepaja Rallisi kalmıştı ancak o da “sıcak” hava şartlarına yenik düşünce ERC sezona Kanarya Adaları’nda sıcak bir başlangıç yapacak.

5-7 Şubat tarihlerinde Litvanya’nın Liepaja kentinde düzenlenmesi gereken Liepaja Rallisi son yapılan incelemeler sonunda istenen kar seviyesine ulaşmadığı için organizatörler tarafından ertelendi.

Zemin kar ve buz olmadığından oluşan balçık ekiplerin etaplarda mücadele etmesine engel teşkil ediyor. Ralli parkurunda yer alan halka açık yollar da ekiplerin çivili lastikleri nedeni ile fazlası ile zarar göreceğinden rallinin düzenlenmesi imkansız hale geldi.

Sezon içinde daha sonraki bir tarihte düzenlenmesi talep edilse de bu talebin de FIA Motor Sporları Konseyi’nden onay alması gerektiğinden yarışın takvimde yeniden yer bulması çok zor görünüyor.

ERC genel koordinatörü Jean-Baptise Ley “Güvenlik herşeyden önce gelir, yarışacak ekiplerin yanısıra yarışı izlemeye gelecek seyircileri güvenliğinin de sağlanamayacağı açık olduğundan ralli sezon içinde ileri tarih ertelendi. Bu rallide mücadele etmek için gün sayan ekipleri ve bu ralliyi izlemek için can atan ralliseverleri hayal kırıklığına uğratmak istemezdik ancak hava şartları bizi buna mecbur kıldı. Sezon içinde yeniden burada yarış düzenleyebilmek için elimizden geleni yapacağız. Artık sezon açılışını Kanarya Adaları’nda yapacağız, herkesi 10-12 Mart tarihlerinde Rally Islas Canarias’da görmek isteriz.”

Aras Dinçer : Yeni M-Sport Pazarlama Müdürü: Elfyn Evans

Aras Dinçer

aras-dincerSittin senedir olduğu gibi, bu yıl da, yeni ralli sezonunun başlama vuruşunu Monte Carlo Rallisi yaptı ve 2016 ralli sezonu başladı. “E, Dakar ne peki, orada yarışanlar kör ebe mi oynuyor?” diyebilirsiniz. Ali Deveci’nin dediği gibi, Dakar hiçbir şeye benzemez. Dakar’ı ayrı tutmak lazım. Dakar kendi başına, başlı başına, düşman başına, ayrı bir macera, türünün tek örneği…

Sebastien Loeb bile başa çıkamadı çöllerle, taklayı bastı. Arjantin Rallisi’nin etaplarının da kullanıldığı ilk günlerde, Loeb mutluydu. Defalarca kazandığı Arjantin Rallisi’nin dağ etaplarında herkese tesisatı döşedi Loeb. Ama Al Attiyah, Peterhansel gibi Dakar’ın gediklileri, çöl etaplarını bekliyorlardı. Çöl işi başka bir iş… Bu adamlar çölün ustası. Dakar’ı kazanacaksan çölde, kumda, hiçbir şeyin ortasında yarışmayı bileceksin ve seveceksin. Nitekim Loeb de biraz kendi acemiliğinin, biraz da Peugeot’nun narinliğinin cezasını çekti. Seneye çok daha kuvvetli dönecektir Arjantin’e. Ama Dakar da, Loeb’ü bile gafil avlayarak, kolay lokma olmadığını bir kez daha gösterdi. Allahtan “Bay Dakar” Stephanne Peterhansel Peugeot’nun imdadına yetişti de, yarışı kazanarak Fransız Aslanının şerefini kurtardı. Katılan 4 Peugeot’dan 3’ü baltayı taşa vurdu çünkü. Cyrill Despres daha rallinin başında turbo problemleriyle dünya kadar vakit kaybetti ve oyundan düştü. Ancak 7’nci bitirebildi. Kral Carlos’un ise, şanzımanı kırıldı ve Peugeot’su pes etti. Yiğit Top’un hep dediği gibi, Kemal Abisiz Dakarlar pek de eskisi kadar keyifli olmuyor. Belki de sadece Kemal Abi’nin değil, çöl etaplarının da eksikliğinden kaynaklanıyor bu keyifsizlik. Yarışın sadece birkaç günü çöllerde geçiyor artık. Yarış güzergahı düz bir çizgi takip etmektense, olduğu yerde dönüyor veya gidip geliyor. Bu pek Dakar fanatiklerine göre bir format değil…

Gelelim Monte Carlo’ya. Son yılların en kuru Montelerinden birini seyrettik. Antrenman esnasında yollarda ve etrafta inanılmaz kar olduğuna dair görüntüler vardı. Lakin yarışın başlamasına yakın hava aniden ısındı ve hafta sonu boyunca ciddi anlamda bir yağış olmadı. Col de Turini’de bile doğru düzgün kar yoktu, sadece birkaç etap yoğun karlı zeminde geçildi. Buna rağmen, geçmişteki daha karlı, daha buzlu Monte’lerden daha olaylı geçti yarış. Daha shakedownda başladı kazalar.

Perşembe gecesi etapları kupkuru idi. Geçen senenin benzer bir senaryosu yaşandı. Citroen DS3 WRC’ler gece hayatını seviyorlar. Geçen sene geceleyin Sebastien Loeb kırmıştı Ogier’nin gururunu. Bu sene de bir başka Citroen pilotu Kris Meeke halletti o işi. Geceyi lider bitirdi Britanyalı. Ben zaten bu işi anlamıyorum… Bunca genç ve hızlı diye geçinen pilot var ortada, ama Ogier ile mücadele edebilen bir tek Kris Meeke çıkıyor piyasaya. Adam 37’sine merdiven dayadı, kendisinden 10 yaş ufak çocuklardan daha az WRC tecrübesi var, tamam bazen de basit kazalar yapıyor ama, en azından Ogier ile başa baş gidebiliyor! Mikkelsen, Neuville, Paddon, biraz daha karta kaçmışlardan Ostberg, daha kart ama daha öfkeli Kubica, Sordo, Latvala… Ya arkadaş, biriniz bile geçmeyi bıraktım, yaklaşamaz mısınız şu Ogier’ye yahu? Röportajlara inanamıyorum. Biri dördüncü gidiyor, biri yarışı ikinci bitiriyor, biri üçüncü oluyor, ama hepsi mutlu! Sosyal medyaya bir bak, yarışı yine Ogier kazanmış ama herkes mutluluktan uçuyor?! Ne o, biri kopilotuna alışmaya çalışıyormuş, öteki biz yeni arabayla yarıştık diyor, bir başkası yok efendim benim ayarım şöyle oldu, bilmem ne… Eee? Be adamlar, üç senedir hep yeni kopilotla, yeni arabayla mı yarışıyorsunuz? Toprak yarışlar başlasın, yine aynı mızmızlıkları okumayacak mıyız WRC+’da? Biz bugünkü arabalara burun kıvırıyoruz, “nerede o eski 2 litre WRC’ler, Grup A’lar” diye ama, galiba suçluyu yanlış yerde arıyoruz? Yahu 90’lı yıllarda bir WRC pilotuna üçüncü olacaksın deseler, adam üzüntüsünden direksiyonu yerdi. Kimse kabul etmezdi kazanmamayı, her etap başkası best time yapardı. Şimdi neyi takip ediyoruz? Kim ikinci oldu, Kubica nasıl uçtu, Latvala nereye vurdu, Hyundai’nin jantları ne renkmiş… Power stage’de kimin best yaptığına bile bakmıyor kimse. Nasıl olsa Ogier bırakmıyor o üç puanı başkasına. Tamam, Ogier çok özel bir pilot, sıra dışı bir kabiliyet… Ama Loeb’e karşı yarışanların günahı neydi? Adam 9 sene şampiyon oldu, ama Gronholm, Hirvonen, Solberg son yarışa kadar rahat vermiyorlardı. Kabul etmiyorlardı ikinci olmayı.

Neyse… Hayalleri bırakalım, biz yine dönelim gerçeklere… Meeke ertesi gün de, baya didişti Ogier ile. Hatta bir ara tekrar liderliğe yükseldi. Gün sonunda aralarında 10 saniye bile yoktu. Latvala, Onlardan dakika yedi cuma günü sonunda. Elinden bir kaza çıkmasın diye üçüncülüğe yatmış bekliyordu. Zira arkasında dördüncü olmak için çekişen “hızlı” gençler Mikkelsen ve Neuville’in neredeyse yarım dakika önündeydi. M Sport’un lider pilotu Mads Ostberg ilk beşe giremiyordu ve asfaltçı Dani Sordo, Ostberg’in bile arkasındaydı. Yeni i20 WRC’nin pilotları ayarlarının çok yumuşak kaldığından şikayet ediyorlardı. Tabii haklılar, arabayı bir senedir Emre Yerlici test ediyordu çünkü, ilk defa binince, ayarlar uymadı çocuklara… M Sport’un Elfyn Evans’a tercih ettiği Eric Camilli, bir ağaca otomobil ile kafa attı, ve yerine getirildiği Elfyn’i etapta seyretmek zorunda kaldı. Gerçi shakedown’da Elfyn’e geçilmiş olması da yeterince kötüydü ama, yoldan çıkmadan önce şeref golünü atmıştı Camilli. İki kere lastik patlatmış olan Elfyn’i en azından uçtuğu yere kadar zoraki de olsa geride bırakmayı başarmıştı; Fiesta WRC’si ile!! WRC ile R5 kovalamak… “Ben becerildim” demenin farklı bir yöntemi…

M Sport’ta gerçekten tuhaf işler oluyor. Ott Tanak ve Elfyn Evans gibi gelecek vaad eden pilotların yerine, orta sınıf bir pilot olan Mads Ostberg ve ölü yatırım Eric Camilli’yi aldılar. Bunların bir yarış kazanma ihtimali, Kutlu Demiriz’in Türkiye Ralli Şampiyonu olma ihtimalinden daha düşük. Halbuki, rakiplerinden geride kalan Fiesta WRC’nin açığını kapatmak için, risk alabilecek, canını dişine takıp kendini geliştirecek pilotlar lazım M Sport’a. Onlar da Tanak ve Evans idi. Malcolm Wilson Evans’a farklı bir görev verdi. Rütbesini tenzi etti ve WRC2’ye yolladı Elfyn’i. Altına da yeni spec Fiesta R5’i verdi, dedi ki, “Git Skodaları,DS3leri geç, bana müşteri getir”. Nascar’da derler ya hani, “win on Sunday, sell on Monday” diye… Bay Wilson da arabayı satma işini Elfyn’e verdi işte. Çocuk pilottu, pazarlama müdürü oldu. Şaka bir yana, bu da bir reklam biçimi, ama etik mi bilmiyorum… WRC2’de insanlar canlarını dişlerine takıp, bir fabrika koltuğuna erişmeye çalışıyorlar. Bir WRC pilotunu WRC2’ye gönderip, yeni otomobilin fragmanını yaptırmak ne derece doğru, hem o WRC pilotuna hem de WRC2’deki pilotlara haksızlık mı değil mi, iyi düşünmek lazım. 2 lastik patlatıp, ikinciye 3 dakika fark atmak nedir yahu?
Bu arada, WRC2 demişken, Fransızlar da boş oturmuyor. Mart ayında hem 208 T16’nın hem de DS3 R5’in,yeni versiyonları homologe olacak.

Yarışın üçüncü günü, Kris Meeke’in çok konuşulan taş olayı yaşandı. Taşı oradan almayan seyircilere verip veriştirenler bence haklı. Tamam ralli spektaküler bir spor, ralliyi sırf olay görmek için izlemeye gelenler bile var. Buna bir itirazım yok. Ama yolun ortasındaki bir taşı, -alabileceğiniz halde- almıyorsanız, o taşa vurup hasar alan sadece bir otomobil değildir. O otomobilin pilotunun kariyeri de hasar alıyor o taş sayesinde. Bu adamlar o koltukları kolay elde etmiyorlar. Seyircilerin de bu konuda biraz düşünceli olmaları lazım.

Peki neden diğer otomobiller taşa sadece sürttüler de, Meeke’in Citroen’i taşa vurdu ve kaplamasını orada bıraktı? PH Sport’a yakın ağızlar diyorlar ki, Meeke’in otomobili biraz yere yakın ayarlanmış bu yarış. “Ogier’ye nasıl bu kadar yaklaştı sanıyorsun?” diyorlar. Belki de bundan, belki de sadece şanssızlıktı…

JM Latvala ise, 11. etapta kendini imha etti. Yoldan çıkmayı kabullenip, fren yapsaydı, otomobili belki o kadar kırmazdı. Sadece zaman kaybıyla geri dönebilirdi yola. Onun yerine gaza yüklenip, otomobili ve seyircileri yok etmeyi denedi, kısmen başarılı da oldu. Çok yazık etti, bu yarışta ikinci olup, İsveç’te durumu eşitleyebilirdi oysa ki…

Latvala, yoldan çıktığı noktada çarptığı seyirciye yardım için durmadığı gerekçesiyle, 2016 sonuna kadar dondurulmuş olmak üzere, 1 WRC yarışından men ve bir miktar para cezasına çarptırıldı. Seyirciye çarptığını görmediğini belirtiyor savunmasında. Ama görüntüler pek de öyle söylemiyor. Incar’daki ses kayıtları incelenmiş FIA tarafından. Gördüğü belli konuşmalarda. Latvala asla çarptığı bir seyirciyi bırakıp gidecek türden bir pilot değil. Sosyal yönü kuvvetli bir insan. Sanırım hafifçe vurduğunu düşünüp, basıp gitti. Seyircinin hayati tehlikesi yok ama yaralı. Latvala’nın sandığı kadar hafif değilmiş kaza maalesef. Görevinden ayrılmak üzere olan Takım Direktörü Jost Capito ise, Fin pilota sahip çıktı. Zaten ralli tarihinde hiçbir direktör, pilotunu Jost Capito kadar savunmamıştır herhalde? Latvala ne yapsa, Capito savunuyor. Dirayetli bir yönetici Capito. Latvala da, kazanın hemen ertesinde, Tommi Makinen’in direktörlüğünü yaptığı Toyota’ya transfer olacağı dedikodularını yalanladı. Sıkıysa yalanlamasın zaten…

Hem Meeke, hem de Latvala abandone olunca, dördüncü olmaya çalışan Mikkelsen ve Neuville, bir anda kendilerini podyumda ve ikincilik için çekişirken buldular. Bir ara Mikkelsen icat çıkardı ve herkesin süper soft ile çıktığı lupa, çivili lastiklerle çıktı. Lupun ikinci etabındaki karlı iniş kısmında avantaj sağlamak istiyordu. Ama etaplar o kadar kuruydu ki, karlı inişler bile, bir önceki etapta kaybettiği zamanları geri toplamasına yetmedi. Neuville, bu esnada yaptığı iyi zamanlarla arayı kapattı Mikkelsen ile. Ama son 2 etapta yaşadığı aktarma problemleri ile zaman kaybetti, hatta son etabı, iki çeker geçmek zorunda kaldı. Valla şimdiki gençler bir harika. Abileri nasıl olsa bir çuval inciri mutlaka bir şekilde mundar ediyor. Bunlar da uyanık, bekliyorlar… E, karpuz yata yata büyür tabii, demek ki gençler de böyle büyüyecek. Sonra Ogier’yi niye kimse geçemiyor…

Şimdi gelelim, kimsenin karar veremediği konuya, “hangi araba daha güzel…”
Bu noktada Ogier’yi ayrı bir yere koymak lazım. Diğerlerine bakalım, zamanlar yalan söylemez. Geçen sene Loeb, bu sene de Meeke gösterdi ki, DS3, asfaltta Polo’yu geçebiliyor. Hatta Ogier’yi bile geçebiliyor. Toprakta da Meeke’in, Mikkelsen ve Latvala ile yarışabildiğini biliyoruz. Hep söylüyorum, DS3 WRC hala yavaş bir otomobil değil, Polo WRC’den aşağı kalır tarafı yok. At sahibine göre kişner, araba Loeb’ü istiyor, hepsi bu… Yeni Hyundai’nin asfaltta yeterli olmadığını gördük, ki Hyundai pilotları asfalta daha yatkınlar diğerlerine göre. Mesela İsveç’te nal toplayacaklar, İsveç şartlarına uygun pilot yok Hyundai’de. Yeni i20 WRC’nin notunu vermek için Portekiz Rallisinin sonuna kadar beklemek lazım bence. Ama pek de umutlu olmamak gerektiğini gördük Monte’de. Citroen’den de, Volkswagen’den de yavaşlar hala maalesef.

WRC’de durumlar şimdilik bu mihmalde…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Aras Dinçer : Serkan Ağabey vs. Serkan Başkan

Aras Dinçer

aras-dincerBen Serkan Ağabey diye hitap ediyorum, ama elbette bizim büyüklerimiz ve kendisinin yaşıtları Serkan derler Serkan Yazıcı’ya. Dolayısı ile, siz başlığı durumunuza göre, “Serkan Yazıcı vs. Serkan Başkan” diye uyarlayabilirsiniz.

Çok uzun yıllardır gördüğümüz en –mümkün mertebe- şeffaf, kavgasız, gürültüsüz, dostane ortamda gelişen bir seçimi geride bıraktı sporumuz. Ve sandıktan Serkan Ağabey çıktı. Önce sporumuza hayırlı ve faydalı olmasını, sonra kendisine kolay gelmesini diliyorum. Hafif bir taşın altına koymadı elini Şampiyon. Elbette ki, kendisi de biliyor, herkesin 3 ile döndüğü virajı 4 ile dönmeye benzemediğini bu işin. Çok büyük ölçekli bir sistem tasarlamak zorunda Yazıcı yönetimi. Bu sistem:

a) 3 ile dönülecek virajı, 4 ile dönen/dönecek gençleri bulacak, yetiştirecek,
b) Bulup-yetiştirmek için uygun ortamı ve işleri tesis edecek,
c) Federasyonun mali yapısında başlı başına bir reform yapacak (Bağış vesaire değil, reform),
d) Bu reform ile, Federasyonu kişilere bağımlı olmaktan kurtaracak; kendi başına ve kalıcı olarak ayakta durmasını sağlayacak bir finansal düzen ve mali yapı kuracak,
e) Kulüpleri ve gözetmenleri iyi eğitecek, onlara iyi çalışma şartları sunacak, ama karşılığını da iş olarak isteyecek,
f) Tüm bunları yaparken de, hali hazırda çeşitli seviyelerde ve branşlarda bu sporu yapan bir çok insanı da memnun edebilecek idari ve sportif çözümler üretecek

niteliklerde, bizi en az 20 sene öteye taşıyacak bir sistem olmalı. Daha doğrusu, bizlerin onlardan beklentisi bu… Onların da kendilerine koydukları hedef bu olsa gerek. Neticede Başkan, Arjantin’den Bulgaristan’a, Dünya’nın dört bir tarafındaki rallilerde gün görmüş, farklı motor sporları kültürlerini deneyimlemiş bir sporcu. Keza yönetimde de hem yurtiçinde, hem de yurtdışında yarışmış isimler var. Organizasyonun saha tarafında tecrübeleri yok, ama kurumsal yönetimi iyi bilen bir ekip. Böyle bir başkan ve ekipten beklentilerin büyük olması da normaldi. Ki oldu da…

Bu beklentiler, yılların getirdiği geri gidişin birikimini de temsil ediyor ve belki de bu yüzden bu kadar büyük. Ancak, hepimizin ve sporumuzun iyiliği için, bu noktada herkesin olabildiğince sakin olması gerekiyor. Bu yönetimin elinde sadece 10 ay var. 10 ayda, takribi 30 sene geri kalmış sporumuzu, Fransa, İngiltere, İskandinavya seviyelerine getirmelerini bekleyemeyiz. Serkan Yazıcı sadece direksiyon başındayken sihirbazlık yapabilir. Bu 10 ayı ve 2016 sezonunu, üzerimizdeki ölü toprağını atma ve silkinme süreci olarak yaşamayı göze almalıyız. Bunun için maliyetleri düşürmek amacıyla bazı kısıtlamalar olabilir, hoşumuza gitmeyecek bazı sportif kararlar alınabilir, hatta hatırlamak dahi istemeyeceğimiz kadar kısır bir sezon bile yaşayabiliriz. Bu durumları dile getirip eleştirmek elbette ki normaldir, ve eleştiriler zaten olacaktır. Ama bu eleştirileri yaparken, 10 aylık değil, uzun dönemde bu yönetimin sporumuzu çıkarmaya aday olduğu refah seviyesini de düşünerek yapmakta fayda var. Serkan Yazıcı’nın hedefinin 10 aylığına federasyon koltuğuna oturmak olduğuna inanmıyorum. Mutlaka aklında, sporu yabancı ülkelerdeki seviyeye yaklaştırmak için önlemler, planlar, örnekler vardır. Kısacası, eleştiri yapalım, ama 10 ayda mucize beklemeyelim. Peki ne bekleyelim..?

Vizyonu geniş bir başkandan ben şunu beklerim mesela. 2016 sezonu ile ilgili kural-kitap-plan-düzen vs. ne varsa açıkladığı gün, şunu da açıklasın: Bir sonraki seçim kampanyası…

Diyeceksiniz ki, başkan seçileli daha 1 ay oluyor. Bir sonraki seçime kim öle kim kala… Evet, belki erken olabilir. Ama spor kamuoyunun güvenini kazanmak isteyen bir başkan, bunu bir yöntem olarak kullanıp, algıyı lehine de çevirebilir. 2016 kurallarının açıklanacağı gün, Serkan Başkan çıkıp “Bir sonraki seçime girersem ve kazanırsam, uzun vadeli planlarımın neler olduğunu şu gün açıklayacağım, bana o güne dek müsaade edin” dese mesela… Attım kafadan, 15 Mayıs 2016’yı hedef koysa açıklama için… 2015 seçiminden sonra yaklaşık 6 aylık bir süre demek oluyor… Böyle bir Başkan ve yönetim, 6 ayda, uzun vadeli plan ve projelerini oturtabilir ve açıklayabilir herhalde. İşte yukarıda maddeler halinde saydığım sistem tasarımının projeleri ve planları olacak bunlar. Bu maddeleri yerine getirecek sistemi 6 ayda tasarlasınlar mesela, ve eğer yine seçilirlerse, 2016 seçiminden itibaren uygulamaya koysunlar. Bu sistemi açıklamak, bir tür güvenoyu almak da olur, çünkü eğrisiyle, doğrusuyla bir gelecek planı göreceğiz eğer bu gerçekleşirse… Başkan Mayıs ayında çıkıp derse ki; “Biz 2015 sonunda seçildik, direksiyona geçtik. Sporumuz spin atmıştı. Yetmedi, bir de kaza yapmaya doğru gidiyordu. Biz 2016’da fren yaptık, otomobili topladık, yola geri getirdik. Şu an takvimler Mayıs 2016’yı gösteriyor. Artık gazlamaya başlıyoruz. Seçilirsek de, gazlarken kullanacağımız yol notları bunlar bunlardır”… İyi tasarlanmış bir de sistem ve bu sistemin nasıl çalışacağını da koyarsa ortaya, bu adama kim “in koltuktan” der? Kim eleştirirken belden aşağı vurur?

Yeni yönetim, tez vakitte böyle müspet planlar ortaya koyarsa, 2016 sezonunu kısır geçirmeyi, yarışmaktan daha az keyif almayı sineye çekebilir bu camia. Çünkü önünü görür… 2017’den itibaren neler olacağını, bu sporun nasıl idare edileceğini, finanse edileceğini, tanıtılacağını, yaygınlaştırılacağını anlar. Günü kurtarmalık değil, uzun vadeli planlar olduğunu idrak eder. Aptal değil bu camianın insanı. Yöneticilerin uzun vadeli kurtuluş savaşı planları olduğunu görürse, “hadi hayırlısı” der, destek verir yeni yönetime. Ama tabii, tek ve olmazsa olmaz şart, kamuoyunun, müspet ve mantıklı planlar ile aydınlatılması. Ne olacak, ama, daha da önemlisi… Nasıl olacak, ne zaman olacak, bunları bilmeliyiz.

Bu kamuoyunu aydınlatma işini, seçim kampanyaları esnasında göremedik. Planlardan bahsedildi, ama iki aday da açıklamadı. Havada kaldı hep “planlarımız var” lafları. “Şunu yapacağım” demekle, “şunu şöyle şöyle yapacağım” demek arasında fark var.

Gerek 2016 sezonu, gerekse –açıklandığı takdirde- 2017 ve sonrasıyla ilgili planlar hakkında, olumlu-olumsuz eleştirileri eksik etmeyelim. Bu 10 aylık dönemde ve eğer seçilirse sonrasındaki dönemde, tanıdığımız Serkan Yazıcı ile, görev başındaki Serkan Yazıcı çelişebilirler. Makam, biraz otorite ister. Yeri gelecek, başkan başkanlığını hissettirecek. Spor kamuoyunun hoşuna gitmeyen kararlar çıkabilir Göksu Evleri’nden. Çıkarsa da görgü kuralları sınırlarını aşmadan eleştiri yapmak herkesin hakkıdır. Bu noktada, başlıkta bahsettiğim gibi “Serkan” veya “Serkan Ağabey” ile, “Serkan Başkan”ı ayrıştıracağız. Nasıl ki, Başkan olmak ayrı şey, arkadaş-ağabey ilişkisi başka şey ise, Serkan Yazıcı’nın hatırına, Serkan Başkan’ı eleştirisiz bırakmak da olmaz. Olumlu icraatlara alkış tutarken, gerekirse Serkan Başkan’a sorabilmeliyiz de “Başkan nedir bu?” diye… Zaten kendisi de bunu istiyor. Eleştirilmek istiyor, eleştiriden korkmuyor.

Sportif formatlar açısından, bir sporcu olarak benim de hoşuma gitmeyen duyumlar var şu anda. Ancak bunlar şu an sadece birer duyum. 2016’nın sportif formatlarıyla ilgili olumlu-olumsuz eleştirileri ancak, duyumlar, kitaba dönüştüğünde yapabiliriz. Şu an boş konuşmak olur.

Bir tek kesin husus var, onun hakkında rahatlıkla fikrimi söyleyebilirim. Müstakil yarışlardan oluşan (kendi ayrı takvimi olan) TOSFED Ralli Kupası’nın kaldırılmış olmasına çok üzüldüm. Üzülmem için de, haklı sebeplerim var. İlk önce, bir sporcu olarak şunu söyleyebilirim. Bursa, İzmit ve İstanbul’da 4 farklı kulübün, 5 adet TOSFED Kupası rallisine girdim. Amatör ralli ruhuna bu kadar yakın, ekonomik açıdan da yarışmacıyı bu kadar kollayan bir format neden terkedildi bilmiyorum. Dışarıdan bakınca ise, TOSFED Ralli Kupası için şahısların harcadıkları onca emek ve yarattıkları sinerjinin boşa gitmiş olduğunu görmek üzücü. O veya bu şekilde, TOSFED Ralli Kupası’nın –hem de müstakil bir takvimle- sürdürülmesinde büyük fayda vardı. Kulüplerin koskoca senede tek bir yarış düzenlemesi, pek de çalışkan bir sistem değil. Finansman sorunu olduğu aşikar ve sanırım kupanın kaldırılmasının sebebi de finansal meseleler. Umarım bu geçici bir karardır. Ve umarım, finansman sorunun da çözüldüğü bir formatta, 2017 yılında TOSFED Ralli Kupası geri döner. Hem amatör ralli ruhu açısından, hem genç yeteneklerin keşfedilebilmesi için, hem de mevcut pilotlarımıza daha fazla kilometre yaptırabilmek için…

En acil çözülmesi gereken konu da, başta yarış otomobilleri ve yarış yakıtı olmak üzere, tüm motor sporları ekipmanlarının ithalat, vergilendirme ve bürokratik prosedürlerinden kurtulma meselesi. Bu gidişle, 5 sene sonra faytonla yarışacağız, yarış otomobili sayımız azalıyor git gide…

Sayılı zaman çabuk geçer, şu 10 aylık bilançoyu ve yeni yönetimin –sunmayı planlıyorlarsa eğer- sunacağı gelecek planlarını bir görelim, sonra Serkan Başkan’a yaparız olumlu-olumsuz eleştirilerimizi.

Monte Carlo Rallisi öncesinde bir WRC analizi yapıyor olacağım bir sonraki yazıda. Bu vesile ile yeni TOSFED yönetimine tekrardan kolay gelsin diyorum. Yeni yılın ve yeni sezonun da, Türk motor sporları camiasına keyif getirmesini ve kazasız-belasız geçmesini diliyorum.

Hatalıysam:
arasdincer@rallidergisi.com

Çağlar Süren : Barcelona’dan İstanbul’a

Rallidergisi-CaglarSuren-BarcelonaRX_3Motorsporları Katedrali olarak da bilinen Katalunya Pistinde muhteşem bir hafta sonu geçiren Dünya Rallikros Şampiyonası ekipleri İstanbul’a vardılar bile. Önce İspanya ayağından bahsedelim.

Uzun yıllardır hayranı olduğumuz Formula1, MotoGP, WTCC kahramanlarının yarıştığı, torunlara anlatılacak olaylara sahne olmuş, efsane isimleri misafir etmiş hatta yetiştirmiş bir pistten bahsediyoruz. IstanbulPark’ın öncü olduğu büyük pistin içine Rallikros Pisti monte etme akımına bu sene Hockenheim ve Katalunya pistleri de katıldı. Hockenheim, DTM ile yapılan anlaşma ile aynı hafta sonu gerçekleştiği için Dünya Rallikros Şampiyonası biraz DTM gölgesinde  kalsa da seyircileri hayran bırakmayı başarmıştı. Katalanlar ise seyri çok kolay, geniş düzlükleri ve sert zeminli toprak bölümü ile geçişlere imkan tanıyan bir pist hazırlamışlar. Bu da tribünleri dolduran 20bin civarında (resmi açıklanan rakam bu olsa da bence daha azdı) seyircinin temposu çok yüksek yarışlar izlemesine zemin hazırladı. Finalde Petter Solberg’in ikinci sıradan kalkıp uzun start düzlüğü ve takip eden geniş virajda Hansen’i geçerek liderliği alması ise herkesin nefesini kesti. RXLites Şampiyonasında ise neredeyse tüm yarışlar bitiş çizgisine kadar ayna aynaya devam etti. O kadar ki, örneğin Heat2’de Bryntesson ve Raymond arasındaki fark 0,19 saniye idi.

Padok alanı ile yarışın gerçekleştiği alan birbirine o kadar uzaktı ki, servis alanından minibüslerle sürekli insan taşıdılar. Ancak benim gibi acelesi olanlar servis beklemek yerine o mesafeyi koşmayı tercih etti. Motorumu hiç bu kadar özlememiştim.  Keşke yanımda  olsa diye çok hayıflandım ama nafile. İstanbulPark bu konuda sezonun en iyisi, ancak bu kadar derli toplu olabilir.

Geçtiğimiz yılın şampiyonu Petter “Mr. Hollywood” Solberg, Peugeot takımının son 3-4 yarıştır sezonu domine etmesine dur dedi ve yarışı kazandı. Hem kendisinin hem de takımının zafer sevinci görmeye değerdi. Bu zaferin arkasında nasıl bir emek olduğunu bilen bilir. Kristoffersson VW Polo’suyla bir parlayıp bir söndüğü sezonda bu kez podyuma çıkmayı başardı. Hansen de Peugeot 208’i ile üçüncü olarak podyumu tamamladı.

Rallidergisi-CaglarSuren-BarcelonaRX_4

RXLites ise başlı başına büyük ses getirdi. Dünya Rallikros arenasında ilk kez bir Kenyalı hatta ilk kez bir Afrikalı, RXLites ile yarıştı. Geçtiğimiz yıl sonu İstanbulPark’ta Avitaş Motorsport’un organizasyonunda düzenlenen Test Gününe katılan 17 yaşındaki Tejas Hirani, Kenya Turizm Bakanlığı desteğiyle Katalunya Pistinde start aldı. TOKSport’un garajından yarışan Tejas, İstanbul ve İtalya’da da yarışacak. Biraz İskandinav hegemonyasında yürüyen Dünya Şampiyonası aksine RXLites gerçek uluslararası şampiyona olma yolunda bir adım daha atmış oldu ki bu First Corner ekibinin ana hedefleri arasında yer alıyor. Hatta önümüzdeki hafta İstanbul’da yine bir ilk gerçekleşecek ve Katarlı Khalid Al-Suwaidi TOKSport’un garajından RXLites ile yarışarak, bu arenaya giren ilk Ortadoğulu olacak.

Çok ses getiren bir başka isim de İspanyol Laia Sanz oldu. 2015 Dakar yarışında en iyi kadın sürücü olmasının yanında genel klasmanda 9. bitirerek gelmiş geçmiş en iyi kadın sürücü ünvanına da sahip olan Laia, RXLites ile rallikros parkurunda şansını denemek istedi.  Yarıştan sadece 2 hafta önce yine Katalunya Pistinde bir Seat Leon ile 24 Saat yarışına katılıp ekibiyle kendi sınıfını kazanan Laia, malesef bu kez umduğunu bulamadı. Menajeri, basın sorumlusu, antrenörü, yardımcısı gibi kalabalık bir ekiple piste gelen Laia, eminim Solberg’ten daha çok imza vermiştir seyircilere. Yerel kahraman olmak böyle bir şey. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Menajerinin yarış öncesi söylediği manidar: “SuperCar yerine RXLites tercih ettik ki sportif başarıyı daha kolay kazanalım ve bunu kullanabilelim.” Adamcağız nereden bilsin RXLites rekabetinin bu kadar yüksek olduğunu! Laia en iyi yarışında liderle arasındaki farkı 23 saniyeye indirebildi. Kariyerimi bitirdiniz diye ağlaması da cabası. Kızcağıza “rallikros bu, kurtlar sofrası, neye uğradığını şaşırırsın” diyen çıkmamış hiç!

Bir başka itiraf da 1997 Avrupa Ralli Şampiyonu, Dakar fatihi, Polonyalı efsane pilot Krzystof Holowczyc’ten geldi. Ayak üstü sohbetimiz sırasında iç çekerek şunları söyledi: “Sezon öncesi, birkaç çoluk çocuğu geçer, şampiyon olur, kariyerime bir yenisini eklerim diye düşünmüştüm. Ne büyük hata etmişim! RXLites rekabeti, SuperCar’dakinden daha fazla,çünkü şartlar her zaman eşit. Üstelik, RXLites kullanan, SuperCar’ı çok daha kolay kullanır. Geleceğin şampiyonları kesinlikle buradan çıkacak…”

Bunları duymak hepimiz için ne büyük gurur.

Rallidergisi-CaglarSuren-BarcelonaRX_2

 

Bu hafta sonu Dünya Rallikros Şampiyonası İstanbul’a geliyor. Bir kez daha ev sahibiyiz. “Dünya Şampiyonası” ünvanına özellikle vurgu yapmak gerek. Ulusal, bölge veya özel kupa falan değil; Dünya Şampiyonası! Bunun farkında mısınız?

Yakın çevremde, özellikle camiada dönen konuşmalara, burun kıvırmalara hiç girmeyeceğim. Sadece şunu belirtmekte fayda görüyorum. Bir kaç idealistin omuzlarına böyle büyük bir işi yüklemek hiçbir zaman doğru olmadı, olamaz da. Sonuçlarını geçmişte yaşadık, gördük.  Herkesin bu hafta sonu gerçekleşecek yarışa sahip çıkması gerek. Bilet fiyatları pahalı diyenlere cevabım, sezonun en ucuz biletleri İstanbul’da olur. İki gün için 98 TL. En yakın örnek, iki hafta önce İspanya’da günlüğü 50 Avro, Fransa’da 35 Avro idi. Merak eden araştırabilir. Üstelik bu sene pistte iyileştirmeler yapıldı. Artık gerçek bir zıplama noktası var.  Vural Ak, hiç de mecbur olmadığı halde, sadece gelecek seyircilere daha iyi görüntü verilebilmesi için epey masraf etmiş, IstanbulPark ekibi büyük emek harcamış.  Geçen sene çok dar olan ilk viraj artık daha geniş, zıplama noktası ve toprağa giriş U virajında daha geniş alan. Bunlar ciddi masraflar. Bilet satışından elde edilecek gelir bu küçük değişikliklerin masrafını bile karşılamaz.

Bir de işin uluslararası boyutu var. Geçen yazımda belirttiğim gibi bazı ülkeler sezondan bir yarış kapmak için sıraya girmiş durumda. Bunların başında Letonya geliyor. Katar ve Rusya sırada. Hatta Kenya bile oyuna dahil olma yolunda adımlar atıyor ve bu girişimlerde Halid Avdagiç’in de katkısı büyük. Kısacası, boş tribünlere yarış yapmak kimsenin işine gelmiyor. Tribünleri dolduracak alternatif ülkeleri tercih etmek her an mümkün. En iyi ihtimalle Intercity IstanbulPark’ın IMG ile olan anlaşması bitince yenilemez ve biz de kalan son Dünya Şampiyonası yarışımızdan oluruz. Hazır önüne konmuş bülteni bile yayınlamayan medya mı, daha iyisini yapabilecekmiş gibi konuşan insanlar mı, kimler kına yakar bilemiyorum.

Önümüzde büyük bir fırsat var ve hepimize görev düşüyor. Bu Dünya Şampiyonası yarışına sahip çıkmalıyız. Bilinirliğini arttırmak, duyulmasını sağlamak, daha fazla insana bu bilgiyi ulaştırmak artık o kadar da zor değil. Sosyal medyanın gücü hepimizce malum. En küçük katkı dahi, birleştiğinde büyük etkileri yaratabiliyor. Biraz pozitif olmaktan hiç kimse zarar görmemiştir bugüne kadar.

Aracı olmayanlar için hatırlatmakta fayda var. Yarış günlerinde Bakırköy, Bostancı, Kadıköy, Pendik ve Taksim’den tüm gün otobüs seferleri düzenleniyor. Piste gelemeyenler de NTVSpor’dan (yine bir bel hareketiyle fikir değiştirmezlerse) Pazar günü 14:00 -16:00 saatleri arasında yapılacak canlı yayını izleyebilirler.

Hafta sonu 21 SuperCar ve 10 RXLites start alacak. Geçtiğimiz yıl olduğu gibi yine muhteşem bir şölen bizleri bekliyor. Starta dizilmiş canavarların kudretli sesi ve dünya şampiyonlarının tampon tampona mücadelesi  hiç şüphesiz ki nefesleri kesecek. Geçtiğimiz yıl olduğu gibi Şampiyon belli değil ve puanlar çok yakın. Son yarış olan Arjantin, ülkedeki seçim ve muhatap bulunamama gibi gerekçelerle büyük ihtimalle iptal oldu. Yani İstanbulRX, İtalya’dan önceki son yarış ve rekabet inanılmaz boyutlara ulaşmış durumda. Bu tarihi anlara şahit olmak için önümüzde çok kolay ulaşabileceğimiz bir fırsat var. Orada olacak mısınız?

Çağlar Süren
caglar@rallidergisi.com

 

Çağlar Süren : Cehennemden Selamlar!

Rallidergisi-CaglarSuren-HellRX_1Norveç’in orta batısında 1500 nüfuslu küçük bir kasaba. Bu kasabanın adı “Hell”! İngilizce’de Hell cehennem demek. Sadece ismiyle turist çekmeyi başaran dünyada sayılı yerlerden birisi. Norveç dilinde ise şans anlamına geliyor. İsmiyle yapılan şakaların sınırı yok. “Cehennem’den sevgiler” etiketiyle paylaşılan fotoğraflar sosyal medyada epey yer tutuyor. Bizi ilgilendiren kısmı ise geçtiğimiz hafta Dünya Rallikros Şampiyonası’nın sekizinci ayağı işte bu küçük kasabada yapıldı:HellRX! Ormanlık bir dağın yamacında, iniş çıkışlarıyla ünlü pistte hafta sonu boyunca yapılan müthiş yarışlar nefes kesti. Sezonun en kuzeyde olan ayağıydı : 63ºKuzey. Resmi rakamlara göre 21.000 bilet satıldı. Davetiyeler, takım misafirleri ve diğerlerini de eklerseniz yaklaşık 25.000 kişilik bir güruh bu küçücük kasabanın yamaçlarında Rallikros heyecanına ortak oldu.

 

Yarışlar diyorum çünkü cumartesi ve pazar günü pistin etrafını çeviren yamaçlardaki doğal tribünlere yerleşen rallikros meraklıları toplam 76 adet farklı yarış izlediler. Yazıyla yetmişaltı. Üstelik bunlara mahalli yarışlar dahil değil. Eleme yarışları (Heat), yarı finaller ve finaller; çarpı SuperCar, Euro SuperCar, Touring Car ve tabii ki gururumuz RX Lites! Pazar günü Heat’ler bitip de finallere doğru geçilmeye başlandıkça, yani en hızlıların savaşı er meydanında tozu dumana katınca, yıllar boyu anlatılacak sahneler çıktı. Örneğin Supercar ikinci yarı finali! Şampiyon Petter Solberg’in arada kalıp sağ önü kırması; Andreas Bakkerud’un lider giderken yine aldığı darbe sonucu önce sağ ön lastiğini patlatıp sonra o lastiği tamamen kaybetmesi; Timur Timerzyanov’un Matthias Ekström’ün S1 Quattro’sunun üstünden sekerek takla atması ama yine de yarışı bitirmesi ve hatta finale çıkması. Hangi birini anlatsam bilemedim çünkü hepsi hepsi 6 turluk yarışta aynı anda birden fazla köşede o kadar çok olay oldu ki, piste hakim bir tepede fotoğraf çekmeme rağmen olanları takip etmem mümkün olmadı. Canlı yayın görüntülerini izledim sonradan ve yayın ekibinin de tüm bu olanları yakalamakta ne kadar başarısız olduğunu gördüm. Neler neler olmuştu da ekranlara yansımamıştı.

Rallidergisi-CaglarSuren-HellRX_4

Rallikros’un en büyük avantajı da bu zaten. En fazla 10 dakika aralıklarla hep yeni yarışlar ama her birinin temposu alabildiğine yüksek. Sıkılmanız imkansız çünkü o kadar çabuk ve yüksek tempoda olup bitiyor ki her şey, arada yemek molası bile verseniz döndüğünüzde yan tarafta oturanlardan neler kaçırdığınızı dinlemek zorunda kalıyorsunuz.

HellRX pistine bu yıl 200.000 Avro harcanarak bazı geliştirmeler yapılmış. F1’de kullanılan led ışıklarıyla yarışanlara Sarı/Kırmızı/Yeşil/Mavi bayrak gösteren ve merkezden kablosuz kumanda edilebilen noktalar, fiber internet altyapısı, (Dağın başında fiber internet?!) tesisler ve elbette pist zemini. Tüm bunların karşılığını fazlasıyla aldıklarını düşünüyorum çünkü hem oraya gelenlerin tepkileri hem de tüm dünyadan televizyon başında izleyenlerin sosyal medyadaki geri dönüşleri bu yapılan yatırımlarla yıllarca kendinden söz ettirecek bir kasaba ve hafta sonu yarattıklarının göstergesi.

RX Lites serisinde 12 otomobil start aldı. Pendik, İstanbul üretimi bu canavarlar en az büyük ağabeyleri SuperCar’lar kadar ilgi çekti. Podyumda ise yine gençler vardı. Birinci olan Norveçli Thomas Bryntesson daha 17 yaşında. İkinci Kevin Hansen Jr. da öyle. Üçüncü Kevin Eriksson ise 19. Yarışanlar arasında 1997 Avrupa Ralli Şampiyonu, Dakar’ın önemli isimlerinden ve Polonya’da inanılmaz bir üne sahip Kryzstof Holowczyc gibi isimlerin olduğunu hatırlatmakta fayda var. Holowczyc yarı finallerden önce yaptığımız ayak üstü sohbette dert yandı: “Bu gençleri yakalamak imkansız, daha ne yapabilirim?” Yüzündeki acı ifadeyi tarif edemem. Geleceğin rallikros dünya şampiyonları bizim ürettiğimiz otomobillerle yetişiyor ki bu gururu anlatmak için kelimeler yetersiz kalır.

Birinci olan Thomas, Norveç Motorsporları Federasyonu’nun uzun elemeler sonucu keşfedip destekleme kararı aldığı genç yetenek. Norveç, genç yeteneğini dünya şampiyonu olma yolunda desteklerken bizim ürettiğimiz otomobili ve sahibi olduğumuz şampiyonayı seçiyor. Düşünsenize o pistte dolaşırken koltuklarımız nasıl da kabarıyor!

Podyum sonrası Thomas’ın ağzı kulaklarındaydı: “Kendi evimde kazanmak benim için önemliydi. Her iki Kevin da benden çok daha tecrübeli, bu açığı kapatmam gerekiyor,biliyorum. Takımım çok iyi iş çıkardı ve bana hızlı ve sorunsuz bir otomobil teslim etti. Bu pistte önündekini geçmek çok zor. Hamle yapsanız da hasar almadan devam etmek imkansız gibi. Bu yüzden ilk turdan itibaren öne geçip arkama bile bakmadan kaçtım. Sonuçta birinci oldum ve çok mutluyum.”

Rallidergisi-CaglarSuren-HellRX_5

Bir başka mutlu isim de Kevin Hansen Jr idi. Lider geldiği Norveç’ten yine lider olarak, hatta farkı 9 puana çıkartmış olarak ayrıldı. “Şampiyon olursan ödül olarak Arjantin’de Fiesta SuperCar kullanacaksın, bu seni heyecanlandırıyor mu?”diye sordum. Konuşmasının tonu bile ne kadar heyecanlandığını gösteriyordu: “Bu inanılmaz bir tecrübe! Bazen kendimi orada, SuperCar direksiyonunda hayal ediyorum. Ama önce bitirmemiz gereken 3 yarış daha var. Her şey sırayla. Şimdilik yolunda gidiyor ve burada ikinci olsam da farkı açmış olarak eve lider dönüyorum. Sponsorlarıma karşı sorumluluklarım var, örneğin RedBull atleti olduğum için sadece yarış kazanmayı değil, sezon sonu şampiyon olmayı düşünmem ve bu hedefte gerekirse daha pasif kullanmam gerekebilir. Ve evet, Arjantin’de o koltuğa oturan ben olmak istiyorum. Sana çok iyi pozlar vereceğim orada, söz!”

Pek de alışık olmadığım bir olgunluk ve profesyonellik bu! Daha 17 yaşında, kısacık konuşmasında hem kendisine, ekibine, sponsorlarına ve hem de medyaya göndermeler yapmak? Ne zaman öğrendiniz bu kadarını?

Gelelim dedikodulara. Hem organizasyondan hem de takımlardan muhabbetim olanların ilk sorusu şu oldu:Türkiye’deki savaş ne olacak? İnsan 63º Kuzeyde böyle bir soruyla karşılaşınca cevap vermekte zorlanıyor. “Ne savaşı, o dediğiniz Suriye’de” diyerek kıvırmaya çalıştıysam da anladım ki hepsi çok yakından takip ediyor durumu. “Pistin 10 km yakınında otomobil patlattılar ama!” cevabıyla Sultanbeyli’de karakol önünde gerçekleşen olayı referans göstermeleri bunun ispatı. Bu kadar yakından takip etmelerinin sebebi ise 3-4 Ekim’de İstanbulPark’ta gerçekleşecek sezonun 11. yarışı ve ne yalan söyleyeyim çok belli etmemeye çalışsalar da hepsi endişeli. Geçtiğimiz yıl yine benzer sebeplerle İstanbul’daki yarışa gelmeyen Amerikalı sporcular Ken Block, Tanner Foust ve RXLites pilotu Mitchell DeJong boşu boşuna yarış kaçırdıklarıyla kaldılar. Ancak sorunun kaynağı tam da burada . Geçtiğimiz yıl İngiliz şirketi olan ve Dünya Rallikros Şampiyonası’nın sahibi IMG kısa zaman önce Amerikalılar tarafından satın alındı. Amerikan Hükümetinin, özellikle geçenlerde yaşanan İstanbul Konsolosluğu baskınından sonra Türkiye’yi güvensiz ülke ilan etmesiyle, artık bir Amerikan şirketi olan IMG de bu yönde sızlanmaya, ne yapsak da yırtsak şu işten demeye başladı. Burada hepimize görev düşüyor. Başta IMG’nin Türkiye ortağı olan Doğuş Grubu (ki şu anda Dünya Şampiyonasında yarışan VW ve Audi takımlarının Türkiye temsilcisi), hükümet yetkililerimiz ve Intercity IstanbulPark yönetimi olmak üzere bir takım girişimlerle niyetimizi ve ısrarımızı göstermeliyiz. Ancak tüm bu yönetimlerin gücü bir yere kadar. Asıl etkiyi gösterecek olan taraftarlar, seyircilerdir. Ne kadar kalabalık olursak, o kadar vazgeçilmez oluruz. O kadar gücümüzü gösteririz. Ancak, “Hükümet kaynakları tehlikeli diyorlar ama onbinlerce insan geliyor seyretmeye, elbette İstanbul’da yarışacağız” dedirtirsek bu tartışmaların tamamı son bulur. (Burada belirtmeden edemeyeceğim. Medet umduğumuz Doğuş grubuna ait NTVSpor kanalı, yayın hakları onlarda olmasına rağmen geçtiğimiz hafta Norveç yarışını canlı yayınlamadı. Voleybol yayınlamayı tercih etti. Spor branşından bağımsız olarak söylüyorum, diğer tarafta Dünya Şampiyonası seviyesinde bir organizasyon varken tercihlerini bu yönde kullanmalarını anlamakta zorlanıyorum. Yani işimiz zor!)

İstanbul yarışına sayılı günler kaldı. Önce 5-6 Eylül hafta sonu Fransa yarışı var ki geçtiğimiz sene 70.000 seyirciyle rekor onlarda. Bu yıl yapılacak versiyonu merakla bekliyorum. Sonra da ilk kez gerçekleşecek İspanya yarışı var. Bu yarış efsanevi Catalunya Pistinde gerçekleşecek. Aylar öncesinden tanıtım çalışmalarına başlayan Katalan organizatörler, şimdiden binlerce taraftarın ilgisini çekmeyi başarmış durumda. Yeni bir seyirci rekoru duyarsak şaşırmayalım. Bizde ise bir Facebook etkinliği sayfası haricinde pek bir atılım göremedim hala. Ama ümidimi koruyorum. Geçtiğimiz yıl olduğu gibi büyük bir atakla yarışımızın tanıtımı tüm mecralarda yerini alacak ve herkesin haberi olacak. Biz de Intercity IstanbulPark’ın tribünlerini doldurarak dosta, düşmana, kalan tek dünya şampiyonası yarışımıza nasıl da sahip çıktığımızı göstereceğiz. Sahip çıkmak için tek yol bilet almak ve tribünde olmak değil elbette. Çok basit eylemlerle farkındalık düzeyimizin yüksek olduğunu yukarıda belirttiğim mercilere bildirebiliriz. Örneğin metin içinde @ntvspor’dan bahsederek canlı yayın istediğimizi belirten bir tweet atmak bu kadar zor olmamalı. Türk reflekslerinden kurtulmalıyız artık. Yumurta kapıya gelince eyleme geçmek çok da faydalı olmuyor. Bunu sadece sporda değil , yaşadığımız günlük hayatımızda görmek, ülkenin durumuna bakınca pek de mümkün. Önümüzdeki günler neler gösterecek yakından takip ediyor olacağız ve ben dilim döndüğünce siz dostlarla buradan paylaşacağım.

Hoşçakalın…

Çağlar Süren
caglar@rallidergisi.com

Almanya Rallisi Sürprizlere Gebe

Yine bir Almanya Rallisi geldi çattı. Buzlu asfalt zeminden toprak zemine geçen ralli sürücüleri sezonun en “kaymak” rallisinde asfalt üzerine çıkıyorlar. Herkesin malumu olan “bug”larını geçen sene saymıştık bu sene sürprizlere gebe Almanya Rallisi’ndeki ihtimalleri değerlendireceğiz.

2011 yılında Loeb ve Ogier en sıkı mücadelelerini Almanya’da vermişlerdi. İki yıl sonra Dani Sordo ilk WRC zaferini Trier’de podyumda kutlamıştı.

Geçen sene yaşananları şöyle kısaca hatırlarsak;
Neuville Perşembe’den i20 WRC’nin canına okumuş, shakedown etabında kazanma ihtimalini dibe indirmişti. Cuma ise Ogier’in günüydü.
latvala-germany-2014
Fransız üzüm bağlarına dalıp alt yola indi, Polo WRC’de çok büyük hasar yoktu ancak etabı bulamayınca zafer de ellerinden süzülüp gitti. Ogier düşünce Latvala zirvede rahatladı. Cumartesi ise Latvala’nın günüydü ama iyi anlamda. Fin sürücü 7 etabın beşinde en hızlı isim oldu ve zaferin önünde sadece Pazar günü etapları kalmıştı. Güne Rally2 ile başlayan Ogier ise henüz ikinci etapta altıncı vitesle otomobili bariyerlere çaktı. Pazar günü gelip çattığında shakedown gazisi Neuville güne 3üncü sırada başladı ancak gün uzun, etaplar zorluydu. Latvala son günün ilk etabına lider olarak başladı ancak üzüm bağları onu da kendine çekti. Latvala da düşünce Kris Meeke zirveye oturdu ancak o da bir sonraki etapta duvara patlayınca sol arka lastiğini koparttı ve podyum hayalleri suya düştü. Podyum kala kala iki Hyundai sürücüsüne kalınca Koreliler çılgına döndü. Shakedown gazisi Neuville biraz rakiplerinin ama en çok da Perşembe gecesi kan ter içinde otomobili ilk etaba yetiştiren mekanikler sayesinde zafere uzandı.

Volkswagen bu sene kendi evinde kazanmak için hazır görünüyor ancak Pazar günü Power Stage bitimine kadar her şey olabilir. Volkswagen, Ogier ile bu ralliyi kazanırsa Ogier’in şampiyonluğu garantileme gibi bir seçeneği de olacak.

Son iki senenin şampiyonu Ogier üçüncü tacını Trier’de takabilir ancak bunun için takım arkadaşı Latvala’nın kötü bir sonuç alması, Power Stage’den tam puan, Ostberg ve Mikkelsen’den de bir iki güzellik gerekiyor. Her şey “bu kadar” yolunda giderse Ogier kupanın bir ucundan tutabilir. Geçen sene her şey ters gittiyse bu sene de her şey yolunda gidebilir, mi?

Ancak Latvala’nın ilk asfalt zaferini 2014 Fransa Rallisi’nde kazanmış olması, 2013 ve 2014’te kaza yapmadan önce Almanya’daki liderliği “endişe verici”. Böylece ilk seçenek bile Ogier için işlerin hiç de kolay olmayacağının göstergesi. Öncelikle yarışı bitirse yeterli olur, sonrasında şampiyonluk hesapları önemsiz bir detay Volkswagen takımı için. Hele bir kendi evinde kazansınlar da…

Kris Meeke de geçen sene son günün sabahında yoldan çıkana kadar liderdi. İngiliz bu sene o kadar baskı altında değil ancak yeni versiyon DS3 WRC’si ile asfaltta daha iyi bir sonuç alması bekleniyor.

Geçen senenin galipleri Hyundai sürücüleri ellerindeki tek zaferin sene-i devriyesinde yeniden podyum görebilmek için pusuda bekleyecekler. Bu kadar aç kurt varken onların şansını üzüm bağları, hinkelstein’lara bırakmalarından başka şansları yok.

M-Sport’un hızlı gençleri Meksika’da su dalışı, Finlandiya’da 13-14 anahtarla aks kolu tamir ederek gündeme gelse de artık hızlarını göstermek için Almanya’yı beklemiş olabilirler. Evans 2013’te WRC2’de göz doldurmuş, Tanak ise 2012’de iki etapta en hızlı isim olarak dikkat çekmişti.

Stephane Lefebvre ilk kez WRC otomobil direksiyonuna geçecek, Kubica ise sevdiği zemine geri dönecek. WRC2’de geniş bir katılım var, Fiesta Trophy ve RGT kayıtları da göz dolduruyor.

Her sene olduğu gibi bu sene de sürücüler üç günde üç ayrı karakterli rallide mücadele edecekler. İlk gün üzüm bağları, ikinci gün askeri alanlar ve son günde de Saarland’ın değişken zeminleri.

Geçilecek 16 özel etap içinde en özelleri 45.61 kilometrelik Panzerplatte Lange, üzüm bağları arasındaki 18.35 kilometrelik Grafschaft, Saarland’ın gülü 17.13 kilometrelik Bosenberg olacak. Mittelmosel etabının 2011 yılından beri ilk kez geçilecek olması da küçük bir detay.

Almanya Rallisi Perşembe günü Konz’daki test etabı ile geçildikten sonra akşam da Porta Nigra’daki tören ile ralli başlayacak.

Sait Kuş.

Not: Her ne kadar sonuçları wrc.com üzerinden takip etmeye alışmış olsanız da yerli malı yurdun malı RallyLive uygulamasından da ilginizi eksik etmeyin. Aynı zamanda Norveç’teki RX Lites yarışından da sonuçları takip edebileceğinizi unutmayın.

Çağlar Süren : Rallikros’ta Yaz Tatili Bitiyor

925019_988393407860285_1247684453_nSezon arası değerlendirmesi yapmak için bundan daha iyi bir zaman olamazdı. FIA Dünya Rallikros Şampiyonası’nda 2015 sezonu yaz tatilini bu hafta sonu bitiriyor ve yine nefes kesen mücadelelerle dolu yarışlar pistlere, ekranlara geri dönüyor. Biz taraftarlar için bundan daha güzel ne olabilir?

Rallikros, geçtiğimiz yıl FIA tarafından, aslında çok önceden hak ettiği ‘Dünya Şampiyonası’ seviyesine yükseltildikten sonra gözle görülür bir ivme yakaladı. ‘Dünyanın en hızlı gelişen motorsporları dalı’ ünvanı, artık Rallikrosun başlığı gibi oldu. İsim haklarını alan IMG organizasyonunda müthiş yarışlar izledik ve görünen o ki, bunlar sadece gelecekteki tadına doyulmaz anların habercisi.

 
Aldığımız bilgilere göre önümüzdeki sezonlarda Dünya Şampiyonası’na ev sahipliği yapabilmek için ülkeler sıraya girmiş durumda. Bu sene bile son dakikada açıklanan Hockenheim yarışı, işin lobi tarafının nasıl da güçlü çalıştığını gösteriyor. Almanya’da büyük ilgi çeken ve “Formula1 teknolojisinin binek otomobillerle buluştuğu” yorumuna sahip DTM (Deutsche Tourenwagen Meisterschaft) organizasyonu, HockenheimRing’de Mayıs ayında gerçekleşen ayağında Dünya Rallikros Şampiyonası’yla ortak bir hafta sonu geçirdi. Yerinde takip etme şansı yakaladığım bu yarışta, onbinlerce DTM taraftarıyla dolu tribünler Rallikrosun temposundan ve görsel şöleninden oldukça etkilendi. Hatta yanında fotoğraf çektiğim birkaç hakem kulesinde konuştuğum görevlilerin yorumu kelimesi kelimesine şöyle oldu: “Bunlardan sonra DTM çok sıkıcı gelecek!”

Örneğin, bu kısa yaz tatili molasını değerlendiren ülkelerden birisi Letonya oldu. Baltıkların motorsporlarında önde gelen bu küçük ülkesi, 2016 sezonunda bir yarışa ev sahipliği yapabilmek için tanıtım toplantısı düzenledi. OMSE Ford takımında yarışan Leton Reinis Nitiss, Super1600 Şampiyonu Janis Baumanis gibi isimlerin yanında Dünya Şampiyonu Petter Solberg de bu aktiviteye destek verdi.

7568

Hatta, motorsporlarında ülke bilinirliğini arttırmak için bizim Murat 124 kasalı Ladalarla bir kupa düzenleyip Andreas Bakkerud, Toomas Heikkinen, Guy Wilks gibi tanınmış isimleri bu kupada tamamen eğlencesine yarıştırdılar. Lobi diye buna derim! Yönetim ekibi arasında konuşulanlara göre daha sırada Katar ve Rusya var. Onların da oyuna dahil olmasıyla hangi taşlar yerinden oynayacak bilemeyiz. Finlandiya gibi bir ülkenin bu sene takvimden çıkarıldığını unutmayalım.

Sezon bu hafta sonu Kanada yarışı ile devam ediyor. Kanada yarışı aslında, bir hafta süren motorsporları festivalinin parçası. Kanada NASCARı, drift yarışları, fuarlar ve günler süren aktiviteler arasında bir de Dünya Rallikros Şampiyonası yedinci ayağı! Bu kadar fazla başlığın arasında kaybolma ihtimali yüksek olsa da, geçtiğimiz yıl gösterilen ilginin bu yıl katlanarak artması bekleniyor. Sadece, lojistik ve bütçesel olarak Avrupa merkezli takımların hepsinin bu yarışa katılması mümkün olmadığı için SuperCar kayıtları 20’de kaldı. Yine de bu 20 otomobilin şampiyonluğa koşan isimler olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Kanada’da bizim RX Lites yarışımız da var. Neden ‘bizim’ olduğunu bilmeyenler için küçük bir bilgi ekleyelim. RX Lites yarış otomobilleri, Pendik, İstanbul’da AVİTAŞ’ın -benim de bir üyesi olmaktan gurur duyduğum- ekibi tarafından tasarlanıp, üretiliyor. Ayrıca AVİTAŞ, OlsbergsMSE ile birlikte RX Lites Dünya Şampiyonasının tüm isim ve yayın haklarının da sahibi. Kısacası bir Dünya Şampiyonası ve bir yarış otomobili bundan daha fazla ‘bizim’ olamaz.

Rallidergisi-CaglarSuren_RX_1

Kanada yarışı, RX Lites Şampiyonasına puan vermese de, ‘Kıtalararası RX Lites Kupası’ ismiyle çok farklı dallardan isimleri eşit şartlarda yarıştırabildiği için büyük ilgi çekiyor. Örneğin bu hafta sonu Pendik üretimi otomobillerimizin direksiyonunda izleyeceğimiz isimlerden birkaçı şöyle : IndyCar ve Nascar pilotu Alex Tagliani, Pro Mazda Şampiyonası finalistlerinden Garett Grist ve Monster Energy sporcusu, Winter XGames ünlülerinden, kar motosikleti cambazı Brett Turcotte. Bu isimler Atlantik’in bu yakasında pek bilinmese de , yeni kıtada onbinlerce taraftarı olan, her hareketleri büyük ilgi çeken meşhur sporcular. İşte bu sporcuların, RX Lites Şampiyonası müdavimleri bizim gençlere karşı neler yapabileceği büyük merak konusu.

Cuma günü serbest antrenmanlar ve Heat’ler Cumartesi günü ise yarı finaller ve final yarışı gerçekleştirilecek. Tüm sezon yayınlamasını beklediğimiz ancak bir kaç yarışta fire veren NTVSpor umarım bu kez bizi hayal kırıklığına uğratmaz. Kanada yerel saatiyle 19:00’da başlayacak yarı finaller ve final yarışları 7 saatlik batı-doğu farkını da eklersek gece yarısından sonra ikide ekranlarımızda olacak.

Son söz olarak, 2-4 Ekim’de ülkemizde gerçekleşecek IstanbulRX’e değinelim. Yukarıda bahsettiğim gibi, Rallikrosa karşı tüm dünyanın ilgisi günden güne artarken, lobi faaliyetleri ve hatta birebir ilişkilerle serinin bir ayağını kapmaya çalışan ülkeler sıraya giriyorken, her ne kadar uzun süreli bir anlaşmamız olsa da bizim daha fazlasını yapıyor olmamız gerekir. Geçen seneye göre öne çekilen tarihlerimiz, bizim için avantaj. Hem hava şartlarının o tarihlerde hala yumuşak olması hem de yaz tatilinin sona erip herkesin evine dönmüş olması iyi bir fırsat. Son yarış Höljes, İsveç’te 39.000 bilet satıldı ki o pist İstanbulPark’ın 3 virajı kadar büyüklükte; arada Fransa yarışı var daha ki bu yarış 70.000 seyirci ile rekoru elinde bulunduruyor. Muhteşem imkanlara sahip Intercity IstanbulPark pistimizi bu sene tıka basa doldurmalı ve seride yerimizi prestij olarak da sağlamlaştırmalıyız. Tüm ülkelerin organizatörleriyle işim gereği birebir ilişkideyim ve sosyal medyada aylar, aylar öncesinden nasıl da tanıtımlar yaptıklarını, nasıl çalıştıklarını çok yakından takip ediyorum, biliyorum. İstanbulRX için iki aydan daha az bir zaman kalmasına rağmen, henüz bir hareket göremedim. Eminim, arkada müthiş bir hazırlık vardır ve kısa zamanda tanıtımlarla, aktivitelerle ev sahibi olduğumuz yarışımızın duyuruları başlayacaktır.

Yine çok heyecanlı anlar bizi bekliyor. Herkese iyi sezonlar…

Çağlar Süren
caglar@rallidergisi.com

    Warning: Invalid argument supplied for foreach() in /home/rallidergi/domains/rallidergisi.com/public_html/wp-content/themes/fox/inc/thumbnail/thumbnail-gallery.php on line 21

2017 Sezonu için WRC’de Değişim Rüzgarı

Dünya Ralli Şampiyonası’nda mücadele eden yarış otomobillerinin teknik özelliklerinde radikal değişikliklere imza atılıyor. Mexico City’de toplanan Dünya Motor Sporları Konseyi (WMSC) aldığı tavsiye kararları ile 2017’de yürürlüğe girmesini planladığı değişiklikleri ilan etti. Aerodinamik değişiklikler ile otomobillerin görünümleri de daha agresif olacak. Ayrıca otomobillerin güçlerinin arttırımı ile ilgili yapılacak değişiklikler ile ralli severlerin ilgisi yeniden spora çekilmesi hedefleniyor.

Tasarlanan değişiklikler ile otomobillere daha büyük arka kanat, önde ve arkada daha büyük hava girişleri ve daha geniş kapı eşikleri kullanılabilecek.

Şu an kullanılan 1.6 litre 300 beygir ile sınırlandırılan otomobillerin gücü aynı hacimde kalarak 380 beygire, turbo bilezikleri de 33mm’den 36mm’te çıkartılacak. Bu şekilde WRC otomobillerin güçleri Binek Otomobiller Şampiyonası’nda mücadele eden otomobiller ile denk hale gelecek.

Otomobillerin minimum ağırlıkları 25kg düşürülerek 1175kg olarak değiştirilecek.

Yeni otomobilleri 2017 sezonunda etaplardaki yerlerini alacaklar ancak 2011-2016 yıllarında homologe edilecek otomobiller de rallilerde start almaya devam edecekler. 2016 sezonuna kadar homologe edilecek otomobiller 2017 için revize edilemeyecekler. 2017 model otomobiller markaların 2017 sezonuna kayıt yaptırması ile mücadeleye katılabilecekler.

Değişikliklerin açıklanmasından sadece bir gün önce Volkswagen Motorsport’un paylaştığı fotoğraflarla Almanların son üç sezondur domine ettikleri Dünya Ralli Şampiyonası’ndaki değişikliklere şimdiden hazır olduğu anlaşıldı.

Citroen’in teknik patronu Yves Matton’un 2017 ile ilgili kararlarının kesinleşmediğini söylerken Volkswagen’in şimdiden hazır olması dikkatlerden kaçmamalı. Ancak iki sezondur Dünya Binek Otomobiller Şampiyonası (WTCC)’nda mücadele eden Sebastien Loeb’in yeniden ralli etaplarına dönebileceği dedikodularını ısıtıldığı günlerde Citroen’in WTCC otomobillerde elde ettiği deneyimi ralli garajı ile paylaşmasının ve Loeb’in de yeniden direksiyona geçmesine ralli severler itiraz etmeyecektir. Loeb ile Ogier’in sezon için kapışması rallilerdeki sıradanlığın önüne geçebilir.

2017 için asıl beklenen Toyota’nın neler yapacağıydı. Makinen’i takımın başına getiren Japonlar yeni kurallar ile ilk sezonlarında değişime ayak uydurmaları halinde Seb’lerin arasına nifak tohumu yerleştirebilirler. Heyecanla bekliyoruz.

1 2 3 12
Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: