Category archive

Yazarlar - page 2

Çağlar Süren : Rallikros’ta Yaz Tatili Bitiyor

%s Çağlar Süren

925019_988393407860285_1247684453_nSezon arası değerlendirmesi yapmak için bundan daha iyi bir zaman olamazdı. FIA Dünya Rallikros Şampiyonası’nda 2015 sezonu yaz tatilini bu hafta sonu bitiriyor ve yine nefes kesen mücadelelerle dolu yarışlar pistlere, ekranlara geri dönüyor. Biz taraftarlar için bundan daha güzel ne olabilir?

Rallikros, geçtiğimiz yıl FIA tarafından, aslında çok önceden hak ettiği ‘Dünya Şampiyonası’ seviyesine yükseltildikten sonra gözle görülür bir ivme yakaladı. ‘Dünyanın en hızlı gelişen motorsporları dalı’ ünvanı, artık Rallikrosun başlığı gibi oldu. İsim haklarını alan IMG organizasyonunda müthiş yarışlar izledik ve görünen o ki, bunlar sadece gelecekteki tadına doyulmaz anların habercisi.

 
Aldığımız bilgilere göre önümüzdeki sezonlarda Dünya Şampiyonası’na ev sahipliği yapabilmek için ülkeler sıraya girmiş durumda. Bu sene bile son dakikada açıklanan Hockenheim yarışı, işin lobi tarafının nasıl da güçlü çalıştığını gösteriyor. Almanya’da büyük ilgi çeken ve “Formula1 teknolojisinin binek otomobillerle buluştuğu” yorumuna sahip DTM (Deutsche Tourenwagen Meisterschaft) organizasyonu, HockenheimRing’de Mayıs ayında gerçekleşen ayağında Dünya Rallikros Şampiyonası’yla ortak bir hafta sonu geçirdi. Yerinde takip etme şansı yakaladığım bu yarışta, onbinlerce DTM taraftarıyla dolu tribünler Rallikrosun temposundan ve görsel şöleninden oldukça etkilendi. Hatta yanında fotoğraf çektiğim birkaç hakem kulesinde konuştuğum görevlilerin yorumu kelimesi kelimesine şöyle oldu: “Bunlardan sonra DTM çok sıkıcı gelecek!”

Örneğin, bu kısa yaz tatili molasını değerlendiren ülkelerden birisi Letonya oldu. Baltıkların motorsporlarında önde gelen bu küçük ülkesi, 2016 sezonunda bir yarışa ev sahipliği yapabilmek için tanıtım toplantısı düzenledi. OMSE Ford takımında yarışan Leton Reinis Nitiss, Super1600 Şampiyonu Janis Baumanis gibi isimlerin yanında Dünya Şampiyonu Petter Solberg de bu aktiviteye destek verdi.

7568

Hatta, motorsporlarında ülke bilinirliğini arttırmak için bizim Murat 124 kasalı Ladalarla bir kupa düzenleyip Andreas Bakkerud, Toomas Heikkinen, Guy Wilks gibi tanınmış isimleri bu kupada tamamen eğlencesine yarıştırdılar. Lobi diye buna derim! Yönetim ekibi arasında konuşulanlara göre daha sırada Katar ve Rusya var. Onların da oyuna dahil olmasıyla hangi taşlar yerinden oynayacak bilemeyiz. Finlandiya gibi bir ülkenin bu sene takvimden çıkarıldığını unutmayalım.

Sezon bu hafta sonu Kanada yarışı ile devam ediyor. Kanada yarışı aslında, bir hafta süren motorsporları festivalinin parçası. Kanada NASCARı, drift yarışları, fuarlar ve günler süren aktiviteler arasında bir de Dünya Rallikros Şampiyonası yedinci ayağı! Bu kadar fazla başlığın arasında kaybolma ihtimali yüksek olsa da, geçtiğimiz yıl gösterilen ilginin bu yıl katlanarak artması bekleniyor. Sadece, lojistik ve bütçesel olarak Avrupa merkezli takımların hepsinin bu yarışa katılması mümkün olmadığı için SuperCar kayıtları 20’de kaldı. Yine de bu 20 otomobilin şampiyonluğa koşan isimler olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Kanada’da bizim RX Lites yarışımız da var. Neden ‘bizim’ olduğunu bilmeyenler için küçük bir bilgi ekleyelim. RX Lites yarış otomobilleri, Pendik, İstanbul’da AVİTAŞ’ın -benim de bir üyesi olmaktan gurur duyduğum- ekibi tarafından tasarlanıp, üretiliyor. Ayrıca AVİTAŞ, OlsbergsMSE ile birlikte RX Lites Dünya Şampiyonasının tüm isim ve yayın haklarının da sahibi. Kısacası bir Dünya Şampiyonası ve bir yarış otomobili bundan daha fazla ‘bizim’ olamaz.

Rallidergisi-CaglarSuren_RX_1

Kanada yarışı, RX Lites Şampiyonasına puan vermese de, ‘Kıtalararası RX Lites Kupası’ ismiyle çok farklı dallardan isimleri eşit şartlarda yarıştırabildiği için büyük ilgi çekiyor. Örneğin bu hafta sonu Pendik üretimi otomobillerimizin direksiyonunda izleyeceğimiz isimlerden birkaçı şöyle : IndyCar ve Nascar pilotu Alex Tagliani, Pro Mazda Şampiyonası finalistlerinden Garett Grist ve Monster Energy sporcusu, Winter XGames ünlülerinden, kar motosikleti cambazı Brett Turcotte. Bu isimler Atlantik’in bu yakasında pek bilinmese de , yeni kıtada onbinlerce taraftarı olan, her hareketleri büyük ilgi çeken meşhur sporcular. İşte bu sporcuların, RX Lites Şampiyonası müdavimleri bizim gençlere karşı neler yapabileceği büyük merak konusu.

Cuma günü serbest antrenmanlar ve Heat’ler Cumartesi günü ise yarı finaller ve final yarışı gerçekleştirilecek. Tüm sezon yayınlamasını beklediğimiz ancak bir kaç yarışta fire veren NTVSpor umarım bu kez bizi hayal kırıklığına uğratmaz. Kanada yerel saatiyle 19:00’da başlayacak yarı finaller ve final yarışları 7 saatlik batı-doğu farkını da eklersek gece yarısından sonra ikide ekranlarımızda olacak.

Son söz olarak, 2-4 Ekim’de ülkemizde gerçekleşecek IstanbulRX’e değinelim. Yukarıda bahsettiğim gibi, Rallikrosa karşı tüm dünyanın ilgisi günden güne artarken, lobi faaliyetleri ve hatta birebir ilişkilerle serinin bir ayağını kapmaya çalışan ülkeler sıraya giriyorken, her ne kadar uzun süreli bir anlaşmamız olsa da bizim daha fazlasını yapıyor olmamız gerekir. Geçen seneye göre öne çekilen tarihlerimiz, bizim için avantaj. Hem hava şartlarının o tarihlerde hala yumuşak olması hem de yaz tatilinin sona erip herkesin evine dönmüş olması iyi bir fırsat. Son yarış Höljes, İsveç’te 39.000 bilet satıldı ki o pist İstanbulPark’ın 3 virajı kadar büyüklükte; arada Fransa yarışı var daha ki bu yarış 70.000 seyirci ile rekoru elinde bulunduruyor. Muhteşem imkanlara sahip Intercity IstanbulPark pistimizi bu sene tıka basa doldurmalı ve seride yerimizi prestij olarak da sağlamlaştırmalıyız. Tüm ülkelerin organizatörleriyle işim gereği birebir ilişkideyim ve sosyal medyada aylar, aylar öncesinden nasıl da tanıtımlar yaptıklarını, nasıl çalıştıklarını çok yakından takip ediyorum, biliyorum. İstanbulRX için iki aydan daha az bir zaman kalmasına rağmen, henüz bir hareket göremedim. Eminim, arkada müthiş bir hazırlık vardır ve kısa zamanda tanıtımlarla, aktivitelerle ev sahibi olduğumuz yarışımızın duyuruları başlayacaktır.

Yine çok heyecanlı anlar bizi bekliyor. Herkese iyi sezonlar…

Çağlar Süren
caglar@rallidergisi.com

    Warning: Invalid argument supplied for foreach() in /home/rallidergi/domains/rallidergisi.com/public_html/wp-content/themes/fox/inc/template-tags.php on line 789

2017 Sezonu için WRC’de Değişim Rüzgarı

Dünya Ralli Şampiyonası’nda mücadele eden yarış otomobillerinin teknik özelliklerinde radikal değişikliklere imza atılıyor. Mexico City’de toplanan Dünya Motor Sporları Konseyi (WMSC) aldığı tavsiye kararları ile 2017’de yürürlüğe girmesini planladığı değişiklikleri ilan etti. Aerodinamik değişiklikler ile otomobillerin görünümleri de daha agresif olacak. Ayrıca otomobillerin güçlerinin arttırımı ile ilgili yapılacak değişiklikler ile ralli severlerin ilgisi yeniden spora çekilmesi hedefleniyor.

Tasarlanan değişiklikler ile otomobillere daha büyük arka kanat, önde ve arkada daha büyük hava girişleri ve daha geniş kapı eşikleri kullanılabilecek.

Şu an kullanılan 1.6 litre 300 beygir ile sınırlandırılan otomobillerin gücü aynı hacimde kalarak 380 beygire, turbo bilezikleri de 33mm’den 36mm’te çıkartılacak. Bu şekilde WRC otomobillerin güçleri Binek Otomobiller Şampiyonası’nda mücadele eden otomobiller ile denk hale gelecek.

Otomobillerin minimum ağırlıkları 25kg düşürülerek 1175kg olarak değiştirilecek.

Yeni otomobilleri 2017 sezonunda etaplardaki yerlerini alacaklar ancak 2011-2016 yıllarında homologe edilecek otomobiller de rallilerde start almaya devam edecekler. 2016 sezonuna kadar homologe edilecek otomobiller 2017 için revize edilemeyecekler. 2017 model otomobiller markaların 2017 sezonuna kayıt yaptırması ile mücadeleye katılabilecekler.

Değişikliklerin açıklanmasından sadece bir gün önce Volkswagen Motorsport’un paylaştığı fotoğraflarla Almanların son üç sezondur domine ettikleri Dünya Ralli Şampiyonası’ndaki değişikliklere şimdiden hazır olduğu anlaşıldı.

Citroen’in teknik patronu Yves Matton’un 2017 ile ilgili kararlarının kesinleşmediğini söylerken Volkswagen’in şimdiden hazır olması dikkatlerden kaçmamalı. Ancak iki sezondur Dünya Binek Otomobiller Şampiyonası (WTCC)’nda mücadele eden Sebastien Loeb’in yeniden ralli etaplarına dönebileceği dedikodularını ısıtıldığı günlerde Citroen’in WTCC otomobillerde elde ettiği deneyimi ralli garajı ile paylaşmasının ve Loeb’in de yeniden direksiyona geçmesine ralli severler itiraz etmeyecektir. Loeb ile Ogier’in sezon için kapışması rallilerdeki sıradanlığın önüne geçebilir.

2017 için asıl beklenen Toyota’nın neler yapacağıydı. Makinen’i takımın başına getiren Japonlar yeni kurallar ile ilk sezonlarında değişime ayak uydurmaları halinde Seb’lerin arasına nifak tohumu yerleştirebilirler. Heyecanla bekliyoruz.

Aras Dinçer : 100 Yılın Rallisi

%s Aras Dinçer

2015 Türkiye Ralli Şampiyonası’nın çok önemli bir organizasyonunu geride bıraktık. 7 yarıştan oluşan şampiyonamızın her rallisi elbette önemli ve değerli. Ama bu yarışın bambaşka bir anlamı vardı. Çanakkale Zaferinin 100. Yılı anısına yarıştık. Bu tecrübeyi yaşamak hem büyük bir onur oldu, hem de birer sporcu olarak hayatta bir kez yaşayabileceğimiz türden anılar biriktirmemize yol açtı.

FB_IMG_1431772998854Yarış öncesi, takım kaydı olan ekiplerden seçilen otomobiller, organizasyon tarafından özel olarak tutulan bir feribot ile Çanakkale merkezden, Gelibolu kıyılarına ulaştırıldı. Start listesindeki tüm yarışmacılar olarak bizler de, tulumlarımızla o feribottaydık. Hep beraber, TOSFED ve ESOK yetkilileri ile birlikte feribotta hatıra fotoğrafında yer aldık. Gelibolu’ya vardığımızda, Kilitbahir kalesinin yanından yarış otomobillerimiz ile geçtik. Ki milli park kapsamındaki bu bölgede bir daha hiç kimsenin yarış otomobili ile turlayabileceğini zannetmiyorum. Ne şanslıyız ki, bizim otomobilimiz de seçilmişti ve böylesine sıra dışı bir tecrübe yaşadık. Ardından otomobillerimizi kıyıda park edip, otobüse bindik topluca. Ve Şehitler Abide’sine doğru yola çıktık. Abide’de saygı duruşu, istiklal marşı, hatıra fotoğrafı gibi görevlerimizi yerine getirdikten sonra, tekrar otobüs ile geri dönüp, karşıya geçtik ve yarışa başladık.

 

Daha önce ralli tarihinde, bir savaşın 100’üncü yılında, o savaşın geçtiği topraklardan yarış otomobili ile geçebilen bir ekip veya bir güzergah var mıdır bilmiyorum, ama sanmıyorum olduğunu. Bize bu fırsatı veren, başta Nevzat Başkan olmak üzere ESOK’a, bu yarışa destek veren sponsorlara, yarışa müthiş bir ilgi gösteren Çanakkale eşrafına ve halkına teşekkür borçluyuz. Nezahat Onbaşı etabında yüzlerce seyirci ve üst düzey bürokrat yarışı izledi. Hayatımdaki en keyifli, en anlamlı, en güzel yarışlardan birini yaşadım, katılan herkesin de aynı fikirde olduğunu tahmin ediyorum. Bu arada, yarış öncesi Perşembe günü Özden Yılmaz, Burak Türkkan ve ailesi, Hannu Pulkkinen, Başar Yavuz ve sevgili dostumuz Elif Erkurt ile beraber Çanakkale’ye giderken, yolumuzu değiştirdik ve feribota yönelmek yerine, tarihi toprakları, şehitlikleri ve abideyi ziyaret etmeye karar verdik. Tüm milli park rotasını dolaştık ve yarışa katılan başka arkadaşlarımızın da bizim gibi yaptığını gördük, onlara rastladık çeşitli yerlerde. Gördüğüm kadarıyla çoğumuz, bireysel olarak da şehitlerimizi ziyaret etmişiz. Bu durum, camiamızın, Çanakkale kültür mirasına nasıl sahip çıktığını, saygı duyduğunu ve onu nasıl sahiplendiğini gösterdi. Bravo bizlere!

IMG_20150516_114100Her yarışın bir hikayesi vardır ve o hikaye bir şekilde hep yazılır, ama bu yarış işte böyle bir başkaydı… Rekabetin kendisinden daha önemli olan, sergilenen ruh, yaşanan ortam ve paylaşılan duygular idi velhasıl…

Yarış sanki Ege Rallisi’nin kopyası gibi geçti. Murat ile Yağız son etaba kadar birkaç saniye fark ile çekiştiler ve son etapta Murat yarışı kazandı. Çok farklı kullanım stilleri var ve ikisi de neredeyse maksimumlarında gidiyorlar. Ama aralarında neredeyse hiç fark yok. Yağız’ın tek dezavantajı, tek otomobil ile, iki otomobilli bir fabrika takımına karşı yarışması ve bir takım menajerinin bulunmaması. İdari işleyiş açısından Adil elbette yardımcı oluyor kendisine. Ama geri kalan teknik, taktik, akış, detaylar gibi akla gelebilecek her şey ile Yağız ve Bahadır bizzat ilgilenmek ve kontrol etmek zorundalar. Bu da baskı ve stresi arttırıyor, yarışa konsantre olmayı zorlaştırıyor. Orhan’ın tam performans yarıştığını hiç zannetmiyorum. Orhan çok daha hızlı gidebilir ama yapmıyor, görevinin bunu gerektirdiğini düşünüyorum. Şu an için hiyerarşik açıdan çok iyi bir ikinci pilot gibi görünüyor olabilir, ama Orhan’a diğerleriyle yarışabilmesi için bundan sonrasında şans verilmesi, hatta buna teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ki bunu yapabileceğini zaten gösterdi daha önce. Orhan’ın üçüncülükte beklediği her yarış, sadece kendisine değil, rakiplerine de haksızlık oluyor. Bu oyunu ikili değil, üçlü oynayabilirler. Yarışı Grup N’de birinci, Genel Klasmanda ise 5’inci bitiren Ümit ile Şener’e de performanslarından dolayı tebriklerimi sunuyorum. Incar’larını seyrettim, notlarını yazıp, yürümüşler, olan biten bu. Mustafa ve Mehmet onları kovalamaya çalıştılar ama baktılar ki olmuyor, haklı olarak ikincilikte beklediler ve iyi puan aldılar. Buğra ile Erdener iki yarıştır üst üste çok formda görünüyorlar. Ege ve Çanakkale’den aldıkları puanlarla 2 Çekerde ve sınıflarında büyük avantaj yakaladılar. Ferhat ve Burak’a dikkat ediyorum, önceki senelere göre çok daha istikrarlılar bu sezon. Yavaş da gitmiyorlar. Menderes’in uzun bir aradan sonra etaplara geri dönmesine ve finişe varmasına şahsen çok sevindim. Mendo’nun yanında da eski dostum, tanıdığım en iyi kopilotlardan biri olan Bora Arabacı döndü etaplara, Onun adına da çok mutlu oldum. Beraber başarılı ve hızlı olacaklarına eminim. Engin Abi, ayağının tozuyla antrenmana geldi, Bursa’ya döndü, bir daha Çanakkale’ye geldi. Hatta Kopilotu Başar da, Tunus’tan geldi. Yorulmuştur diyordum ama arabaya bindi, kapıyı kapatıp gitti Engin Abi. Historik’te komutan kim yine gördük yani…

Organizasyonla ilgili olumlu-olumsuz pek çok yorum geldi. Bence genel anlamda gayet başarılı idi yarış. Servis alanlarından yana Nevzat’ın bahtı hep kara çıkmıştır. Sert zeminli mekanlara izin alamayınca, tıpkı Eskişehir’deki gibi toprak bir alana mecbur kalmış. Bu durum kabul edilemez değil, biraz(!) tozlandık ama neyse…

Etapların çok hızlı ve mıcırlı olduğundan şikayet ediliyor. Evet doğru, hayatımızda ilk defa hem mıcırlı, hem hızlı etaplarda yarıştık çünkü(!). Eleştirirken biraz insaflı olalım. Eskişehir’in etapları da gayet hızlı ve mıcırlı –hatta topraklı- idi. Ege Rallisi’nde senelerce mıcır havuzlarında yarıştık. Asfalt Yeşil Bursa’larda senelerce gördük mıcırın ne demek olduğunu. –İnşallah bu sene görmeyiz- Bu mıcır safsatasını artık bir kenara bırakalım. Mıcırdan herkes geçiyor, kimseye özel mıcır atılmıyor yola. Ayrıca Türkiye’nin karayolları kalitesiz, banketleri ıslah edilmemiş vaziyette. Nerede asfalt yarış yaparsanız yapın, mıcır çıkacak. Buna yapabilecek fazla bir şey yok. “Çok hızlıydı, çok kaza oldu” yorumlarına ise itibar etmeyiniz. Fin’ler ne yapsın, adamların ralli kariyerinin yarısı 5. viteste geçiyor. Tamam kaza geçiren arkadaşlarımıza üzüldük, ama kazaların vebalini hızlı etaplara atmanın alemi yok..

Benim iki eleştirim var, hem organizasyona, hem kendimize. Son servisten finişe giden normal etap sıkışık olduğu için, bazı arkadaşlar biraz hızlı gitmek zorunda kaldılar. Bu pek hoş olmadı. Şehir içindeki insanların bir kısmının hoşuna gitmiş olabilir otomobillerin hızlı geçmesi ama rahatsız olanlar da oldu. İskele kavşağındaki Trafik Polisi bizi durdurup son derece kibar bir şekilde “arkadaşlara söyleyin, lütfen yavaş gitsinler” diye rica etti, adamcağız telaşlanmış. Keşke böyle olmasaydı. Bununla beraber, zamana dikkat edildiğinde –yani uyumazsanız- ceza yemeden ve gazlamadan da gidilebiliyordu son normal etap. Yollarda oyalanıp, sonra ceza yememek için gazlayan arkadaşlarda da kabahat yok değil yani…

İkincisi, görevli araç terörü. Her sene illa bir görevli kazası yaşamasak, olmuyor. Evvelki sene Bosphorus Rally’de bir etap görevlisi, antrenman esnasında bir yarışmacı ekip ile çarpıştı. Çok büyük kazaydı, kimsenin yaralanmaması büyük şans idi. Yine yakın geçmişte, Yeşil Bursa Rallisi’nde öncü araç takla attı. Bu yarışta da yine bir görevli aracı (veya öncü, bilmiyorum) yoldan çıkarak takla attı ve iki seyirciye çarptı. Hayatında ilk defa yarış seyreden iki seyirci yaralandılar.

Şimdi bu arabayı kullanan sivri zekalıda da kabahat var, ona araba verende de… Organizasyonun verdiği otomobilleri kullanan arkadaşların ne şekilde kullandıklarını görüyorum. Doğru düzgün kullananları tenzih ederim ama, her yarıştan sonra pek çok araba hasar alıyor, bu hasarları kulüpler ödüyor. O otomobiller kimseye boş etapta gazlasın, kendini tatmin etsin diye verilmiyor. Gazlayanlar, otomobilleri kıranlar her kim ise, tespit edilsinler ve bu spordan uzaklaştırılsınlar. Yerlerine başkaları bulunur, daha fazla kaza yaşanmasını istemiyoruz. Eşimiz, dostumuz geliyor yarışları seyretmeye, antrenmanda karşımızdan görevli geliyor gazlaya gazlaya, biz mecbur değiliz bunlar için endişelenmeye. Önüne gelene araç verilmesin, verilenler de denetlensin, yol açtıkları hasarları kendileri ödesinler. Bakalım o zaman nasıl kullanıyorlar o araçları…

WRC Arjantin ve Portekiz Rallileri için neden yazmadığımı soranlar oldu e-mail yolu ile. Öncelikle teşekkür ediyorum takip edenlere. 100. Yıl Rallisi özel bir yarış olduğu için, ona özel bir yazı olmasını istedim. WRC için birkaç gün içinde ayrı bir yazı gelecek.

Şimdilik, hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Aras Dinçer : Vay Çakal Vay

%s Aras Dinçer

aras-dincerRally 34 ve Ege Rallisi ile bir yeni sezona daha kontak açtık… Geçen seneden daha tenha ama daha çekişmeli bir sezon olacağa benziyor. Özellikle Türkiye Ralli Şampiyonası’nda gözle görülür bir katılım düşmesi var. İlerleyen yarışlarda bu gidişat umarım değişir. Ülkemizdeki vaziyete değinmeden önce…

Mote Carlo Rallisi’ni yazmadım. Sezon arasında uzun süredir ralliden uzak kalan insanımız, sosyal medya üzerinde Monte ile ilgili çene ishali olunca, pek o topa girmek istemedim. Bilenler yazmış zaten. Monte ve İsveç, çok farklı şartlar içeren, ekiplerden farklı talepleri olan yarışlar. İlk ciddi ölçüt olan Meksika’da gördük ki, bu sezon da Seb Ogier kurmuş hükümeti. İcabında “Bakanlar şöyle açılsın, Başbakan geldi” diye vuruyor yumruğu masaya. Diğerleri biraz Anadolu takımı şeklinde takılıyorlar. Mikkelsen ve Neuville biraz efelenir gibi oldular, hemen verdi odunu Ogier. JM Latvala’da yine arıza lambaları yanıyor zaten. Peki Ogier hata yapmıyor mu..? E bir Loeb değil tabii, kesinlikle yapıyor. Ama hem şansı yanında, hem de gerektiğinde hatasını telafi edebilecek kadar hızlanabiliyor. Otomobil avantajı zaten malum. Hyundai’nin yiyecek daha 40 fırın ekmeği var. Henüz hakkıyla yarış kanabilecek kadar cevval değil I20 WRC. Zaten yeni otomobili de 2016’ya erteledi Hyundai, dersini çalışıp gelecek, göreceğiz o zaman. M Sport ise, Portekiz’den itibaren yeni spec otomobile geçecek. Değişik ve güzel bir sesi var yeni Fiesta RS WRC’nin. Gidişatı da güzel mi, göreceğiz. Keza, DS3 WRC’ye de yeni bir body kit geliyor Portekiz Rallisi’nden itibaren. Sezonun devamında süspansiyon sistemi ve geometrisi de değişecekmiş otomobilin. Sene başında zaten yeni motora geçmişlerdi, 2015 spec olmuştu Citroen. Şimdi bu yeni homologasyonlarla “2015 buçuk” olacak DS3 WRC. Gerçi Monte Carlo’da Seb Loeb gösterdi ki, Citroen DS3 WRC, bu haliyle bile, doğru kullanıldığında hala Polo R WRC kadar yürüyebiliyor. Lakin, at sahibine göre kişniyor işte… Kris Meeke çok gayretli ama eksik bir şeyler var… Mads Ostberg de kazanan bir performansa çıkaramıyor otomobili. Beceremiyorlar işte, yapacak bir şey yok, Loeb’ün Monte zamanları ortada. Bu şartlarda Ogier’in nasıl kazandığını konuşacağımızdan başka bir ihtimal görünmüyor bu sezon için. Hep aynı şeylerden bahsetmenin bir anlamı yok…

Lakin Monte Carlo özelinde bir şey söyleyecek olursak, Loeb’ün hala Ogier’yi geçebildiğini gördük. Tamam Loeb vurdu belki dağlara ama… Özellikle ilk etapta çok aşağıladı Ogier’yi. Loeb’ün otomobili hasarlı. Ama Ogier’in karizmasi hasar aldı. Arabayı onarmak kolay, karizmayı zor…
ERC daha rekabetli, daha heyecanlı WRC’den. Rally Liepaja’yı gittik yerinde izledik. Bu yarış sadece 3 yaşında. Evet, sadece 3 yıldır yapılıyor. Ama bir ERC yarışı, hem de çok sağlam bir yarış… Tipi altında gece etapları filan… İnsanın izlerken bir otomobil kiralayıp yarışası geliyor… Bizim 30 senelik Boğaziçi rallimizi düşününce içimiz acıdı seyrederken. 3 yaşında bir yarış ama çok olgun bir organizasyon… Valla yazık…
R5’te işler karışıyor, Ford, Citroen ve Peugeot’dan sonra, Fabia R5 de homologasyona kavuştu. Tıpkı Super2000’de olduğu gibi, R5’te de arkadan geldi Skoda. Super2000’de herkesi tuş etmişlerdi, bakalım bu sefer ne olacak…

Rally 34’de yine harika bir organizasyona şahit olduk. Bu yarış ulusal seviyeyi hak ediyor. Ki, Vedat’ın elinde bunu yapabilecek kapasite de, etap da var. Yine nostaljik etaplarda yarıştık. Bu sefer Vedat daha da abarttı, Teke’nin peşine Yazımanayır’ı ekledi. TRK için kaliteli bir yarış, TRŞ için sıkı bir antrenman oldu Rally 34. Vedat ve ekibini ne kadar kutlasak azdır, 34 Spor Kulübüne teşekkürler böyle bir yarışı bizlere huy edindirdiği için.

Gelelim Ege Rallisine… Temiz bir organizasyon oldu. Normal etapların uzunluğundan, hep aynı etapların geçilmesinden şikayet edenler var. Kimsenin benzini bitti mi normal etapta? Kimsenin otomobilinin homologasyonu bitti mi Efemçukuru’ndan piste gidene kadar? Cevaplar hayır ise, sorun yoktur. Hep aynı etaplar? Monte Carlo Rallisi’nde kimseden şunu duydunuz mu hiç? “Yaa yine mi Col De Turini, başka etap yok mu birader koca dağda?” Yapmayın… Ege Rallisi mevcut hali ile gayet güzel bir organizasyon. Öküz altında buzağı aramaya lüzum yok. Bu sene etaplar hiç olmadığı kadar temizdi. Viraj içlerindeki asfalt kırıklarının üzerleri sımsıkı yamalar ile örtülmüş, lastik patlatma ihtimali artık çok daha düşük. Bir viraja köylüler tarafından kasten dökülen toprak hariç, gayet huzurlu yarıştı herkes. O köylülerin eşkalleri incarlarda mevcut. 6 kişi bunlar. EOSK’un boynunun borcudur o adamları bulmak. Biz de dahil herkes çok ciddi kaza tehlikesi atlattı o virajda. Hiç abartmıyorum, sağlığımızı kaybedebilirdik o virajda hepimiz. Bu yapılan bas baya suçtur. Bu adamlar bulunup cezalandırılmazsa, seneye yine yapacaklar. O zaman yine bu kadar şanslı olabiliriz umarım…

Zamanları takip eden herkes, Genel Klasman için nasıl bir mücadele verildiğini görmüştür. Yağız-Bahadır ve Murat-Onur’u tebrik etmek lazım. WRC seviyesinde bir rekabet izlettiler. Ralli severler için iyi haber olabilecek bir tahminim var. Bu sene, geçen seneden çok daha yakın bir rekabet olacak Ford ekipleri ile Yağız arasında. Geçen sene de yakındılar, hatta kağıt üzerinde Yağız’ın otomobili, RRC olması itibarı ile daha avantajlıydı. Ama rekabetin sürdürülebilirliği tarafında mekanik problemleri oldu Yağız’ın. Rahatlıkla söyleyebilirim ki, Teknik Motorspor’un Fiesta Super 2000’leri kadar iyi kondisyonda, rekabete hazır bir otomobili var Yağız’ın. Peugeot’dan yana kimsenin şüphesi olmasın. Yagız’ın otomobili iyi. Munaretto Sport, gerçekten iyi bir takım. Dünya çapında bir takım demek hata olmaz. Geçen sene Monza Rally Show’da bu takıma konuk olmuştuk Nevzat Aslan ile. Luca Rosetti’yi yarıştırıyorlardı 208 T16 ile, Luca’ya uğradığımızda tanıştık adamlarla, otomobillerini yakından gördük, izledik nasıl çalıştıklarını. Gördüğüm kadarı ile çok profesyoneller bir kere. Bu daha ilk yarış olduğu için belki de çok zorlamadı kendini ve otomobilini Yağız. Ama ne kadar zorlarsa zorlasın, bir sorun yaşayacağını sanmıyorum. Daha rekabetçi olacaktır. Murat da boş durmamıştır elbette, mutlaka o da ilerletiyor kendini. JWRC tecrübesi gibi bir avantajı var. Özellikle Çanakkale gibi yeni yarışlarda bu avantajını kullanır Murat. Şundan eminim ki, her ikisi de, kafayı yemiş tempolarda gitmiyorlar henüz, daha ceplerinde pay var. Bu yarış şanssız bir şekilde yoldan çıkıp, askıda kalarak zaman kaybeden Orhan da, onlardan aşağı kalmayacaktır. Sanıyorum –ve umuyorum ki- bu sene hep son etaplara kalacak yarışlar. Bu da hem ekiplerimizi geliştirecektir, hem rekabeti zevkli kılacaktır. Seyirciler açısından da…

Grup N’de Erkan Güral ile birlikte mücadele ettiğimiz bu yarışta, grubumuzda ilk üç otomobil 8.6 saniye içinde bitirdi Ege Rallisi’ni. Biz baştan sona lider götürdük ama itiraf etmeliyim ki, çok zorlandık. Rakiplerin nefesleri devamlı ensemizdeydi. Ümit ve Alpaslan Abi de çok çok yakındılar bize, ama mekanik arızalar yaşadılar ve oyundan düştüler. Yaşamasalardı, onların da kazanma şansları yüksekti. Burcu üzerindeki pası umduğumdan çok daha çabuk attı. Simin bazı etaplarda harika zamanlar çıkardı. Burcu’yla bu kadar yakın rekabete girebileceğini sanmıyordum. Simin de epey yol almış yani… Mustafa, 3 yıldır elini sürmediği Evo 9 ile adeta döktürdü. “Vay Çakal vay” dedirtti herkese. Son etapta 3 ekip de yüreği ağzında yarıştı. Onlar da kazanabilirdi, bize kısmet oldu. Ama bundan sonraki yarışlarda ne olur bilinmez. Osman da, yarışın sonlarına doğru epey artırdı temposunu. İlerleyen yarışlarda O da rekabetin içine girecektir. Hep beraber böyle devam edersek, -Ümit, Osman ve Simin’in de bizlerle aynı seviyede gideceklerini düşünüyorum- Genel Klasman kadar heyecan uyandırmasa da, kendi içimizde çok yakın bir çekişme içinde olacağız sanırım.

Ahmet Burkay-Bilge Ayan’ın performanslarına ise ancak şapka çıkartabiliyorum. Ahmet, senelerce aradan sonra hatasız ve hızlı gitti, hem de hiç kullanmadığı Grup A bir otomobil ile. Bir başka saygıdeğer performans da Fiesta R2 şürekasından geldi. Eytan ve Sedat süspansiyon sorunu yaşadılar ve geriye düştüler, ama çok iyi zamanlar yapıyorlardı. Buğra ve Burak kazandıkları her şeyi hak ettiler, yaptıkları fantastik zamanlar ortada. Ferhat ve Burak, hatasız yarıştılar ve hata yapmadan da hızlı gidebileceklerini gösterdiler. Bu onlar için önemli bir adım oldu bence. Ümitcan ve Afşin Abi de, sezonun kalan yarışları için iyi sinyaller verdiler. Dört ekibin de performansları tebriği hak ediyor. 4 çekerleri delik deşik ettiler… Taner, eski spec otomobili ile 2 Çeker’de harikalar yarattı. Problemsiz gittiği her etapta R2’leri geçti. Keşke sorun yaşamadan yarışabilseydi, çok iyi zamanları var. Historic klasmanında genç Hasbay’lar çatır çatır gazladılar, 40 yıllık yarışçı gibiler maaşallah. Sanki otomobilde Ahmet Abi ve Tamer Abi vardı, aferin çocuklar, böyle devam edin!
Sırada 100. Yıl Çanakkale Rallisi var. Bakalım Nevzat ne numaralar hazırlıyor bize…

Hatalıysam:
arasdincer@rallidergisi.com

Liepaja’da Zafer Breen’in

%s Avrupa Ralli Şampiyonası/Sait Kuş

Craig Breen, Avrupa Ralli Şampiyonası’nın ikinci yarışı olan Liepaja Rallisi’ni kazandı. Bu zafer ile kariyerinin ikinci ERC zaferine ve üçüncü Liepaja podyum başarısına ulaşmış oldu.

“Bu müthiş bir duygu, Çok yıpratıcı bir yarış olsa da tempomuz yüksek iken sadece bir etapta 0.7sn farkla gecildik, bu da ne kadar hızlı olduğumuzu gösteriyor.”

Estonyalı Siim Plangi ERC2’de zafere ulaşırken genel klasmanda da ikinci sırayı elde etti. Dominykas Butvilas ise yarışı üçüncü sırada tamamladı.

Emil Bergkvist, ERC3’te ve Gençler Klasmanında ilk sirayi alirken ADAC Opel Rallye Team elde edilen genel klasman altıncılığından ziyadesi ile memnun durumda.

Avrupa Ralli Şampiyonası’nda sezonun üçüncü yarışı 2-4 Nisan tarihlerinde Irlanda’da düzenlenecek olan Circuit of Ireland yarışı olacak.

Liepaja’da İlk Günün Lideri Craig Breen

%s Avrupa Ralli Şampiyonası/Sait Kuş

Craig Breen FIA Avrupa Ralli Şampiyonası’nın ikinci yarışı olan Liepaja Rallisi’nin ilk gününü lider olarak tamamladı
Liderlik mücadelesi veren bir çok pilotun yarış dışı kaldigi ilk gün sonunda ERC2 mücadelesi veren Siim Plangi genel klasman ikinciliğinde yer alıyor.

Peugeot 208 T16 ile mücadeleye katılan Breen, ilk gün geçilen kar ve buz kaplı 114.13 kilometrelik 5 özel etap sonunda 1 dakika 23 saniyelik rahat bir liderlikte yer alıyor.

“Aptalca hareketler yapmadan, riske girmeden ilk günü tamamladım. Sadece ilk etapta biraz kendimi zorladım. İkinci etapta Lukyanuk’un kaldığı haberini alınca risk almadan ilk günü tamamladım.”

Kaygan zemin ve Letonya’nın hendekleri liderlik mücadelesi veren Kajetan Kajetanowicz, Alexsey Lukyanuk, Jonathan Hirschi ve Jaroslav Orsak’ın ilk günden yarış dışı kalmasına sebep oldular.

Avrupa Ralli Şampiyonası lideri Kajetanowicz ilk günün son etabının son kilometrelerinde sol sert virajda lastiğini kopartınca ilk günden puan alamadı. Ancak bu kaza Polonyalı pilotun Ice Master unvanını zedelemedi.

ERC2’de mücadele eden Siim Plangi ilk günü klasman lideri ve genel klasman ikincisi olarak tamamladı. 22 yaşındaki Eston sürücünün ardindan gelen Martins Svilis klasman ikinciliğinin yanı sıra genel klasmanda da üçüncü sırada yer alıyor.

ERC3’te ilk gün birincisi Aaron Domzala oldu. Gençler klasmanında puan alamayacak olan Polonyalı sürücü, ilk üç etapta elde ettiği en iyi zamanlar ile zirveye kurildu.

ERC Genç Sürücüler klasmanında ise ADAC Opel Rallye Team adına Emil Bergkvist ilk sirada yer aldı.

Liepaja Rallisi’nin ikinci gününde 91.60 kilometrelik 6 özel etap geçilecek. Son etap olarak geçilmesi planlanan Liepaja Şehir Etabı havanin beklenenden sıcak olması sebebi ile iptal edilmişti. Rallinin bitiş töreni Rose Meydanı’nda yerel saat ile 15:30’da düzenlenecek.

Aras Dinçer : Spor Kültürü, Spor Sevgisi ve Spora Saygı Üzerine

%s Aras Dinçer

Biz kış uykusundayız. Ama motorsporları uyumuyor. Esapekka Lappi’nin Avrupa Ralli Şampiyonluğunu ilan etmesinin üzerinden sadece birkaç hafta geçmişken, 2015 sezonu start aldı. Eurosport’un tekrar hayat verdiği Avrupa Ralli Şampiyonası, Janner Rally ile başladı. WRC’nin de eli kulağında, Monte Carlo Rallisi’ne sadece 2 hafta var. Bizde ne zaman kış rallileri olacak acaba? 2 damla yağmur yağsa, elimiz ayağımıza dolaşıyor. Bu bağlamda TOSFED Ralli Kupası katılımcılarını içtenlikle tebrik ediyorum. Bu sene iki asfalt yarışı tamamen yağmur altında koştular. Elinden kaza çıkanlar da epey oldu ama yine de çok değerli tecrübeler kazandılar hepsi. Geçenlerde Orhan Avcıoğlu ile konuşuyorduk. “Kış aylarında yapılacak bir asfalt rallisi artık lazım Türkiye Ralli Şampiyonası’na” dedi, bence çok haklı…

Janner Rally’de Kajetan Kajetanowicz alışkın olduğu zemin şartlarında hayatının belki de en kolay yarışını kazandı. Alexey Lukyanuk, teknik problemlere çok zaman kaybetmesine rağmen, muhteşem bir geri dönüş ile, yarışı podyumda bitirdi. Mitsubishi Evo 10’daki kadar hızlı görünmedi belki ama, grup A bir otomobile alışırsa, ciddi bir potansiyeli olabileceğini gösterdi. Zaten işi sırrı da burada. Yavaş otomobil ile hızlı gitmek pek zor değil. Hızlı otomobil ile hızlı gidebilmek ve A noktasından B noktasına ulaşabilmek önemli. Lukyanuk hem hızlı hem de istikrarlı. Grup A otomobiller ile daha fazla kilometre yaparsa, eminim, Avrupa Ralli Şampiyonası’nda söz sahibi olabilecektir.

Çoğu zaman yukarıdaki gibi yarış analizleri, pilot değerlendirmeleri yapıyorum. Bu kadar kısa özet değil tabii, ama bu çerçevede oluyor genelde bahsettiklerim. Ama yeni sezonun başlangıcında, biraz yeni kurallara ve yeni otomobillere değinmek istedim. Biraz da, yurtdışında takip etme imkanı bulduğum birkaç yarıştaki gözlemlerime değineceğim.

Çağlar, Sait ve Ömer (Erdem) ile Katalunya Rallisini, Nevzat –Başkan- Aslan ile de Monza Rally Show’u ziyaret ettim. Katalunya, özellikle 50’nci yaşına basmış olması ve artık bir klasik olmasıyla, gerçekten bambaşka bir keyif verdi. İspanya’da ilk kez ralli seyrettim ve Akdeniz insanının ralliye nasıl saygı ve hayranlık duyduğunu tekrardan görme şansım oldu. Monza Rally Show’da ise, sıradan bir motor sporları sever olarak, hiç ummadığım kadar eğlence ve aksiyon buldum. Bu kadarını hiç beklemiyordum, ama her ülkede yapılması gereken türden bir organizasyonmuş meğer Monza Rally Show. Yarışması da eminim çok keyiflidir, ama sadece seyretmek bile büyük zevk idi. Aşağıda, satır aralarında bu iki yarıştan turist olarak izlenimlerime değinmeye çalışacağım.

Otomobillerden başlayalım. Rallide Fransız ekolünün varlığını hiçbir allahın kulu inkar edemez. Gerek otomobil tekniği, gerekse pilotaj kumaşı açısından Fransa, ralli sporunda geçmişin ve bugünün papazlarından biridir kesinlikle. Yeni kurallar çerçevesinde, 3 büyük Fransız markası, 3 iddialı otomobil çıkardı parkurlara: Citroen DS3 R5, Peugeot 208 T16 ve yeni Clio R3T. Katalunya Rallisi’nde ve Monza Rally Show’da bunları yakından izleme fırsatım oldu. Gerçi 208 T16’nın pek de iyi bir repütasyonu olmadığını biliyorduk, sürekli çıkarttığı motor ve elektrik arızalarından ötürü… Yine de, bu otomobillerin performans potansiyellerini yakından görebilmek keyifli ve bilgilendirici oldu.

İlk önce şunu söyleyeyim, çoğunuz bilir ki, Fransız ralli otomobilleri, kulağa hoş gelen motor sesleriyle ünlüdür. Üzülerek belirtiyorum ki, bu üç yeni Fransız savaşçısında, motor sesi namına umduğunuzu bulamayacaksınız. Yeni Clio R3T’den ses mes çıkmıyor. Otomobil o kadar sessiz ki, bazen şanzımanın sesi, motor sesini bastırıyor. Tıpkı bir Grup N otomobilde olduğu gibi, sadece ALS’nin ufak tefek patırdamaları var, o da öyle gümbür gümbür değil. Clio’yu seyrederken gözünüzü dört açın. Siz anlamadan geçip gidebilir, geldiği duyulmuyor kesinlikle. DS3 R3T böyle sessiz değil mesela. Fakat Clio R3T, DS3 R3T’den gözle görülür bir şekilde daha iyi yürüyor. Ses-seda yok ama yürümesi bariz şekilde iyi Citroen’den. Bir Grup N Subaru kadar iyi yürüyor diyebilirim. Ancak yeni çıkan DS3 R3T Maxi yoktu Monza’da. Sanırım Citroen, Renault Clio’ya cevap olarak çıkardı bu Maxi R3T’yi… R5’lerde de sesler bir tuhaf. Aynı motoru paylaşan 208 ve DS3’ün sesleri birbirinin aynı. Ve hiç abartmıyorum, Bağcılar Sanayii Sitesi’ndeki herhangi bir egzozcunun yapacağı bir egzozdan bile çok daha güzel ve akustik bir ses çıkabilir. Bazılarınız bu ifadeyi abartılı, hatta saçma bulabilirsiniz. Ama bu otomobilleri etapta gazlarken dinlediğinizde, ne demek istediğimi anlayacak ve bu yazıyı hatırlayacaksınız. Hayatımda ilk defa bir ralli otomobilinin sesinden kulaklarım rahatsız oldu. R5 sınıfındaki rakipleri Ford Fiesta’nın motor sesi çok daha güzel Fransızlardan. Yürüme işine gelince, üçü de sanki tornadan çıkmış gibi, eşit performans gösteriyorlar. Skoda ve Mitsubishi’nin de katılımlarıyla R5’de çok güzel rekabetler izleyeceğiz gibi görünüyor.

“Bu performansları nasıl ölçtün biçtin, gözünde dinamometre mi var” diye soranlar olacaktır. İşte geldik, Monza Rally Show’un alameti farikasına… Monza’da öyle bir yarış akışı var ki, ralli kurallarının geçerli olduğu bir pist yarışı seyrediyorsunuz adeta. Yaklaşık 9 kilometrelik bir parkur var pist üzerinde. Bu parkurda turlayarak koşuluyor etaplar, tur sayısına göre etap ismi değişiyor. Startları ve finişleri farklı yerlerde. Sadece yol notunu okumak değil, turları saymak da kopilotun işi. Etap, pist üzerinde, ama bariyerler ile şekillendirilmiş durumda. Yani öyle 6’ya takıp gidemiyorsunuz. Lakin, neticede bir pistte yarıştığınız için, Aston Martin veya Ferrari ile yol notu çıkaran tipler görebiliyorsunuz mesela. Biraz kalburüstü bir katılımcı profili var yani.

Otomobiller grup grup çıkıyor. Önce klasikler, sonra R3T’ler, sonra R3’ler, sonra R4’ler, sonra Super 2000’ler, sonra R5’ler, sonra 2 litre WRC’ler ve en son 1.6 litre WRC’ler çıkıyor. Başka sınıf yok. Ama gerek güç farkları, gerekse uzun etaplarda çok tur atmalarından dolayı, gruplar ve otomobiller birbirine karışabiliyor ve etapta trafik oluşabiliyor. Bu trafik tabii ki ekiplerin pek hoşuna gitmiyor ama seyirci için müthiş eğlenceli. Öyle acayip trafik grupları oluyor ki, “bir dahaki turda bakalım hangisi önde gelecek” diye rallide alışkın olmadığımız türden muhabbetler dönüyor seyirciler arasında. Önünüzdeki el freni ile dönülen dar sağ-sol U virajlarda peşpeşe 1973 model bir Porsche 911, arkasından bir Impreza WRC, onun arkasından DS3 R5, ondan sonra Fabia Super 2000, peşinden bir Lancia 037, arkasından bir Fiesta WRC derken, hangisine bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Biri spin atıyor, öteki ona takılıyor, arkadan gelen aradan geçip gidiyor filan, rallikros-pist-ralli kırması bir iş bu. Ama seyretmesi müthiş eğlenceli. Gece etaplarını izlerken, sanki Le Mans seyrediyormuş gibi bir his uyandırıyor insanda. Bir başka güzel yanı da, otomobiller birkaç saniye ara ile, hatta bazen yan yana geçtikleri için, performansları hakkında çok net fikir yürütebiliyorsunuz. İşte yukarıda söylediğim “Gözünde dinamometre mi var” sorusunun cevabı bu. Dinamometreye ihtiyaç yok, zaten her şey ortada. Hem farklı sınıflardan otomobiller, hem de aynı sınıftan farklı markalarda otomobiller peş peşe, burun buruna geçebiliyor önünüzden. Tabii, Andreucci, Rosetti, Pedersoli, Kubica, Aghini, Galli gibi pilotların kullanımları ile diğerlerinin farkları var. Ama salt güç gerektiren noktalarda da seyrettik Nevzat ile, bir taraftan da dikkat ettik, enteresan şeyler gördük.

Mesela, R5’ler, evet Super 2000’lerden bir lokma daha güçlü. Ama arada pilotaj ile kapatılamayacak kadar bir fark yok. Yine de R5’ler biraz güç avantajına sahip. Kendi içlerinde hiçbir farkları yok, Peugeot da, Citroen de, Ford da, sanki sözleşmiş gibi, milimi milimine aynı güce sahipler. Super 2000’lerde de aynı durum geçerli, tabii Grande Punto’ları saymazsak… Fabia, Fiesta ve 207’lerin performanslarında gözle görülür bir fark yok. Clio R3T’nin sesi çıkmıyor, ama müthiş yürüyor. DS3 R3T’den bariz daha güçlü. Eski Clio R3’ten de çok farklı yeni Clio. Esas, R4’lere şaştık kaldık. Malum, R4 sınıfı ölü doğduğu için, WRC ve ERC yarışlarında pek tercih edilmiyor. Şimdiye kadar gittiğim yurtdışı yarışlarda R4 ile yarışana da pek rastlamamıştım. Açıkçası ben tüm R4’leri, Burak Çukurova’ya gelen otomobil gibi zannediyordum ki, o Mitsubishi’yi birkaç kez izledim ve Grup N’den pek de farkı yoktu. Fakat İtalya’daki R4’lerin içine adeta Ferrari kaçmış. Nasıl yürüdüklerini görünce inanamadık. Eminim, ETS, VP gibi çok kaliteli benzinlerle yürüyorlardır ama o cüssedeki Mitsubishi’lerin, Subaru’ların öyle gitmesi hakikaten çok acayip idi. Ne R3’ler, ne R3T’ler hatta ne de Super 2000’ler yetişebiliyor R4’lere düzlüklerde. Tabii frende ve virajda işler değişiyor ama güçleri inanılmaz İtalyan R4’lerinin. Ama ben en çok, 2 litre WRC’ler ile, 1.6’ları yan yana izleyince üzüldüm. Kelimenin tam anlamıyla, 1.6’ların kanı çekilmiş. 2 litrelerdeki ses, tork, viraj çıkışındaki güç, hatta drift atarken ki canlılıktan eser yok 1.6’larda. El freni çekince motorun devirden düştüğü ve acı çektiği çok bariz görülüyor 1.6’larda. Bunun benzerini, Katalunya Rallisi’ndeki zorunlu donut noktalarında görmüştük. Pilotların gaza sonuna kadar bastıkları çok belli, hiç kesinti olmuyor seste. Ama otomobil döndükçe devir düşüyor. Bu durum, 1.6 WRC’ler daha yavaş otomobiller anlamına gelmiyor belki, ama seyir zevki açısından 2 litrelere göre çok fakir kaldıkları aşikar.

Otomobillerde hikayeler böyle, ama bir de işin kültür kısmı var ki, otomobiller fasa fiso kalıyor kültürün yanında. Valentino Rossi, Ken Block ve Robert Kubica’nın sabit bir 40bin kişilik seyirci kitlesi olduğu söyleniyordu. Hakikaten de, pistteki koskoca tribünler doldu, bu kadar dolacağını hiç sanmıyordum. Padokta, servis alanında adım atacak yer yoktu. Ken Block’a muazzam bir ilgi var, beğenseniz de beğenmeseniz de, adam motor sporlarının yayılıp sevilmesinde en büyük etkisi olan isimlerden biri şu an. Girdiği her ralli, her kros ihya oluyor. Bir şapka dağıtmaya çıktı, kazara oradan geçiyorduk Nevzat ile, izdiham oldu, ezildik arada. Kubica’nın da müthiş bir hayran kitlesi var, kırkı yıllık ralli pilotu gibi itibar görüyor. İtalya’da seveni çok. Hele Valentino Rossi’ye peygamber gibi tapıyorlar. Normal etapta yolunu kesmek için, bütün gece bekleyenler vardı sokaklarda. Böyle bir sevgi olamaz. Bir grup gördüm, gece karanlığında normal etaptan gelen her yarış otomobilinin önünü kesip, Rossi mi diye bakıyorlar, sonra gönderiyorlardı. Rossi gelince ne yaptılar bilemiyorum, düşünemiyorum. Piste giden ana cadde yaklaşık 2 kilometre uzunluğunda. Bu 2 kilometreyi geçip, arabayı park edip, kapıları kilitlemeniz bir buçuk saat sürüyor. Servis alanında satış dükkanları, ralli fuarı, partiler gırla gidiyor.

Tabii, bütün bu ilgi, sevgi ve otomobil kültürü, serada yetişmiyor domates gibi. Bu pist 1922 yılında yapılmış. Kentin büyük parkının içinde yer alıyor. Bu park o kadar büyük ki, koskoca Monza Pisti’nin yolları, parkın yüzölçümünün ancak %7’sini kaplayabiliyor. Orada Andreucci gazlarken, Focus WRC geçerken, motor sporlarıyla ilgilenmeyen insanlar yürüyüş yapıyor, koşuyor, bisiklete biniyor, köpek gezdiriyor, hatta parkın başka köşelerinde moto kros yapılıyordu. Yarışla ilgilenmeyenler ilgilenenlere, ilgilenenler ise, ilgilenmeyenlere saygılı. Orası bir park çünkü. Her türlü spor yapılabiliyor. Ama 1922’den beri motor sporları da yapıldığı için, bir kültür oluşmuş. Üstelik parkın içine bu pisti yaparken doğal dokuya da zarar verilmemiş. Yıllar içinde pisti modernleştirmiş olmalarına rağmen, ne bir ağaç kesmişler, ne de başka alanlara tecavüz etmişler. Yosunlara bile dokunmamışlar. Çevre dokusu 1922 model, ama pist, 2015 standartlarında.
Sevgi ve saygının olmadığı hiçbir spor, bulunduğu ortamda yaşayamaz. Rally Şile’de karşımızdan minibüs geldi. Önce yanından geçtik gittik. Sonra güldük geçtik. Ne acı… Orada spor yapılıyor ve o adam bunu zerre kadar umursamıyor. Katalunya Rallisi’nde iki seyirci etabı yapıldı. Biri Barselona’yı felç etti, diğeri Salou’yu. Bir allahın kulu ne isyan etti, ne itiraz etti ne de sorun çıkardı. Hele Salou’daki etap, günlerce kurulu kaldı. Bütün sokaklar kapatıldı yarış günü. Hiç abartmıyorum, Pizza yerken, karşımızda Real Madrid-Barselona maçı oynuyordu barkovizyonda. Kaldırımın hemen kenarından da seyirci etabında gazlayan WRC’ler geçiyordu aynı anda. Kimileri maçı izliyordu, kimileri otomobillere bakıyordu, kimisi de sadece pizzasını yiyordu. Ne esnaf isyan etti, “önümüzdeki yol kapatıldı, müşteri gelmiyor” diye, ne maçı izleyen adam “ne bu gürültü be” diye yola sandalye attı… Çünkü spora saygı duyuyorlar. Ve biliyorlar ki, aslında ralli, altın yumurtlayan tavuk… Gittiği bölgeyi ihya eder, turist getirir.

Tabii burada spora, sporcuya, seyirciye ve hatta seyretmeyene bile saygı duyulan bir ortamdan bahsediyoruz. Adamlar restoranların hemen yanına seyirci etabı yapmışlar. Beton zemini toprak ile örtmüşler, daha spektaküler olsun diye. Ama bunu yaparken, kalkacak tozu da düşünmüşler, tozutmayan bir toprak zemin oluşturmuşlar. Saygı bekliyorsanız, önce saygı göstereceksiniz. Orada yemeğini yiyen adamı toz içinde bırakmıyor otomobiller. Ama kaya kaya gidiyorlar, çünkü zemin toprağa çevrilmiş. RACC’nin alt yapıdan pilot-kopilot yetiştirmek için 24 tane yarış otomobili varmış. 12 Fiesta R1, 12 Fiesta R2. Tek marka kupalarında yıldızı parlayan gençleri R1’lerde yarıştırıyorlarmış. Ertesi sene R1’lerden R2’ye terfi ettiriyorlarmış. 2 sene zarfında başarılı olanları RACC önce ulusal, iyi giderlerse de uluslararası platformda destekliyormuş. Örnek mi, geçmişte otomobilinde RACC yazan İspanyol pilotları sayın bakalım. Xavi Pons, Dani Sola, Dani Sordo, Yeray Lemes…

Bunca lakırdının temelinde yatan bir gerçek var: Yaptığımız sporun değerini arttırmak ve yaygınlaştırmak istiyorsak, spor kültürü yaratmak ve bu kültürü yerleştirmemiz şart. Ama spor kültürünü, ancak karşılıklı sevgi ve saygı ile yaratabilirsiniz, yoksa kimseye durduk yerde bir şey yerleştiremezsiniz.

WRC’deki yenilikler bakalım bu sezonu daha renkli kılacak mı. Paddle shift kumandalı şanzımanlara tekrar merhaba deyin. Bu sistemde tecrübesi olan sadece iki takım var, Citroen ve M Sport. Bakalım diğerleri kolay adapte olabilecek mi, yoksa teknik arızalar mı izleyeceğiz. FIA, bazı parçaların minimum ağırlıklarını düşürdü. Böylece ağırlık dengelemesini iyileştirmek için daha da fazla fırsat bulabilecek mühendisler.

Volkswagen ve Citroen 2015’e, 2015 spec yeni otomobilleri ile giriyorlar. Özellikle DS3 WRC, epey geliştirildi deniyor. Artık yepyeni bir motoru var, C-Elysee WTCC otomobilinin motoru, bundan böyle DS3 WRC’de çalışacak. Süspansiyon tarafında da epey gelişim kaydedilmiş. Hatta sezon ortasında bir 2015 buçuk DS3 WRC görecekmişiz. Başka süspansiyon numaraları ve yeni bir body kit gelecekmiş DS3’e. Citroen Racing’deki arkadaşlar nihayet pistten kafalarını çevirip, ralli otomobiline el atmaya karar vermişler, çok zahmet oldu… Polo WRC de, yeni versiyonu ile geliştirilmiş, artık daha nereye ne geliştirdilerse… 2015 spec Ford Fiesta WRC’yi ancak Portekiz Rallisi’nde görebilecekmişiz. Hyundai ise, şimdiden eskiyen I20 WRC’nin geliştirilmiş versiyonunu, sezonun ilerleyen yarışlarında çıkaracakmışmış. Biz yeni I20 WRC’yi bekliyorduk gerçi ama… JWRC, DS3 R3T’den, DS3 R3T Maxi’ye terfi etmiş. RGT sınıfı da, ilk defa bu sezon FIA WRC seviyesinde bir şampiyonaya dönüşüyor. 3 adet Porsche Monte Carlo’da gazlayacaklarmış. Murat Doğral girse de, hepsine bir döşese, ne güzel olur…

Bu sezon nihayet, şu otomobilin içine ara zaman verme işini yasakladı FIA. Bunu nasıl kontrol edebilecekler bilmiyorum ama, çok isabetli bir karar. Artık herkes risk alarak yarışmak zorunda, yatmak yok. Yeni bir start sıralaması kuralı geldi. İlk iki gün mevcut puan sıralamasına göre, son gün ise, tablonun tersine göre yola çıkacak ekipler. Özellikle asfalt yarışlarda çok eğlenceli olabilir bu sistem. Ama topraklarda yeterince adil mi… Pazar günleri çok kısa etap kilometresi geçiliyor. İlk gün düz, ikinci gün ters, son gün tekrar düz start alınsa, daha adil olurmuş sanki…

Şubat ayında, sevgili patronlar Çağlar, Sait ve eski tüfeklerden Murat Apaydın ile birlikte Avrupa Ralli Şampiyonası’nın ikinci ayağı olan, Letonya’daki Rally Liepaja’da olacağız. Bakalım daha neler görüp, bir yaşımıza daha gireceğiz…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

    Warning: Invalid argument supplied for foreach() in /home/rallidergi/domains/rallidergisi.com/public_html/wp-content/themes/fox/inc/template-tags.php on line 789

Uluslararası Autosport Fuarı Başladı

%s Sait Kuş

Birmingham’da duzenlenen Avrupa’nın en büyük motorsporları fuarı Autosport International Fuarı’nda ilk gün sadece profosyonellere açık olsa da yine de yoğun ilgi gördü.

Toplam 16 farklı ülkeden katılımın olduğu fuarda, katılımcıların 17’si Amerika Birleşik Devletleri, 13’ü İtalya, 10’u Almanya’dan katılırken Belçika, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Yunanistan, Litvanya, Hollanda, Portekiz ve İsveç’ten de katılımcılar listede yerini aldı. Bunlarin haricinde Avustralya, Hong-Kong, Malezya, Yeni Zelanda ve Tayvan’dan da gelen katılımcılar da fuara renk kattı.

20150108_114414

Türkiye adına en değerli katılımcı kuşkusuz First Corner oldu. First Corner, Dünya Rallikros Şampiyonası’nda destek yarışı olarak düzenlenen ve Avitas Motorsport’un ürettiği Supercar Lites yarış otomobillerinin kullanıldığı RX Lites serisini düzenleyen şirket. First Corner standında 2014 RX Lites sezonunda zafere ulaşan Kevin Eriksson da yer alıyor. Avitaş Motorsport Direktörü Halid Avdagiç ve Olsberg MSE’nin sahibi Andreas Eriksson ile Avitaş mühendislerinden Kerem Orak da ziyaretçilerin yoğun ilgisine cevap veriyorlar.

20150108_162255

Fuarda yer alan İngiltere Drift Şampiyonası standında yer alan Lassa brandingli yarış otomobili de bir anda karşımıza çıkınca farklı duygular hissediyoruz. Otomobilin sadece dışında değil koltuklarında da Lassa logosunun yer alması Türk firmasının yurtdışında ciddi adımlarla hedef büyüttüğünü gösteriyor.

Fuarda Dünya Şampiyonası yarışlarında boy gösterenlerin yanı sıra yedek parça satıcılarından üniversitelerin motorsporları bölümleri de yer alıyor. Ziyaretçi profili ise kucaktaki bebeklerden bastonu ile standların arasinda gezinen yaşlı çiftlere kadar geniş bir yelpazeye sahip.

Fuarda yer alan ve Historic olarak sergilenen yarış otomobilleri de ilgi odağı olmaya devam ediyor. Colin McRae’nin Subaru’su da bunlardan birisi.

20150108_151908
Uluslararası Autosport Fuarı’nın ilk iki günü profesyonel ziyaretçilere açık, Cumartesi ve Pazar günü halka açılacak standlara ilgi daha da artacak. Özellikle hafta sonunda düzenlenen canlı gösteri yarışlarında yer alacak Dünya Rallikros Şampiyonu Petter Solberg de fuarda büyük ilgi görüyor. İlk gün Autosport Stage’de Dünya Rallikros Şampiyonası’nın pazarlayıcı şirketi IMG’nin yöneticisi Martin Anayi ile sahneye çıkan Solberg soruları cevapladı. Solberg bu sezon için ralli seçeneğinin de önüne geldiğini ancak elde ettiği “İlk Rallikros Dünya Şampiyonluğu” olmasının ona onur verdiğini ve bunu korumak için yeniden yarışması gerektiğini düşündüğünü belirtti.

Uluslararası Autosport Fuarı 11 Ocak gününe kadar Birmingham NEC Fuar alanında devam edecek.

Kubica WRC’de Devam Ediyor

LOTOS sponsorluğunda Msport servisi ile tüm sezon Dünya Ralli Şampiyonası’nda Ford Fiesta RS WRC ile mücadele eden Robert Kubica, 2015 sezonu için yine LOTOS sponsorluğunda tüm sezon yarışacağını açıkladı. Netliğe kavuşmayan konu ise kimden servis alacağı. Kubica sezon içinde M-Sport ile kısa dönemli gerginlikler yaşamıştı.

Polonyalı eski Formula 1 pilotu Kubica’nın yardımcı sürücüsü yine Maciek Szczepaniak olacak. Kubica sene sonunda hakkında çıkan dedikoduların kendisini de endişelendirdiğini ancak karar vermekte acele etmek istemediğini ve ralli ile sezona devam etmenin en akıllıca karar olduğuna karar verdikten sonra işlerin daha hızlı çözüldüğünü belirtti. Sezon ile ilgili farklı gelişmelerin de olacağını ancak açıklamaların zamanı geldiğinde yapılacağını da belirtti

Kubica sezonun ilk yarışı Monte Carlo Rallisi’nde start tak’ındaki yerini yardımcı sürücüsü Maciek Szczepaniak ile birlikte Ford Fiesta RS WRC içinde alacak. Monte Carlo Rallisi 22-25 Ocak tarihlerinde düzenlenecek.

Autosport Fuarı 25 Yaşında

%s Sait Kuş

Avrupa’nın motorsporlarına ayrılmış en büyük fuarı olan Uluslararası Autosport Fuarı 2015 senesinde 25’inci yaşını kutluyor.

İlk kez düzenlendiği 1991 yılından beri uluslararası katılımcıları ve İngiltere’nin liderlerinin boy gösterdiği fuarda yüksek performans mühendisliğin ürünlerinden amatör yarışçılara hitap edecek ürünler yer alıyor.

Gelenek bu sene de Birmingham’daki NEC fuar alanında hayata geçecek ve endüstrinin önde gelen aktörleri fuarın ilk iki günü ticari bölümde yer bulurken, son iki gün halka açık bölümde birbirinden farklı etkinlikler sahnelenecek.

İngiltere’nin motorsporları pazarı hacmi 2000 yılında 4.6 milyon paund iken 2012 yılında bu rakam 9 milyon paunda dayandı. Motorsporları Endüstrisi Birliği’nin rakamlarına göre bu artışta Formula 1’de mücadele eden takımların 8’den 11’e çıkması ve 4300 şirkette çalışan 41000 insanın payı var.

Uluslararası Autosport Fuarı’nın verilerindeki değişim de bu yönde bir ilerlemenin kanıtı olarak görülebilir. 1991 yılında 150 firmanın katılımı ile düzenlenen ilk fuardan 2014 yılında yaklaşık 28000 ziyaretçinin huzurlarına çıkan 20 farklı ülkeden 600 firmaya ulaşıldı.

Yıllar içinde sayısız etkinliğin düzenlendiği fuarın son yıllarında artık motorsporlarının önemli gelişmelerine de tanıklık ediliyor. 2014 senesinde düzenlenen etkinlik ile Zenos E10 spor otomobili ilk kez Autosport fuarında günyüzüne çıktı. Bir önceki sene İngiliz-Alman ortaklığında geliştirilen Sin Cars yeni R1 projesini hayata geçirmişti.

AVITAS MOTORSPORTS

Avitaş Kompozit bünyesinde kurulan Motorsporları bölümündeki Türk mühendislerinin geliştirdiği Control 1 serisi otomobil de ilk kez 2011 yılında Autosport fuarında sergilenmişti. 2012 senesinde Control 2 ile fuara katılan Avitaş Motorsport burada kurulan bağlantılar ile Control 4 serisi geliştirmişti. 2014 senesinde ilk kez organize edilen FIA Dünya Rallikros Şampiyonası’nın destek yarışı olan RX Lites kupasında mücadele eden tüm otomobiller Avitaş Motorsport tarafından Control 4 üzerine imal edildi. Avitaş Motorsport bu sene de fuara RX Lites organizasyonunu tanıtmak ve yeni projelerini hayata geçirmek üzere katılıyor.

autosport-international-exhbition (2)

Uluslararası Autosport Fuarı Direktörü Ian France bu sene için 16 farklı ülkeden 300 firmanın fuarda yer alacağını bunların arasında sektör liderleri ATL Fuel Cell, Brembo S.p.A., DC Electronics, M-Sport, Ohlin Racing AB, Quaife Engineering, Wirth Research, Zircotec ve AP Racing olduğunu belirtti. France sözlerine şöyle devam etti : “Her Ocak ayında endüstriye yön verenler Birmingham’da bir araya geliyorlar. Katılımcılar için yeni ürünlerini paylaşma ve bir gövde gösterisi olurken ziyaretçiler için de sene boyunca yarışlarda ortaya konacak yenilikleri ilk elden duyma ve fuar boyunca motorsporları içinde geçirecekleri bir hafta sonu oluyor.”

Uluslarası Autosport Fuarı 8-11 Ocak tarihlerinde Birmingham’da düzenlenecek. İlk iki gün ticari ziyaretçilere açık olacak fuarın son iki günü tüm ziyaretçilere açık olacak.

Fuarda Düşük Karbon Yarış Teknolojileri, Mühendislik, Ticaret ve Teknik, Motorsporlarında Kariyer, Karting, Historic Yarış, Ulusal Motorsporları, Pist Yarışları, Ralli ve Canlı Yarış bölümleri yer alacak.

Dünya Motor Sporları Komisyonu 2015 Kararları Açıklandı

%s Haberler/Sait Kuş

Dünya Otomobil Federasyonu’na (FIA) bağlı olarak çalışan Dünya Motor Sporları Komisyonu (WMSC), FIA’nın 2015 Sezonu Ödül Töreni öncesinde Doha’da toplandı.

Komisyon Formula 1’den Tırmanma Yarışları’na kadar tüm motor sporları branşlarında önümüzdeki yıllarda uygulanacak kural değişikliklerini karara bağladı. Komisyon ayrıca sezon takvimlerine de son halini verdi.

Motorsporlarının yükselen branşı Rallikros için değişiklik kararı açıklamayan komisyon sadece takvimi onaylamış oldu. Dünya şampiyonası olarak ilk sezonunu tamamlayan Rallikros’un ilk şampiyonu da eski bir Dünya Ralli Şampiyonu olan Petter Solberg olmuştu. 12 Yarıştan olan takvimde Finlandiya yerini İspanya’nın Barcelona kentine bırakırken takvimdeki diğer ülkeler yerlerini korudular. 2015 Sezonunda ilk yarış yine Portekiz’in Montalegre pistinde olacak. Türkiye yarışı ise takvimde İtalya ile yer değişitirerek Ekim ayının başına, 2-3 Ekim tarihlerine çekildi. Yarış yine İntercity İstanbul Park içinde oluşturulan parkurda düzenlenecek.

Dünya Ralli Şampiyonası ile ilgili kararların en önemlisi etap içinde elde edilen ara zamanların yayınlanmasının ve takımlarla paylaşılmasına son verilecek. Böylece heyecanın artması hedefleniyor. Bu seneye kadar uygulanan sistem ile sürücüler araç içinde rakiplerinin ara zamanlarını görebiliyor ve tempolarını buna göre belirleyebiliyorlardı. Bundan sonra ancak etap sonunda rakiplerinin zamanlarını alabilecekler.

Daha önce kurallarda belirlenmesine rağmen uygulamasında sorunlar yaşandığı rapor edilen “start alan otomobil bej diyagonali 20 saniye içinde terk eder, edemezse yarış dışı kalır” kuralına istinaden diyagonalden çıkamayan sürücüler bir sonraki gün Rally2 kuralı ile yarışa devam edebilecek.

Önceliği olmayan sürücülerin asfalt yarışlarda masraflarını azaltabilmeleri için daha önceden homologe edilmiş lastiklerinin kullanımında bir yıl daha süre eklendi.

Avrupa Ralli Şampiyonası (ERC) ile ilgili 2016 yılından itibaren Super 2000 otomobillerin yerine R5 sınıfı otomobillerin yarışması kararı alındı. Mücadelenin artması amacı ile ERC3 klasmanında sürücülerin 7 yarıştan seçim yapmasına izin verilecek. Gençler kupasında mücadele eden sürücülerin maliyetlerini düşürmek amacı ile önceki yarışlardan kalan lastiklerinin kullanımına izin verildi.

Konseyin bir sonraki toplantısı 20 Mart’ta Cenevre’de düzenlenecek.

Çağlar Süren : Gündüz Düşü

%s Çağlar Süren

Oldukça uzun bir aranın ardından tekrar bu satırlardan bir kaç kelime paylaşmak heyecan verici. Bu heyecanın arkasında aslında bir rüyanın gerçekleşiyor olması en büyük neden. Rallikros ilk defa bu seviyede ve üstelik burada, ülkemizde, burnumuzun dibinde tozu toprağa katıyor olacak.

Yirmi küsur sene önce, motor sporlarına seyirci değil de ucundan kıyısından içinde olma hevesiyle hakem olarak başladığımda ilk aldığım görev bir rallikros yarışıydı. Ankara’da Oran Sitesinin olduğu yerde, -o zamanlar rallikros yapacak kadar boş alanların olduğu bir yerdi – ilk görevimi almış, kalan tur tabelalarını göstererek bu işlere başlamıştım. O günlerin heyecanını bugün bile taşıyor olmak benim için çok kıymetli.

Rallikrosun o veya bu nedenle ülkemizde kaldırılmasına en çok üzülenlerin başında herhalde ben gelirim. Hatta Facebook’ta “Rallikros Geri Dönsün” diye grup kurmuşluğum bile var. Ne kadar işe yaradı bilemem ama bu hafta sonu Dünya Şampiyonası seviyesinde bir rallikros yarışını kendi ülkemizde takip etme imkanımız olacak. Bu yarışın etkisi umarım ülkemizde de rallikrosun tekrar gündeme gelmesinde iyi bir motivasyon olur.

IMG_8758

2010 yılında Halid Avdagiç’in davetiyle Control 1’in ilk kaynakları yapılırken Sait’le birlikte çekimlerini yapmış, sonrasında Birmingham’daki fuarda sergilenmesi sırasında orada ekibe dahil olmuş ve o zamanlardan bugünlerin hayalini kurmuştuk. Dürüstçe söylemeliyim ki o günlerde erişilmesi çok uzak hayaller gibi geliyordu. Ertesi yıl Control 2 için yine Birmingham’daydık ve ilginin katlanarak arttığını gururla takip ettik. 2013 yılında Control 4, Amerika’da gerçekleşen Global Rallikros Şampiyonasında (GRC) yarışmaya başladığında, zamanlarını SuperCar’larla karşılaştırıp ortaya çıkan canavarın hiç de yabana atılmayacak bir performansa sahip olduğunu hayret ve gururla izledik.

GRC’nin bu kadar ilgi çekmesini fırsat bilen FIA, aslında 2015 için planlanan Rallikros Dünya Şampiyonası takvimini öne alıp IMG ile sözleşmesini imzaladığında her şey birdenbire inanılmaz bir hızla dönmeye başladı. Bilmeyenler için bir kez daha tekrarlamakta fayda var. Dünya Şampiyonası ünvanı aslında çok büyük ve kıymetli bir ünvan. Sadece 5 adet var. Bunlar Formula 1, Ralli, Endurans ve Binek Otomobiller Dünya Şampiyonaları. İşte bunlara bir de Rallikros eklendi ki böylesine tutkunu olduğum branşın bu seviyede yapılıyor olması çok önemli.

İlk kez 1967 yılında, özel olarak davet edilen ralli sporcuları arasında bir televizyon şovu olarak organize edilen rallikros, bugün Dünya Şampiyonası seviyesinde bir branş. Televizyon yapımcısı Robert Reed, İngiltere’deki Lydden Hill pistinde bu işi başlattığında bir gün buralara geleceğini tahmin etmiş miydi acaba? Sordum! Yine Lydden Hill’de, RX Lites ikinci yarışı için pistteydik. Onu görünce heyecanla yanına gittim ve kendimi tanıttım. Cevabı şu oldu: “Merhaba, ben de Robert Reed, rallikrosu icat eden adam!” Bu hiç de mütevazi olmayan takdim, başkasında ne kadar kaba görünse de ona çok yakışıyordu. “Dürüstçe söylemem gerekirse, hayır” dedi. “Ancak, şu an burada olmak benim için ne büyük bir gurur tahmin edebilir misin?” diye de ekledi.

Tahmin edebilirim aslında. Çünkü benzer bir gururu ben de yaşıyorum. Hem çok keyif aldığınız bir spor branşının içinde olacaksınız, hem bunu Dünya Şampiyonası seviyesinde takip etme imkanınız olacak. Tüm bunların üstüne Dünya Şampiyonası içinde başlı başına bir sınıfı yaratan, tasarlayan, üreten ve tüm haklarına sahip bir ekibin parçası olarak sağa sola kartvizit dağıtacaksınız. Gündüz düşü gibi!

RIMG_1141X Lites, Halid Avdagiç’in başında olduğu ve benim de üyesi olmaktan çok büyük gurur duyduğum Avitaş Motorsport ekibinin gerçekten büyük emeği ve özverisiyle hak ettiği yere geliyor. 2014 yılının geri dönüşlerine bakacak olursak önümüzdeki yıllarda bu başarı katlanarak devam edecek. Zira gelen başvuruları, taraftar yorumlarını, seyircilerin ve bizzat yerinde uluslararası medya mensuplarının görüşlerini çok yakından takip ediyorum. 2015 yılında hem yarış sayısının hem de katılımcı miktarının artması söz konusu. “Geleceğin yıldızlarını yaratma” sloganı da RX Lites kupasına çok yakışıyor. Düşünsenize, bu sezonun şampiyonu Kevin Eriksson 18 yaşında, iki yarışı kazanan bir diğeri, Kevin Hansen Jr. 16 yaşında. Her yarışın birincilerinin tur zamanlarına baktığınızda SuperCar sınıfında ilk ona girecek dereceler görebilirsiniz. Ayrıca RX Lites ile yarışıp da SuperCar’a geçen iki de örnek var. Portekiz’de RX Lites birincisi olan Sebastien Eriksson, İsveç’te SuperCar ile yarıştı ve finalde sorun yaşamasa neredeyse birinci olacaktı. Yine RX Lites ile ilk dört yarışa giren Richard Göransson, İtalya’da SuperCar ile ilk yarışında podyuma çıkmayı başardı. Bu branşın geleceği kesinlikle RX Lites okulundan geçenler tarafından şekillendirilecek.

Portekiz’de gerçekleşen sezonun ilk yarışında akredite fotoğrafçı olarak SuperCar’ların ilk startında, hemen otomobillerin sağ arka çapraz dibinde ayakta durup, 6 tane 600 beygirin launch control, ALS ve bilumum teknolojik özellikleriyle yeşil ışığı bekledikleri o “tam gaz” bir kaç saniyede, yerle birlikte ben de sallanmıştım. O müthiş duyguyu tarif etmem olanaksız. Bunca yıldır hem ülkemizde hem de yurt dışında Dünya Ralli Şampiyonası yarışlarında yarışmış, fotoğraf çekmiş ve izlemiş birisi olarak söyleyebilirim ki, o etaplarda aldığınız hazzı Rallikros pistlerinde iki gün boyunca defalarca ve çok yoğun biçimde, üst üste hissediyorsunuz. Çok sevdiğiniz ve nadiren tatma fırsatı bulabildiğiniz bir yiyeceği düşünün. İşte o yiyeceğin açık büfede sınırsızca önünüze konduğu iki günlük bir aktivite hayal edin. Rallikros işte böyle bir his veriyor bana.

Bu hafta sonu iki de Türk sporcu, ay-yıldızlı otomobilleriyle start alacak. Yiğit Timur tüm sezon RX Lites ile yarıştı ve bu son yarışta sezonu ilk üç içinde bitirme şansını zorlayacak. Rallilerden yakından tanıdığımız sevgili Fatih Kara da Toksport çadırından ikinci otomobil ile İstanbulPark podyumunu zorlayacak. Her ikisine de şimdiden başarılar. Ancak, gerek televizyon ekranlarından, gerekse de piste gelip tribünlerden izleyecek olanlara çok önemli bir hatırlatmada bulunmak isterim. Bu yarışı ister bir Türk sporcu, isterse de bir başkası kazansın, sonuçta kazanan her şartta ülkemiz olacak. Çünkü RX Lites tamamen Türk Malı bir operasyon. Yarışı kim kazanırsa kazansın, kazanan biz olacağız.

Hafta sonu pistte görüşmek üzere…

Çağlar Süren

caglar@rallidergisi.com

Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: