Category archive

Yazarlar - page 3

Aras Dinçer: Dalya

%s Aras Dinçer

Bundan tam 8 yıl önce, rallidergisi.com’da ilk yazı’m yayınlandı. 2006 Yeşil Bursa Rallisi’ni değerlendirdiğim o yazının üzerinden 8 yıl ve 99 yazı geçmiş, bu 100’üncü yazı. Gerçi bu yazıların bir kısmını arşivde göremiyorsunuz, çünkü web sitesi veri tabanının taşınması esnasında kayboldu bazıları. Şu an sitenin arşivinde 60 küsur tanesi görülebiliyor, Sait sanırım vakit buldukça kurtarıyor o kayıp yazıları, ekliyor sitedeki köşeme. Bu 8 yıl boyunca 100 yazıyı sabırla okuyan, eleştiri e-mail’leri yollayan, sayfasında paylaşan, üzerine yorum yapan herkese teşekkür ediyorum.

Kocaeli Rallisi, Güney Kıbrıs Rallisi, Fransa Rallisi ve Kurban Bayram’ını sağ salim atlattık. Hatta araya bir de Avustralya Rallisi sıkıştırdık. Ufak tefek yoldan çıkmaları saymazsak, kazasız, belasız bitti hepsi de. En önemlisi de bu. Formula 1 pilotu Jules Bianchi’nin başına gelen korkunç kazadan sonra, artık sağ salim bitirilen her yarış için dua eder olduk. Umarım Bianchi en kısa zamanda sağlığına kavuşur. Gelen haberler, ağır bir kafa travması yaşadığı, ama hayati tehlikesinin artık azaldığı yönünde.

Bu hafta, Türk motor sporları tarihi açısından önemli bir hafta, Dünya Ralli-Kros Şampiyonası geldi çattı. Bu konuya aşağıda daha etraflıca değineceğiz. Önce ralli işlerine bir göz atalım.

Almanya Rallisi’nde sürücüler şampiyonluğunu birbirlerine altın tepside ikram eden, yarış sonunda da hayatlarının şokunu yaşayan JM Latvala ve Seb Ogier, Avustralya Rallisi’nde süt dökmüş kedi gibi yarıştılar. Bu durum, podyumu parsellemelerine engel olmadı tabii. Hatta ilk kez podyumda üç Volkswagen gördük. Andreas Mikkelsen’in beklenen patlaması, sezonun ikinci yarısıyla beraber devam ediyor. Önümüzdeki sezonu JM Latvala’dan daha iyi bir yerde bitirir, hatta şampiyonluk için Seb’i zorlar diye tahmin ediyorum. Volkswagen’de gerek mekanik, gerekse pilot anlamında bolluk var. Rakipler bu kadar yumuşak olduktan sonra, bu durum pek de anormal değil aslında. Yerlere göklere sığdıramadığımız onca “hızlı” genç varken, kariyerinin sonbaharında çiçek açan Kris Meeke’e düştü Volkswagen’leri kovalamak. Panzerlere bir nebze olsun yaklaşabilen, daha doğrusu Jost Capito’nun zamanlarını takip ettiği tek rakip pilot olan Kris Meeke’i allahtan Citroen’e almış Yves Matton. Şu an WRC’de az da olsa heyecan varsa, İngiltere’nin şu an ki medar-ı iftiharı sayesinde var. Bazen çakıyor, vuruyor, kırıyor ama, hiç olmazsa, zamanları açıp bakmak için bir sebep oluşturuyor Kris Meeke. Don Quixsote gibi savaşıyor Volkswagen’lerle. Almanya’da bir çuval inciri (veya üzümü) karşılıklı olarak mundar eden Seb ile JM, Avustralya’da konsolide yarıştılar. Ne JM istekliydi forse etmeye, ne de Ogier’nin yitirecek bir puanı daha vardı. Oysa bakın, Fransa’da işler nasıl alt üst olacaktı, eğer JM Almanya’da çakmasaydı. Almanya Rallisi sonrasındaki yazımda söylemiştim, daha 4 yarış var, Şu JM armut gibi yoldan çıkmasaydı, her şey çok farklı olabilirdi diye. Fransa’da rotu başı dağıtan Ogier, JM’nin ahmaklığına şu an dua ediyordur, çünkü JM Almanya’dan 25 üstü puanlar getirseydi, şu an son iki yarışa kafa kafaya gireceklerdi. Şimdi o virajda gaza basan sağ ayağını, Fin topraklarına vursun JM Latvala. Seb Ogier çuvallayınca, şampiyonluk kutlamaları muhtemelen bir sonraki yarışa kaldı ama, sonuç değişmeyecektir. Julien Ingrassia’nın karne hatası çok konuşuldu bu yarış. Daha doğrusu, hakemlerin karneyi yanlış doldurmaları yüzünden doğan karışıklık… Karnenin doğru doldurulup doldurulmadığını kontrol etmek elbette bir kopilotun en önemli görevlerinden biri. Eminim Ingrassia seviyesindeki bir kopilot da bunu mutlaka yerine getiriyordur. O noktada, bazı sebeplerden ötürü kontrol etmeyi atlamış olabilir. Bu bir hatadır. Ama bunu abartıp, yılın olayı haline getirmenin de bir alemi yok. Pilotlar, takım direktörleri, hatta mekanikerler bile hata yapabiliyorlar. Ralli bir takım oyunudur, ve bu tip durumları kişiselleştirmenin de bir alemi veya faydası yoktur. Almanya Rallisi’ndeki pilotaj hatalarını ve kazaları hatırlayın, kaç otomobil hurdaya döndü saydınız mı? Hataysa, bu da hata… Ingrassia’yı günah keçisi ilan etmek çok aptalca… Fransa’da Hyundai’ler de büyük hayal kırıklığı yaşattılar. Dünyanın hala en iyi asfalt pilotlarına sahip Hyundai’de, Bryan Bouffier ve Thierry Neuville, ilk 10’a zor girerlerken, Dani Sordo da podyumun gerisinde kaldı. Kısacası, topraklardan umudu kesmiştik ama, asfaltta da ne Fransızlar, ne de Koreliler yetişemiyorlar Nazilere.

Güney Kıbrıs Rallisi’nde ise, çok lezzetli bir toprak Avrupa Şampiyonası yarışı izledik. Yarışın seyirci etabı Türk tarafına da girip çıkıyordu ve yasak bölge olan yeşil hat üzerinde üzerinde yarışmak, eminim çok heyecan vermiştir yarışmacılara. Sporun, barışa katkısını bir kez daha görmüş olduk, Kuzey Kıbrıs’lı kardeşlerimizi de, yarışa verdikleri destekten dolayı tebrik ederim. Nasser Al-Attiyah’ın motor arızasından dolayı start alamaması, hem Ortadoğu Şampiyonası’nın, hem de yarışın kaderini değiştirdi. Yarışı üç arap sürücünün domine etmelerine nedense herkes şaşırıyor. Bu üç arap sürücü de, senelerdir WRC’de ve WRC-2’de yarışıyorlar. Güney Kıbrıs Rallisi, Orta Doğu Ralli Şampiyonası’na puan verdiği için, bu yarışta da en az beşer kez start aldılar geçmişte, yolları ve şartları iyi biliyorlar. Nasser yarışsaydı, O’nu rahat bırakmazlardı bence, neden yabana atıldıklarını anlamıyorum? Kajetan, yine iyi mücadele etti bunlarla. Abdulaziz, Ortadoğu için maksimum puan alacağından dolayı, az önündeki Kajetan’ı fazla zorlamadı. Üstelik antrenmansızdı, yoksa ikinciliği forse edecekti. Al Qassimi, birkaç etap en iyi zamanları yaptı. Yazeed ise aldığı kestirme cezasına rağmen, yarışı kazanmayı bildi. Yazeed, inanılmaz determine ve açık görüşlü bir adam. Müthiş çalışıyor, girebileceği bütün yarışlara giriyor ve çok para harcıyor. İmkanları da iyi, zihniyeti de. Kendisini bu kadar geliştirmiş olması çok normal. Hatta Ortadoğu’daki rakiplerinin puan kavgasını engellememek için, MERC değil, ERC kaydı yaptırdı Yazeed. Olan zavallı Kajetanowicz’e oldu, yarışa girmeyen Esapekka Lappi’yi kovalayan ve puan farkını kapatmaya çalışan Kajetan’ın hesaplarında Yazeed’e geçilmek yoktu. İşin komik yanı birbirlerini hiç tanımıyorlarmış yarış öncesi. Böylece tanışmış oldular ve son basın toplantısında, birbirlerini bu kadar kastırdıkları için karşılıklı iltifat ettiler… Peugeot gillerden Breen yine motordan kaldı. Takımın ikinci 208 T16’sı ise, Bruno Magalhaes pilotajında beşinci bitirdi yarışı. Fiesta R5 uzaya gitti, Seneye Fabia R5’de piyasaya çıkıyor, Peugoet’nun işi zor, yeni bir 307 WRC vakası yaşıyoruz sanırım… ERC’de sezonun bitmesine 2 yarış kala, Kajetanowicz, Lappi’nin 29 puan ardında, geriye iki asfalt yarış kaldı. İkisi de asfalttan pek anlamıyorlar, yani her şey olabilir. ERC Grup N klasmanında rekabet daha da sert, Vitaliy Pushkar ile Martin Hudec arasında sadece 13 puan var. Web sitesi çalışmayan Orta Doğu Ralli Şampiyonası’nda ise durumlar karışık. Start alamadığı için kafayı yiyen Nasser sıfır çekince, Khalid ile Abdulaziz farkı 10 puanın altına çektiler. Son yarış Dubai Rallisi’nde mekanik felaketler, araya sokulacak kiralık katiller ve bolca kavga-gürültü-itiraz izleyebilirsiniz.

Yurtdışından iki kısa haber daha var: Jan Kopecky, Skoda Fabia Super2000 ile Asya-Pasifik Ralli Şampiyonu oldu. Skoda fabrika takımı neden Asya-Pasifik kovalar, onu da anlamış değilim ya, neyse… Mitsubishi’nin R5 otomobilini ise, önümüzdeki sezon Avrupa Ralli Şampiyonası’nda izleyecekmişiz, öyle açıklandı resmi kanallardan. Otomobil, sanıldığı gibi bir fabrika otomobili filan değil. İsveç’de M Part AB diye bir garaj geliştirip, homologe ettirmiş Mitsubishi’ye. Otomobilde, hacmi düşürülmüş bir Evo 10 motoru, 5 ileri Sadev şanzıman ve Öhlins amortisörler görev yapıyormuş. Yalnız benim anlamadığım şey şu, otomobilin motoru 1620 cc?!? R5 kuralları “1600cc’ye kadar” diyor. Bu 20 cc’yi ne yapacaklar bilmiyorum. Basit bir krank yatağı veya piston büyütme operasyonu ile hacmi düşürebilirler herhalde?

Kocaeli Rallisi, Orhan’ın rüştünü ispat yarışı oldu. Daha önce Boğaziçi Rallisi’ni kazanmışlardı Orhan ve Burçin. Ama o yarıştaki kompetisyon ile, Kocaeli Rallisi’ndeki kompetisyon çok farklıydı. Parkurun güzelliğinden midir bilmiyorum ama, bu senenin hem yakın, hem de en keyifli kompetisyonu oldu Kocaeli’de. Gerçekten de, etaplar düzgün olduğunda, zemin kırıcı olmadığında, sadece gazlamaya odaklandığınızda, yarış inanılmaz keyif veriyor, ve daha yakın bir rekabet oluyor. Dolayısı ile, Orhan’ın bu zaferi, yüzde 100 hak edilmiş bir zaferdir. Orhan ve Burçin, yarış boyunca süratlerini belli bir noktada koruyarak, teyakkuzda beklediler. İhtiyaç hasıl olduğunda da ataklarını yapmayı bildiler. Yağız’ın işi kolay değil. Aynı takımdan iki hızlı ekip ile uğraşmak, sinir işi. Daha da kötüsü, Yağız için ortalığı kızıştırabilecek, başka bir rakip yok kompetisyonun içinde. Birbirini yedekleyen iki Ford’a karşı yalnız başına Yağız. Rekabetin içinde birileri daha olsa, Yağız’la aynı takımda olmasa bile, rakiplerinin aklını karıştırabilir. Ki bunun örneğini Eskişehir’de gördük, Fatih şarjörü boşaltınca çarşı-pazar karışmıştı. Ama Fatih, toprak yarışlarda o kadar zorlayamıyor otomobilini. Çünkü Fatih “Kalk gidelim” diyor, Grande Punto Super2000 “Halt yeme, otur” diyor. Etaplar çok güzeldi dedik. Fiesta etabından nihayet kurtulduğumuz için söyleyebiliyoruz bunu. Fiesta etabı, yıllardır Kocaeli Rallisi’nin zayıf halkası, hatta yüz karası idi. Bu kadar iyi oturmuş, yıllardır kusursuza yakın düzenlenen bu yarışta, Fiesta gibi aşırının da ötesinde kırıcı bir etabın olması, gerçekten işin tadını kaçırıyordu. Transit etabının yönünün değiştirilip, uzatılarak, Fiesta’nın startına bağlanmasıyla, bu problem de ortadan kalkmış oldu. Bu noktada Mahmut Ayverdi’ye teşekkür ediyorum kendi adıma. Her etabın karakteri farklıydı ve farklı sürüş teknikleri, farklı süspansiyon ayarları gerektiriyordu. İşçiliği zor ama zevkli bir yarış oldu. Hele ki seyirci etabı, bu haliyle muhteşem idi. Alengirli dönüşleri, çamurlu virajları, hızlı düzlükleriyle, seyirci etabı değil, bas baya bir etap geçiyormuşçasına ciddi ciddi yarıştık seyirci etabında. Keşke 2 kere geçseydik hatta. Seyirci için de harika bir yarış oldu. İlk etabın startı, az içerideki seyir noktası, son etaba giden normal etap yolu, son etabın ortası ve servise giden normal etap, aynı noktadan görülebiliyordu. Böylece ekipleri iki kere yarışırken, üç kere de normal etapta görmek, hatta muhabbet edebilmek mümkündü seyirciler için. Işıktepe Meydanı’nda seyirci olmak vardı bu yarış! Bir başka bravo da, Burak ile Ünal’a gidiyor. İlk gün, normal etapta talihsiz bir kaza geçirdiler. Bir başka otomobille kafa kafaya çarpıştılar, biz de tam o esnada oradaydık, hem Burak’lara hem de diğer kazazedelere yardımcı olmaya çalıştık. Açıkçası herkesin morali bozuldu böyle bir şey yaşanmasına. İnterkom problemi yaşadılar, etapta freni patlayan Uğur’un tozuna girdiler. Ama Burak ile Ünal her defasında tekrar konsantre olup, yarışa asıldılar. İkinci gün sabahı servis çıkışında, Dağhan ile aramızdaki bir koordinasyon zaafı yüzünden ceza yedik. Bu da bizim moralimizi bozdu, ama ikinci gün boyunca istisnasız her etapta yüksek tempoyla giderek, cezayı kapattık ve Grup N’i önde bitirdik. Şanslıyız çünkü iki de spin attık ikinci Otosan’da. Son lupa da yanık conta ile çıktık. Turbomuzun zaten bir ayağı çukurdaydı yarışın startından beri. Conta da yanınca, son etabın ortalarında motor artık hissedilir derecede güçten düşmüştü ama neyse ki yarışın sonuna kadar bizi götürdü Evo 9’umuz. Fren ve tutunma problemleri yaşayan Uğur, şampiyonadaki en yakın rakibi Yiğit’în arkasında bitirdi yarışı ve Grup N’de şampiyonluk düğümü Ankara’ya kaldı. Ümitcan, iki çekerdeki rakiplerini ekarte etmeyi bildi. Gençler klasmanında artık işi bitirdi Ümitcan. İki çekerde ise çekişme sürüyor. Ferhat havluyu Boğaziçi Rallisi’nde atmıştı. Eytan’ın hala şansı var. Motordan kalan Buğra, Gençler’i kaybetti ama iki çeker için O’nun da hala şansı sürüyor. Geçen yarış yaptığı kazada motor bir hasar almış olabilir? Zira, bir motor hararet yapmadan, yatak sarmadan durduk yere stop edip, bir daha çalışmamazlık yapmaz çünkü. İki çeker klasmanında işler baya karışık, hatta daha da karışacak sanırım, zira bazı 2 çekercileri Hitit Rallisi kesmiyor, Kıbrıs’tan puan getirmek peşindelermiş. Murat ve Onur’un kazandıkları üçüncülük, matematiksel olarak Türkiye Ralli Şampiyonluğu’nu ilan etmeleri anlamında geliyordu ki, buna kimse şaşırmadı. Hitit’e girmeseler ve Yağız kazansa bile, puanlar eşitleniyor ve birincilik averajıyla Murat-Onur şampiyon oluyorlar. Murat bu yarış asla ikinciliğe yatar bir tempoda yarışmadı. “Nasıl olsa hallederiz” dememiş, iyi hazırlanmış Murat. Ancak Otosan’ın başlarındaki yoğun taşlı bölümde biraz fazla risk almış olacak ki, lastiğini patlatmış. Zaten oralarda izleyenler de, Murat fazlasıyla yan gidiyordu diyorlar. Tabii bunun artık bir önemi yok, ilk Türkiye Ralli Şampiyonlukları hayırlı olsun Murat’ın da, Onur’un da…

Gelelim, bu haftanın önemine. 40 kere söyledik ama tekrar etmekte fayda var. Bu hafta sonu Dünya Ralli-Kros Şampiyonası’nın bir ayağı İstanbul’da yapılacak. Daha önce bu pistte defalarca Formula 1 seyrettik. Ülkemizde yıllarca WRC, ERC, WTCC, DTM, FIA GT, Kamyon yarışları gibi uluslararası dalları izledik. Bu dallarda birkaç kez bizim pilotlarımız da bayrağımızı temsil ettiler. Serkan Yazıcı WRC’de Hyundai, ERC’de Toyota ve Ford ile, Volkan Işık WRC’de Toyota, ERC’de Fiat, Ford, Subaru ile, en üst seviyede yarıştılar. Diğer sınıflarda yarışan pilotlarımız alınmasınlar, ülkemiz sınırları içinde genel klasmana güreşen pilotlarımızı saydım. Yoksa yurtdışında elbette Nejat Avcı’dan Fatih Kara’ya, Emre Yerlici’den Yağız Avcı’ya rallilerde, Lokman Lokman’dan Kaan Önder’e pistlerde, Renç Koçibey’den, Kemal Merkit’e Dakar’da, Ali Deveci’den, Menderes Utku’ya Camel Thropy’de pek çok Türk pilot, hakkıyla temsil etmiştir bizi motor sporlarında. Fakat şimdi durum biraz farklı. İki Türk pilotu start alıyor, ama hem Onların, hem de rakiplerinin kullandıkları otomobiller, “bizim”. Türk malı bu otomobiller. Elin İtalyan’ı önünden Lancia geçerken ne hissediyorsa, önünden Polo R WRC geçerken Alman’lar nasıl kabarıyorlarsa, Fransız’lar Peugeot ve Citroen ile nasıl gurur duyuyorlarsa, biz de bunu hissedebileceğiz bu yarışta. Dahası, Yiğit’in RX Lites sezonunu Dünya 3’üncüsü olarak bitirme şansı var. Fatih de O’na yardım için sahada olacak. Bunlar bizim arkadaşlarımız, kardeşlerimiz. Boş tribünleri görürlerse motivasyonları belki düşer, belki düşmez, bilemiyorum. Ama dolu tribünlerin önünde yarışırlarsa, eminim sorumluluklarını daha iyi yerine getirmek için, daha da iyi yarışacaklardır. Bir de tabii Supercar’lar var ki, otomobil formundaki bir şeyin, nasıl böyle gidebildiğini anlamakta zorlanacaksınız onları izlerken. Dünya gözü ile Petter Solberg’e, Tanner Foust’a, Henning Solberg’e bir daha nerede ne zaman rastlarsınız bilemiyorum. Bu pist, neler gördü, hepsini kaybetti. Tek sebebi ilgisizlik değildi ama, tüm sebeplerin altında ilgisizlik yatıyordu belki de. Neticede hepsini kaybettik. Bari bunu kaybetmeyelim… Bazıları bilet fiyatlarına yaygara kopardı. O pistin bir çocuk parkı olmadığını, İstanbul Park olduğunu, ve bir işletme tesisi olduğunu unutursak, haksızlık etmiş oluruz. Yeri gelecek, o pistte siz de yarışacaksınız belki. Bakın Körfez Pisti’ni de kaybettik. Tuzla Karting Pisti’ni çoktan kaybettik. Hiç olmazsa bu pisti yaşatmak gerek. Ne o tesis bedavadan yaşıyor, ne de bu yarışlar Türkiye’ye bedavadan geliyor. 89 lira, bir yarışın kayıt ücretini bile bir kenara bırakın, rallilerde ödenen zorunlu mali mesuliyet sigortası fiyatı kadar bir para neredeyse. Sadece katıldığımız yarışlara gidersek, bir gün bizim katıldığımız yarışlara da kimse gelmez. Allahın ormanında takla atınca, arabanızı düzeltmenize yardım edecek seyirci bulamayacaksınız o zaman…

İstanbul Park’taki World RX debdebesinin ardından, Hitit Rallisi gelecek. Sezon finalini ise, her kategoride çekişmenin hala sürdüğü TOSFED Kupası’nın son ayağı olan, ESOK mahalli rallisi yapacak. Kategori birincilerinin belirlenecek olması bir yana, yarış İstanbul’da koşulacak, daha önce denenmiş ve sevilmiş bir formatta… Katılımcıları keyifli bir de sürpriz bekliyor, Nevzat Başkan çadırı kurdu Şile’ye…

Geçen yazımda şöyle bir cümle kurmuşum, sürç-ü lisan olmuş: “Geçmişte Petter Solberg, shakedown’da kelimenin tam hakkını verip, çalkalayıp yere çaldığı Impreza S10 WRC ile Almanya Rallisi’ni kazanmıştı. Bir daha böyle bir şey olamaz herhalde demişti 2003’de herkes, ama 11 yıl sonra, hem de aynı yarışta, aynısı oldu”… Aynı yarışta olmamıştı halbuki, Almanya’da değil Korsika’da aynısı olmuştu. Ufak bir hata olmuş. Okuyup, mesaj ve e-mail ile düzeltmem için uyaran sevgili Selim Bacıoğlu ve Mesut Şafak Doğan’a tebrik ve teşekkürlerimi iletiyorum bir kez daha… Biri daha söylemişti ama, kimdi unuttum, tanıdık biriydi… Kusura bakmasın lütfen… İhtiyarlık belirtileri…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Aras Dinçer : Kasabanın Şerif’i

%s Aras Dinçer

Almanya ve Barum rallilerinin karmaşık, sürprizli, hatta drama dolu hikayelerinden bahsedecektim bu yazıda. Ama önce yerleri doldurulması zor kayıplarımızdan bahsedelim…

Şerif Abi, anlatması gerçekten zor bir karakterdi. Dışarıdan baktığınızda kural düşkünü, hatta aksi biri gibi görünürdü. Onu ilk kez gördüğüm Körfez Pisti’nin ilk yıllarında, bende böyle bir intiba bırakmıştı Şerif Abi. Aslında tanımayan herkes biraz çekinirdi O’ndan. Hatalı olanı güzel güzel haşlardı. Günde birkaç yarışa girecek kadar da zinde olduğu için, Şerif Abi’nin ağına çok balık takılırdı. Haşlardı ama çok da öğretmendi. Pek çok pist pilotunun üzerinde hakkı ve emeği geçmiştir Şerif Abi’nin. Ben bilmezdim o zamanlar, bu işlerin ne kadar eskisi ve ustası olduğunu O’nun. IMG_417640141778617Merak ederdim bu gizemli adamı. Zamanla öğrendik büyüklerimizden. Lada Cup’tan girdi, Clio Cup’tan çıktı, neredeyse tüm üretici-ithalatçı destekli tek marka kupalarına girdi Şerif Abi. 90’ların sonlarındaki Tipo Cup, Palio Cup ve F355 Challenge zamanlarında, harbiden iyi giden ve izlenen bir pilot idi. Özellikle F355 Challenge’dan sonra Palio Cup’da, çok daha yarışçı bir Şerif Abi vardı pistte. Ki benim O’na esas hayranlık duymamın sebeplerinden biri de, F355 Challenge gibi, bir zamanların rüya, hatta ütopik sayılacak türden bir organizasyonuna girmiş olmasıydı. O zamanlar fark ettim O’nun ne büyük bir Ferrari fanatiği olduğunu. Şerif Abi, iflah olmaz bir otomobil tutkunu ve bir Tifosi idi. Bunu keşfettiğimde daha da çok sevdim O’nu. O da sağ olsun, kimseden esirgemezdi tecrübesini, bilgisini, ne de güzel anlatırdı… Bazen hiç kafam almazdı, “Bu adam gitmiş, koskoca F355 Challenge’da yarışmış, nasıl bu kadar mütevazi olabiliyor” diye şaşırırdım. Alçak gönüllükte de birinciliğe oynardı yani. Sağlığında, Mehmet (Zeytinoğlu) Abi ile birlikte, kalkıp, evime kadar gelip, Maserati’yi incelemiş, fikirlerini söylemişti… “Şurası olmamış, bunu da böyle yap… Bak git bunları İtalya’da falancadan al, var onlarda… Aferin boyası güzel olmuş” diye… Heyecanı hala tüm parlaklığıyla meydandaydı, ben “Abi yorulmayın” dedikçe, sanki ilk defa Maserati görüyormuş gibi, her tarafına eğildi, baktı, inceledi arabanın. Çok değil, daha Mart ayıydı geldiklerinde. O gün, Mehmet Abi ile birlikte üçümüz sözleştik, sahilde kahve de içeceğiz, Ferrari’den konuşacağız diye… Kısmet olmadı… Velhasıl, sadece yarışçı değil, otomobil gurmesi idi Şerif Abi. 1962 250 GTO’yu da bilirdi, 1962 Impala’yı da… Bu yüzden muhabbetine doyum olmazdı zaten. Sadece sevdiği yarışa girmezdi, yarışmayı severdi. Öğrencilerini kimse bilmez ama çokturlar. Ölüm Allah’ın emri de, o son kahveyi içemediğimiz için gerçekten üzgünüm. Kasabanın Şerif’ini bir de Mehmet Abi’den, Ethem Abi’den dinlemek lazım tabii…

2014-02-05 11.27.40Şerif Abi’yi toprağa verdiğimiz günün akşamüstü, Björn Waldegard’ın ölüm haberi geldi. Beni bilenler bilir, yarışlarda meşhur pilot tayfasından pek kimseyle fotoğraf çektirmem, hep gider eskileri bulurum ben. 8 senedir yurtdışında ERC-WRC yarışlarına gelip giderim, bir tek Markku Alen ve Ari Vatanen ile fotoğraf çektirdim. Eskilerin yeri bir başka tabii, bir de Björn Waldegard ile… Şubat ayında İsveç Rallisi’nde idik. Onu öncü otomobilin yanında ayakta görünce, bir fotoğraf çekildim ilk Dünya Ralli Şampiyonu ile. Servis çıkışı için daha zamanı vardı, el sıkıştık, ayak üstü biraz konuştuk. Dondurucu İsveç soğuğunda bir kazak, bir de mont ile duruyordu. Çomak gibiydi şampiyon. Arkasında duran, tek sıfır olarak kullandığı standart VW Tiguan’ı göstererek, “Bununla bile çok hızlı gidiyorsunuz” dediğimde, “Aslında daha hızlı gidebilirim, ama onu tek parça halinde geri vermem gerekiyor” diye lafı da soktu. Ertesi gün de, Colin’s Crest’te Tiguan’ın 4 tekerleğini yerden keserek atladı, Çağlar’da fotoğrafı vardır da, ekler belki. Sadece 6 ay sonra kuyruğu titretecek gibi görünmüyordu hiç yaşlı kurt. Üzülmekle kalmadım, şaşırdım da ani ölümüne…

Almanya Rallisi hava durumu itibarı ile her zaman sakat bir yarış ola gelmiştir. Ama bu sene sakarlar biraz fazla idi. Kaza perdesini Thierry Neuville açtı, ki yeni bir fenomenin doğmasına sebep oldu Belçikalı, ona değineceğim az sonra… Neuville’in ardından, diğer esas oğlanlardan Bryan Bouffier, Kris Meeke, Sebastien Ogier, ve tabii ki Onlar’dan asla eksik kalmayacak olan JML, ralliyi kazanmak için değil, kim daha uzağa uçacak diye birbirleriyle yarışmaya başladılar. E tabii, imamlar gaz çıkarırsa, cemaat de altını tutamaz, WRC2’den de Bernardo Sousa ve Sebastien Chardonnet, R5’lerini tıpkı abilerinden gördükleri gibi dağlara taşlara sürdüler. Arada Nasser gibi uçup çıkanları, Seb gibi uçmaya doyamayıp, ertesi gün bir daha uçanları da hesaplarsak, zarar ziyanın toplamda 5 kilo Euro banknotu civarında olduğunu tahmin ediyorum. Böyle multi kilo Euro zayiat içeren yarışlar sürprizli oluyor tabii. Geçmişte Petter Solberg, shakedown’da kelimenin tam hakkını verip, çalkalayıp yere çaldığı Impreza S10 WRC ile Almanya Rallisi’ni kazanmıştı. Bir daha böyle bir şey olamaz herhalde demişti 2003’de herkes, ama 11 yıl sonra, hem de aynı yarışta, aynısı oldu. Burada bütün kredi Hyundai Motorsport’un mekanik ekibine gidiyor tabii. Otomobili ertesi güne hazır edebilmek için 18 saat aralıksız çalıştılar, I20 WRC’yi kuru kasa yapıp, baştan topladılar. Dani Sordo da istikrarlı ve hızlı asfalt performansıyla ikinciliği kaptı. Tabii bu duble, Hyundai’nin ralliyi tercih etme motivasyonunu inanılmaz coşturmuştur diye tahmin ediyorum. Hatta sadece Hyundai’nin değil, VW’in bile motivasyonu arttı bu yarışın sonuçları ile. WRC’de uzun zamandır görülmemiş dostluklar kurulduğunu gördük servis alanında, Jost Capito gitti Michel Nandan’ı sıvazladı, kucakladı filan… Umarım, ara veren Ford ve geri dönmeye çalışan Toyota’yı da hızlandırır tüm bu olup bitenler. Birilerinin, bir şekilde VW’in elinden birinciliği alabileceği kanıtlanmış oldu. Şu an en iyi otomobili Alman’lar yapıyor olabilirler, ama rallilerde hala İngiliz’lerin kuralları geçerli. Ve birinci kural der ki: “To finish first, first you have to finish”

WRC2’de de, tıpkı genel klasman gibi, kazalar ve lastik patlamalarının etkilediği bir yarış izledik. Yarışın başlarında Chardonnet, Maurin ve Sousa çekişiyorlardı liderlik için. Önce Seb Chardonet liderdi. Yoldan çıktı. Geri geldi, ertesi gün bir daha uçtu, bu sefer geri gelemedi. Bernardo Sousa devraldı liderliği. O da önce lastik patlattı, sonra da bariyerlere vurup, amortisörünü kırdı ve yarışı bıraktı. Julien Maurin çıktı liderliğe, O da lastik patlatınca, gerilere düştü. Neticede, Panzerplatte’de lastik patlatıp, etapta durup, değiştiren Pontus Tidemann kazandı. Esas ilginç olan, Pontus etapta durup değiştirdi, ama ikinci olan Ott Tanak böyle bir şey yaşamadı. Yarış boyunca Pontus’un Ott’a, bir lastik değişimi fark atmış olması biraz fazla geldi bana. Hele ki ismi M-Sport koltuğu için telaffuz edilen bir pilotun bu kadar fark yemesi… Hatta, farkı atanın, farkı yiyene o koltuk için rakip olduğu da düşünülürse… Enteresan, buna da aşağıda değineceğim birazdan… Pontus gerçekten çok zorladı farkı kapatıp, kazanabilmek için. Bundan çıkarılması gereken ders, bir lastik patladı diye pes etmemek. Pontus ve kopilotu pes etmediler, ve kazandılar. Dün biten Lübnan Rallisi’nde Abdulaziz’in henüz ikinci etapta lastiği patladı. Durdular, değiştirdiler lastiği Killian ile. Ve 23’üncülüğe düştüler. İlk gün gazladılar, çalıştılar, 6’ncı bitirdiler günü. Ertesi gün 2’nciliğe kadar çıktılar. Bir daha patladı lastikleri. Yine durdular, değiştirdiler. 5’inciliğe düştüler bu kez. Bir daha gazladılar, ve yarışı 3’üncü bitirdiler. Bunlar olur, patlamayan lastik yok, bozulmayan otomobil de… Yeter ki fiziken ve mental olarak hazırlıklı olun. Sadece sizin lastiğiniz patlamaz. Sadece siz hata yapmazsınız. Ama bir rallide yanlızca hataya, aksiliğe, arızaya en hazırlıklı olanlar hayatta kalırlar. Hazırlık = antrenman. Antrenman da sadece yol notu yazmaktan-yazdırmaktan ibaret değildir.

Velhasıl, JML efendi son gün üzümlerin tadına bakmak istedi. Ötekilerden gördü, canı çekti herhalde. İtalyanlar der ki, “Bağından üzüm yiyen köpeği, şarap s*ç*na dek kovalarlar”. Bu son kaza vesilesi ile, JML’nın artık o koltuktan kovalanma vakti gelmiştir. Andreas Mikkelsen artık tamamdır ikinci pilot olmak için. Jost Capito pek çaktırmıyor ama sezon sonunda takımda kalabileceğini pek zannetmiyorum JML’nın. Uçmasaydı, bu yazı çok başka türlü devam edecekti, sezon sonuna kadar 4 yarışta olabilecekleri konuşuyor olacaktı dünya. Puan farkı, Seb’in bir yarışta daha yolda kalmasına bakacaktı ki, Fransız, baskı altındayken hata yapabiliyor. Ve o tek yarışlık hakkını da harcayabilirdi belki. Ama artık neredeyse imkansız. Bu saatten sonra Seb’in bir elini bağlasalar, öteki eliyle gitse, yeter şampiyon olmasına… Artık JML on tane düşeş atsa, marsı kesemez… 2015’e bakalım artık… Fin pilotların başında kara bulutlar dolaşıyor. M-Sport da, Mikko Hirvonen’i gönderiyor. Bunun sinyallerini vermişti Malcolm Wilson bir ay önce. Finlandiya Rallisi’nden hemen önce, öyle ince bir röportaj vermişti ki wrc.com’a, “Artık Finlandiya’da da bir numarasını göremezsek, Mikko’ya ancak benim Cobra’yı veririm” cinsinden konuşmuştu büyük patron. (Şair bu satırlarda, garajda duran Shelby Cobra’sından bahsediyor) Mikko Hirvonen maalesef Marcus Grönholm’den devraldığı “Uçan Fin” mirasını koruyamadı. JML korumaya çalıştı, O da yanlış anladı, “uçan” derken bunu kastetmemişlerdi… Malcolm Wilson, son derece sabırlı bir adam ama nihayetinde şu an cebinden harcıyor ve kaybedecek tek bir pound’u bile yok. Dahası, elinde Elfyn gibi bir yükselen değer var. İkinci koltuk için Ott, Pontus, Karl gibi az-çok tecrübeli ve günden güne hızlanan gençler de var elinde Malcolm’un. Ott ve Karl toprakta, Pontus ise hem toprak hem de asfaltta iyiler. Ford geri dönerse, Hyundai’nin şu an yaptığı gibi bunları dönüşümlü yarıştırabilir M-Sport. Veya en az ikisine tam takvim birer program verebilirler. Mikko Hirvonen’in önümüzdeki sezonu Toyota test etmekle geçireceğini, sonra da 2016’da Japonlar ile son bir deneme yapacağını söylüyorlar. Bu konuda Toyota ile yakın çalışan Tommi Makinen de Mikko’ya destek olmaya çalışıyormuş. Ama tabii, Tommi Makinen’in Mikko Hirvonen’e yardım edebilmesi için, önce kendi totosunu kurtarması, ve WRC takımını yürütme işini TMG’den alabilmesi lazım. GT86 ile Yaris kapışacaklar WRC rütbesi takabilmek için. TMG, GT86’ya da yanaşıyor, R3 homologasyonu ile. Ama büyük patron gitti, Makinen’in yanına bindi filan, Toyota’da işler çok karışık… Citroen’den aylar sonra ilk defa doğru bir hareket geldi, Mr. Hollywood’u etaplara geri çağırmışlar. Petter Solberg’in, bu yaştan sonra Ford’dakinden daha fazlasını yapabileceğini sanmam. Ama takımlar için iyi puanlar alacağı, otomobilin gelişimi için katkı sağlayacağı ve gereğinde takım taktikleri için önemli rol oynayacağı ortada. Artı, üzerinde ölü toprağı bulunan Citroen’e enerjisini de getirecektir ki, esas önemli olan da bu. İkinci koltuk için Petter Solberg çok iyi seçim. Gizli birinci pilot ve dünya şampiyonu olmak için Kris Meeke veya Mads Ostberg’den pek umudum yok. Seb Ogier ve Thierry Neuville’i aptal gibi elinden kaçıran Citroen, (daha doğrusu Yves Matton) Jan Cerny, Stephane Lefebvre veya Seb Chardonnet’den birine yatırım yaparsa, belki Fransızları yine zirvede görebiliriz ileride. Bu arada büyük patron Loeb’ün de, bir hatta belki iki yarış için göreve geri çağırıldığı konuşuluyor. Citroen Fransa Rallisi’nde kaybetmek ve markalar şampiyonasında Hyundai’ye geçilmek istemiyormuş.

Velhasıl, görünen o ki, kısa vadede, yani 2015’de, Andreas Mikkelsen’den başka hiç kimse Seb Ogier’ye yaklaşamaz. Mikkelsen asfaltta da hızlandı. Üstelik, Jost Capito pilotları kısıtlamıyor. Yukarıda saydığım M-Sport’un elindeki 4 pilotun Ogier-Mikkelsen seviyesine gelmeleri için, bu sezon hariç en az 2 sezon tam takvim WRC kullanmaları lazım. Hyundai yepyeni bir I20WRC’yi hazırlıyor. Eğer bu otomobil iyi çıkarsa, Thierry Neuville’in gerçekçi bir şansı olabilir seneye. Ama yeni I20WRC, Monte Carlo Rallisi’nde kapalı parkta olmayacak. Finlandiya Rallisi’ne ancak yetişir deniyor.

Barum Rally de, Almanya Rallisi’ne çok benzer bir şekle büründü. Tıpkı Almanya gibi, liderliğe kim çıktıysa, vurdu, kırdı, uçtu Çek Cumhuriyeti’nde. Hatta Almanya’da 3 lider devrilmişti, Çek’de ise 4 lider harman oldu. Yarışın başlamasıyla Peugeot’lar, yerel kahraman Roman Cresta ve yerel vasıta Skoda’nın fabrika pilotu Esapekka Lappi’yi kıskaca aldılar. İlk üç etap sonunda 208T16’lar 1-3 gidiyorlardı. Aralarında Lappi, arkalarında ise Cresta vardı. Sonra ilk günün öğleden sonra etaplarında bunların hepsi papazı buldular. Önce lider Kevin Abbring’in Peugeot’su yine bozuldu. Sonra Lappi bir kaldırıma vurdu ve arkada bir şeyleri kırdı, bıraktı. Craig Breen yoldan çıktı ve sağdan bir ağaca vurdu. Bir süre devam edebildi yola ama sonra pes etti 208. Dördüncü giden Kresta’nın da emme manifoldu kırılınca, Skoda’nın nefesi tıkandı, O da bıraktı. Daha ilk gün bitmeden hepsi telef olunca, Vaclav Pech liderliğe çıktı. Günün son lupunda Pech’e atak yapan Jaromir Tarabus da cumartesinin son etabında uçtu. Pech’e çok yakın giden bir tek Sepp Wiegand kalmıştı, O da patlak lastik ile giderken, arabanın önünde ne varsa dağıttı, zaman kaybetti. Tomas Kostka denedi bu sefer Pech’i geçmeyi. Onun da direksiyon pompası kelek yaptı, Wiegand’dan beter oldu. Herkes Vaclav Pech’e çalışıyordu yarışı kazansın diye… Velhasıl ilk günü lider kapadı Pech. Ertesi gün için sadece Kostka ve Wiegand’ın gerçekçi ama ufak birer şansı kalmıştı kazanmaları için. O da, bir dakikalık farkı kapatabilseydiler… Pazar sabahı Alman ve Kostka yine de iş başı yaptılar hem birbirlerini geçmek, hem de belki Pech’e yaklaşabilmek için. Aslında fena da gitmiyorlardı, ve fark kapanmaya başlamıştı ama bu Vaclav Pech efsunlu mudur nedir, felek yine vurdu rakiplerini. Kostka’nın Fiesta R5’inde bu sefer de motor problemi baş gösterdi. Sepp Wiegand ise 14. etapta yolda yavaş giden Robert Consani’nin arkasında mahsur kaldığı ve arkadan vurmayacak kadar kibar bir insan olduğu için yine zaman kaybetti. Nihayetinde Kostka ile Wiegand felek ile boğuşmaktan ancak birbirleriyle çekişebildiler ve Pech’e yaklaşmalarına izin vermedi şansları. Yukarıda “aksiliklere, arızalara hazırlıklı olmak lazım” dedik ama, bir taraftan da şöyle bir gerçek var: Yarış, garajda kazanılıyor. Otomobil iyi hazırlanmazsa, istersen sihirbaz ol, fark etmiyor. Sen otomobili üzmeyeceksin, ihtiyaçlarını zamanında ve doğru şekilde gidereceksin, revizyonunu, bakımını iyi yapacaksın ki, o da seni üzmesin, yolda bırakmasın. Ralliler, finişe gelebilenler arasında yapılır… Ülkemizde de zaman zaman teknik problemlerden yolda kalan iddialı ekipleri görüyoruz ve insan üzülüyor. Diğerleriyle çekişmelerini izlemek varken, çekici beklemelerini izlemek, kendiniz yolda kalmışçasına kahrediyor bazen. Yukarıda Ott Tanak’tan bahsetmiştik ve O’na tekrar değineceğim demiştim. Barum Rally’de beni şaşırtan, Fiesta R5 ile Ott Tanak’ın çok gerilerde kalmasıydı. Üstelik Almanya Rallisi’nden yeni çıkmıştı ve antrenmanlıydı. İsmi M-Sport ile geçiyor ama uluslararası kariyerinde dolu dolu 5 yılı geride bırakmış olmasına rağmen, asfaltta hala çok yetersiz Tanak. Almanya Rallisinde de, WRC2’de 2’nci olmasına rağmen, performansı ve zamanları kötüydü Tanak’ın. Rakiplerinin hataları sayesinde ikinciliğe tırmandı ve Pontus göstere göstere geçti O’nu. Asfalt bir ERC yarışında bu kadar geride kalıyorsa, WRC’nin asfalt yarışlarında sonucu düşünmek bile istemiyorum. Pontus, asfalt-toprak arasında daha dengeli ve teknik olarak da daha istikrarlı bir pilot Ott’a kıyasla.

IMG_443936744518920Son olarak, çok enteresan bir konuyla bitirmek istiyorum. IMG_4439434502278812004 Rally Of Turkey’de, Marcus Grönholm’un kopilotu Timo Rautiainen’in başına gelenleri hatırlarsınız belki. Jütleri tutan inşaat demirlerinden biri, 307 WRC’nin altına dolanmış, yetmezmiş gibi, otomobilin taban sacını ve kevlar koltuğu da delip, Timo’nun mabadını yoklamıştı.
Fotoğraflarını gördüğünüz benzer bir demir ise, sevgili dostum Ruşen Keleşoğlu’nun Peugeot 508’ine saplanmış otoyolda. Allahtan Ruşen’in koltuğuna denk gelmemiş, zira508 HDI’ın, 307 WRC kadar sağlam olabileceğini sanmıyorum. Öte yandan bu demirlerin neden hep gidip Peugeot’lara denk geldiklerini de anlamıyorum, belki sevgili Ender (Banaz) Abi açıklayabilir bunu? Yaşadığımız ülkede bu demirin, otoyolda ne aradığı konusuna ise hiç girmiyorum, “Bir başkadır benim memleketim” adlı şarkıyı söyleyerek, yazıyı burada noktalıyorum…

 

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Aras Dinçer : Murat Şamp…

%s Aras Dinçer

arasDandik spor gazetelerinin manşetlerine benzedi biraz başlık ama, idare edin… En büyük rallimiz, kalemiz, gözbebeğimiz Boğaziçi Rallisi’ni geride bıraktık. Son derece sıcak hava şartlarında, çekişmeli, sportif açıdan keyifli bir yarış oldu. Evet, terden sırılsıklam olduk, içliklerimizle termos gibi gezdik ortalıkta ama, ralli, zor olunca güzel. Ralli, ralliye benzeyince keyifli. Uzun yarışın keyfi başka oluyor.

Ama, daha uzunlarını da görmüştük, 240, 260 hatta 280 kilometre etap gittiğimiz Türkiye Rallileri vardı, çok değil, 10-15 sene önce. Türkiye Rallisi, başlı başına bir maceraydı. Bırak rallinin kendisini, antrenmanı bile 2-3 gün sürerdi. Yarış 3 gün olurdu, böyle 6 değil, 10 farklı etap geçerdik, yarış 20 küsur etap olurdu. Yine kırıcıydı, yine sıcaktı, yine zordu, ama rakipler bile birbirine yardımcı olur, patlak amortisörle, taklalı otomobil ile, yanık conta ile sonuna kadar gidilirdi yarışın. Loeb tepe yoktu ama Sahilköy köprüsünden atlardı otomobiller. (Ben o zaman seyrediyordum tabii, yaş 10-11). Renault, Opel, Team Atakan, Nissan takımları vardı ama kendi otomobilinin cıvatalarını kendi sıkan rahmetli Gürol Menderes, rahmetli Kemal Uludağ, Nami Elagöz filan vardı. Kiralık ralli otomobili de yoktu, ralli otomobili kiralanır mıymış hiç..? Servis araçları dört dönerdi etapların çevresinde. Başta Bulgaristan ve Romanya olmak üzere, bir sürü yabancı pilot gelirdi, Bruno Thiry’yi de görürdük, Philippe Bugalski’yi de, Simon Jean-Joseph’i de, Mark Higgins’i de. Şimdinin FIA yöneticisi Muhammed Bin-Sulayem’i, rahmetli Janus Kulig’i bile alkışladık bu yarışın mazisinde. Gece etapları, Marlboro kızları, Bakırköy seyirci etabı, itirazlar… Türkiye Rallisi dedin mi, bir dururdu herkes. Öyle kolay iş değildi o…

Şimdi Türkiye (Boğaziçi) Rallisi bile, “uzatılmış bir ulusal ralli” havasında oluyor. Yapalım da bitsin, bitirelim de gidelim gibisinden. En azından öyle bir izlenim uyandırıyor bende. Avrupa Ralli Şampiyonası’nda 20 katsayıya yükseldiğimiz 2000 senesini dün gibi hatırlarım. Ne sevinmiştik. 5 katsayı iken daha güzelmiş meğer…

Geçen sene sadece 1 (Yazıyla: bir) yabancının katılımıyla dibe vuran Boğaziçi Rallisi, bu sene Bulgar ve Ukraynalı dostlarımızın teşrifleriyle, bir nebze olsun uluslararası bir ralliye benzedi. Bu sene enteresan olan, bir de hayalet ralli vardı. Yarışın programı ilk açıklandığında, bambaşka bir yarış idi bu yarış. Yarış öncesi bir bülten çıktı, bir de baktık ki, etaplar hariç her şey değişmiş. Start yeri, saati, servis alanı, toptan organizasyon görevlileri, yarışın ismi bile değişti. Shakedown iptal edildi –ki sanırım önemli bir puan kaybına yol açacaktır-. Seyirci etabı olacaktı, o da olmadı. Bütün bunlar tabii ki tek tek değişebilir. Ama toptan hepsi değişince, enteresan bir tablo oluyor tabii. Ha, pardon pardon, değişmeyen bir şey daha vardı: Geleneksel Boğaziçi Rallisi road book hataları. Yine bilenler bilmeyenlere anlatsın şeklinde yapıldı antrenmanlar. Uluslararası bir yarışta, tarif kısmında İngilizce tarifler bulunmayan bir road bookumuz vardı. Yabancılar “bu ne iş ya” diye sorduklarında kem-küm ettik, tarif ettik, lafı değiştirdik… Bir de yarış sonunda klasmanlar hatalı olmasaydı iyi olacaktı. Özellikle historic klasmanı baya çorba olmuş. Olur ama bunlar. Bu işin fıtratında var…

Yağız’ın erkenden oyundan düşmesiyle, yarışın da gidişatı çok değişti. İtiraf edeyim, Saliuk’un WRC-2 tecrübesi ve R5 avantajı ile fark yaratacağını, çekişmeye girerek tempolarını iyice yükseltecek olan Yağız ve Murat’ın Saliuk’u zorlayabileceklerini, Orhan’ın da Onlara ayak uydurarak, İstanbul Rallisi’nden bile hızlı gideceğini tahmin ediyordum. Yağız kalınca bunların hiç biri olmadı, ama Murat yine de Saliuk’u fena madara etti. Üstelik bunu neredeyse hiç risk almadan yaptı. Murat’a da Onur’a da bravo. Orhan da, haklı olarak çok daha korumacı bir tempoyu seçti Yağız kalınca. Sonuçta alacağı puanlar fazlasıyla işine yarayacaktı. Zirvedeki herkes için, sanki hafta sonu sıkı bir test yapıyormuşçasına bir yarış oldu. Göçbeyli haricinde pek de kırıcı bir yer olmayınca da, yarışın gazı erken kaçtı. Ama genel klasman için kaçtı tabii… N/4 sınıfı ve iki çeker grubu için, tam Safari Rallisi tadında bir mücadele izledik. Özellikle Uğur ve Ercan Abi’nin mücadelesi, kolay kolay unutulmayacaktır. Uğur, Cem Abi, Ercan Abi ve Emire’ye toptan helal olsun. Dünya tersine döndü, eskiden Ercan Abi el alemi uçurturdu, bu yarış Ercan Abi yaptı hatayı. İstanbul Rallisi’nde Dağhan ile vurmaya ramak kala dönebildiğimiz köprüye, Ercan abi bindirmiş. Orası çok beylik bir yer, Ercan Abi o köprüye 100 kere girse, 99’unda orayı döner gider, hayret edilecek bir vukuat… Uğur ise her yarış biraz daha olgunlaştırıyor pilotajını. Cem Abi faktörü de var işin içinde tabii. Şu an Uğur’un N/4’de sağlam bir liderliği var, ve son iki yarışta sadece podyumda bir yerlerde bitirmesi yeterli olacak sezon birinciliği için. Tabanca gibi bir Evo 10 ile yarışan Krum’u bile perişan etti Uğur. İki çekerde ise, ralli tanrıları cennete girmek için herkese bir şans verdiler. Ama son gülen Eytan ile Sedat oldular. Canavar Clio R3’ü ile Todor’u bir kenara ayırırsak, iki çekerde 4 pilotun şansı vardı: Buğra, Eytan, Ümitcan ve Ferhat. Buğra müthiş hızlı başladı ve ilk günün ilk lupunda diğerleri ile hiç samimi olmadı. Eytan, Ümitcan ve Ferhat birkaç saniye içinde birbirlerini yerlerken, Buğra Onlardan yaklaşık yarım dakika önde geldi öğlen servisine. Bu arada Ümitcan seri olarak lastik patlatmakla meşgul… Sonra –Kendi ifadesiyle- Erdener bir hata yapmışmış, Buğra topladığı tüm zamanı kaybetti. Böylece Ferhat az farkla öne geçti, Eytan da Buğra’yı yakaladı, bu üçlü ilk günü dip dibe bitirdiler. İkinci güne bu defa Ferhat hızlı başladı. Buğra ise O’nu kovalarken, Göçbeyli’de kaza yapıp, etap sonunda yarışı bırakmak zorunda kaldı. Ferhat konforlu sayılabilecek bir liderlik sürüyordu ama O da rahat duramadı ve öğleden sonraki lup Kadıllı’da O da kaza yaptı. 2 gün boyunca sabreden derviş Eytan, puanlara kondu velhasıl. Lastikleri çifter çifter patlatan Ümitcan ise, rallilerin finişe gelebilenler arasında yapıldığını ispatlarcasına ikinci oldu. Aynı zamanda Gençler Birinciliği’ni de götürdü Ümitcan. Dört ekibe de bu dişe diş mücadelelerinden dolayı tebrikler… Bu arada ilk lup çamura batan öncülerden biri yüzünden, son lupta da kazalardan dolayı maruz kaldığımız nötralizasyonlardan dolayı cinnet geçiren Nebil, “/!?**%! böyle yarışı” nidaları ile yarışı terk eyledi. Bu gözünü sevdiğimin çamurunda, rahmetli Cahit Abi dahil, bir sürü öncü, güvenlik, zaman otomobili battı geçmişte. Neden ısrarla bu otomobilleri sudan geçirirler de, suyun etrafındaki yoldan dolaştırmazlar, bilmiyorum. Oradan dolaşınca fazla mı yakıyor acaba? Bahsettiğim bu nötralizasyonlardan birinde ise, yine dünya motor sporları tarihinde bir ilk yaşadık: Son Göçbeyli öncesi lastiği inen bir ekip, kırmızı ZK tabelası ile start masası arasındaki, kurallar gereği meşru olan lastik değiştirme hakkını kullanacaktı. Ama sayın etap sorumlumuz ekibe, “orada lastik değiştirmek yasak, siz sarı tabeladan içeri girin, karnenizi işletin, zaten nötralizasyon da var, karneyi işlettikten sonra geri çıkar, dışarıda değiştirir, tekrar içeri girersiniz” diye dünyada eşi benzeri bulunmayan bir akıl verdi. Sevgili ekibimiz de maalesef, cezası tartışmasız diskalifikasyon olan bu hareketi, etap sorumlusunun tavsiyesi ile uyguladılar. Gözetmenlerimiz tabii ki konudan bihaberler, öyle bakıyorlar boş boş o sırada… Biz olayı görmezden gelip, apar topar ekibi tekrar sarı tabeladan içeri soktuk ve lastiklerini salimen değiştirdiler. Uzun zamandır görevlilerin eğitimiyle ilgili bir tarafımı yırtıyorum yazılarımda. Ama görüyorum ki, faydası yok. Gözetmen melül melül bakarsa, etap sorumlusu “sen dışarı çık, değiştir gel koçum, burası yasak bölge” diye, -iyi niyetle bile olsa- külliyen iki hatayı aynı pozisyonda yaparsa, bizlerin de kural kitap uygulamasına gerek yok demektir. Şu an, işi biraz bilen her yarışmacının, görevlilere her hatayı yutturabileceği bir ortamda yarışıyoruz, ve bu durum ileride bir gün, büyük yaygaraların kopmasına sebep olacak. İlgililerin dikkatine…

Yarışın 2. Günü çok daha kırıcı idi, ve herkes, abandonelerin ikinci gün olacağını düşünüyordu. Ama ilk gün de epey telef verdik maalesef. İstanbul Rallisi’ndeki Göçbeyli fiyaskosu, bu yarış için herkesin gözünü fazlasıyla korkutmuştu en başta. Ancak Göçbeyli’de bir takım yol çalışmaları yapılmış. Yol zemini daha sert idi, fakat yine çok bozuldu yol, özellikle ikinci geçişte yer yer İstanbul Rallisi’ne benzer zeminler gördük. Genel olarak daha az kırıcıydı etap ancak her şeye rağmen yine oldukça hırpalandı otomobiller. Biraz düzelme var ama daha kalıcı çözümler üretilebilir umarım Göçbeyli için. Ballıca etabına da yer yer kırma taş dökülmüş. Veya tepelerden yağmur sürüklemiş kayaları bilemiyorum. Ama Ballıca’nın da eski tadı yok. İyi bir temizlik şart. Bu yarışın en spekülatif olayı, Alptekin Hoca’nın aksları oldu. Sosyal medyayı sallayan video ve fotoğrafları ile olayları an be an hayranlarıyla paylaşan Alptekin’in, önce bir aksı, sonra öteki aksı, sonra şanzımanı derken, yarışın sonunda Fiesta’nın ön tarafında değişilmedik bir ön cam kaldı. Bir başka spekülatif olay sevgili Ahmet (Hasbay)Abi’nin 131 ile attığı takla idi. “Bir an aklım Lancia’ya gitti” diyor Ahmet Abi, tabii 131’in kifayeti, Ahmet Abi’nin hayal gücündeki aksiyonu gerçekleştirmeye yetmediği için, taklayı basmış Hasbay’ların en büyüğü. Geçmişler olsun.

Bu noktadan sonra, Murat’ın Türkiye Şampiyonu olmaması için, ufak çaplı bir mucize gerekiyor. Yurtdışı jokeri için fazla opsiyon kalmadı. Murat bunlardan birini kullanacak mı bilmiyorum. Kullanmasa bile, yolda kalmadığı sürece, her kilometrede şampiyonluğa yürüyecekler Murat ve Onur. Teknik musibetlerden bu sezon canı fazlasıyla yanan Yağız’ın, kaba bir hesap ile kalan iki yarışı kazanıp, Murat’ın yolda kalmasını beklemekten başka seçeneği kalmıyor. Tabii gereğinde devreye girebilecek bir de Orhan var Ford’un kartları arasında. Fatih’in Fiat Grande Punto Super2000’inin toprak yarışları bitirememe geleneği, bu sene de devam ediyor maalesef. Bir şeyleri değiştirme zamanı artık gelmiş olsa gerek, yoksa Fatih ve Güray önümüzdeki sene de çekici beklerler bol bol. Murat Soyçopur-Bora Yılmaz ikilisini de tebrik emek lazım. Viraj demiri kırık, kilidi bozuk, amortisör tüpü kopmuş Punto Super1600 ile yine de yarışı bitirdiler, yetmedi, direksiyon çıkmış yerinden Göçbeyli’nin son geçilişinde, tire-up ile tutturmuşlar. Kemal (Gamgam) Abi, ”tarlaya uçtum” diyordu Pazar sabahı, yine de yüzü gülüyordu, keyifli bir yarış geçirmiş. Historic’de birincilik, Loeb tepe’de en spektaküler atlayışlardan biriyle seyirciden tam not alan Engin Kap-Başar Yavuz ikilisinin oldu. Bonus Parkur Racing’in historic podyumuna ipotek koyması, gözlerden kaçmadı. Aynı şekilde Bayanlar klasmanına da Simin ipotek koydu, diğer arkadaşların kredi borcu bitecek gibi değil. Normal etapta karşıdan gelen otomobil ile kucaklaşmamak için, Fiesta’yı devirme opsiyonunu kullanan Kerim-Kutay ikilisini de, gösterdikleri özveriden dolayı tebrik ediyorum. Her Ulupelit öncesi joint sardıklarından şüpheleniyorum, Ulupelit zamanları yine çok yavuz… Murat Başkan mahalliyi yine süpürmüş, bu sefer Palio ile. Bir ara kaputa kafa atıp, alnını yarmış ama, Clio, Palio, D-Mack, neye elini atsa gidiyor, 40’ından sonra kudurdu…

Çok eksantrik bir konu ile bitirelim. Ulusal rallilerin müşahit notları açıklanmış. Şimdi bakıyorum, Eskişehir Rallisi’nin özel seyirci etabını yüzlerce insan izledi, bayram yeri gibiydi ve güvenlik kusursuzdu. Etap saatinde başladı, saatinde bitti. Yeşil Bursa Rallisi’nin özel seyirci etabı, güvenlik sağlanamadığı için iptal edildi, normal geçildi. Yeşil Bursa Rallisi’nin özel seyirci etabı puanı, Eskişehir Rallisi’nin özel seyirci etabı puanından daha yüksek. Eskişehir’de tek sıfır öncü, Fiesta R2 kullanan Vittorio Caneva idi. Diğer otomobiller de rollcage’li yarış otomobili idiler. Yeşil Bursa’da tek sıfır dahil hiçbir öncü otomobilin roll-cage’i yoktu, standart cadde otomobiliydi hepsi. Renault fabrikasında çalışan gizemli kişiliklerin kullandığı bu araçlardan biri takla attı ayrıca. Ki her sene, düzenli olarak takla atarlar bu öncü çıkan Renault çalışanları. Yeşil Bursa’nın öncü otomobil puanları da, Eskişehir Rallisi’nden yüksek… 1 Nisan şakası gibi ya… Hayret yani…

Sırada geçen sene katıldığım Armutlu Rallisi var. Çok keyifli bir yarıştı, herkese tavsiye ederim.

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

    Warning: Invalid argument supplied for foreach() in /home/rallidergi/domains/rallidergisi.com/public_html/wp-content/themes/fox/inc/template-tags.php on line 789

Almanya Rallisi’nin Bug’ları

%s Dünya Ralli Şampiyonası/Sait Kuş

Sezonun ilk tüm etapları asfalt olan rallisi ADAC Almanya Rallisi bu hafta sonu düzenleniyor. Bazı pilotlar bu sene kullanmaya başladıkları otomobilleri ile ilk kez asfalta çıkacaklar. Peki üç günlük bu rallide nelere dikkat etmek gerekiyor.

Hinkelstein
Almanya’nın güney batısındaki yerel halkın kullandığı Hessen lehçesinde “menhir” olarak geçen yolun kenarında duran bu taşların Dünya Ralli Şampiyonası ile ne alakası var?

Kısaca özetlemek gerekirse Cumartesi günü geçilecek dört etabın yer aldığı Baumholder askeri bölgesinde yolun kenarında dizilmiş yüzlerce Hinkelstein var. Bu taşlar bölgede eğitim gören tank birliklerinin eğitim yollarına dizilmiş durumda, bu yollar da etap olarak kullanılınca Hinkelstein’lar sürücüler için kabus olmaya başladı.

Bugüne kadar çok az pilot onlara çarptıktan sonra yarışa devam edebildi.

Hinkelstein'lardan kurtulmak için mücadele eden Kubica'nın servis halleri
Hinkelstein’lardan kurtulmak için mücadele eden Kubica’nın servis halleri


Baumholder
Amerikan ordusu tarafından da kullanılan askeri bölgenin adı. Bu bölgedeki etaplar “Asfalt Rallilerin Safari Rallisi” olarak biliniyor. Kenya’daki zorlu, uzun etaplar kadar olmasa da asfalt yarışta istemeyeceğiniz kadar engebeli ve sürücüleri zorlayacak cinsten etaplar.

Geniş yumuşak asfalttan bir anda dar beton zeminlere geçen sürücüler lastiklerin yol tutuşundaki değişime ayak uyduramazlarsa yol kenarındaki Hinkelstein’lar onları avlamak için bekliyor olacak. Kuru zeminde bile kaygan olan bu beton bölümler yağış altında buz pistine dönüşebiliyor.

Betonda tutunmak zordur
Betonda tutunmak zordur


Üzüm Bağları
Mosel bağları Almanya’nın en güzel üzümlerinin yetiştiği bölge olarak biliniyor. Ancak aynı zamanda Almanya’nın en özel etapları da bu bağlar arasında gizli. Fazlası ile dar olan yollar peşpeşe bağlı bir çok keskin virajları da içeriyor ve bu virajlarla etap tepelere doğru tırmanıyor.

Ayrıca üzümler çoğunlukla yola doğru sarktığından bazı virajların içini görmek imkansızlaşıyor. Bu virajları kaçıran bir çok pilot bağlara dalıp üzümlerin tadına bakmak zorunda kalmıştı.

Zemin sıcaklığı her şeyden önemli
Zemin sıcaklığı her şeyden önemli

Hava Şartları
Her rallide olduğu gibi hava koşulları önemli bir etken. Ağustos ayındaki etaplarda hava sıcaklığı 30 derecenin üzerine çıkıyor ancak bu sıcaklıkta bir anda başlayan yaz yağmurları tüm planları alt üst edebiliyor. Yukarıda saydığımız tüm handikapları yağış altında kaybolan yol tutuşu ile ekarte edebilmek de üst sınıf pilotların işi zaten.

Dünya Ralli Şampiyonası’nın dokuzuncu rallisi ADAC Almanya Rallisi, 21 Ağustos günü Trier kentindeki Porta Nigra’da 20:30’da verilecek start ile başlayacak.

Onur Aslan : Neredeyiz?

%s Onur Aslan

Onur Aslan
Onur Aslan
Geçtiğimiz sene tam bu zamanlarda, Federasyon Başkanı’nı seçmek üzere yine Ankara’da seçim sandığına gitmiştik. İlk başta Ercan Kazaz kürsüye çıkmış, biraz agresif de olsa aslında doğruları telaffuz eden kelimeler kullanmıştı. Ardından şu anki Federasyon Başkanı’mız kürsüye çıkmış, gerçekleştirmek istediği faaliyetlerden bahsederek gelecek için umut dağıtmıştı.

Az buçuk hatırlıyorum, hatam varsa düzeltin lütfen. Salondaki otomobil kulüpleri için yapılacak sporcu kazandırma ve markaları burada nasıl var edeceklerini anlatan projelerden bahsetti. Ardından salonun büyük kısmını oluşturan off-road kulüpleri için ise Baja Kupası projesinden bahsedildi.

Metin Çeker başkan seçildi, tarafsızca izlemeye başladım. Neler olacak acaba diye. Bugünlerde bir sene doldu. Baja Kupası iptal edildi. Markalarla ilgili girişimlerin sonucunu göremedik bir türlü. Elbette arka tarafta çok emek sarfedildi, duyuyor görüyoruz. Federasyon ayağında bütçesel olarak sıkıntılar olduğu telaffuz ediliyor, bunlar elbette yansıyor sezona.

Bir sene oldu, neler olup bitiyor, güncellemek istedim hafızalarımızı. Biz milletçe çabuk unutuyor, konudan konuya çabuk atlıyoruz. Durumumuzu analiz edebilmek adına geçmişi hatırlamakta, nereden geldiğimizi görmekte her zaman fayda vardır.

Açıkçası gerçekten kişisel çabalarla duruyor spor ayakta. Bir strateji üzerine gidilerek kurulmuş sistemlerle gerçekleşmiyor şampiyonalar. Halid Avdagiç ve Toksport WRT olmasa emin olun, Yiğit Timur’u sadece biz biliyorduk yine, Dünya değil. Serdar Bostancı olmasa İstanbul Rallisi kayıt listesinin yarısını oluşturan Ford garajının ürünleri olan otomobiller olmayacaktı. Evo’lar zamanında yapılmış olan kupalardan gelme araçlar, bunun da arkasında Hakan Dinç var. Tırmanma ve Pist şampiyonaları bu sezon Kamil Karakaş, Ümit Ülkü ve Borusan sayesinde ayakta.

Otomobil sporlarını yöneten insan kaynağına baktığınız zaman orada ise tam tersine aslında zamanında düşünülmüş bir strateji ve bu strateji üzerine kurulmuş bir düzen var. Çok sıcak olarak, daha geçtiğimiz hafta sonu gördüğünüz, işini takır takır yapan, Ankaralı ekip Öcal Zilanlı ve saz arkadaşları. Yıllardır bu işin içerisindeler ve belki de farkında değilsiniz, FIA rica etse, Finlandiya’da etap güvenliğinde sıkıntı var dese, bilenler bilir “Atılım Üniversitesi Tunus Caddesi” durağından iki otobüs kaldırır, yaptıkları işleri de FIA tüm dünyaya örnek olarak gösterir.

WRC ve F1 zamanının hakemleri. Bir çoğu komiser, direktör veya baş hakem olarak otomobil sporlarında varlar ama o zamanlarda kurulan dostluk ve arkadaşlıklar hala bozulmadı. Bunlar hep bir düzenin, yaptığı işin hakkını veren yönetimin eseriydi. Burada teşekkür etmemiz gereken kişi rahmetli Mazhar ağabey. Nedense o vefat ettikten sonra hala bir düzlüğe çıkamadık, bir şeyler yolunda gitmiyor. Sürekli bu spor nereye gidiyor sorusu soruluyor. Bununla ilgili de daha ayağı yere basan bir öneri duyamadık, 2012 sonunda yapılan seçimde Satvet Çiftçi’nin planları dışında.

Bunları arada hatırlamak lazım. Nereye gidiyoruz analiz etmek lazım. Şu sıralar gözetmenlerin ücretlerini alamadığından, rallilerin volkanik kayalardan oluşmuş zeminlerinde kırılan arabalardan konuşuyoruz. Yeni bir araç parkımız yok. Varolan araçlar üzerinden kuruluyor takımlar sürekli. Önümüzdeki aylarda daha vahim işlerden konuşabiliriz, şu an sadece dedikodu boyutunda. Birilerinin bir şey yapması lazım ama eskiyen yüzlerin değil.

Bu arada takdire şayan işler de olmuyor değil. Murat Bostancı ve Orhan Avcıoğlu, Toksport WRT’nin iki tecrübeli silahına karşı şampiyonluğa emin adımlarla ilerliyorlar. Sanki biraz daha disipline hareket ediyorlar gibi. Serdar Bostancı’nın ne kadar sağlam otomobiller ürettiğini, zemininin ne kadar kırıcı olduğu konuşulan İstanbul Rallisi’nde bir kez daha gördük. Kayıt listelerine baktığımız zaman Fiesta ST’lerden sonra gelen alt sınıf bir araba kalmadı fakat sanırım Castrol Ford Team Türkiye yeni bir kupa ile R1 otomobiller getiriyormuş. Bu da en azından iyi bir gelişme.

Geçtiğimiz sezon şampiyonanın tamamen iki çekere döndürülmesi konuşuluyordu. İngiltere sistemi yani. Ancak geçtiğimiz haftalarda İngiltere Ralli Şampiyonası durdurulma kararı ile bir sene ara veriyor gibi bir haber okudum. Sanırım rallinin tekrardan kitlelere hitap edebilir olması İngiltere modelinden geçmiyor, biz kendi fikrimizi bulsak? 🙂

Simin’in zamanları günden güne gelişiyor Evo 9’la. Dikkatle takip etmeli. Honda Type R ile yarıştığı günlerden bu yana bence olgunlaştı, her şey daha sistematik ilerliyor, bir kaç seneye Türk otomobil sporlarının dışarıya yansıyan yüzü olabilir, umutluyuz.

Neredeyiz diye bir durum güncellemesiydi yazı, sezon ortası ve Federasyon yönetiminin birinci yılında iyi de olduğunu düşünerek hepinize sevgilerimi sunuyorum, yüzlerin güldüğü günlere.

Aras Dinçer : Aynı Tas, Aynı Hamam, Aynı Taş, Aynı Etap

%s Aras Dinçer

arasAşağıdaki paragraf, 20 Haziran 2012 tarihli, 2012 İstanbul Rallisi’nin ardından yazdığım yazıdan alıntıdır:

“Taşlı-kayalı etaplar demişken… Kırıcı etap şartlarına karşı olmadığımı daima savundum yazılarımda şimdiye kadar. Sonuçta bir rallinin yapıldığı bölgenin coğrafi karakteri, kırıcı unsurlar içerebilir. Doğal şartların neden olduğu kabul edilebilir bir kırıcılık seviyesi, çok normaldir, hatta olmalıdır bir rallide bence. Ama artık ben isyan etmek istiyorum. Allah’a bin şükür, bu yaşıma kadar Arjantin’den Katar’a, İsveç’ten Yunanistan’a kadar nerede ralli yapılıyorsa yerinde gördüm, naçizane gözlem yaptım, fikir yürüttüm kendimce. Ama bizim ülkemizdeki gibi kırma volkanik kaya dökülerek yol yapıldığını, bırakın ralli etaplarında, tarla yollarında bile görmedim yurtdışında. Sayın federasyon yetkilileri, sayın büyükler, abiler, ablalar, kardeşler artık ne olur buna bir dur deyin. Bu yapılan yanlıştır, yazıktır, günahtır, yamyamlıktır bu yahu. Boğaziçi Rallisi için 23 km’lik harika bir etap bulunmuş, yapılmış. Nefis bir toprak zemini var. Bazı kavşaklarda yola kayalar sürüklense de, buna kimsenin bir itirazı yok. (En azından geçen sene Renato Travaglia itiraz etmemişti, biz de etmemeliyiz) Ama kırma taş dökülerek, hesapta ıslah edilmiş bir 5 km’lik bölüm var ki, arabanın çektiği acı, inanın ki bizlere nüksediyor içeride. Bu arabalara yazık değil mi? Neden yollara taş döküyoruz? 2010 yılında bu taşları Riva etabına döktüğümüz için bin bir küfür yemedik mi? Sonra süpürünce ele güne rezil olmadık mı? Daha hala bu taş işinde neden ısrar ediyoruz? 3 sene önce Ballıca etabının ucundan Oruçoğlu köyüne kadar taş döküldü. O güzelim toprak zeminin ırzına geçildi. Üzerinden bilmem kaç yarış, 3 tane kış geçti. Daha yeni kendine geldi o zavallı yol. Bu yapılan, yolu katletmektir. O 5 km’ye taş dökeceğinize, asfalt dökün, o bölümü asfalt geçelim. Veya baypas yolu var, o yolu kullanalım. Neden binlerce euroluk Super2000′leri, 4 çekerleri, veya neden zar zor satın alınmış bir Fiesta’yı, üç-beş kuruşa kiralanmış bir Palio’yu o taş havuzunun içinden geçiriyoruz? Zaten bizim coğrafyamızın toprağı yeterince kırıcı. Bir de suni bir kırıcı bölüm yaratmaya ne gerek var? Benim aklım almıyor, ben anlayamıyorum? Gerçekten anlayamıyorum…”

Bu paragrafın yer aldığı yazıya, buradan ulaşabilirsiniz. Geçtiğimiz hafta sonu yapılan 2014 İstanbul Rallisi ile ilgili, bu paragrafta bahsettiklerimi tekrarlamaktan başka, söyleyecek hiçbir şeyim yok benim. Orhan Yağız’ı geçmiş, Yağız Orhan’ı geçmiş, Murat hepsini geçmiş, N4’ü Ercan Abi kazanmış, Ahmet bilmem kaç metre atlamış, Mehmet bilmem kaçıncı olmuş, bunların ne yazık ki hiçbir önemi ve değeri yok bu yarış için. Çünkü yine herkes kaybetti. Fazladan yüzlerce Euro, binlerce Lira, onca emek, mesai, eski adıyla İSG, yeni ismiyle Namet olan etabın o Allah’ın cezası zeminine gömülüp, kayboldu gitti.

Şimdi herkes Cenap Abinin kulaklarını çınlatıyor, “bu etap neden verildi” diye. Acaba Cenap Abi, bu yolun bırak bir ralli etabında, baja yarışlarında bile kullanılamayacağını bilmiyor mu? Biliyor. Bu etabı çok güzel bulduğu ve herkesin de çok sevdiği için mi tercih etti? Bence hayır. Keyfinden mi, bu etabı tercih etti? Hayır. Cenap Abi, maalesef İSOK Kulübünce bir günah keçisine dönüştürüldü. İSOK’ta, malumunuz, kol kırılır, yen içinde kalır. Cenap Abi, tüm eleştirilerin karşısında yutkunuyor. Diyemiyor ki, “Herkes kulübü malum bazı nedenlerden ötürü terketti, bu iş benim ve Aydın’ın omuzlarına yüklendi, biz de işimizden gücümüzden bu kadar efor ayırabildik. Etrafta Mudarlı, Denizli gibi kullanılabilecek pek çok uzun ve düzgün zeminli etap varken, mecburen, vakitsizlikten, kaynaksızlıktan, yeni bir road book ve güvenlik planı yapılamadığından, gittik bu kahrolası etabı verdik, kabak benim başıma patladı” diyemiyor Cenap Abi. Küfürü O yiyor, sanki keyfinden bu etabı vermiş gibi… Bunca yıl, 16 etaplı, 20 etaplı Ali Sipahi Rallileri’ni, Renç Koçibey Rallileri’ni yapmış koskoca İSOK’ta, bugün bu görevi üstlenecek, Cenap Abi ile Aydın’a yardım edecek bir kişi bile kalmadıysa, çok üzgünüm ama, biraz aynaya bakmalı İSOK. Daha fazlasını söylemeyeceğim, anlaşılmıştır herhalde… Yarış öncesi Metin Abi’yi gördüm, 2012’yi hatırlattım, isyanımı dile getirdim, herkesten aynı sözleri duymuş olacak ki, O da bana patladı, fırçayı ben yedim… O da isyanlarda.. “Ben mi verdim etabı, telefon edip, 15 dakikada taşları temizletecek halim yok ya” dedi. Bu taşları karayolları dökmüş, çünkü yol asfaltlanacakmış gibi bir gazel var ortada. 2 senedir, atılamadı o asfalt ne hikmetse… Zaten bu taş işi başımıza nereden çıktı, kim döktürdü, kimin fikriydi, kimin suçuydu, 2 senedir onu da bulamadık. Bir gün bir gittik etaba, Dr. Leslie Arzt evvelsi gece kaya döktürmüş karayollarına… Ertesi gün de patladı gitti herif, yok oldu… Taşlar kaldı…

Kırıcı ralli olur. Kırıcılık, toprak rallinin bir unsurudur çoğu zaman. Yeşil Bursa Rallisi kırıcı idi, herkes mızmızlandı. Doğanın size kırıcı bir zemin sunduğu yerlerde, tecrübe ortaya çıkar, o tecrübe ile temponuzu ayarlayabilirsiniz, otomobili yolda kalmadan finişe getirebilirsiniz. Ama kırıcı da olsa bir “zemin” lazım yarış yapılabilmesi için… Sadece Unimog’ların geçebileceği bir zemin, kırıcı bir etap değildir, onun adı başka bir şeydir, ben burada telaffuz etmeyeyim. Kırma kaya bir zeminde, taş ve kum havuzunda, kask büyüklüğünde astroidlerin içinde gidiyorsanız, yaptığınız şeyin ismi yarış olmuyor. Bu bir yazı-tura oldu. Saçma sapan, binlerce euroya patlayan, kimsenin hızlı gitmediği, kimsenin yüzde yüzünü vermediği, ve vermemekte de haklı olduğu, tamamen şansa dayalı bir ralli oldu yine… Tıpkı 2012’deki gibi. Hatta daha da kötüsü.. 2012’de kırma taşlar vardı ama en azından taşlar tek parça halindeydi. Şimdi o taşların bir kısmı ufalanıp, çakıl havuzuna dönüşmüş, bir kısmı ise öylece kalmış. Böylece çakıl taşından, ayakkabı büyüklüğüne dek çeşitli ebatlarda objelerden oluşan bir taş havuzunun içinde gittik. Karşımıza en az 8 kere çıkan, kask büyüklüğündeki kayaları saymıyorum. Onların etrafından dönerek, cimkana yaptık. Sırf bizim otomobilimizde oluşan hasarın bedeli ile, hiç abartmadan söylüyorum, İtalya’nın “Ronde” tabir edilen 120-130 km’lik tek günlük rallilerinden birinde, bir Twingo R2B kiralayarak yarışabilirsiniz. Kim kazandı bu yarışı şimdi? Murat mı? Yoksa arabası en az hasar alan mı? Murat veya bir başkası çok mu hoşnut acaba böyle kazanmaktan?

Yazmayacağım demiştim, dayanamadım yine yazdım. Yazacak başka bir şey yok çünkü yarışla ilgili. Ulupelit’te ve Ballıca’da zaten çizgisi daha iyi olan, sürati daha iyi taşıyan, hızlı etap ayarı, tekniği, kondisyonu ve vizyonu rakiplerinden birazcık da olsa daha iyi olanlar belli oldu, Onlar daha iyi zamanlar yaptılar. Yarışın tüm hikayesi, “uzun etapta” yazılacaktı. Ama uzun etap olarak seçilen etap, bu etap olunca, bu yazı da burada bitti…

Bir ufak tespit ile noktalayayım: 2012’deki yarışa girmeyen pilotları tenzih ederek söylüyorum, geri kalan büyüklerim, kendi jenerasyonumdan arkadaşlarım ve genç kardeşlerim, 2012’de bu yarışa da katılan ve geçtiğimiz hafta sonu da yarışan herkes… Hiç şikayet etmeyin… Kusura bakmayın ama, hepinizin aklına şaşayım ben… Bir türlü birlik olup, tavır koyamıyor bizim yarışmacı eşrafımız… Pilotlar olarak, takımlar olarak, bir türlü birleşip, güvenlikten ödün verilen yarışlarda, veya bu tür milli servet düşmanı etapların verildiği yarışlarda start almamayı düşünemiyorsunuz. Bunu boykot etmek, hem hukuksal, hem sosyal bir haktır. Bir gün bir pilotlar birliği kurulur ve bu birlik gerçekten lafının arkasında duran kişilerden oluşursa, o birlik tavrını ortaya koyarsa, belki o günden itibaren artık böyle yarışlara bir daha şahit olmayız. Örnekleri tüm dünyada bulunan böyle bir oluşuma gidilirse, bir deklarasyon yayınlanır, denir ki “Biz falanca yıl filanca yarışta start alan şu şu şu pilotlar olarak, bu yarışın antrenmanında, X etabın geçtiğimiz yıllardaki gibi perişan vaziyette olduğunu gördük, biz yarışmıyoruz.” Bu kadar basit… Hadi, o yarış o saatten sonra yapılsın bakalım, o etap verilsin bakalım yarış tasarlanırken… Deklarasyon değil ama, topluca bir tavır koyma eylemini, 1991 Boğaziçi Rallisi’nde, güvenliği alınamayan etaplar sebebiyle yarışı boykot edip bırakan ekipler sayesinde görmüştük. Onlar gerçekten büyük adamlarmış, bugün daha iyi anlıyorum. Bugün böyle bir birleşme, böyle bir karşılıklı güven ortamı, böyle karakterde ekipler maalesef yok… Bunları yazdığım için, bana kızanlar olacak. Varsın olsun, ben kötü adam olayım. Ama bu otomobillere, çöpe giden bunca paraya, harcanan emek ve zamana gerçekten yazık. Türkiye Ralli Şampiyonasının bütün kompetisyon ruhu katledildi. Sadece genel klasmanda değil, her sınıfta katledildi.

Diyecek başka bir şey yok… Yarışın, yarış tarafıyla ilgili bir şeyler söylemek, gerçekten hiç içimden gelmiyor. Yarışı başarıyla bitirenler ve okuyanlar lütfen kusura bakmasınlar…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Aras Dinçer : Alternatöre Kedi Girdi

%s Aras Dinçer

arasYiğit’in büyük başarı elde ettiği Portekiz WRX yarışı ile, Eskişehir ve Arjantin Ralli’lerinden bahsedeceğim bu yazı biraz gecikti. Bu okuduğunuz satırlar aslında geçtiğimiz pazartesi günü hazırdı ama ulusça Soma faciasının yasını tuttuğumuz, bayrakların yarıya indirildiği bu günlerde, kimsenin başını ralliyle, lastikle, bilmem ne ile şişirmek istemedim açıkçası. Ralli Dergisi adına, hayatlarını yok yere ve feci şekilde kaybeden tüm şehitlerimize Allahtan rahmet, ailelerine baş sağlığı dileyerek başlamak istiyorum izninizle.

Önce milli maç… Yiğit’in zorlu Portekiz mücadelesini neredeyse hepimiz ekranlardan canlı seyrettik. Bizim nesil Bakırköy, Kazan, Yarımca ralli-kroslarıyla büyüdü. Ralli olmadığı haftalar, özlediğimiz Lancia’ları, Cosworth’leri, Manta’ları, 11 Turbo’ları, büyük şampiyonlar Renç, Bacı, Yerlici, Atakan’ları daha fazla izlemek için güzel fırsattı ralli-kroslar. Omuz omuza mücadeleler, itirazlar, hatta zaman zaman çıkan kavgalar… Hala hatırlanır Renç Abi’nin “Ralli-kros, motor sporlarının en delikanlısıdır” sözleri… En son yanlış hatırlamıyorsam 2002 senesinde gerçek bir ralli-kros izlemiştik dünya gözüyle. Şimdi o yarışı seyrettiğimiz topraklar rezidans oldu. Yıllar sonra ralli-krosu aslında ne çok özlediğimizi de idrak ettik bu WRX şampiyonası sayesinde. WRX deyince, Impreza zannetmeyin tabii, nedir WRX? Eski adıyla Avrupa Şampiyonasına Amerika kıtasından da iki yarış eklenerek, FIA tarafından bir WRC gibi, bir WTCC gibi, dünya serisine dönüştürüldü. İsmi de WRX oldu. Jean Todt yönetiminin 40 yılın başı olumlu bir iş yaptıklarını görmüş olduk bu icraat ile. O da, ralli-krosu çok sevdiklerinden değil yani… Baktılar PR güzel, para güzel ralli-krosta… Parsayı Amerika’lılara kaptırmamak için alelacele bir dünya serisi haline getirdiler işi. Olsun buna da şükür… Ralli-krosun coşkusunu böyle üst seviyede yaşamak, izlemek bir tarafa, bir de üzerine milli heyecan hissettik Portekiz’de. Arkadaşlarımız, dostlarımızdan oluşan tamamen yerli bir ekibin el emeği, göz nuru ile yaratılıp üretilen bir otomobil –Control 4-, Dünya Ralli-Kros Şampiyonası’nın başaltı sınıfı olan RX lites grubunun tek resmi otomobili olarak ilk defa boy gösterdi. Dahası, dünyaca kabul edilmiş ralli-kros pilotlarının ve takımlarının yanı sıra, bir de Türk pilotu ve bu Türk pilotunu yarıştıran bir Türk takımı çıktı bu arenaya. TOK Sport’un koşturduğu ay-yıldızlı Control 4’ün kamçısı Yiğit Timur’a teslim edildi. Hayatında hiç ralli-kros yapmamış, ama direksiyon kabiliyetini hepimize kanıtlamış Yiğit, bu kısıtlı tecrübesiyle ne yapacaktı, ne kadar yükselebilecekti, kocaman Türk bayraklı otomobilin akıbeti ne olacaktı, yarışan diğer Control 4’ler ilk ciddi sınavlarında ülkemizin yüzünü ak mı çıkaracaklardı, bunların hiçbirinin cevabını bilmiyorduk, ama Portekiz’deki tüm TC vatandaşlarına da güvenimiz tamdı. Aramızdan bazıları sadece kendi PR’larını düşünüyor olsalar, hiç umursamasalar bile, çoğumuz dikkat kesildik sosyal medyaya ve ekrana. Yiğit, hiç de kolay olmayan ralli-krosun, kendine has kompetisyonuna bodoslama daldı. İskandinav’ların alayı has krosçu, tecrübe gani, kimsenin gözünün yaşına bakmıyorlar… Burnunu biraz içeri sokan, hiç düşünmeden olay çıkarıyor virajda. Çizgiyi kaptırırsan, kapıyı biraz aralık bırakırsan geçmiş olsun, anında kesiyorlar cezayı. Ağlamayana-gazlamayana meme yok… Yüzlerce taktik kombinasyonu, ona göre süspansiyon ayarı, hızlı gitmek derdi, savunma yapmak endişesi, telsizden gelen direktifler-taktikler, jokerimi ne zaman atsam diye hesaplar… Bu işin ralli ile ilgisi alakası yok yani…

Açıkçası tüm bu şartları düşündüğümde, Yiğit’in yarı finale kalmasının büyük bir başarı olacağını, daha fazlasına tecrübesinin müsaade etmeyeceğini düşünüyordum en başta. Heat’ler geçildikçe facebook’dan başarı haberleri veren paylaşımlar geldi. Heyecanlar yükseldi, Yiğit’in puanlarıyla birlikte… Ve o puanlar birikip, Türk bayrağı yarı finale çıktığında hepimiz, orada o arabayı kendimiz kullanıyormuşçasına heyecanlandık, mutlu olduk. Arkasından finale çıkınca bayram ettik. En son bu kadar ne zaman heyecanlanmıştım diye düşündüm o an, geçen sene Finlandiya Rallisi’nde elimizde kronometreler, Murat ve Onur’u beklerken, bulunduğumuz noktaya en iyi zamanla geldiklerinde, tüylerimiz diken diken olmuştu. Final hengamesinde de aynı şeyleri hissettim. Joker turunun bir türlü gelmemesi, öndekilerin arayı ufak ufak açması, kafadan yapılan afaki hesaplar, arkadakiler sıkıştırıyor filan… Son virajlarda podyum az farkla kaçtı, ama Yiğit ve Control 4 bu kazık soruları gayet güzel cevapladılar, habersiz yazılıdan alınlarının akıyla çıktılar. Gururumuz tarifsiz. Bu başarısından sonra, takviminde olmayan İngiltere ayağının da vizesini kaptı Yiğit. Gözlerimiz artık Lydden Hill’e çevrildi, hadi bakalım…

Gelelim bizim topraklara… Eskişehir Rallisi, gece atmosferiyle, yeni uzun etabıyla, sporun doğasında olan her türlü olayı ile yıllarca unutulmayacak bir yarış oldu çıktı başımıza… Nevzat sağ olsun, gitmiş Monte Carlo’nun maketini bulmuş. Üçüncü etap, zorlu karakteri ile Monte etaplarını aratmadı. Birçoğumuz hemfikirdik, uzun yıllardır Türkiye’de verilen en zor, en kıllı ve en tehlikeli etaplardan biriydi yeni Banaz etabı. Startla birlikte peş peşe gelen dar ve vıdı vıdı virajlarda sürüş tekniği ön plana çıktı. Bu vıdı vıdılar, yaklaşık 10 km boyunca, ciddi bir tırmanma şeklinde devam ettikten sonra, yukarılarda yayla tarafında uzun düzlükler sonunda tepe arkası hızlı virajlar geliyordu. Velhasıl, büzükler konuştu, yağmur yağdı, şimşek çaktı, gecesiyle gündüzüyle herkesi içtimaya çekti 3. etap. Seyirci etabı çok basit ama çok güzel bir ortamda yapıldı. Slalom ve drift etkinliklerinin hemen arkasından etabın geçilmesi, çok akıllıca bir hareket oldu. Bolca seyirci vardı, güzel bir ralli tanıtımına dönüştü stadyumun etrafı. Gece etaplarında da pek çok yerde flaşlar patladı. Zamanlarda bazı yanlışlıklar ve gecikmeler yaşandı, ama neyse ki büyük bir mesele çıkmadan düzeltildi zamanlar. Bunun dışında 5 yıldır tecrübe ettiğimiz gibi, tıkır tıkır işleyen, geceye rağmen güvenlikten ödün verilmeyen, ama son zamanların en heyecanlı çekişmesine de sahne olan, gerçekten çok keyifli, biraz da delice bir yarış oldu. ESOK’a kocaman bir bravo.

Alternatörümüze kedi girdiğinden ötürü elektriklerimiz kesildiği için, henüz 3. etap sonunda yarışa veda etmemiz sayesinde, ertesi gün yarışın tamamını yakından takip etme fırsatım oldu. Ege Rallisi gibi, hem genel klasmanda hem de N4’de sıkı bir çekişme izledik, ama bu defa çekişmeler son etabın finişine kadar devam etti. Yarış öncesi ve yarış boyunca yine herkes ellerinde akıllı telefonlar, yağmur ne zaman, nerede yağacak, onu öğrenmek derdindeydi. Herkes spotlarıyla, lastikleriyle, kafalarına göre ıvır zıvır ekipmanlarıyla geceye ve yağmura karşı hazırlıklıydı kendince. Antrenmanın son geçişini gece yaptık. Ama şartlar o kadar kötüydü ki, yarış geçişinden bile zor oldu antrenman, özellikle 2. etap… Daha notları kontrol ederken bile sabun gibi kayan yollara, bir de bitmek bilmeyen ve nerede çıkacağı belli olmayan inatçı sis eklenince, “şapa oturduk” psikolojisi hakim oldu servis alanına. “Yarışta da böyle olursa babayı yeriz” diyorduk ama yarış gecesi biraz daha insaflı idi hava ve yol şartları. Yine de temkini elden bırakanlar, anında cezalandırıldılar. İki lup arası etapların trafiğe açık olduğu sırada, sivil bir otomobil ile tam bir tur atma fırsatım oldu parkurda. Özellikle alçak bir vadiye inen 2. etap, gündüz bile çok tehlikeli idi.

Seyirci etabında sürpriz sonuçlar çıktı, başa koşanlar geride kaldı. Yağız’ın şaftı koptu, Ford’lar hızlıydılar ama öfkeli değildiler, Fatih işi sıkı tuttu, Burak best yaptı. Seyirci etapları pek önemsenmez genelde, oysa ki, yarış saniyelerle geçecek ve bitecekti. Benim de içime doğdu sanki, etabı bitirip servise giderken, rallisonuc.com’dan zamanlara bakıyorduk arabanın içinde ve Menderes’e dedim ki “Bu yarış birkaç saniye ile bitecek, ve bu etabın zamanları klasmanı değiştirecek”. Nitekim öyle oldu. Yiğit ile Hakkı da daha ilk etaptan derhal birbirlerine yapıştılar Grup N’de. Ege Rallisi’nden asık suratla ayrılan Yağız, daha en baştan yarışa asıldı ve gece etaplarının başlamasıyla birlikte liderliği devraldı. Bir taraftan da öteki kanalda Murat Doğral Show başladı, hangisini seyredeceğimizi şaşırdık. Murat’a ayrı bir parantez açmak lazım. Zeminiyle, çakılıyla, Fransa’da yarıştığı asfalt etaplara hiç benzemeyen bu etaplara ilk defa ayak bastı. Yağmura rağmen, bu zemin şartlarında ne tepki vereceği belli olmayan, stepnesi bile bulunmayan bir RGT otomobil ile, ortaya koyduğu performans hakikaten olağanüstü idi. Bir tek lastik patlatmadan, otomobilini çizmeden, tertemiz yarıştı, asfalt pilotajı konusunda brifing verdi resmen. Neymiş efendim, otomobili çok güçlüymüş, sırf düzlüklerde Porsche’nin gücü yetermiş, falan filan… Bizim asfaltlarımızda geçmişte nice yiğitler harman oldu arkadaşlar… Kendi pilotlarımızı geçtim, Xsara Kit-Car ile Bruno Thiry, Corolla WRC ile Isolde Holdereid, Leszek Kuzaj, 306 Maxi ile Luca Pedersoli, Focus WRC ile JM Latvala ve daha niceleri ünlü Türk asfaltında madara olmuşlardır mazide. (Evet, Latvala asfaltta devrilmişti 2010’da) Murat Doğral’ın becerdiği iş, boru değil…

Ne diyorduk, Yağız gece vardiyasına erken başladı… Seyirci etabı sonrası serviste çabukça onarılan Mini JCW ile gecenin ilk iki etabında Ford’lar ile belli bir fark koydu araya Yağız. Gecelerin adamı Fatih, sadece gece alemlerinde değil, gece etaplarında da hızlı olduğunu gösterdi… Son spec ama çok görmüş geçirmiş G.Punto Super2000 ile düştü peşine Yağız’ın. Ford’lar iki klik temkinli gidiyorlardı ki, gecenin son etabında Murat, playboy late night show tadında bir atak yaparak, kapalı park’a çok az farkla lider girdi. Ensesinde Yağız, Yağız’ın tamponunda da, spotları havaya uçan, ama dünyada hiçbir şeyi iplemediği gibi bunu da umursamayan Kara’ların Fatih geliyordu. Gecenin zifiri karanlığında spotları uçunca, G.Punto’nun uzun farlarının ışığına kalmış Fatih… Bazen pilot gördüğünü değil, bulduğunu gidiyor, ralli böyle bir şey işte… Bazı problemler yaşayan Burak geride kaldı; Murat, 911’i ile sağlam bir 4’üncülüğe oturdu; Grup N’de ise Yiğit, ufak ufak aldığı zamanlar ile, pek de güvenilmeyecek bir fark açtı Hakkı’ya. Hakkı daha bir taktisyen gitti bu yarış. Uğur ve Ercan Abi rekabetten uzakta kaldılar, iki çekerde ise Eskişehir sancak beyi Buğra, makamının hakkını verdi, rahat bir hükümet kurdu.

Ertesi gün herkes yataklarından sanki kendileri yarışacakmış gibi heyecanla kalktı, erkenden servis alanının yolunun tuttu bütün cemaat. Eskişehir’in sabah ayazında, podyumun tüm basamakları “hadi gelin” diye cilve yapıyordu, üç farklı otomobilden üç pilota. Bulutlar da yukarıdan dalga geçercesine “Yiyorsa buyurun gelin gençler” diyorlardı. Bir yağdırıp bir duruyordu bulutlar, yerler bir kuru bir ıslak… Yine herkesin elinde telefonlar, bilumum hava durumu portalları, haritalar güncellenip duruyor… Ama hakkını vereyim, harita-tahmin işlerinde Nejat Abi herkese yerleştirdi, helal olsun. Bir harita bulmuş, dakikası dakikasına tutturdu bütün yağışları. Denizci ne de olsa…

Haritalar curcuna olunca, takımların lastik sanatları departmanları da fazla mesai yaptı tabii… En moda Fransız ve İtalyan markalarından kesik, az kesik (az pilav gibi), kabası alınmış kesik, sinek kaydı gibi rahat kesimler, baharı müjdeleyen desenler, cıvıl cıvıl hamurlar ile Gucci defilesinde podyumu arşınlayan zenci mankenler gibi ortalıkta dolanıyordu lastikler. Sabah sabah Murat best yaptı (Porsche Murat) “N’oluyoruz?” dedik… Bizim üç başpehlivan kıran kırana güreş tutmuş, adam ıslak etaplarda iki çeker, 430 beygir Porsche ile best yapıyor… Neyse, bizim üç silahşör, sabah birbirlerine girdiler yine… Sabahın ilk iki etabında Yağız-Murat ve Fatih aralarında top çeviriyorlardı liderlik için. Derken Banaz etabında maalesef Murat yoldan çıktı ve Fiesta Super2000’e görsel olarak hafif, ama yola devam edemeyeceği kadar büyük bir hasar vererek oyundan düştü. Biraz aşağıda da Orhan ve Burçin kaput açık bekliyorlardı, motor bitmiş. Velhasıl Ford çadırı için tatsız bir anıya dönüştü yeni etap. İkinci lup sonunda Yağız ile Fatih kafa kafaya kaldılar az farkla. Servise girdiklerinde bulutlar hala yukarıdan tehdit ve şantajlarına devam ediyorlardı. Son lup için yine kaygan zemin ihtimali vardı ama yağmur yağmadı ve yollar neredeyse tamamen kurudu. Bu esnada Gr.N’de de kompetisyon tavan yaptı. Yiğit, kaşıkla topladıklarını kepçeyle veriyordu peyderpey. Büyük bir beceri göstererek, ön-arka, çapraz, simetrik olmak üzere farklı kombinasyonlarda lastik patlattı Portekiz fatihi. Buğra, gece yaptığı tempodan taviz vermedi, hala 2 çeker lideri idi. Son lupa başlarken, Murat bir best daha çaktı (Çaktı ama Porsche yaptı) Yağız işi bitirmek için yola çıktı, ilk iki etap zamanları da bunu gösteriyordu. Uzun etaptan ara zaman alamadık ama finişe son 5 km kala kırılan aks, Şampiyon’dan değerli saniyeler çaldı. Fatih ve Güray’a helal-i hoş olsun. Yaptıkları iş, şapkadan tavşan çıkarmak bile değil, tavşandan şapka çıkardılar resmen. Artık menopoza girmiş G.Punto Super2000 ile daha ne kadar gidilebilir bilmiyorum. Kullandıkları otomobilden yıllarca daha yeni spec otomobillere karşı çatır çatır gazladılar, hata yapmadılar, pes etmediler ve sonuna kadar hak ettikleri bir birincilik kazandılar. Grup N’de de Hakkı ve Nehir ipi göğüslediler. Onlar da hatasız bir yarış çıkardı, rakiplerini devamlı rahatsız ettiler, hataya zorladılar. Patlayan lastikler şanssızlık değil, bu işin bir parçası… Yiğit, ikinciliği kurtardığına dua ediyordu finişte. Krikodan kayan Evo 10 da Emir parmağını kırdı, neyse ki büyük bir yaralanma olmamış, tosuna tekrar geçmiş olsun… Bir aferin de Buğra’ya. Bu sezon çok farklı görünüyor, Erdener Abi’si yaramış Buğra’ya. Hem çiziksiz, hem de hızlı, derli toplu gidiyor maşallah. Bakalım topraklarda da bu formunu sürdürebilecek mi…

Mahalli ralli zamanlarına baktığımızda, Clio eşrafının yine başı çektiğini görüyoruz. Murat Güray yine kendisini aşmış, genel klasman birincisi. Kocaeli mahalli’de sağlam gazlayan Erkan Yanıkoğlu, yine iyi zamanlara imza atmış. Erdinç ve Ergün Abiler de, tam 3 Michelin patlatmalarına rağmen, eski günlerinden bir potpuri sunmuşlar. Gerçi o Michelin’ler benim üniversite yıllarımdan kalma, kahırlarından patlamış olabilirler muhtemelen… Lakin zamanları gayet güzel, son üç yarışta üç finiş, Saxo ile yıldızları nihayet barıştı Yeşilyurt’ların… Historic’de Engin Abi ile Başar yine rahat kazanmışlar. Kerem Abi ile Özden ikinci, Kemal Abi biçare, “Basıyorum basıyorum, Fiesta bu kadar gidiyor” diye söyleniyor. Unutmadan, bir de nur topu gibi “sınıfsız” bir yarışmacımız oldu. Ford KA pilotu Hakan Uçucu… Adamın arabasının sınıfı yok kitapta. Dörde mi gidiyor, beşe mi gidiyor, belli değil… “Kaça gidiyorsun yavrucuğum” diye soruyorsun, bilmiyor… Yahu böyle bir şey olabilir mi, bu nasıl bir trajedidir ya… 15 yıldır Türkiye’de rallilere giren koskoca Ford KA’nın, hangi sınıfta yarışacağı kitapta yazılı değil… Adamına ve arabasına göre sınıflandırma teknolojisi artık mevcut Türkiye’de. Şu adama da bir sınıf bulun ey yetkililer… Hiçbir sınıfa alamıyorsanız, RGT’ye alın, ha Porsche, ha KA, ikisi de coupe… Bunlar aynı sınıfta yarışır, tatlıya bağlayın şu işi…

Geldik toprak yarışlara… Asfaltların bilançosu herkes için ağır oldu, herkes hata yaptı, herkesin kayıpları var. Keza liderimiz, şimdiye dek en az hata yapan Burak. Murat Doğral’ın puan klasmanına alınmamasıyla, iki yarışta da podyumun kaymağını yiyen bir tek Burak var. Fatih de aynı puanla ve averajla ikinci… Asfaltlar sonrası, favoriler geride kaldı, podyum biraz sürpriz oldu. Kırıcı toprak etaplarda hata yapıp, oyundan düşmemek için, bundan sonra herkes daha bir ayağını denk alacaktır. Tabii bu, kimse yavaş gidecek, bekleyecek anlamına gelmiyor, bekle bekle ağaç olursun bu kompetisyonda… Puantajda geride kalanlar çok daha küstahça ataklar yapacaklardır toprak yarışlarda. Lakin, nihayetinde Türk toprağı bu; kimler istemiş de, yar olmamış geçmişte… Onu kazanmak kolay değil… Yani herkes için, her ihtimal açık, beklendiği gibi keyifli ve heyecanlı bir sezon oluyor… Takımlar şampiyonasındaki enteresan denge değişimleri de bunu kanıtlıyor zaten. Takımlarda da daha pek çok film seyredeceğiz… 2 çeker’deki yoğun rekabette Buğra, rakiplerinin hatalarından çok iyi faydalandı, kendisi hata yapmadı ve avantajı cebine koydu. Diğer 2 şekerciler Ümitcan, Eytan ve Yıldıray’ın topraklarda daha çok çalışmaları gerekecek. Ama işin peşini bırakacaklarını da sanmıyorum, toprakta tek bir kaya, tek bir lastik, bütün yarışı ve her şeyi değiştirebilir… N4 lideri Yiğit için de aynı şey geçerli, şu ana dek çok iyi idare etti. Ama peşindeki rakipleri birbirlerine çok yakınlar ve Yiğit’e de pek uzak sayılmazlar. Üstelik çok da tecrübeliler. Yiğit’in de, Buğra’nın da liderliklerine yarayan her puana çok iyi davranmaları ve korumaları gerekecek.

Arjantin’de Latvala gösterişli bir zafer kazandı. Gerçi gösterişli denemez, power stage’i kaptırdı Ogier’ye. Ogier gösteri yapacağı zaman, önce yarışı cebine koyuyor, sonra son lup gazlamadan lastiklerini koruyor, gelip son etapta power stage’i de kazanıp, öyle hava atıyor. Neyse, şu aşamada buna da razıyız, maksat kompetisyon olsun… Gerçi çok da umut bağlamamak lazım, öbür yarış devirirse Latvala, hiç kimse şaşırmaz… Esas Hirvonen çok madara oldu. Yaşlandı, gidemiyor diyorduk, artık kulakları da ağır işitiyor sanırım… Yol notuyla, gittiği yolu birbirine karıştıran Mikko, kallavi bir duvara önce omuz, sonra kafa attı Fiesta RS WRC ile. İki kere vurdu aynı duvara, birbirlerini baya bir dövdüler duvar ile Mikko. Olan, kavgayı ayırmaya çalışan, garibim Fiesta WRC’ye oldu, dayağı o yedi… Yeni sürüş stiliyle taşlara daha fazla vurabilen Mads Ostberg, salıncak kırıp, yolda kaldı. Yanı başına Ott Tanak uçtu, Al-Kuwari bozuldu, Ketomaa vurdu derken, bir baktık, yarışta herkesin önü-arkası 3 dakika olmuş. Paris-Dakar’a döndü anlı şanlı Arjantin Rallisi. Tatsızdı bu sene, çok uzatmayacağım.

ERC’nin Sata Rally Açores ayağında ise, Peugeot’nun yine akılları karıştırdığını gördük. Acropol’de biri kazanan, öteki yolda kalan 208 T16’lar, İrlanda’da basit bir radyatör arızası ile çifte abondone olmuşlardı. Açores’da da 208’ler startla birlikte liderliğe yerleşip, ilk üçte gitmeye başladılar. Fiesta R5 ile Kajetanowicz, ilk üç içinde ve Peugeot’ların arasında dolaşıyordu ama, şüpheli bir kayaya çarparak, super rally yapmak zorunda kaldı. Podyum için bir diğer iddialı isim olan Ricardo Moura da aynı kayaya çarpınca, 208 T16’lar zirvede yalnız kaldılar. Fakat Peugeot pilotları tam 1-2’ye yerleşip rahatlamışlardı ki, bu sefer de Peugeot çadırında felaketler başladı. Önce Kevin Abbring’in alternatör kayışı koptu. Lider Craig Breen’in 208 T16’sı ise, henüz 9’uncu etapta yine dumanlar salarak yolda kaldı. Lakin dumanlar bu kez radyatörden değil, kavrulan buji kablolarından geliyordu. Gerçekten çok ilginç, ilk defa Gr.A bir otomobilin, buji kablolarını kendiliğinden yaktığını görüyorum. Breen kalınca, diğer Peugeot pilotu Kevin Abbring liderliği devraldı ama O’nun da bir etap sonra hidrolik direksiyonu gitti, zaman kaybederek, ikinciliğe düştü. Abbring’in dertleri bu kadarla da bitmedi. Ertesi gün 13’üncü etapta iki kez uçak kazasının eşiğinden döndü. Önce spin atıp, sol arkadan bir tepeye vurdu. O tepeye vurmasa, bir ağaca patlamasına sadece bir metre kalmıştı, çok şanslıydı. Sonra da finişe yakın bir su geçişinde kayıp, köprünün dibine çarptı, oradan da sekip, yoldan çıktı. Ama bu kadar işkenceye rağmen, 208 T16’ya hiçbir şey olmadı. Yeni Peugeot R5, tuhaf bir otomobil… Neticede araba ya kazanıyor, ya yolda kalıyor… Abbring, su geçişinde yaptığı kazayı başka bir otomobil ile yapsa, bırakın böyle hiç hasar almadan devam etmeyi, büyük ihtimalle tekerleği kopar, kalırdı orada. Yeni arabanın kritik uzuvları çok güçlü, ama hiç olmayacak basit parçalarından problem yaşıyor. Şu gizemli ve dumanlı arızaların icabına bakabilirlerse, sanırım kimse tutamayacak 208’leri. Çünkü bunca pilotaj hatasına ve zaman kaybına rağmen, arıza yaşamadıkları etaplarda Peugeot pilotlarının çok iyi zamanlar çıkarmaları dikkat çekiyor. İrlanda, Portekiz gibi, yerel pilotların çok güçlü oldukları asfalt ve toprak rallilerde bile, teknik problem çıkmadığı sürece liderliği kaptırmadı 208 T16’lar. Açores’da yerel kahramanlardan biri olan Fiesta RRC’li Bernardo Sousa, en güçlü rakiplerinin tüm bu hatalarından faydalanmayı çok iyi bildi. Yarış boyunca tertemiz bir sürüş göstererek, özellikle Abbring’in hatalarıyla verdiği zamanları çok iyi değerlendirdi ve son lupa kadar liderlik koltuğuna tutunmayı başardı. Finişe 3 etap kala Abbring ile Sousa’nın araları sadece 20 saniye idi ve Abbring’in Peugeot’sunda bu kez de motor problemi vardı. Yine de Abbring, son etap öncesi farkı 5.1 saniyeye indirebildi ve kalan son 21 küsür km için zarları tekrar attılar Bernardo Sousa ile. Ama Hollanda’lının işi zordu, km’de en az çeyrek saniye civarı koparması gerekiyordu yerel eksper Sousa’dan. Korkunç heyecanlı bir son etap oldu. Bütün yarışı akıllı ve sakin bir tempo ile geçiren Sousa, son etapta kayışı sıyırdı ve ilk sektörde 13 saniyelik müthiş bir fark yaptı Abbring’e. İkinci sektörde ise Abbring kelleyi koltuğa aldı ve farkı 1 saniyeye indirdi. Ama son sektörde Sousa farkı daha fazla indirmesine izin vermedi Abbring’in, ve etabı 1.1 saniye, yarışı ise 6.2 saniye ile kazanarak, kendisine müthiş bir doğum günü hediyesi verdi. En az Eskişehir Rallisi kadar heyecanlı bir yarış oldu. Yüksek lojistik maliyetlerden ötürü, bu yarışa Esapekka Lappi ve Sepp Wiegand girmediler, ama O’nların yokluğunu iyi değerlendiremedi Peugeot Sport eşrafı. Yaşlı kurt Jean Michel Raoux onca genç yeteneklerin, delikanlıların ve yerel pilotların içinde podyuma çıktı ve 3’üncü oldu. ERC lideri hala Esapekka Lappi.

Son haberler Azmi Abi’den. Yoğun bakımdan çıkıp, normal odaya alındı Azmi Abi. Yavaş ama emin adımlarla iyileşiyor… Elbette önünde bazı ufak ve geçici rahatsızlıklar olacaktır, ama zamanla onlar da düzeliyor, moral bozmamak lazım. Durumu iyi çok şükür, atlattığı tehlike çok büyüktü…

Olimpiyat Komitesi’nin Fair Play ödülüne layık görülen Orhan ve Burçin’i de tebrik ediyorum, uyanıklık yapmayıp, sportmenliği seçenler, elbet bir gün bir yerde kazanan oluyorlar.

Yeşil Bursa Rallisi’yle tekrar buluşmak dileğiyle!
Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Onur Aslan : Dört Branş, Dört Yarış

%s Onur Aslan

Onur Aslan
Onur Aslan
Buruk başlayacağım biraz. Tedbirsizlikler, siyasi rant dengeleri yüzünden kağıt üzerindeki denetleme başarıları ile işletilen madenlerimizde, tarihin en büyük maden kazasını yaşıyoruz.

Tüm geride kalanlara sabır, vefat edenlere Allah rahmet eylesin. Umarım dersimizi çıkarır, hayat denen bu yolda öğrendiklerimizi uygulayarak devam edebiliriz.

Ege’den bu yana bir Tosfed kupası, bir tırmanma ve bir ulusal ralli izledik. Hepsi heyecanlı, çekişmeli, insanı umutlandıran gelişmelerin yaşandığı yarışlar olarak otomobil sporları tarihimize geçti. Bu sebeple yazı biraz uzun olacak, hepsine tek tek değinmek niyet.

İlk olarak, Öğül ağabeyin geçirdiği kaza nedeniyle hatırladığımız ve spora zorunlu veda etmesine vesile olan Soğukpınar etabında gerçekleştirilen sezonun ilk tırmanma yarışı ile başlayalım.

Tırmanma için aslında katılım sayısı açısından çok da ümitli olunmayan bir sezondu. Geçtiğimiz senelerde tırmanma branşının; çok coşkulu, hocaların etapta birbirine gider yaptığı, hala Tolga Çilingir’in 2009 yılında Bozhane son çıkış FF’ten sonra “Yeter lan, daha nereye gidicez, elimden gelen budur!” nidaları ile hatırladığımız yarışları var hafızalarda..

Tırmanmanın kendine has bir raconu vardır, tek başınıza start alırsınız, etabı ezberlemek zorundasınızdır. Bu ezberin içine fren noktaları, nerede ayağınızı kaldırmayacağınız gibi bir çok parametre dahildir. Zor iştir.

Bu sezon ise kim katılacak, kayıtlar beş adetin üstüne çıkar mı diye aramızda konuşurken, İzmir tayfasının diğer branşlarda yaptığı “ender gelişen Osasuna ataklarını”, tırmanmaya yansıtması ile bir anda bu branş için takım kayıtları hasıl oldu, takımlar şampiyonası kuralı çıktı. Bir anda şenlik havasına büründü tırmanma sezonu. Merakla zamanları takip etmeye başladık biz de bilgisayar başında.

Atlantis Racing Team’in geçtiğimiz sezon sonundan hatırladığım ekibi, bu sezon daha emin adımlarla devam ediyor tırmanmaya. Çok sempatikler, Karakaş ailesi aynı kategoride birbirlerine rakipler üstelik. Kamil Karakaş’ın araç üzerindeki hakimiyeti gün geçtikçe artıyor.

Taner Şengezener ise eli çok soğuk olmasına rağmen yine Bursa’da en iyi zamanlara imza atmayı bildi. Saniyeler konuştu aslında, Şengezener’in arkasında Ayhan Germirli Clio ile çok iyi zamanlar yaptı. Ümit Ülkü ise sanırım Skoda Fabia’sını yetiştiremedi, halbuki fotoğraflarda görebildiğim o Fabia’yı dört gözle beklemekteyim şahsen. Bıçkıdere’de izleyebilme dileğiyle.

Aslında üst tarafta böyle bir çekişme varken ben Engin Apaydın’a buradan kocaman bir bravo demek istiyorum. Geçtiğimiz sene Eskişehir’den beri katılabildiği yarışlarda takip etmeye çalıştığım Engin, Palio’suyla yaptığı zamanlarla herkesi kendisine hayran bırakma aşamasına getirdi. Muhtemelen binbir zorlukla buldu sponsorlarını, aracını son dakikaya kadar hazırladı ama bunların verdiği mental yorgunluğu etaba yansıtmadı, Bursalı hocalarının izinde başarılı bir iş çıkardı. Kendisini takip etmesi için bir çok arkadaşımı uyarıyorum, bu haftasonu nasip olursa kendisini İsok Tırmanma’da çıplak gözle izleyeceğiz.

Tırmanma böyleyken Tosfed Kupası ikinci yarışı Kocaeli’deydi. Yine katılım had safhadaydı. Her kategori için birincinin kim olacağı çok meçhul bir yarışa başlıyorduk. Birinci etap hızlı ama çok öğretici, ikinci etap ise özlenen Işıktepe idi. Adil ile Ali Gülan’ın GK çekişmesini zevkle takip ettik. Tansel Karasu ile Clio doktoru Hakan Ertarman’ın kategorileri için çekişmeleri takdire şayandı. Fakat Tansel Karasu, co-pilotu “başhakemlerin kralı” Yüksel Karasu ile güzel zamanlar çıkardılar, 206 RC’nin sesi şahane idi. Erdem İlbaylı ise Rally 34’te bir gözdağı vermişti fakat burada da çok temiz gitti, sorunsuz şekilde zamanlarını yaptı. Ona da tebrikler. Kategori 3’te genel anlamda güzel bir çekişme var, ilgiyle izliyoruz efendim.

Fakat hepimiz geçtiğimiz sene Palio’su ile kendisine hayran bırakan Alper’in zamanlarını merak ediyorduk. Alper’in gözü kara, orası çok belli. Viraja kadar arabayı çok güzel getirir, ne yapacağını bilir. Arabanın içine oturduğunuz zaman çok hızlı gittiğinizi hissetmezsiniz, virajlarda arkası hiçbir zaman kaymaz, düz gider, frenaj noktası her zaman gırtlağındadır, zaman da burada çıkar. Alper de otomobil sporunun gerekliliklerini bence sonuna kadar yerine getiriyor. Serkan Okan ile çok güzel bir uyumları var. Yaklaşık 6 ay sonra oturduğu Saxo ile çok güzel gitti, etapta izleyen kim varsa Alper’in sesi hiç kesilmedi, çok güzel geçti önümüzden dediler. Umarım sezonun devamında da izleyebiliriz kendisini.

Türkiye Ralli Şampiyonası’nda ise ikinci yarışı geçtiğimiz hafta sonu Eskişehir’de idi. Yine Nevzat Aslan’ın güzel organizasyonu ile çok keyif alarak geçirdiğimiz bir hafta sonu oldu. Her gelişimizde ne güzel şehir burası diyerek ayrılıyoruz. Bunda yarışın keyifli geçmesinin etkeni büyük. Teşekkürler Nevzat Başgan.

Birçok insan antrenmanlardan sonra son etap için yorumlarda bulundu. Normal etabı biraz uzun olsa da özellikle son kısımlardaki süratli kısımlar çok zevkliydi. Gece etapları ise hem izleyen hem de yarışan için çok keyifliydi. Zifiri karanlık, gürleyerek gelen yarış otomobilleri, inişe geçen uçaklar gibi yaklaşan ışık hüzmesi, kızarmış fren diskleri. Enfes malzemeler.

Murat, çok güzel gitti, gecenin son etabında yaptığı atak hepimizi heyecanlandırdı. Fakat şanssız bir yol dışı yaşamış, kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Fatih hakkında tek söyleyebileceğim, daha üst spec bir otomobile binse neler yapar? Çok beğeniyorum sürüşünü. Cem Acar ağabeyin Fatih’e olan desteğine ise çok sevinenlerden biriyim, umarım uzun vadede devam eder. Yağız tam bir “winner” artık. Kazanmak için neler yapması gerektiğini biliyor. MINI ile uyum sürecini de atlattı ama bence hala aracının gırtlağına çökmedi.

Bir önceki yazımda da belirtmiştim. Tam bir şampiyona pilotu diye. Yarış öncesi arkadaşlarıma Burak Çukurova’nın şampiyona için gereğini yapacağını ve en faydalı sonucu onun alacağını söylemiştim. Eskişehir Rallisi sonunda Türkiye Ralli Şampiyonası’nda liderliğe yükseldi, Skoda Fabia S2000’i ile. Şampiyonada genel klasman adaylarından en tecrübelisi şu anda. Ve hiç kimse bence Ünal Tezel’le beraber oluşturdukları bu tabloyu yabana atmasın.

Tebrikler Burak Çukurova ve Ünal Tezel’e.

Murat Doğral için kimsenin bir şey söylemesine gerek yok, adamın bir klası var, herhangi bir kelime o cool duruşu bozabilir, nazar değmesin, sezonun son asfalt yarışına da katılım gösterebilse keşke, kocaman tebrikler kendisine.

Buğra, istikrarlı gidişatına devam ediyor. Ona da bir şey söylemeye gerek yok, yapması gerekenleri yapıyor. CFTT gibi arkasında kocaman bir tecrübe ve güç var.

Bu yazımda Yiğit’ten bahsetmeyeceğim diyordum ama…

Metin Ertuğrul’un görüşüne katılıyorum, Portekiz’de o kadar az kilometre ile yarı finale çıkması bile başarıydı. Ama Yiğit için bu başarı değildi, biliyoruz. Mental olarak kafası sürekli kazanmaya kurulmuş durumda. Yağız için nasıl “winner” dediysek, Championship Manager oynayanlar bilir; potansiyeli yüksek, genç yaşında sürekli 10 üzerinden 8-9 oynayan, sürekli maçın adamı seçilenler için “wonderkid” derdik. Yiğit de tam bir “wonderkid”.

Yiğit’in başarısı aslında sporumuz için nasıl bir malzeme oldu, ondan bahsetmek isterim. En son hangi sporcumuzu, dünya arenasında NTVSPOR’dan canlı olarak izlediniz? #yardirtimur etiketi ile ulaşılan kişi sayısı 2.500.000 civarlarında. Sporun doğası, tabana yayılmak için bir neden zaten. Bunu sizin push etmeniz gerekmez, Yiğit’in Portekiz haftasonu gibi yayılır gider.

Federasyonumuzun bunun üzerine gitmesi ve iletişim stratejilerini buna göre geliştirmesi gerek. Türk milleti cesareti sever, cesarette bizim sporun doğasında mevcut. Bunun farkında olan iki adam daha vardı, güçlerini birleştirdiler, böyle bir iş ortaya çıktı. Serkan Duru ve Halid Avdagiç ağabeylerimi ayrıca tebrik etmek isterim bu konuda. Vizyoner ve ileri görüşlülükleri, Türk otomobil sporlarına sunulmuş bir nimettir, değerlerini bilmek lazım.

Bu yazılık son sözüm, içimde kalır söylemesem; “Alem gidişine, yollar frenajına hasta be. #yardirtimur”

Foto : Çağlar Süren

Sait Kuş : İşin Özü; Cesaret

%s Sait Kuş

267014_10150205912809426_7899801_oDünya Rallikros Şampiyonası’nda sezonun ve hatta şampiyonanın ilk yarışı için Portekiz’deydim. Portekiz’in kuzeyinde, İspanya sınırına yaklaşık 10 kilometre mesafedeki Montalegre kasabasının kırsalındaki kartingden rallikrosa çevrilen pistte düzenlendi ilk yarış.

Cuma akşamı olması sebebi ile sıradan servis alanı, asfalt startı olan herkesin bildiği bizim bilmediğimiz bir rallikros pisti ve servis alanının bir köşesinde Türk bayraklı kurtarılmış bölgemiz karşıladı beni.

Ağababalar halka karışmak için kasabanın kalesine çıkmış, kalanlar ise hafta sonu kopacak fırtınaya hazırlanıyorlardı.

Yaklaşık 1000 metre rakımlı pistte esen soğuk rüzgar, çalışan herkesi sersemletmiş, yarış başlasa da rüzgarı unutsak derdine düşürmüştü.

Avitaş’ın garajında görmeye alışık olduğumuz Control serisinin dokuz tanesini birden yanyana yarışa hazır görünce insanın göğsü kabarıyor doğrusu. Halid Avdagiç’in önderliğindeki Avitaş ekibine bize bu tabloyu yaşattığı için ne kadar teşekkür etsek azdır, bize bunu alıştırdılar, devamını bekliyoruz, en baştan belirteyim.

Foto : Çağlar Süren
Foto : Çağlar Süren

Cuma günü gördüklerimizi değerlendirirken ister istemez Allah’ın unuttuğu bu piste kaç kişinin geleceğini de konuştuk, böylesine ücra tepedeki yarışın neden ilk yarış olduğunu da. Cevaplar muhtelif oldu elbette ama kimse Pazar sabahını görmeden kesin yargıya varamadı.

Cumartesi günü başlayan koşuşturmaca Pazar akşam beşe kadar devam etti ancak yaşananların heyecanı belki bir ömür boyunca akıllara kazındı.

Yiğit Timur, ilk heat’e çıktığından başlayarak canlı canlı rallikros dersleri de almaya başladı aslında. İlk Heat’in ilk startında dizilmişken aracını hareket ettiren Timur fazladan 1 joker turu atma cezası alarak yarışa başladı. Sonrasında her viraj sağından solundan gelen İskandinavları savuşturup otomobili her yarış sağ salim finişe getirmeyi başardı.

Özellikle iki apeksli viraja yan girmek isterken bir yandan da arkasını kollamak zorunda kaldı. Seyirciler için güzel görüntü verirken aynı zamanda riskler aldı. Rallideki gibi hesaplar yapıldı ancak rakiplerin pistteki etkisiyle sadece Yiğit başbaşa kaldı. Birebir mücadelelere girdi, çoğundan da başarı ile çıktı.

İlk günün son heat’inde de dişe diş mücadele veren ve sağ önden sorun yaşayan Timur’un Control 4’ü, Toksport ekibi tarafından Pazar gününe hazır edildi.

Pazar günü sadece Portekiz’de değil Türkiye’de de heyecanlı saatlere gebeydi. Sabahın erken saatlerinden itibaren hınca hınç dolan tribünler Türkiye’de alışkın olmadığımız manzaralar sunuyordu.

Pazar gününün programında da bir heat, sonrasında yarı final ve büyük final vardı. Heat’i mekanik olarak sorunsuz tamamlayıp servise gelen Yiğit, yarı finalden servise sağ ön taşıyıcısı kırık gelince Toksport çadırı bir anda hareketlendi, Control4 yakıt takviyesi alırken yedek parçalar hazırlandı ve Control4 çadıra girer girmez müdahele başladı.

Canlı yayın olması sebebi ile servis alanı sorumlusunun biraz da sıkıştırması ile tüm işlemler neredeyse 10 dakika içinde bitirildi. Tam her şey hazır, çıkalım, dendiği anda erkenci olduğumuzun farkına vardık ama zaten heyecanlı olan ekip, Yiğit üzerindeki baskının artmasını engellemek için otomobili bir an önce start noktasına yolladı.

Organizasyonda Süper 1600, Binek Otomobilleri, RxLites ve Rx kategorilerinde onlarca otomobil mücadele etti. Canlı yayında Binek Otomobiller hariç tüm kategoriler ekrana çıktı. Canlı yayında eksik otomobil olmaması için her kategoride 6 otomobil start alacak olsa da birer de yedek otomobil start noktasına geldi, sorun çıkmayınca yedekler tıpış tıpış servis alanına döndüler.

Canlı yayın olduğundan Yiğit start almak için sıcağın altında normalden biraz fazla bekledi. Aslında böylece kendi başına kalmış olması onun yarışa daha iyi konsantre olmasına sebep oldu.

Start sıralamasında da konumumuz iyiydi. Kevin Eriksson, heat’lerden birine çıkamadığı için düşük puanda kalınca Yiğit’in de gerisinde, kulvarın en dışında start aldı. Her branşta karşımıza çıkan Sebastien’lerin Eriksson olanı yüksek puan ile ilk sırada, pole pozisyonundaydı. Yiğit üçüncü olsa da kulvar içine daha yakındı ve Sebastien’in hemen solunda kalktı.

Foto : Çağlar Süren
Foto : Çağlar Süren

İlk viraj mücadelesinden başarı ile çıkan Yiğit, ikinciliği alarak bir bakıma Sebastien’i de rahatlattı. Arayı açan Sebastien joker turundan da vakit kaybetmeden çıkabildi. Kevin’i arkasında tutmaya çalışan Yiğit, telsiz bağlantısının da kopması ile otomobil içinde yalnız kaldı ve son tura kadar joker turuna girmedi. Beş tur boyunca Kevin’i arkasında tutan Yiğit son turda jokere girince Kevin’in geçmesine engel olamadı ancak arayı kapatan Richard Göransson da aradan sıyrılıp üçüncülüğe çıktı. Joker turu çıkışında Daniel Holten ile başbaşa kalan Yiğit yarışın bitmesine beş viraj kala yaptığı müthiş savunma ile dördüncülükteki yerini korudu ve damalı bayrağı da bu pozisyonda gördü. “Müthiş savunma” diyerek geçiştirdiğim sanılmasın o sırada tribünde içimiz içimize sığmazken Yiğit’i otomobil içinde düşünemiyordum. Neyse ki bileğinin hakkıyla aldığı dördüncülük ile tüm ekibin ve elbette ekranları başındaki motor sporu sevenlerin gururlanmasını sağladı.

Pazar günü saat beşte ekran başına geçen motor sporu sevenler, bizler oradaki bir avuç Türk şahit olduğumuz olayın aslında buzdağının su yüzündeki görünen kısmı olduğunun ne kadar farkındayız bilmiyorum.

Gördüklerimi ve hissettiklerimi bir kez daha üzerine basa basa özetlemek gerekirse; Avitaş tüm bilgi birikimi ile bir yarış otomobili tasarlamış ve üretmiş. Milletçe zayıf olduğumuz pazarlama kısmında ise rallikrosda bu işin piri İsveçlilerin de desteği ile bu sezon ilk kez Dünya Şampiyonası olarak düzenlenen bir organizasyonda destek yarışı olarak yerimizi almışız. Şimdiden üzerinde çok konuşup Batuhan Karadeniz etkisi yaratmak istemediğim Yiğit Timur gibi bir cevher bulunmuş. Toksport’un da mekanik ve teknik desteği ile helva hazır kıvama gelmiş durumda. Avitaş yine üzerine düşen görevin fazlasını da üstlenerek PR kısmında da kendini parçalarken Portekiz’de yaşananları göz ardı etmek bu spor adına yapılacak en büyük kötülük olur.

Bence bundan sonra devlet büyüklerimizin de işin içine çekilmesi gerekiyor. Buradan kimlere ne destek verdiklerini açıklamama gerek yok, oralara giden desteğin bir kısmı bile bu projenin önünün açılmasına olanak sağlayacaktır. Her şeyi devletten beklemeyelim diyecek varsa bir önceki paragrafı kelime kelime ezberleyene kadar okumasını tavsiye ederim.

Avitaş, RxLites serisini Dünya pazarı için planladı ve geliştiriyor, ancak gelinen noktada helva yapmak için her şey hazır, bu arada atılacak her doğru adım projenin gelişimi açısından da belirleyici olacak.

Cesur bir adımla güzel bir yola girildi, bunun da devamının gelmesi gerekiyor. Yiğit’in son virajda gösterdiği cesarete ortak olacaklar gelecekte verdikleri karardan asla pişman olmayacaklar.

Dünya Rallikros Şampiyonası’nda bir sonraki yarış İngiltere’de Lydden Hill’de düzenlenecek ve bakalım startında Yiğit olacak mı?

WRX’de İlk Yarış Heyecanı

%s Sait Kuş

267014_10150205912809426_7899801_oDünya Rallikros Şampiyonası (WRX), bu hafta sonu Portekiz’de başlıyor. Ağababalar, başaltı pehlivanlar (saygılar Aras), S1600’ler, binek otolar iki gün boyunca Portekiz’in kuzey ucundaki Montalegre rallikros pistinde boy gösterecekler.

Control 1 ile başlayan macerasında Avitaş Motorsport geldiği noktada şampiyonanın güçlü abilerinin yanında mücadele edecek genç pilotlar için RxLites serisinin tek otomobilini üretiyor. Andreas Eriksson’un da himayesinde büyüyen ve gelişen SuperCar Lites serisi geçtiğimiz yıl Amerika şampiyonası GRC’de (Global Rallycross Championship) destek yarışı olarak düzenlenmeye başlamıştı.

Hasbelkader Control 1’in üretim aşamalarından Birmingham’daki fuar günlerine kadar yanında olmuş, elektrikli versiyon Control é ‘nin Pendik sahilinde sessiz sedasız süzülüşünden Control 2’nin Royal etabındaki testlerine ve en son olarak Control 4’ün kükreyen motoruna ilk marş basıldığında kayıtta olan biri olarak Dünya Rallikros Şampiyonası’ndaki ilk yarışında da yanında olmak benim için ayrı bir gurur vesilesi olacak. Emek harcayan, ter döken, fikir yürüten, çözüm geliştiren, motor sporlarına gönül vermiş tüm herkes gibi ben de Türk Yarış Otomobili’nin Dünya arenasında hem de Türk pilot ile mücadele edecek olmasından büyük heyecan duyuyorum.

İlk yarışta Toksport pilotu Yiğit Timur, Control 4’ün direksiyonunda olacak. Timur, son Ege Rallisi’ndeki N4 zaferinin keyfini süremeden, kısa süren Körfez Pisti testlerini tamamlayıp İsveç’teki testlerde de otomobille yeterince haşır neşir oldu. Ralli deneyiminden ziyade pistteki canavarlar arasındaki mücadelesini merakla beklediğim Yiğit Timur’a gönülden başarılar diliyorum.

Bakkerud

Sosyal medya üzerinde #yardirtimur tabelası ile ilginin yarışa kanalize ediliyor, siz de destek verin, twit atın, paylaşın. RxLites içinde Timur’u destekleyenler bu tabela ile belki bilerek belki de bilmeden SuperCar kategorisinde son Avrupa Şampiyonu Timur Timerzyanov’u desteklemiş olacaklar. Rus ayısı Timerzyanov, Hansen ile Peugoet takımında Hollywood Yıldızı Solberg’e, İngiliz Bombası Liam Doran’a karşı mücadele edecek. Olsbergs’in Norveçlisi Bakkerud, facebooktaki son fotoğrafında memleketi Bergen’den 19 arkadaşı ile yola çıktıklarını paylaşmış, üzerindeki tişört ile de manidar bir mesaj vermiş “Like a Boss” (bir patron gibi). Marklund Motorsport’un ’91 doğumlu deli fişeği Fin pilot Toomas Heikkinen de son yılların favori ralli otomobili VW Polo ile Portekiz’de start alacak. Ve elbette eski F1 pilotu Jaques Villeneuve’in performansı da herkes tarafından merak ediliyor.

Ağababalar böyle sıralanırken adları daha az duyulmuş RxLites pilotları sezonun son yarışı Arjantin yarışında SuperCar ile start almak için sezon boyu mücadele edecekler, teselli armağanı ise ikinci ve üçüncünün alacağı SuperCar testi olacak. RxLites’da marş basacak pilotlardan ilki 15’lik Kevin Hansen JR. Ufak tefek görüp de karamürsel sepeti sanmayın, arkadaşımız 2012 ve 2013’te Avrupa Gençler Rallikros Şampiyonu ve soyadından tanıdık geldiği gibi 14 kez rallikros şampiyonluğu bulunan Kenneth Hansen’in kanını taşıyor. Norveçli Daniel Holten dört yarışta start alacak. Holten aynı otomobili kardeşinin İsveç Şampiyonası’nda mücadelesinde kullanacağını belirtmişti. Tasarruflu RxLites pilotları gördüğünüz gibi sineğin kanadından bile faydalanıyorlar. İsveçlilerden Vestlund, Eriksson, Göransson ve bir Eriksson daha var bunlardan başka, Portekiz’de toplamda 10 RxLites pilotu olacak. Ve elbette genç Türk pilotu Yiğit Timur. Timur’un rakipleri uzun zamandır rallikrosun içindeler, biz ise memleket olarak en ufak sürtüşmeyi büyük kavgalara dönüştürdüğümüzden ancak Otokros veya FunKros gibi garip motor sporları aktivitelerinde vakit kaybediyoruz. Buradan bir kez daha haykıralım “Rallikros Geri Dönsün!”

Organizasyon ile ilgili duyumlarımız da oldu elbette. Ancak ilk kez gireceğim rallikros okyanusunda boğulmadan kıyıdan kıyıdan izleyip görüşlerimi aktaracağım.

Bu arada günün mana ve önemine bina’en öncelikle motor sporları camiasının görünmez kahramanları mekaniker ve tekniker kardeşlerimizin ve dolayısıyla tüm emekçilerin ve işçilerin 1 Mayıs Emek ve İşçi Bayramı’nı kutluyorum. Bu güne denk gelen Regaip Kandili’nizin de hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Portekizde RxLites Kategorisinde mücadele edecek on pilot:
Kapı no, Pilot, Ülke
39, Kevin Eriksson, İsveç
27, Daniel Björk, İsveç
55, Alexander Westlund, İsveç
96, Yigit Timur, Türkiye
13, Daniel Holten, Norveç
53, Richard Göransson, İsveç
11, Sebastien Eriksson, İsveç
21, Patrik Flodin, İsveç
3, Alejo Fernandez, Kolombiya
99, Aron Domzala, Polonya

Sait KUŞ.

Aras Dinçer : Dokuzuncu Etabın Şifresi

%s Aras Dinçer

arasTürkiye Ralli Şampiyonası’nın geleneksel açılış partisi niteliği taşıyan Ege Rallisi, tadını damaklarda bırakarak geride kaldı. Genel klasman ve sınıflarda yaşanan yoğun çekişmelerin yanı sıra, yağmuru ve şaşalı kapalı parkı ile tam bir gösteriye dönüşen bu yarış ile birlikte, tekrar uzun etap kilometresine sahip, 2 günlük formata da geri döndük. Önceki sezonlara göre daha az sayıda ulusal katılım olmasına rağmen, mahalli ve historic katılımcılarıyla beraber 50 civarı otomobil toplandı kapalı parkta. Değişken havalı, çekişmeli, keyifli, olaysız-sorunsuz bir yarış oldu.

Forum Bornova’nın kalabalığının önünde start aldık yine. Bazılarımız her sene Forum Bornova’ya kadar onca yolu tepmekten şikayetçiler. Ama bu tip kalabalık AVM’lerin sporun popülerliğine ve sponsorların memnuniyetine olan katkısı da tartışılmaz. Seyirci, kalabalık, meraklılar neredeyseler, oraya gideceğiz, maalesef başka çaremiz yok. Nasıl ki otellere yakın olan ve seyirci çekmeyi beceren İnciraltı servis alanını çok seviyorsak, Forum Bornova’yı da sevmek zorundayız. Sesi, kırık cam parçaları ile gargara yaparcasına boğuk ve çekici çıkan geleneksel sunucumuz Atıl Atılgan’ın peşrevleriyle start aldığımız ilk gün, arada servis almaksızın ikişer etaplık iki lup geçtik. Lup öncesi kısa servis esnasında herkes ellerinde cep telefonları, accuweather ve poseidon hava durumu sitelerini güncellemek ile meşguldü. Bulutlar bir toplandı, bir dağıldı, güneş mi çıkıyor, hava mı kapıyor derken, ilk etabın startından hemen önce şarr diye indirdi yağmur. İlk etabın inişli ilk yarısı sabun gibi kayıyordu. Daha sezona destur demeden uçmamak için, herkes temkinli gitti. Yeni otomobiliyle henüz çok samimi olamayan Yağız, idare eder bir tempoda bitirdi ilk günü. Yeni ama biraz olsun tanıdığı otomobiliyle Orhan, ilk 5’in ve rekabetin içinde kalarak kendine güvenini arttırdı. Yine yeni ama aslında baya içli-dışlı olduğu otomobili ile Burak ise rekabetin tam merkezinde, 4’üncü idi. Günün sürprizi Fatih’ten geldi. Nuh nebi’den kalma spec Grande Punto Super2000 ile Yağız ile birlikte lider Murat’ın hemen arkasında günü bitirdi asfaltçı Fatih. Abarth’ın akrebi kuyruğu kaldırmıştı iğneyi saplamak için… Grup N’de de manzara pek farklı değildi, üç hızlı pilottan en tecrübesizi Yiğit, daha tecrübelisi Uğur ve eksper Ercan Abi’nin Mitsubishi’leri 10 saniye içinde bitirdiler. Yiğit’ten çok bekleyenler, beklediklerinden fazlasını buldular. Nasıl becerdiyse Evo 10’a 10 metre içinde alışan Yiğit, lider kapattı Grup N’i. Uğur’un bazı mekanik problemleri oldu, hızını biraz etkiledi. Ercan Kazaz’da da benzer ufak tefek sorunlar varmış. Aslında ilk üç etapta Hakkı lider gidiyordu ama günün son etabında uçtu. Bir başka felaket de, 2 çeker lideri Yıldıray’ın başına geldi. Üçüncü etapta patlattığı lastik, bütün yarışını çöpe attı Yıldıray ve Mehmet’in. Etap zamanları herkesi şaşkına çevirdi, bir Fiesta R2 ile daha ne kadar hızlı gidilebilirdi bilmiyorum.

İkinci günün sabahı kuru asfaltı bulan Fatih ile Murat, Orhan ile de Burak, toplarıyla tüfekleriyle, Allah ne verdiyse giriştiler birbirlerine. İkinci günün ilk lupu ve son lupun ilk etabı birincilik ve üçüncülük için öyle deli bir çekişme içinde geçti ki, bırakın yarışanları, izleyenler bile eminim zamanları internetten takip ederken tırnaklarını kemirmişlerdir. O hengamede, Yağız’ın oyundan düşüp yarışı bırakmasının bile modası çabuk geçti, her etapta her an her şey olabilir durumdaydı. Artık son iki etaba girilirken, her ihtimale açıktı yarış ama, 9’uncu etapta hiç kimsenin beklemediği, herkesin “yok artık” dediği garip şeyler oldu. Kazanmak için canını dişine takan iki ekip, Murat ve Onur ile, Fatih ve Güray, yarışı birbirlerine altın tepside ikram ettiler 9’uncu etapta. Önce Murat start aldı ve spin attı. Aslında Murat hata yapmadığı sürece yarışı kontrol ederek kazanabilecek durumdaydı. Ama hata işte, herkes yapıyor… Murat spini attı, yetmedi, kaybettiği zamanı toparlamak için, inanılmaz riskler aldı. Tabii ne bilsin, Fatih ile Güray’ın o sırada arayı kapatmak yerine kriko salladıklarını… İnanılmaz bir şekilde etap startına patlak lastik ile gelen Fatih, iki etap arası lastiklerin havasını kontrol etmemenin bedelini ödemek zorunda değildi aslında. Ama lastiği ZK ile start arasında değiştirmek yerine, etabın içinde değiştirmeyi seçince, yarışı çöpe attı. Ralli tanrıları eski spec akrebin kuyruğunu büyük bir beceri ile dik tutmayı başaran Fatih ve Güray’a “yürü ya kulum” demişlerdi sondan bir önceki etapta halbuki… Kader mi diyelim artık, kısmet değilmiş mi diyelim, 9’ncu etabın şifresi mi diyelim, bilemiyorum… Onlar 6’ncılığa düşerlerken, Orhan ile Burak’ın çekişmeleri de artık üçüncülük için değil, ikincilik için olmuştu. Sabah etaplarında Orhan Burak’ı yakalayıp geçmişti ama araları hala 5-6 saniye civarlarında idi. Murat son etapta birinciliğe giderken, Orhan da Ford’un dublesine yol aldı ve yerini korumayı başardı. Grup N’de de işler yine karışıktı. İkinci günün ilk lupunda olağan üstü bir atak yaptı Uğur. Yiğit ile farkı hızla kapattı ama bu kez de bozulan aktif beyni, daha fazla zorlamasına izin vermedi. Son lupta sakin ve olgunca kullandı Yiğit. Ve Grup N’i kazanmakla kalmadı, öndekilerin harala gürelesinden faydalanıp, genel klasmanda da 4’üncülüğü attı çantaya. Ercan Abi, üçüncülüğe yattı, sezon içinde kim bilir neler geçecek aklından, ne tavşanlar saklıyor şapkasının içinde. Yıldıray’dan ilk gün kurtulan Buğra, 2 çeker’i kazandı, Gençler’de de birinci oldu. Buğra bu yarış geçen seneye göre daha hızlı göründü. Yarışın son etabı çoğumuzun canına ot tıkadı, Nebil yolda kaldı, Murat kallavi bir takla attı, biz de etabı bitirdik ama stop masasının birkaç metre ötesinde motordan kaldık. Lafın kısası, yarış Ford’un yarışı oldu, duble yaptılar, takımlarda maksimum puan aldılar, Gençleri ve 2 çeker’i kazandılar.

Gerçekten hızlı ve heyecanlı bir yarış oldu Ege Rallisi. İyi otomobiller, iyi pilotlar, sıkı çekişme, uzun etaplardan oluşan iki gün… Etapları her sene farklı yönde ve farklı kombinasyonlarla vermek yerine, hep aynı formatta yapsalar, belki daha anlamlı olacak? Yıllarca bakılacak bir etap zamanları arşivi olabilir, otomobilleri, pilotları kıyaslamak için iyi bir kaynak oluşturulabilir. Organizasyon adına tek aksama, ikinci gün, yolda kalan ekipler için etaplarda yeteri kadar çekici bekletilmemesi oldu. Yolda kalanlar birkaç saat beklemek zorunda kaldılar. Tamam, daha önce defalarca çekici bekledik, herkes beklemiştir ve bu işin bir parçası bir şeyleri beklemek… Bundan şikayet etmek yersiz belki ama, Ege Rallisi’nden uçak ile geri dönüyor herkes. Birkaç saat dağ başında bekleyince, uçağınızı kaçırıyorsunuz, bunu da düşünmek lazım. Biz ucu ucuna yetiştik uçağımıza.

Geçtiğimiz hafta sonu ise TOSFED Ralli Kupası’nın ikinci ayağı koşuldu İzmit’te. Teke etabını geçtiğimiz Rally 34’e nazire yaparcasına seçilmiş nostaljik etaplarda, keyifli bir asfalt rallisi yaptık Yüksel Özgür ile. Kısa versiyonu bile olsa, tam 9 yıl aradan sonra yine asfalt Işıktepe etabında yarışmak çok güzeldi. Işıktepe’yi tava getiren Mahmut Ayverdi’ye özel teşekkürler bu noktada… Eski Toylar toprak etabı da asfaltlanıp, banketleri ıslah edilmiş, Fransa etaplarını andırdı Toylar, birkaç viraj haricinde tertemizdi yol. Organizasyon, yine Rally 34 gibi, yatılı bir formatta kurulmuştu. Emex Otel’in lobisinde, balkonunda, arka bahçesinde, her yerde keyifli muhabbetler döndü, langırt maçı bile yaptık lobinin ortasında… Aslında işleyiş anlamında, çok iyi idi organizasyon. Ulusal Kocaeli Rallisi’nden pek farkı yoktu. Daha önceki yazımda belirttiğim “TOSFED kupası takvimindeki diğer kulüpler de bu çizgiyi sürdürürlerse, bu lig, kendi başına ayakta duran, kaliteli bir ralli serisine dönüşür” düşüncemin haklı çıktığını gördüm. En az Rally 34 kadar kaliteli idi organizasyon. Bir konu dışında… Söylemek zorundayım… Tamam eskiden internet yoktu, herkes kendi hesabını kendi yapıyordu, sonuçlara ulaşmak eskiden de çok zordu vesaire… Ama artık teknoloji hizmetimizde, emsal teşkil eden yarışlar var, dahası rallisonuc.com gibi mükemmel işleyen, çok ucuza hizmet veren bir web sitesi var hazırda. Böyle imkanlar varken, yarışanlara ve yarışı uzaktan takip edenlere, canlı seyredenlere, sonuçları web üzerinden iletememek, 2014 yılı itibarı ile gerçekten trajikomik oluyor. Yarışın kalitesine yakışmadı bu. Çok şikayet alan bu konu haricinde bir-iki konu daha vardı aksayan. İlk etabın fly finish’i ile stop masası çok yakın olduğu için, hem gözetmenler, hem yarışmacılar zor anlar yaşadılar. Fly çok değil, bir 50 metre geride olsaydı, çok daha sağlıklı bir finish olabilirdi güvenlik açısından. Son normal etap, roadbook’da hiç yoktu! Kafamıza göre gittik son normal etabı. Bu kadar büyük bir hata nasıl yapılır, anlamak güç. Servis alanında iki gün boyunca sonuna kadar sesi açılmış hoparlörlerden aczimendi tarikatına ait ilahiler dinlemek zorunda kaldık ama bunun organizasyon ile bir ilgisi yoktu elbette, tarikat kermesine denk gelmişiz, yapacak bir şey yok. Şehrin orta yerinde bangır bangır ilahiler eşliğinde zeytinyağlı dolma satılan bir servis alanı, İzmit bitmiş…

Yarışın yıldızı, net olarak ve açık ara ile Tansel Karasu idi. Tamam, iyi bir otomobili var, ama 206 WRC değil nihayetinde. O otomobil ile, kendisinden çok daha tecrübeli rakiplerini geride bıraktı. İzmitli olmanın da avantajı ile tabii ki. Erkan Yanıkoğlu ve Tarık Doğançay da, pist otomobilinden çevirme araçlarıyla, oldukça iyi iş çıkardılar doğrusu. Murat Güray başkan yine kudurdu, bizi geçmiş… “Bir şanzımanım olsa, bütün yarışları kazanacağım” diyor. Bazı arkadaşların, hızlı otomobille hızlı gitmenin, yavaş otomobille hızlı gitmeye benzemediğini gördüğünü işaret etti genel klasman zamanları. Bakalım ilerleyen yarışlarda iddia ettiklerini gerçekleştirebilecekler mi…

Bu arada, uluslararası arenada, nihayet özlediğimiz milli başarı haberleri gelmeye başladı. Berkay Besler’in kartingde, Kaan Önder ile Aytaç Biter’in ise ETCC’deki başarıları ile gurur duyduk. Umarım daha da iyisine ulaşırlar, darısı ralli ekiplerimizin başlarına. Bu yıl çok önemli bir yıl olacak. Çünkü yıllar süren emek ve çalışmanın ürünü olan, Volkicar ile birlikte yegane yerli üretim yarış otomobillerimizden biri olan Avitaş Control 4, Dünya Rallikros Şampiyonası parkurlarına vuruyor nihayet. Kırkpınar’daki Başaltı pehlivanlığına denk gelen Super Car Lites sınıfında yarışacak olan Control 4’lerden birinin direksiyonunda da, genç yeteneklerimizden Yiğit Timur oturacak. Böyle bir uluslararası arenada, bir Türk otomobilinin içinde bir Türk pilotunu görmek, gurur vermez de ne hissettirir bize? Yiğit’in programı şimdilik iki yarışı içeriyor, Portekiz ve Türkiye. Ama bu sayının artma ihtimali var. Bakalım Berkay’ın, Kaan’ın, ve Aytaç’ın ardından, Yiğit de yüzümüzü güldürebilecek mi? Control 4’ün dünya sahnesindeki performansı nasıl olacak… Merakla bekliyoruz…

Avrupa Ralli Şampiyonası’nın son ayağı İrlanda Turu Rallisi’nde garip olaylara şahit olduk. Asfaltta bir iddiası olmayan Fin Esapekka Lappi, yarışı baştan sona domine etti. Craig Breen dahil, tüm İrlandalı asfalt ustalarını falakaya dizdi, “Ben asfalttan anlamam” diyen genç Fin… Acropol’de biri yolda kalan, öteki yarışı kazanan Peugeot 208 T16’lar, bu sefer tam anlamıyla çuvalladılar. İkisi de radyatör problemiyle yolda kaldılar. 205 T16, 206 WRC, 306 Maxi, 207 Super2000 gibi rakiplerinin kulaklarını oynatan otomobiller yaratan Peugeot’nun, 206 Super1600, 307 WRC gibi kötürüm prodüksiyonları da olmuştur tarihte… 208 T16 ise şimdiye dek ya podyum yaptı, ya yolda kaldı… Merakla izliyoruz kendisinin akıbetini…

Sadece bir hafta sonra, Eskişehir Rallisi’nin antrenmanlarında olacağız. Bu yıl ralli takvimi yoğun. Eskişehir’de bizi 23 km uzunluğunda yepyeni bir etap, seyirci spesyali ve gece etapları bekliyor. Gece faktörü kimlerin yüzünü güldürecek merak ediyorum. Ege Rallisi gibi yakınçekişmeli ve zor bir yarış olacağını tahmin ediyorum. Fatih bu kez son spec Grande Punto Super2000 ile giriyor. Yağız her zamankinden daha motive ve artık Mini RRC’ye alışmış durumda. Murat istim üzerinde. Orhan ve Burak daha da hızlanmak için hazırlar ve hırslılar. Bakalım Nevzat Aslan bizim için ne numaralar hazırlamış…

Hatalıysam: arasdincer@rallidergisi.com

Onur Aslan : Delikanlı İşi; Ege

%s Onur Aslan

Onur Aslan
Onur Aslan
Hepinize merhabalar. Bir süredir Ralli Dergisi’nin çok sevdiğimiz insanları Çağlar Süren ve Sait Kuş ile yazmak üzerine konuşmalar yapıyorduk. Bu sezonun çok renkli geçeceğinin belirmesi üzerine ben de bu heyecanı bir nebze olsun aktarabilmek adına yazmaya karar verdim ve Ralli Dergisi ekibiyle irtibata geçtim..

Biliyorsunuz hem Türkiye’nin en eski otomobil sporları kulübü olan Ankara Otomobil Sporları Kulübü’nde Yönetim Kurulu Üyeliği hem de “Cevdet Durmaz ve Ekibi” olarak Can Çoker ile bu sezon Historic Ralli Şampiyonası’nda yer alıyoruz. Hem organizasyon tarafında hem de yarışmacı tarafında yer almamın yazılarım için beni yeteri kadar besleyeceğine inanıyorum. Dolayısıyla yazacak şeyler biriktikçe bundan sonra Ralli Dergisi’nde yazıyor olacağım. Her zaman yazısını keyifle okuduğum sevgili Aras Dinçer’le de Ralli Dergisi’nde oluşturduğumuz bu yazar kadrosu gayet eğlenceli oldu. Emirgan buluşmalarımızdan sonra artık burada da spor ve spor severi beslemek adına çok keyifli yazılar çıkacaktır, sevgiler Aras Dinçer’e.

Biliyorsunuz aslında sezonu geçtiğimiz aydan itibaren açmıştık. Andoff’un gerçekleştirdiği açılış yarışı, en renkli sezon açılışına aday gösterilse açık ara farkla birinci seçilebilir. Ardından rallide de, İstanbul seyircisinin bizi yabana atmayın bizde burdayız dediği, akıllarda ıslaklık, çekişmesi ve seyircisiyle kalan Rally 34’le sezonu açtık.

Geçtiğimiz hafta sonu ise Türk otomobil sporunun lokomotif branşı rallinin ulusal sezon açılışını, artık geleneksel hale gelen Ege Rallisi ile gerçekleştirdik. Rally 34 yağmura rağmen ne kadar keyifli ise Ege Rallisi’de her sınıfta yaşanan çekişme itibariyle yarışa giden, gidemeyip de internet başından sonuçları takip eden spor severleri bir o kadar memnun etti.

Kadroları ve değişim hikayelerini hepimiz biliyoruz. En büyük atağı Toksport WRT tarafından “profesyonel” anlamda hızlı pilotları kadrosuna katması ile gördük. CFTT’nin S2000 pilotlarını sabit tutarak R2 kadrosunda yaptığı ciddi revizyon bu sezon yine her zamanki iddialarından vazgeçmediklerini gösterdi. Bonus Parkur Racing’in “otomobil sporlarında strateji” üzerine üniversitelerde kürsü sahibi olması gerektiğine inandığım Ercan Kazaz’ı tekrar etaplara geri çağırması ile Cumartesi öğlen kimsenin ne olacağını kestiremediği bir yarışa başlamış olduk ki bu sezonun son yarışı Hitit Rallisi’ne kadar böyle devam edecek sanırım. O yüzden çok güzel bir sezon bizi bekliyor, eşiniz dostunuz kim varsa haber verin, yarışa götürün, tozunu yutturun, 2012 sezonundan daha iyi bir sezon yaşayacağız.

Tahmin edildiği üzere Yağız ile Murat bize tam anlamıyla her etap sonu tansiyon tavanda dereceler başında oturturken, Fatih Kara’nın bahsedilene göre bir alt spec Punto’suyla etap birincilikleri, Burak Çukurova’nın tam bir şampiyona pilotu edasıyla temposunu sürdürdüğü ve gerektiği yerde agresifliğini gösterdiği, Orhan Avcıoğlu’nun Yağız ile Murat’a ilk yarıştan rahat vermeyen dereceleri kafaya giden pilotların her yarışı kazanabilecek potansiyelde olduğunu bize gösterdi.

Sınıf N4 ise tam bir muamma idi. Bir yandan yeni imajında bıraktığı sakalları ve bireysel olarak hastası olduğum gözlükleri ile Ercan Kazaz yarış öncesi sınıfı kazanmak istediğini belirten demeçlerde bulundu. Bence co-pilotu Emire Cantürk ile şampiyonanın renk skalasında önemli bir yere sahipler. Hep varolmaları dileğiyle. Az sonraki cümlelerde hızına zaten yeteri kadar değineceğim gözü kara pilot Uğur Soylu genel klasman ilk 5’te yer almak istediğini söylerken, “Takılma, bize her yer flat out!” mottolu Hakkı, Subaru’nun gırtlağına çöktüğü zaman yaptığı zamanları hepimizin bildiği Sabri Ünver, bir sene sonra parkurlara dönen iki sene önce Ege’de sınıfın kazananı olan Nebil Erbil ve “Road Runner” Yiğit’in arasındaki çekişmeyi herkes Fitch’den gelecek kredi notu bekleyen ülkeler gibi bekliyordu. Evet sınıfı ilk defa oturduğu Mitsubishi EVO X ile Yiğit kazandı ama bence Yiğit kadar tebriği Uğur Soylu da hakediyor. İkisinin temposu inanılmazdı. Son etapta podyumdaki mücadelede oldukça “yürüyen” S2000 pilotlarından en yukarıdaki isim Fatih Kara’nın sadece 16 saniye arkasında idiler. Yiğit ile Burak Çukurova’nın ise arasında sadece 8.3 saniye vardı. Toksport WRT’nin bu iki “delikanlı” pilotuna bize izlettikleri de mücadele için teşekkürler. Bu arada dikkatinizde kalsın Yiğit, finiş gördüğü her yarışta birinci olmaya devam ediyor.

R2’lerde Buğra’yı uzun zamandır takip ediyorum. Çok efendi, okulunda başarılı, gerektiği zaman temposunu ayarlamayı bilen, genç yaşına rağmen aldığı başarılarda şımarmayan, herkese karşı saygılı, daha limitine gelmediğine inandığım bir kardeşimiz. Bu sezon yeni co-pilotu Burak Erdener ile belirledikleri akıllı tempoları ile yarışı kazansa da, Toksport WRT’nin yeni transferi Yıldıray, bence en çok bahsedilmesi gereken isim bu yarış. Bir tık daha dikkate ihtiyacı var, incarlarını izleme fırsatı yakalarsanız sanki Ankara – İstanbul arası konforlu bir seyahat edercesine kullandığı R2’siyle attığı zamanlar, Emre Büyükbayrak’ın ona taktığı lakap olan “Çıldıray” niteliğinde. Yarışın ilk etabında Hakkı’yı da geçse S2000’lerin arkasına geçecekti. Yıldıray bu sene iki çekerde çok can yakacak, biraz dikkat sadece. Nazar değmesin diyerek diğer yarışlardaki performansını merakla bekliyoruz. Bu arada Ümitcan, Eytan Halfon ve sayın Tanrıbilir her an iki çekerde sürprize kalkışabilir, hiç kopmadılar bu yarışta mücadeleden. Dört çekerden inip iki çekere binerek o tempoya erişmek kolay olmasa gerek.

Historic’te ise tam manasıyla sezon başlamadı. Cevdet Durmaz’ın aylardır el emeği, göz nuru şeklinde hazırladığı Golf’ler Eskişehir’de görücüye çıkınca Escort’lar karşısında neler yapabilir göreceğiz. O şampiyonada da çok keyifli rekabetler ve çok şahane insanları etaplarda görebiliriz.

Bu arada ralli branşımız senelerdir ilk defa bu kadar neticeler anlamında bilinmezlik içinde. Bu bilinmezliğin de doğal olarak rekabeti arttırarak hızı doğuracak. Dolayısıyla bu hızın da ralliyi izlenesi bir spor haline getirmesi su götürmez bir gerçek iken, sporun yayılması için bu kadar “malzeme” kullanılarak bir şeyler üretilmeli.

Bizler yine de olabildiğince bu sezon etaplara eş, dost, tanıdık, akraba, komşu gibi bir takım yakınlık duyduğumuz insanları etaplara götürelim, bakın 10 gün sonra iki çekerlerin meydan muhaberesinde ikinci randevu Kocaeli’nde. Hava da güzel duruyor tahminlere göre, bilginize.

Yukarı
%d blogcu bunu beğendi: